"İsmail Uğural" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İsmail Uğural" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

İsmail Uğural

İzmir neyin merkezi olmalı

19 Eylül 2014

HÜRRİYET Ege büyük iş yaptı. İzmir’de tarım ve gıda sektörünün 20 temsilcisini geçtiğimiz günlerde biraraya getirdi ve ortaya manifesto niteliğinde bir sonuç bildirgesi çıktı. Buna göre, “İzmir’de yeni bir arayışa ihtiyaç yok. Bölgenin tarihi, ekonomik, doğal ve ekolojik potansiyeli bir gerçeği bize adeta dayatıyor. İzmir Türkiye’nin tarım ve gıda merkezi olmalıdır. Bölge ekonomisinin geleceği bu vizyon çerçevesinde planlanmalıdır.”
Peki bu nereden kaynaklandı? Niçin sektör temsilcileri Hürriyet Ege’de yapılan toplantı sonrası böyle bir çıkışı gerek gördü? Çünkü nedense son dönemde İzmir kamuoyunda hep konuşulur ve sorulur oldu. İzmir neyin merkezi olmalı? Öyle ya Antalya turizmin, İstanbul birçok şeyin ama özellikle finansın, Bursa da otomotivin merkezi haline geldiğine göre İzmir ne olmalı sorusu hep gündemde kalmaya devam etti. Oysa yaşadığınız bölgenin sahip olduğu temel özellikler sizi “bir şey” olmaya zorlar, siz zorla bir şey olamazsınız. Dolayısıyla artık komplekse gerek yok. Son altmış yıldır bu ülkede bir kompleks yaşanıyor. Tarımı itip kakma ve küçük görme halleri bu ülkeye büyük zarar verdi. Hâlâ da vermeye devam ediyor.

Tarımsal sanayi
Efendim bir bilgisayar çipi veriyorsunuz, bilmem kaç kamyon buğday veya şu kadar ton süt alıyorsunuz, öyleyse tarımla uğraşacak zamanımız yok! İleri teknolojilere yatırım yapalım. Yapmayın diyen var mı? Niye sapla samanı birbirine karıştırıyorsunuz? Sanayi mi tarım mı sorusu belki 1950’lerde bir anlam ifade ediyordu, 21. yüzyılın küresel gerçekleri karşısında bu anlamını kaybetmiştir. Bilgisayar çipi üretme teknolojiniz varsa tabii ki üreteceksiniz, ancak diğer yandan da tarımın stratejik bir sektör olarak algılanmaya başladığını da kabul edeceksiniz. Aslında modern tarım zaten sanayidir. Bir de buna ineğin memesindeki süt değerlidir, ama tüketiciye ulaşan süt daha değerlidir diye bir ekleme yaptığınızda gıda sektörünün büyük katma değer yaratma gücünü de algılamış olursunuz. Size somut bir örnek vereyim. Bugün Avrupa Birliği’nin en büyük sektörü gıda sanayiidir. İşte internet orada merak eden rakamları inceleyebilir.

Yüksek katma değer
Daha önce yazdım. Geçen yıl İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nce düzenlenen “Tarım ve Gıda Zirvesi”nde İzmir’in bu alanda yol haritası çizilmiş ve sektörel öncelikleri belirlenmişti. İzmir’in tarım ve gıdada Türkiye’nin en önde gelen ili olduğu vurgulanmış, bu gerçek istatistikler ile desteklenmişti. Böyle bir tabloda akıl ve mantık neyi emreder? Tarım ve gıdayı sanayi ve teknoloji ile buluşturmak, tamamen yüksek katma değeri hedef almak. Söz konusu Zirve’yi hazırlayan 400 sektör temsilcisi ve uzman sektörel öncelikleri yani hedef alanları şöyle belirlemişti; * Süt ve Süt Ürünleri Sanayi ve İhracatı, * Yaş ve Kuru Meyve Sebze Sanayi ve İhracatı, * Su Ürünleri Sanayi ve İhracatı, * Süs Bitkileri ve Seracılık Sanayi ve İhracatı, * Organik Üretim Sanayi ve İhracatı, * Yenilenebilir Enerjinin (Jeotermal) Tarımda Kullanılması...

Gıda çıpadır

Yazının devamı...

Bağ alanları nereye gidiyor

12 Eylül 2014

BUGÜN sadece Türk tarım ve gıda sektörü için değil, aynı zamanda ulusal ekonomi için de büyük değer taşıyan iki önemli üründen söz etmek istiyorum. Önce Ege’nin sarı altınına bakalım. Ülkemiz çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde dünyada ikinci, ihracatta ise birinci sırada yer alırken, 275-325 bin ton üretim miktarı ile dünya üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını karşılıyor. Toplam üretimin yüzde 80-90’ı ihraç ediliyor. Yıllık kuru üzüm ihracatından da yaklaşık 600 milyon dolar gelir elde ediliyor. Bu arada yaş üzüm ihracatının her geçen gün arttığını da hemen belirtelim. Bu yıl beklenen rakam 250 milyon dolar civarında... Şimdi gördüğünüz gibi buraya kadar her şey güzel gidiyor. Ancak son dönemde çok ciddi bir risk ile karşı karşıyayız. Bu önemli konuyu Tariş Üzüm Birliği Başkanı Ali Rıza Türker ile konuştuk.

1 milyon dekara yaklaştı
Türker, “Ege Bölgesi’nde çekirdeksiz üzüm bağ alanları 30 yıl içinde yüzde 100’e yakın genişledi. 1985 yılında 570 bin dekar olan üretim alanı 2013 itibariyle 1 milyon dekara yaklaştı. Halen de bölgede bağ dikimi artıyor. Fidan satış yerlerinde asma fidanı yok satıyor ve Ege Bölgesi kır alanlarında, zeytin yetiştirilen dağ yamaçlarında bile asma fidanı dikimi yapılarak yeni bağ alanlarının kurulmasına büyük bir hızla devam ediliyor” diyor.


Sınırlama getirilmesi şart
Türker, “İhracat oranı dengede seyrederken artan bağ sahaları dikkate alındığında, yakın bir gelecekte üretim miktarının kontrol edilemez bir boyuta taşınacak olmasından büyük kaygı duymaktayım. Yanı sıra asma fidanının tarımsal desteklenme kapsamında olması bu olumsuz sorunu daha da çözülemez hale getiriyor. Üstelik üzümde fındık gibi arz fazlalığı sorunu var. Fındıkta arz fazlalığını gidermek için üreticilere söküm tazminatı ödeniyor, ancak üzümde hem böyle bir tazminat söz konusu değil, hem de fidan teşviki yapılıyor. Bu da ne yazık ki ileride büyük sorunlar yaşanmasına yol açacak. Dolayısıyla çözüm olarak mutlaka üretimin planlanması gerekiyor. Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli’nde belirlenmiş hedeflere uyularak bağ alanlarına sınırlama getirilmesini şart görüyoruz” diye konuştu.

Aydın'da fındık olmaz

Yazının devamı...

Pınar tarımsal sanayinin öncüsü

5 Eylül 2014

Yaşar Holding, Türkiye’de tarıma dayalı sanayi ve gıda sektörünün öncüsüdür. Nedense bu konu çok fazla, daha doğrusu hak ettiği ölçüde medyada yer almaz. Özellikle 1970’li yıllarda o dönemin siyasi ideolojisinin dayatması sonucu ille de ağır sanayi diye bastırılırken, Selçuk Yaşar, “Türkiye’nin geleceği tarımsal sanayi ve gıda sektöründe” diyordu. Aradan kırk küsur yıl geçti ve zaman Yaşar’ı haklı çıkardı. Selçuk Bey’e Türk gıda sektörünün özel bir ödül vermesi gerekir. Aslında bu olgu başlı başına bir yazı konusudur ve ilk fırsatta bu gerçeği ayrıntısıyla yazmak istiyorum. Şimdi gelelim bugünkü konumuza...

Üreticiye eğitim
Yaşar Topluluğu tarafından kurulan Pınar Enstitüsü, gıda, sağlık ve beslenme konularında toplumu bilinçlendirmek ve kaliteli yaşam farkındalığı yaratmak amacıyla bilimsel projelere destek vermek ve eğitim faaliyetlerinde bulunmak misyonuyla çalışmalarını sürdürüyor. Enstitü öncülüğünde yürütülen ‘Sütümüzün Geleceği Bilinçli Ellerde Projesi” ile Eskişehir’de bin 400 yetiştiriciye hayvan bakımı ve sağlıklı üretim konularında eğitim verilmesi planlanıyor. Eskişehir ile birlikte 2014 yılında 4 binden fazla üretici eğitim almış olacak.

Yeni iş modeli
Eskişehir’de yapılan toplantıda söz alan Hedef A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili Feyhan Yaşar, “Pınar Süt, 1973’te İzmir’de bulunduğu bölgeyi kalkındıran, harekete geçiren ve refah yaratan bir iş modeli ortaya koydu. Bu model sayesinde İzmir süt üretiminin başkenti oldu. İlerleyen yıllarda biz bu modeli Eskişehir’e taşıdık ve benzer bir ekonomik etki bu bölgede de gerçekleşti. Bu modelle tüm sektöre örnek oluşturduk. Tıpkı Ege, tıpkı İç Anadolu’da yarattığımız değeri, şimdi de Güneydoğu Anadolu Bölgemiz için yaratmaya soyunduk. Şanlıurfa fabrikamız aracılığıyla bu bölgedeki üreticilere de sürdürülebilir bir iş modeli öğreteceğiz” açıklamasını yapıyor.

Süt çok değerli
Çiğ süt eğitimlerinin önemine değinen Yaşar Holding İcra Başkanı Mehmet Aktaş: “Süt, doğası gereği pek çok paydaşı bir araya getiriyor. Hepimizin bu değeri nasıl daha iyi şartlarda üretip sunabileceğimizi, süt tüketim alışkanlığına ve toplum sağlığına nasıl katkı sunacağımızı düşünmemiz ve bunun için çalışmamız gerekiyor. Üreticilerimizin ihtiyaçlarına cevap verebilecek her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu da bir kez daha belirtmek istiyorum” diyor.

Bilinçli üretim

Yazının devamı...

Gıda atıklarına dikkat!

29 Ağustos 2014

“GIDADA israf konusuna gittikçe daha fazla önem vermemiz gerekiyor” diye yazmıştım. Bu konu dünyada sürekli tartışılır hale geldi. Bizde de öyle olması kaçınılmaz. Türkiye’de ekmek üretimi, tüketimi, tüketim alışkanlıkları, ekmeğin israfı ile israfın nerelerde ve ne şekilde gerçekleştiğini ortaya koyan ciddi araştırmalar var. Buna göre 250 gramlık standart ekmek üzerinden, Türkiye’de 2012’de günde yaklaşık 6 milyon ve yılda 2 milyar 170 milyon ekmek israf edildi. Bu, ülke genelinde üretilen toplam ekmeğin yüzde 5.9’unun israfı anlamına geliyor. İsrafın ekonomik büyüklüğü ise yılda 1.6 milyar liraya tekabül ediyor.


ÖNEMLİ GELİŞME - Bu arada, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın “Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası” ile sağlanan faydanın ölçülmesi amacıyla 2013 sonunda yeni bir araştırma yapıldı. Sonuçta ekmek israfının bir önceki yıla göre yüzde 18 azaldığı ortaya çıktı. Bu azalışla ekmek israfı günde 4.9 milyon, yılda 1 milyar 790 milyon adede düşürülmüş oldu. Böylelikle günde 1 milyon 50 bin adet, yılda 384 milyon adet ekmeğin israf edilmesi önlendi. Bu gelişme iyi ama tabii ki yeterli değil. Hâlâ özellikle ekmek sektöründe büyük kayıplar söz konusu. Bu hususta farkındalığı daha da artırmamız şart.


ATIK YÖNETİMİ - Bu alanda diğer bir önemli konu ise gıda atıkları. Akdeniz’de faaliyet gösteren turizm gruplarından Paloma Hotels, “Gıda Atığını Önleyelim Projesi”ni bir yıl için hayata geçiriyor. Alınan sonuçlar dikkat çekici. Atık yönetiminin bilinçli biçimde yapılması, işletme maliyetlerinde bazı kalemlerde düşüş sağlıyor. Bunun üzerine mutfak yönetimi de bu yaklaşıma bağlı olarak menülerinde değişiklikler yapıyor. Paloma Hotels Mutfak Yöneticisi İsmail Gürsoy, “Üretim alanlarından geri dönen atıkların takibi ile üretim esnasındaki zayi izlenmeye başlandı. İlk adım olarak aynı bakış açısını kazandırabilmek için personele işbaşı eğitimleri verildi. Üretim esnasında nasıl daha az zayi çıkarabilecekleri konusunda daha duyarlı olmalarını sağlandı” diyor.


DAHA ÇOK KONUŞACAĞIZ - Yapılan açıklamada, yıllık menü planlaması uygulamasının hatalı olduğu, artık misafir profiline göre menü hazırlamanın atık yönetiminin bir parçası olduğu ifade ediliyor. Ayrıca, plansız satın alma ve stoktan kaynaklanan gıda atıkları takip edilerek, maliyet avantajları sağlanıyor. Gürsoy, “Plansız satın alma, maliyet kadar çevreye de zararlı. Çünkü siz sadece ürünü değil, ürünün ambalajını da atıyorsunuz” diye konuşuyor. Bunlar hem yeni, hem farklı konular. Ama önümüzdeki yıllarda gıda israfı ve atıkları sorununu çok konuşacağımız kesin. Çünkü milyarlarca dolarlık üretim ve ekonomik kayıplardan söz ediyoruz.

Yazının devamı...

Küçükler için kooperatifçilik tek seçenek

22 Ağustos 2014

Her vesile ile kooperatifçiliği savunurum. Okurlarımız bunu bilirler. Benim kooperatifçiliğe inancım siyaset ve ideolojiden uzak tamamen ekonomik akıl ile bağlantılıdır. Büyüklerin büyük olmalarından kaynaklanan avantajları karşısında küçük işletmeler ve küçük çiftçiler ancak bir araya gelerek rekabetçi olabilirler. Bütün dünya için doğru olan bu görüş milyonlarca küçük çiftçisiyle Türkiye için çok daha doğrudur diye düşünürüm. Tabii kooperatifçilik doğru dürüst yapılabiliyorsa... Köy-Koop Denizli Birliği Başkanı Mehmet Varol ile güçbirliğinden doğan faydaları konuştuk.

Geniş ürün deseni
Mehmet Varol, “Bugün 17 ilçeden 130 kooperatifin katılımıyla ortak sayımız 14.600’e ulaştı. Denizli’nin en güçlü tarımsal örgütü konumundayız. 150 rakımdan 1400 rakıma üretim yapılan ilimizde ürün deseni hayli geniştir. Örneğin kekik üretiminde dünya birincisi, üzüm üretiminde Türkiye ikincisi, ayçiçeği ve elma üretiminde yine Türkiye ikincisi, birim alanda üretim konusunda ise ilk sıralardayız” diyor.
Varol, “Kooperatif ortaklarımız meyvecilikten sebzeciliğe, ormancılıktan hayvancılığa birçok alanda üretim yapmaktadır. Bu üretimin bir bölümü kooperatiflerimizin kendi işletmelerinde yarı mamul ve mamule dönüştürülmekte ya da bizim aracılığımızla pazarlanmaktadır. Ayrıca il genelinde üretilip piyasaya sürülen 1200 ton/gün sütün yüzde 99,9’u soğuk zincirdedir. Günlük sütün 300 tonluk bölümü özel sektöre ait çiftliklerde, 900 tonluk bölümü de küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinde üretilmektedir. Aile işletmelerinde üretilen sütün 500 tonu Birliğimizce 400 tonluk bölümü ise üretici birlikleri ve aracı firmalar tarafından pazarlanmakta” diye konuşuyor.

Hedefler çok büyük
Ana hedeflerinin ürünlerini dünya pazarlarına sevk edebilen örgütlü üreticiler yetiştirmek olduğunu söyleyen Varol sözlerini şöyle tamamlıyor;
“Eğitimi çok önemsiyoruz. Bu yüzden her yıl yönetim ve denetleme kurulu üyelerimizi hizmet içi eğitime tabi tutuyoruz. Kış aylarında kırsal bölgelerde özellikle köy ve kasabalarımızda ortaklarımıza sürekli eğitim vermekteyiz. İsmail Bey bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler, 2014’ü ‘Küçük Aile İşletmeleri’ yılı ilan etti. Biz de Denizli Bölgesi Hayvancılık Kooperatifleri Birliği olarak ‘Denizli İlinde Küçük Aile İşletmelerinde Süt Kalitesinin İyileştirilmesi Projesi’ni hazırladık ve hayata geçirmeye başladık. Bu proje ile kısa vadede hedefimiz, Birliğimize bağlı 7820 işletmenin yüz tanesinde projemizi uygulayarak günde 20 ton çiftlik sütü üretmektir. Orta vadede bin işletmede 150 ton, uzun vadede ise iki bin işletmemizde 300 ton AB normlarına uygun, bakteri yükü yüz binin altında süt üreterek Türkiye’nin en büyük çiftliği olmak istiyoruz. Bu hedefimiz doğrultusunda makina-ekipman alımında, yüzde 50 hibeden yararlandık Geriye kalan yüzde 50 için de özel bankalarla sözleşmeler yaparak, kredi bağlantılarını kurduk. Bu projemiz ile kaliteden dolayı alacağımız fark sayesinde en geç iki yıl içerisinde tüm borçlar ödenecek ve üreticimiz daha çok kazanacak. İşte bu örneklerle kooperatifçiliğin küçük çiftçilerimize sağladığı avantajları görüyorsunuz.”

Yazının devamı...

Tarım arazilerini imara açmayın

15 Ağustos 2014

Bütün dünyada tarım alanları petrol kuyuları gibi olmaya başladı. Küresel ölçekte tarım ve gıdanın stratejik önemi arttıkça tarımsal araziler de hızla değerleniyor. Artan nüfusun da etkisiyle kıtlık sorunu yaşamak istemeyen gelişmiş ülkeler çareyi farklı coğrafyalarda toprak satın almak ya da kiralamakta buluyor. Bu konudaki gözde bölgeler ise toprak açısından zengin, ekonomik açıdan fakir olan Afrika ve Güney Asya ülkeleri.

Toprağa hücum
Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) son verilerine göre 41 ülke başka ülkelerde toprak kiralarken, 62 ülke de topraklarını başka bir ülkeye kiraya verdi veya sattı. Bu konuda en iddialı ülke ise İngiltere. Bu ülke büyük kısmı Afrika’da olmak üzere 4 milyon 400 bin hektarlık arazi kiraladı. ABD’nin dünya genelinde topladığı arazilerin büyüklüğü 3 milyon 700 bin hektara ulaştı. Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin ise 3 milyon 400 bin hektarlık araziyle ilk üç ülke arasında yer alıyor. Yanı sıra Suudi Arabistan, Güney Kore ve Türkiye gibi ülkeler de toprağa hücum furyasına katılmış durumda.

Şansımızı kullanalımŞu anda dünyada en fazla tarım alanına sahip ülke 183 milyon hektar ile ABD, onu 158 milyon hektar ile Hindistan, 121 milyon hektar ile Rusya ve 110 milyon hektar ile Çin izliyor. Türkiye yüzölçümü itibarıyla 37’nci sırada olmasına rağmen 24 milyon hektar tarım arazisi ile 12’nci sırada. Açık ifadesiyle bu büyük bir nimet! Çok iyi değerlendirmemiz gereken muazzam bir zenginlik kaynağı.

Tam bir felaket olur
Şimdi sadede gelelim. Üzerinde tarım yapılabilecek 40-50 santimetre toprak tabakasının oluşması için 20-25 bin yıllık süreye ihtiyaç var. İşte bu yüzden Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar şu uyarıyı yapıyor:
“TZOB olarak birinci sınıf sulamaya uygun tarım arazilerimizin imara açılarak, bu alanlarda sanayi ve yerleşim yerleri yapılmasını tam bir felaket olarak nitelendiriyoruz. Tarım alanlarının imara açılması yerine mevcut yerleşim alanlarında kentsel dönüşüm projeleri yapılarak, insanların bu alanlarda ikamet etmelerinin sağlanması gerek. Valiler ve belediye başkanlarına sesleniyorum, Türkiye toprak varlığını çok iyi korumak zorundadır. Sizden rica ediyorum tarım arazilerini, meraları imara açmayın. Aksi takdirde hem doğal yaşam, hem bitkisel üretimimiz, hem de hayvancılığımız büyük zarar görür.”

Yazının devamı...

İsraf olmasa açlık önlenir

8 Ağustos 2014

Sıklıkla yazıyorum. Gıda üretim, ticaret, sanayi ve ihracatını her geçen gün daha fazla konuşacağız. Gıda ve gıda teknolojileri sanayi ve ihracatının önümüzdeki yılların temel konularından biri olacağına kesin gözüyle bakabilirsiniz. Bu sadece dünyada değil Türkiye’de de geçerli. Ancak aynı zamanda gıdada israf ve atık konusu da giderek artan bir öneme sahip olacak.

Farkındalık sorunu
Bugün küresel gıda pazarı 4 trilyon doların üzerinde. Türkiye’de gıda ve içecek sanayiinin cirosu yaklaşık 300 milyar lira ve istihdamı da 400 bin kişiyi aşıyor. Gıda malları üretimi dünyada ve Türkiye’de giderek artıyor. Diğer yandan açlık dünyanın önde gelen sorunlarından biri haline gelirken, her yıl gıdaların üçte biri atılıyor ve israf ediliyor. Atık gıdalar, bu gıdaların üretiminde kullanılan kaynakların da kaybedilmesine sebep oluyor. Ne var ki bu dramatik tabloda en kritik nokta 7 milyarı geçen dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun meydana gelen muazzam gıda israfının farkında olmayışı..

İnsanlar ölüyor
Uluslararası araştırmalara göre küresel ölçekte yılda 1,3 milyar ton gıda çöpe gidiyor! Yani toplam üretimin üçte biri zayi oluyor. Başka ifadeyle yılda 1 trilyon dolar kayboluyor! Bu inanılmaz bir rakam. Bir yandan da dünyada açlık ve yetersiz beslenme yüzünden her gün yaklaşık 17 bin, her yıl 6 milyon çocuk hayatını kaybediyor. Bu sürdürülemez bir durum. Aslında dünyada herkes için yeterli gıda var. Ama üretim ile ihtiyaç sahipleri bir türlü buluşamıyor! Sevgili okurlar, bu konu çok önemli. Gelecek yazılarımda konuyu daha da açmak istiyorum. Bugün biraz genel bilgi vermek istedim. Öncelikle bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de her gün oluşan devasa gıda israfı ve atıklar hususunda farkındalığımızı artırmalıyız.

Açlık ve obezite
Yukarıdaki satırlar halen dünyada yaşanan çok üzücü tabloyu ortaya koyarken, sizlerle paylaşmak istediğim bir başka çarpıcı rakam yaklaşık 1,5 milyar insanın da aşırı kilolu yani obez olması! Adaletin bu mu dünya diye insanı isyan ettiren söz konusu küresel çarpıklık ve çelişkiyi daha fazla konuşur olmalıyız. Önümüzdeki yazılarda daha fazla bilgi ve analizi olacak. Dediğim gibi konu hem dramatik hem stratejik..

Yazının devamı...

Kırmızı ette denge (3)

1 Ağustos 2014

İzmir Kırmızı Et Üreticileri Birliği (İZKEB) Başkanı Veteriner Hekim Osman Civil ile yaptığımız görüşmenin üçüncü ve son bölümünü bugün okuyacaksınız. Öncelikle yoğun ilginize teşekkür ediyorum. Çok sayıda mesaj aldım, gerçekten de konu önemli ve güncel. Ayrıca Civil’in görüş ve önerileri hani derler ya sade suya tirit olmanın dışında mesleki ve sektörel bilgiye dayalı olunca ortaya konulan fikirler de tabii dikkat çekiyor.

Sözleşmeli üretim
Osman Civil, Türkiye’de kırmızı et üretiminde bir diğer denge noktasının dönemsel kırmızı et tüketimlerindeki artış ve azalışlar olduğunu söylüyor. Üretim ve satışın bu dönemlere göre planlanmasının yüksek riskli bir üretim modeline yol açacağının altını çizen Civil, “Bu durum hem üretimi mevcut döneme yoğunlaştırmakta, hem de satış ve fiyat politikası söz konusu dönemde hızlı değişime uğramaktadır. Ancak kanımca bunun yerine sözleşmeli üretime geçilerek dengeli üretim ve satış politikaları belirlenebilir” diyor.

Beklentiler neler
Civil, “Geldiğimiz aşamada tüm bu denge noktalarının olumlu / olumsuz etkileri sonucunda artan kırmızı et karkas fiyatı / tüketim dengesi ne yönde ilerler? Üretim materyalleri göz önüne alınırsa karkas et fiyatı (gelecek 6 ay ve sonrası için) artmaya devam eder. Artan fiyat karşısında – alım gücüne göre halkın bir kesiminin kırmızı et tüketimi azalır. Kağıt üzerinde üretilen et tüketimi karşılamış olur. Fiyat / üretim / arz dengesi bir süre daha kendini idare eder. Bunun başlıca iki sebebi var. Birincisi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ithalat karşısında kararlı ve ilkeli duruşu.. İkincisi yükselen karkas fiyatına bağlı reforme inek kesiminin devam edecek ve inek sayısının azalacak olmasıdır. Yanı sıra daha yüksek süt verimine sahip işletmelerin sayısı çoğalıp damızlık sayısı azalırken süt üretimi de artacaktır. Ne var ki bu süreçte yıllık doğan erkek buzağı sayısı da azalış gösterecektir. Gelir seviyesi, nüfusu, turisti, göçmeni artan ülkemizde kırmızı et ihtiyacı kaçınılmaz biçimde sürekli yükselecek. Kişi başına tüketilen et / et ürünleri miktarı yine aynı şekilde yukarı yönlü olacak. Buna karşılık kırmızı et üretimi yatay seviyede kalacaktır. Bu durum ise uzun vadede et fiyatlarını artıracak. Son yıllarda kırmızı et üretimindeki hızlı artış rakamları da iki sebepten kaynaklanıyor. Birinci olarak sistem kayıt altına girdikçe, daha önce kayıtlı olmayan ancak üretilen etler sanki bu dönemde artmış gibi yansımakta, ikincisi de süt üretimindeki yükselişe bağlı olarak gerçekleşen sahici üretim artışı” diye konuşuyor.

İNEK KUTSAL HAYVAN
Civil’in çözüm önerileri ise şunlar: “Et ve Süt Kurumu (ESK) piyasa düzenleme kurumu olmalıdır. ESK, KİT olmaktan çıkarılmalı ve bağımsız bir bütçeye kavuşmalıdır. Piyasaları tüccar değil kar / zarar düşünmeden ESK düzenlemelidir. KOP, DAP, DOKAP projeleri sekteye uğramamalı ve etçi ırk sorunu mutlaka çözülmelidir.

Yazının devamı...