Paylaş
Daha sonra dördüncü ve son yazımı sizlerle paylaşacağım.
Çünkü sırada başka sektörler de var tabii…
“Maksadım, kadim ve stratejik ürünümüz buğdayın üretiminin neden artırılması gerektiği konusunda sektör temsilcilerinin görüş ve önerilerine yer vererek kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmak” demiştim.
Bugün yine hububat sektörünün çok önemli bir temsilcisine kulak veriyoruz.
Ulusal Hububat Konseyi (UHK) Başkanı Yaşar Serpi, “Küresel nüfusun 2100 yılına kadar yaklaşık 10 milyara ulaşması ve tarımsal üretimin 2050’ye kadar en az yüzde 70 artması gerektiği öngörüldüğünde buğday yetiştiriciliğinin stratejik değeri daha da artıyor. Küresel gıda arzındaki artan istikrarsızlık, Türkiye’nin ithalata bağımlılığı azaltmak ve uzun vadeli gıda güvenliğini güçlendirmek için yerli üretim kapasitesini artırma gerekliliği daha da büyük önem arz ediyor. Buğday üretiminin artırılması ekonomik bir hedef olmanın ötesinde, ulusal gıda güvenliği, stratejik bağımsızlık ve kırsal kalkınma açısından hayati öneme sahip. Dolayısıyla, ‘Buğday üretimini neden artırmalıyız?’ sorusu yalnızca tarımsal bir konu değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, politik, milli güvenlik ve ekolojik bir strateji sorunu” diyerek, çok net bir bakış açısı ortaya koyuyor.
EKİM ALANI AZALDI, VERİM ARTTI
“1990’lardan bu yana Türkiye’de buğday ekim alanlarının daralmasında ekonomik koşullar belirleyici oldu. Öyle ki, 20 yıl önce 9 milyon hektar olan buğday ekim alanı 6.8 milyon hektara kadar indi” diyen Serpi, bu süreçte verim artışına dikkat çekiyor:
“Bugün için 7-7.5 milyon hektar arasında. Ekim alanlarının azalması, modern tarım teknikleriyle verimin artmasıyla pek hissedilmedi. Ekim alanlarının azalmasına rağmen yıllık buğday üretimimiz 15 milyon tonlardan 20 milyon tonlara geldi. Ancak artan nüfusumuzla birlikte ihtiyacımız da arttı. Son yıllarda Tarım ve Orman Bakanlığı’mızın güçlü ve stratejik politika desteklerinin yanı sıra Toprak Mahsulleri Ofisi’nin özellikle buğday için uyguladığı fiyat düzenleyici politikaları üretim alanlarında artışla ulusal buğday üretimi ve ticaretinin güçlenmesini sağladı.”
SU YETERSİZLİĞİ ÖNEMLİ BİR ETKEN
“Dekarda ortalama 270 kilogram verimle dünya ortalamasının üzerinde olmamıza rağmen, gelişmiş ülkelerin biraz altındayız. Burada elbette iklim ve yağış da önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Bu açıdan tarımın iklim şartlarına bağımlılığını azaltmamız gerekiyor. Türkiye’de halen yaklaşık 4 milyon hektar alan nadasa bırakılıyor. Bunun en büyük sebebi de ‘su’ yetersizliği. Belli ilkeler çerçevesinde havzalar arasında su transferinin yapılması gerekiyor. Ayrıca, mevcut sulanan alanlarda sulama sistemlerinin modernizasyonu yapılmalı. İlaveten, hükümetimizin boş arazilerin kiralanması yönündeki almış olduğu karar gereği, bu arazilerin üretime kazandırılmasını da tarım sektörü açısından son derece önemsiyor ve destekliyoruz. Münavebe sistemlerinin yaygınlaştırılması, kuraklığa dayanıklı ve erken olgunlaşan buğday çeşitlerinin kullanımı hem toprak verimliliğini koruyacak hem de üretim süresini kısaltarak nadas alanlarını azaltacak. Yanı sıra, toprak analizine dayalı gübreleme, dijital tarım uygulamaları ve uydu destekli ürün planlamasıyla bu alanlarda sürdürülebilir üretim sağlanabilir.”
ÜRETİMDE YENİ DÖNEM
“Son 15 yılda Türkiye’nin hububat üretiminde senelik ortalama yüzde 3-5 üretim volatilitesi, buğday üretiminde 18-22 milyon ton aralığı, kuraklık yıllarında yüzde 15-20 düşüş dalgalanmaları yaşandı. Aynı şekilde, tarımsal üretimde istikrarlı bir seyir izlemiş olmakla birlikte, verimlilik artışı hedeflerine ulaşmakta zorlandı. GAP ve diğer sulama projelerinin katkısı ve desteklerle gözle görülür düzeyde fayda sağlanarak, sulanan alanda yüzde 25 verim artışı, teknoloji adaptasyonunda yüzde 40 artış, modern ekipman kullanımında yüzde 60 artış yakalandı. Ayrıca, Tarım ve Orman Bakanlığı’mızın 28 Ağustos 2024 tarihinde yayınladığı ‘8859 Sayılı Bitkisel Üretimde Yeni Destekleme Modeli ve Üretim Planlaması’ ile ‘sözleşmeli üretim modeli’ yeni bir dönemin başladığını göstermesi açısından değerli bir gelişme oldu.”
ÜRETİMDE YENİ VİZYON
“Türkiye’nin hektar başına verimi 2.6 ton düzeyinde olup, küresel ortalamanın üzerinde. Ancak, AB standartlarına ulaşmak için yüzde 40 iyileştirme potansiyeli bulunuyor” İfadesini kullanan Yaşar Serpi, son olarak şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Bu artış, mevcut arazilerde üretimi önemli ölçüde artırabilir. Buğday üretimimiz açısından 2015-20 yıllarını stabilizasyon dönemi, 2021-25’i büyüme dönemi, 2026-30 periyodunu ise ortalama 25-28 milyon ton vizyonu ile dönüşüm dönemi olarak görmekteyiz. Bu çerçevede önce 100 milyonluk nüfusumuzu beslemek, daha sonra un, makarna, bulgur gibi ham maddesi buğday olan ürünlerinin ihracatında gerekli olan girdiyi mümkün olduğunca yerli kaynaklardan sağlamak üzerine oluşturulacak politika öncelikleri; havza bazlı dinamik üretim planlaması, verim bazlı destekleme, karbon-nötr üretim modelleri, dijital tarım altyapısı, Ar-Ge ve ıslah merkezli yaklaşımlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu stratejilerin uygulanması ile 2040’ta Türkiye’nin 30 milyon ton buğday üretimi ve 15 milyon ton buğday eşdeğer mamul madde ihracatı karşılığı 8 milyar dolar ihracat geliri elde etmesi işten bile değil. Sonuç itibariyle, buğday üretimini artırmak, geleceğimizi güvence altına almak demek.”
Paylaş