Paylaş
Evet; buğday üretimi artmalı, artırılmalı ama neden böyle olmalı?
Bu olgunun kendi içinde tutarlı ve sağlam mantığı olması da gerekiyor değil mi?
Özellikle tarım ekonomisi yönünden, popülizmden uzak ve inandırıcı bir gerekçe ortaya koymalıyız.
İşte bunun için sektörün asıl temsilcilerine sormaya devam ediyorum.
İlk yazıda Uluslararası Un Sanayicileri ve Hububatçıları Birliği (IAOM) Avrasya Başkanı Dr. Eren Günhan Ulusoy'un görüş ve önerilerine yer vermeye çalıştım.
Bu yazıda ise Tahıl ve Bakliyat İşleme Teknolojileri, Depolama ve Analiz Sistemleri Derneği (TABADER) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bayram ile Hububat Tedarikçileri Derneği (HUBUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Erbap’ın görüş ve önerilerini sizlerle paylaşıyorum.

MAHŞERİN DÖRT ATLISI
Prof. Dr. Mustafa Bayram, çok ilginç bir ifadeyle söze başlıyor:
“Dünyada mahşerin 4 atlısı olarak 4 tahıl bulunur.
Bunlar dünyadaki kıtaların da temel tahıllarıdır ve yokluklarında Armagedon’un da 4 atlısı gibidir.
Diğer bir deyişle, kıtlık ve yıkımı ifade ederler.
Bu 4 tahıl, Afrika için sorgum, Avrupa ve Batı Asya için buğday, Uzak Doğu için pirinç ve Amerika için de mısırdır.
Bu ürünlerin keşfi de neredeyse bu sırayla gerçekleşmiştir.
Gerek temel gıda olmaları gerek uzun yıllar stoklanabilmeleri bu özelliklerini daha da sağlamlaştırmıştır.
İnsanlık bu stratejik ürünlerin önemini acı tecrübelerle ve tekrar tekrar deneyerek öğrenmiştir. “

KONU YALNIZCA ÜRETİM DEĞİL
“Buğday üretimini artırmak yalnızca tarımsal bir hedef değil; gıda güvenliği, ekonomik istikrar, enerji maliyetleri ve stratejik bağımsızlık açısından da kritik bir zorunluluktur.
Buğday, Türkiye’de ve dünyada temel gıda maddesi olan ekmek, makarna, bulgur ve unlu mamuller gibi ürünlerin ana hammaddesidir.
Kendi buğdayını yeterince üretemeyen ülkeler, gıda krizi ve fiyat dalgalanmaları karşısında savunmasız kalır.
Türkiye, dünya un ve bulgur ihracatında önde gelen ülkelerden biridir.
Ancak, hammadde olarak buğday ithalatına bağımlıdır.
Oysa; yerli üretimin artması ithalat faturasını düşürür, döviz tasarrufu sağlar.
Kendi buğdayını üreten bir ülke, katma değeri yüksek gıda ürünlerini dış pazarlarda daha rekabetçi fiyatla satabilir.”
BUĞDAY TEMEL HAMMADDE
Prof. Dr. Bayram, buğdayın aynı zamanda gıda, yem, biyoteknoloji ve enerji gibi sektörlerle olan doğrudan ilişkisine de vurgu yapıyor:
“Yerli buğday üretimi, un, makarna, bulgur, nişasta, gluten gibi alt sektörlerin sürdürülebilir hammadde tedariğini sağlar.
Dijital tarım ve yapay zekâ destekli üretim planlaması ile verimlilik daha da artırılabilir.
Pandemi, savaş ve lojistik krizler ülkelerin tahıl rezervlerinin stratejik önemini göstermiştir.
Yüksek buğday üretimi, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) gibi kurumların da stok kapasitesini güçlendirir, fiyat istikrarını sağlar.”
50 MİLYON TON OLABİLİR
Sektörün önde gelen sivil toplum kuruluşlarından Hububat Tedarikçileri Derneği’nin (HUBUDER) Başkanı Gürsel Erbap, buğdayın dünyanın hemen her yerinde yetişebilen bir serin iklim tahılı ve anavatanın ise 12 bin yıl öncesinden Türkiye toprakları olduğuna dikkat çekiyor.
Birçok ürünün ana hammaddesi olarak kullanılan buğdayın dünyada yaklaşık 800 milyon ton, Türkiye’de de uzun yıllar ortalaması 20 milyon ton olarak üretildiğini söyleyen Erbap…
“Türkiye’de yıllara göre değişmekle birlikte 6.8 ile 7.8 milyon hektar alanda yetiştirilen buğday ağırlıklı olarak kışlık ekim yapılmaktadır.
Türkiye mevcut ekilebilen buğday alanları ile 2-3 katı, yani 40-50 milyon ton buğday üretimine erişebilir.
Tarımsal mekanizasyonun güçlendirilmesi, sulama alternatiflerinin artırılması, toprak bütünlüğünün sağlanması, desteklerin artarak devam etmesi ve sertifikalı tohumluk ile bu hedeflere rahatlıkla ulaşılabilir” diyor.
TARIMDA ÖLÇEK EKONOMİSİ
“Tarımda ölçek ekonomisi verimin ve kârlılığın en önemli unsuru” diyen Erbap, şöyle devam ediyor:
“Ancak, verimli tarım arazilerinin çok yıllık bitkilere, yerleşim, konut ve sanayi alanlarına kesinlikle açılmaması gerekiyor.
Kuraklık, hastalık ve zararlılara karşı yüksek verimli sertifikalı buğday tohumlarının geliştirilerek kullanılması buğday verimini artırmanın en önemli faktörlerinden biri olacaktır.
Türkiye, stratejik ve jeopolitik konumundan dolayı birçok tarım ürününde olduğu gibi buğday unu ihracatında da son 10 yıldır dünyada ilk sıradadır.
Ne var ki, ihracatı gerçekleştirirken kendi ürettiğimiz buğday yetmediği için yurt dışından ithal ederek bunu karşılamaktayız.
Ama, buğday unu ihracatını kendi ürettiğimiz ürünle ve kolaylıkla yapabilmemiz gerekiyor.”
BOŞ ARAZİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
“Türkiye’de hâlâ üretimde kullanılmayan boş arazilerin olduğunu biliyoruz.
Tarım Bakanlığı’nın son dönemde yaptığı çalışmalarla bu arazilerin kazanılması, buğday ve diğer tarım ürünlerinin üretimlerine katkı sağlayacaktır.
Buğday üretim artışıyla birim alandaki kârlılık artacak, çiftçiye aynı gider kalemleri ile daha fazla gelir sağlayacaktır.
Öncelikle günden güne artan desteklerin doğrudan katma değerli ürün artışına yönelik olmasına da özellikle dikkat etmek gerekir.
Tohum, gübre, ilaç ve tarımsal mekanizasyon destekleri ile ölçek ekonomisine uygun tarımsal faaliyet sonucu artacak buğday üretimi sayesinde yurt dışından ithal edilen ürün karşılığını kendimiz üretmiş olacağımızdan döviz kaybı yaşanmayacaktır.
Doğal olarak; un, makarna, bulgur ve unlu mamuller ihracatı artarak ülke ekonomisine katkı yapacaktır.
Ayrıca, hayvancılık için yurtdışından ithal ettiğimiz başta buğday kepeği olmak üzere, diğer yem hammaddelerini de kendi kaynaklarımızla sağlamış olacağımıza inanıyorum.”
Üçüncü yazıda sektörün sesini duyurmaya devam ediyor olacağım…
Paylaş