İlker Karaş

Days Gone ve PC deneyimi

1 Haziran 2021
İlker Karaş yazdı...

PC oyuncuları olarak hayatımızdaki en büyük hayaller genellikle konsol tarafına çıkan oyunların PC’ye gelmesi yönünde olmuştur. Daha karizmatik ve havalı deneyimlere sahip özel yapımlar konsol dünyasını titretirken, bizler PC tarafında daha farklı deneyimlerle birçok oyunla vakit geçirir, ama günün sonunda da erişemediğimiz oyunlar için iç çekerdik.

Yıllar içinde bu algı yavaş yavaş yerini denemelere bıraktı. Sony’nin PlayStation konsolu için özel olarak hazırladığı 2019 yılında çıkış yapan Days Gone artık PC oyuncularının erişimine açıldı. Steam ve Epic Store gibi mağazalardan alınabiliyor.

Peki bu olaydan ne anlamalıyız?

Aslında konu tamamen basit. PlayStation 5 ile sürecek maceranın yanında Sony, PC tarafında bilinirliği ve pazarı arttırmak istiyor. Belki ana satış alanı PC olmayacak (olabilirde, bilinmez), belki sadece böyle 2 yıl öncesinin yapımlarını göreceğiz. Hiç şüphe yok ki konsola sahip olmadığımız ya da konsolda rahat rahat oynayamadığım oyunların keyfini PC’de çıkartacağız. Gelin şimdi bu konuda uzun süredir vakit geçirdiğim Days Gone’ın PC serüvenine bir bakalım.

2 yıl önce bu aralar hayatımızda Covid-19 yoktu. Böyle zombi temalı şeyler bize heyecan verici geliyor, karantina gibi kelimelerde ise tebessüm edip gülüp geçiyorduk. Çıktığı dönemde verdiği hissiyat, hikaye akışı ve dil desteği gibi konularla oyuncular arasında merak uyandıran bir yapımdı Days Gone. Kimisi çok sevdi, kimileri yerden yere vurdu. Oyunun çıkışında teknik bazı sorunları vardı. Zaman içinde bir şekilde oyun nihai noktasına geldi. Çoğu benzer oyunda olduğu gibi konsolda kontrollerin zorluğundan (PC adamıyım ben) bu oyuna yeterince vakit ayırmamıştım.

PC’ye geliyor lafını duyduktan sonra heyecanla beklemeye başladım. Days Gone benzeri açık dünya öğelerine sahip birçok oyunu tüketmiş ve yine çıksa yine tüketecek kadar hevesli bir kullanıcı olarak yapım çıkar çıkmaz soluğu başında aldım.

En çok merak ettiğim konu yapımın nasıl PC tarafına adapte edildiğiydi. Grafiksel sorunları var mı? Akıcılık nasıl? Kontrolleri acaba güzel mi? Gibi sorular da kafamda dolanıyordu. Yıllar içinde konsol tarafına çıkıp sonrasında PC tarafına gelen, port olarak yoluna devam eden ya da başka seçeneklere sahip birçok yapım gördük. Hevesler kursakta kaldı. Gözyaşları sel oldu.

Yazının Devamını Oku

8.000 Hz’lik canavarı deneyimledim: Razer Viper 8KHz

17 Nisan 2021
İlker Karaş yazdı

Oyun dünyasında göz önünde olmayı bırakın, el altında olup performansınıza doğrudan etki eden en önemli 4 bileşenden biri mouse’unuzdur. Hatta mouse-mouse pad uyumu da ilerleyen yazılarda irdeleyeceğim bir başka konu olarak burada kendime not olarak kalsın.

Gelelim tekrar 8.000 HZ’lik canavarımıza. Adında yer alan 8KHz-8000 Hz nüansı bize bu ürünün ne kadar iddialı olduğunu tekrardan hatırlatır bir noktada. RAZER markasının genel olarak bu tarz bir hafif şımarıklık ve ego karışımı bir duruşu, yeşil tonu ile hatırlanması gibi oyuncular üzerinde pozitif bir etkisi de var. Bu konuda haksız da sayılmazlar. Prestij konusunda dünya çapında çıkardıkları çoğu ürünün dış tasarımı, teknik özellikleri, kutu şekli, imajı ve kalibresi açısından kendilerini çok başka bir noktaya koyduklarını söyleyebiliriz. Razer’ın ürettiği bir mouse’u masa üzerinde gördüğünüzde bugüne kadar hiç görmediğiniz çizgileri ile hemen aklınızda yer edeceğini söyleyebilirim.

Benim Razer ile maceram çok eskiye dayanır. Yıl 2000’lerin hemen başı, oyunculuk piyasası FPS oyunlarının merkezinde QUAKE ve UNREAL, öte yanda COUNTER-STRIKE ile beşik gibi sallandığı dönemler. Profesyonel oyuncuların elinin altında gerçekten ilginç görünen Mouselar mevcuttu. O zamanlar piyasaya çıkan Diamondback, Diamondback Plasma ve Copperhead’leri görüyorduk. Hatta Razer eXactMat ile birlikte ilk nesil Viper’ı kullanan arkadaşlarımıza imreniyorduk. O zamana kadar mouse pad dediğimiz şey bizler için ya kumaş ya da sert malzemeden basit bir obje iken, eXactMat ile birlikte Speed ve Control isminde 2 farklı yüzeyi olan çok acayip bir obje olarak yeniden hayatımızda bir aşamayı tanımlamıştı.

O günden bugüne oyunculuk namına çok şey değişti elbette. Mouse tasarımları, optik teknolojileri, yazılımsal destekler ve dahası. Razer tarafında değişmeyen tek şey ise Razer’ın yeniliği kovalama içgüdüsü idi. Şimdi 8KHz Viper ile dünyanın en hızlı veri iletişim hızını avucumuzun içine alıyoruz. HyperPolling teknolojisi, Razer Focus+ ile 20K DPI optik sensör ve 2. Nesil Razer optik mouse switchleri ile espor dünyasında alışkanlıkları değiştirmeye hevesli yeni bir oyuncumuz var.

Şu an piyasada görebileceğiniz çoğu profesyonel oyuncu mouse’u nun sunduğu 1000Hz’lik oranın tam 8 katını sunan, ortalama 1ms’lik iletişim süresini milisaniyenin sekizde birine kadar indiriyor. Yüksek FPS ve yüksek Hz oranlarında tarama hızının yanına çok daha yüksek tepki verebilme gücü size sunulmuş. Bu iletişim oranı, 70 milyon tıklamaya kadar ömrü bulunan 20.000 DPI Razer Focus+ optikleri ile %99.6 doğruluk oranı ile tamamen başarıya odaklanıyor.

Nereden bakarsanız bakın salt bir performans canavarı var elinizin altında ve ona alıştıktan sonra sizi zafere götürecek olan tek şey açığa çıkartacağınız yeteneğiniz olacaktır.

Tasarım olarak hem sağ hem de sol el ile kullanıma uygun olarak dizayn edilmiş Viper 8KHz kablolu bir mouse. Razer Chroma RGB sistem ile tam entegre olan ürün, 7+1 programlanabilir tuş ile geliyor. Kablo stili olarak Razer Speedflex Cable’ı kullanıyor. 126.73 mm uzunluk, 57.6mm genişlik ve 37.81 mm yüksekliğe sahip. 71 gramlık ağırlığı ile performansının en önemli kısmını hafiflik açısından tamamlıyor. Dengeli yapısı ile elinizin altında gücü hissedebiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Watch Dogs Legion Online ile Heyecanlı Bir Macera!

2 Mart 2021
İlker Karaş yazdı...

Watch Dogs serisine oldum olası hayran olan biri olarak geçtiğimiz ay Ubisoft’un özel bir etkinliğine katılıp Watch Dogs Legion Online modunu çıkışından önce deneme fırsatı buldum.

Öncelikle tek kişilik oyun modunu oynamadıysanız içerik size biraz ilginç gelebilir. Hikayenin gidişatı ve neler yapabileceğinizi görmeniz, online ortamda işinizi ve anlamanızı kolaylaştıracaktır. Tek kişilik oyunda yapabildiğiniz çoğu mekanik online ortamda da geçerli.

Oyunun en önemli noktası şehrin farklı yerlerinde dağılmış yetenekli vatandaşlarla bir ekip kurmak ve bununla görevleri başarmak iken, online tarafta artık diğer 3 arkadaşınız ile birlikte kuracağınız grupta etraftan yetenekli vatandaşlar ile bir ekip oluşturmak ve görevlerin peşinden koşma evresine geçmeniz gerekiyor.

Bu noktada bazı görevler kolay iken bazıları gerçekten zorlayıcı. Ekibinizde olacak kişilerin yetenekleri ve kullandıkları silahlar bu konumda oldukça önem kazanıyor. Hatta bu konuda kendiniz ve grubunuzdaki 3 arkadaşınız ne kadar çok insan stoklar ise, çatışmalarda ya da görevin bir yerinde öldüklerinde envanterinizdeki diğer bir kişi ile yola devam etme şansına sahip oluyorsunuz. Ölen birinin tekrar ekibinize katılması kısmında da kalıcı olarak ölme aşaması yerine belli bir bekleme süresi üzerinden hesap yapılıyor. O nedenle takım arkadaşlarınız dahil birden çok karakteri seçmesi ve bu konuda geniş bir yelpazede birbirine yakın yetenekli karakterlerin bolca elde tutulması önemli. Silah kullanabilen birini kaybettiğinizde bir anda elinizde İngiliz anahtarı tutan bir işçi ile görevi tamamlama aşamasında kalmanız tüm akışı zora sokabilir.

Watch Dogs Legion’un İngiltere’si gerçekten şahane. Orada olmak, oynamak ve şehri izlemek büyük keyif. Şehrin üzerine dağılmış PVP ve PVE mantıklı görevler bize hem etrafı gezmemizi hem de bazı yerlerden geçerken rasgele o etkinliklere dahil olmamızı sağlıyor. Oyunun tek kişilik senaryo modunda görebileceğiniz çoğu top sektirme gibi şeyler online tarafında da bulunuyor. Hatta gerçek anlamda sinir katsayınızı arttıracak kadar strese bile sokabilir o top sektirme deneyimi. Tek kişilikte yapamayıp bırakmış biri olarak özel etkinlikte diğer arkadaşlarla girip “ben 5 sektirdim ZAAAA” diye muhabbet dönmesi bir noktadan sonra cidden sokakta top sektiriyormuşçasına insanı kızdırıyor.

Oyunun genel gidişatı ekibinizle birlikte farklı görevleri yerine getirmek üzerine kurulu, yukarıda da dediğim gibi PVP ve PVE kısmında dönüyor. Bazı görevlerde belli bir yere topluca gitmeniz gerekirken, bazı noktalarda da ekibi ikiye bölmeniz ve haritada belli yerleri ayrı ayrı tutmanız ya da savunmanız / ele geçirmeniz isteniyor. Görevlerin amacı ve çapı büyüdükçe oyunun sizden beklediği şeyler de değişiyor. Daha büyük alanlar, daha çok düşman ve daha çok dert içeriyor. Aynı zamanda da daha fazla eğlence ve daha derin strateji yapmanız, üstesinden geleceğiniz oranda belaya bulaşmanız, gerektiğinde de kaçmanız şeklinde son buluyor.

PVP modunda ise Spiderbot Arena isimli dronelarınız ile birbirinizle kapışabileceğiniz Quake tarzı bir ortam sunulmuş. Shotgun, lazer tüfekler, roketler havalarda uçuyor. Gerçekten muazzam keyifli bir ortam ve size Watch Dogs Legion içinde bambaşka bir oyun keyfi sunuyor. Klasik skor odaklı ve çok uzun süre oynanabilme imkanı olmasa da müthiş bir heyecan diyebilirim.

Watch Dogs Legion Online yapısı 9 Mart’tan sonra aktif olacak ve ücretsiz olarak sunulacağını düşündüğümüzde, İngiltere’nin tozunu atmak için arkadaşlarımızla toplanmak için yeni bir bahanemiz olacak!

Yazının Devamını Oku

2020 ve 2021’in fiyasko oyunu Cyberpunk 2077!

18 Ocak 2021
İlker Karaş yazdı...

2020 yılı hepimiz için büyük umutlarla başladı diyebiliriz. İsminin sempatikliği ile başlayan serüven, COVID-19 ile tanışmamızdan sonra hayatımızda hiç görmediğimiz bir yıl yaşamamızı sağladı. Bazı arkadaşlarımız, dostlarımız, annemiz, babamız hatta yakınlarımız bu süreçte vefat etti. Üzüldük ve gerçekten çaresizliğin nasıl bir şey olduğunu dünya olarak deneyimleme durumunu yaşadık. Acı bir deneyimdi.

Bütün bu süreçte donanım üreticileri ve oyun üreticileri de ultra düzeyde etkilendiler. Dünya çapında fabrikalarda üretimler yavaşladı hatta durdu. Ofislerde çalışan insanlardan şanslı olanları evlerinden çalışmaya başladı. Şanssız olan kesim ise işsizlik ile tanıştı. Kurulu düzenler bozuldu, yeni bir normal anlayışına geçildi. Basın toplantılarımız, lansmanlarımız, etkinliklerimiz ekran başında, elimizde çay, üstümüzde pijama ile takip ettiğimiz garip bir duruma geldi.

Bütün bunlar olup biterken oyun sektörü ise espor tarafı ile öne çıktı. Daha fazla insan Twitch üzerinde canlı yayın izlemeye, Youtube üzerinde video içerik tüketmeye başladı. Turnuvaların yayınları arttı. Daha fazla kişi evden bu işlerin yapılabileceğini ve zaten yapıldığını gördü. Prodüksiyon kalitesi tabii ki çok üst düzeyde olamıyordu mevcut internetler gereği ama yine de kendi kendimize eğlenceler çıkardık. Canımız sıkıldıkça yayın aç tuşuna basıp şu hayatta bir başına kalınabilen nadir durumlardan kurtulmaya çalıştık.

Ya da piyasaya çıkan oyunları merakla bekledik. Geçen yıl gerçekten çok güzel yapımlar piyasaya çıktı. Mesela Cyberpunk 2077 =) Sona eklediğim gülücüğün hem mutluluk hem de sinir ifade ettiğini artık herkes anlayabiliyordur diye düşünüyorum. Yıllardır beklenen, ertelenen, 3 GPU mimarisi ve 2 konsol jenerasyonu değişimini gören bu yapım tam manası ile koskoca bir balon olarak tepemizde patladı. Bu satırları yazarken oyunu 86 saat 14 dakika boyunca oynamış biri olarak yorumumu yapıyorum.

Hatta bununla da kalmıyorum ve internete düşen, oyunun tanıtıldığı dönem ile karşılaştırma videolarını da izleyerek cümlelerimi hazırlıyorum. Neresinden bakarsak bakalım, oyuncular olarak kocaman bir yalanın tam ortasına bırakıldığımızı söyleyebiliriz. Çıkış günü kutlamaları ile birlikte başlayan olaylar silsilesinin geldiği son nokta 16 Ocak tarihinde “The botched launch of Cyberpunk 2077” (Cyberpunk 2077’nin başarısız lansmanı) başlığı ile The Economist’e kadar çıkmaya uzandı.

Bir tarafta dünyanın sayılı masaüstü rol yapma sistemlerinden Cyberpunk 2020’den esinlenilerek yola çıkılan ve milyonlarca insanın deli gibi beklediği bir rüya, diğer tarafta ise yıllar içinde bir türlü tamamlanamayan, bu durumun bir şekilde gizlendiği, son güne kadar farklı aksiyonlarla beklentinin yüksek tutulduğu, çıkış gününde dünya çapında belli medyaların oyuna erken erişmesi, bu beklentiyi körükleyici puanlarla ve Twitch üzerinde yer alan totale oynayan çoğu yayıncının erken erişim ile yayın açmasının akabinde müthiş bir satış rakamına doğru fırlatma rampası görevi görmesini izledik.

Oyunu alan PC kullanıcıları bir şekilde oyunu çalıştırdı. RTX modu ile çok sorun yaşamayanlar da oldu, sorun yaşayıp kapatanlar da oldu. Ben neredeyse 2-3 hata dışında PC tarafında hiç sorun yaşamadan bir şekilde oyunu tamamladım ve 86 saatlik bir serüven yaşadım. Şimdi girsem yine oynarım o ayrı konu.

Lakin konsol tarafında gerçekten büyük kıyametler koptu. Oyunun türlü türlü bug’ları insanların yaşadığı sorunların temelini oluşturuyordu. Kimi görev hataları kimisi ise performansı etkiliyor, günün sonunda oyun keyfinizi baltalıyordu. Bu konuda marka tarafı böyle şeyler olabileceğini ve üzerinde çalıştıklarını, konunun takipçisi olacaklarını beyan ettiler.

Yazının Devamını Oku

İngiltere’nin Geleceğine Gidiyoruz: Watch Dogs: Legion

5 Kasım 2020
İlker Karaş yazdı...

Açık dünya temalı oyunlar bir kesim oyuncuların müthiş ilgisini çekiyor. Koca bir şehirde istediği gibi hareket etme özgürlüğü, görevleri istediği sırayla yapabilme, karakterini özelleştirme gibi detaylar her zaman favori olmuştur. Özellikle günümüz ve yakın gelecek zaman diliminde geçen oyunların gerçeklik hissi, genellikle bağlı kaldıkları senaryolar ile oldukça leziz bir kıvamı tutturduğu da görülmüştür.

Bu konu başlıklarına hitap ederek oyun dünyasına katılan ve karanlık mizacı ile dikkatleri üzerine toplayan Watch Dogs serisinin yeni oyunu Watch Dogs: Legion ile Londra’nın Brexit sonrası iyice distopya haline gelen yozlaşmış kaotik bir dönemini konu alıyor.  Geçmiş Watch Dogs oyunlarında görmediğiniz kadar gergin ve sıkışık bir ambians, gecesi ayrı gündüzü ayrı bir dert haline gelmiş Londra, şehrin sokaklarında yükselişin adı olmayı kafasına koymuş insanlar arasında neler yapabileceğinizi oyun tamamen size bırakıyor.

Tasvir edilen Londra biraz gerçek biraz kurgusal tadında bir şekilde oyuna aktarılmış. İkonik binaları haritada görmeniz olası. Big Ben, London Tower, Trafalgar Meydanı ve aklınıza gelebilecek önemli noktaları keşfetmek oynarken heyecan verici bir detay olarak karşımıza çıkıyor. Bazen görevin gidişatını boş verip kendinizi şehrin farklı yerlerini keşfederken ya da sokak fotoğrafçılığı yaparken bulabilirsiniz. Bu oyun uzun zamandır gördüğüm en iyi şehir hissiyatına sahip. Sokaklar gerektiği kadar kalabalık, bazıları boş. Arka sokaklar gerçekten izbe. Bazı köprüaltı mekanlar graffiti ile bezenmiş. Londra’ya gidenler için hiç yabancılık çekmeyeceklerini söyleyebilirim. Hatta 2 defa Londra’yı ziyaret etmiş, tam da Big Ben vs. merkezde kalmış biri olarak gerçekte gezdiğim yerleri oyunda da turlayabilme fırsatına eriştim. Birebir olmasa bile çoğunluğu benzer hazırlanmış diyebiliriz.

Ubisoft bugüne kadar farklı oyunlarında farklı açık dünya konseptlerini denedi. Assassin’s Creed, Wildlands, Division serisi olmak üzere hayatımızda açık dünya namına birçok yapım geldi geçti. Watch Dogs: Legion mimarisi ve şehir dokusu The Division ile oldukça benzer. Bugüne kadar gördüğünüz en dar ve bir o kadar detaylı harita bu oyunda olabilir. İzlemesi inanılmaz güzel sokaklar ve binalar ile yaşanmışlık hissini oyuna müthiş taşımışlar gerçekten tebrik etmek lazım. Bu aşamada RTX’in nimetlerinden de faydalanmışlar. Işık oyunları, gölgelendirmeler, DLSS gibi oyuncunun oyun keyfine ve arkaplanda performansa etki eden unsurlar oldukça güzel yer bulmuş. Oyunun bizi etkileyen ambians odaklı yanlarından biraz hikaye akışına, karakterlere ve oynanışa geçelim.

Watch Dogs: Legion oyun tarihinde nadir rastlanan bir durumu oyuncular ile buluşturuyor. Normal şartlar altında oyunda etrafınızda gezen, sizinle etkileşime giren karakterlere NPC yani görev için orada bulunan ve oynanamayan karakter denir. Ondan görevi alırsınız ve olayı biter. Eyvallah der, gider. Bu oyunda ise etrafta gördüğünüz her arkadaşın bir hikayesi, Londra’da bulunduğu konumu itibariyle belli bir tarafı var. Londra sokaklarında yükselişi yayma aşamasında yapacağınız her iyi ve kötü hamle bu karakterler üzerinde etki bırakıyor. Mesela ekibinize katmak istediğiniz bir NPC’yi döverseniz, sizin hakkınızda ve direnişiniz hakkında negatif düşünmeye başlayabiliyor. Etrafta bulunan her bireyin belli yetenekleri olduğunu ve onları kullanarak görevlerde fayda sağlamanız gerektiğini unutmamanız lazım. Bazı karakterler gerçekten çok ilginç. Mesela İngiltere’de ne ünlüdür diye sorsam futbol cevabı gelir. Oyunda bir karakter holigan ve olası sokak çatışmasında arkadaşlarını kavgaya çağırabiliyor. Bazı NPC’lerde kolay bulunamayan silahlar mevcut. Mesela susturuculu MP5 gibi. Etrafta göreceğiniz karakterler arasında size çok tanıdık gelecek isimler de mevcut. Takım elbise giyen, susturuculu tabancası olan, klasik bir otomobile binen bir ajan desem? Bence herkes Londra denince bu ismi tahmin eder.

Karakterleri ekibe katma arzusu ile çoğunun hikayesini dinlemek çok keyifli.  Ekibe katılma aşamasındaki görevleri yaparken keyifli dakikalar harcıyorsunuz. Ana görevlerin yanı sıra yan görevler haricinde de bunlarla uğraşmak güzel bir meşgale olmuş bizler için. Bu tip oyunlarda genelde ana görev yap, karakter level’i yetmiyorsa yan görev yap diye giden akışı değiştirmek çok iyi bir deneme açıkçası.

Yazının Devamını Oku

Yeni sezon heyecanı FIFA 21 ile geri döndü

27 Ekim 2020
İlker Karaş yazdı...

Bu yıl gerçekten spor müsabakaları, özellikle de futbol adına çok garip bir yıl oldu. Hayatın doğal akışına tokat vuran Covid-19 ligleri ve akabinde sporu da durdurdu. Bu süreçte Espor yükseldi. Turnuvaları vs dünyanın en cezbedici olgusu haline geldi. Sonrasında kademeli olarak başlayan liglerle birlikte hayatımız bir miktar da olsa kaldığı yerden devam etti. Çok enteresan bir yaz geçirdik. Şampiyonlar Ligi maçlarını ve yeni sezonun başlamasını hiç bu kadar yakın görmemiştik. Bu durum sporcuların fiziki ve mental dengelerine de yorucu bir yük olarak bindi elbette.

Şimdi ise yeni sezon başladı, bizler için yeni sezon yeni bir FIFA demek. Her yıl yenilenen yanları, sevdiğimiz ve sevmediğimiz özellikleri ile bizi 1 yıl boyunca ekran başına kilitleyen, FUT kısmında tırım tırım oyuncu arayıp en ideal kadroyu seçmemize ve seçtikten sonra ilk maçta 5 yememize olanak veren oyuna FIFA diyoruz. Vikipedi’ye tanımlar kısmına ekle deseniz böyle eklerdim.

İşin şakası bir yana bu yıl FIFA bir tık daha dolu, eğlenceli ve renkli bir yapıda karşımızda. Bu eğlence ve renk kısmı bu yılın teması desek yanlış olmaz. Mavi ve mor tonları ile bezenmiş arayüzler arasında bizi karşılayan FIFA 21 çok şık duruyor. Önceki yıllarda daha stilist ve vahşi çizgilerle hitap etmeyi severken, bu yıl biraz daha neon ve gece moduna benzer bir tema ile bize dokunuyor. Bu değişim benim çok hoşuma gitti. Yıllardır açık renk tema ile en büyük eziyet çekiyormuşuz da farkında değilmişiz.

<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/xTpr7piQu2M" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Star Wars: Squadrons ile yeni bir başlangıç

9 Ekim 2020
Hürriyet Spor Arena’nın oyun ve espor bölümünden herkese merhaba! Yakın zamanda başladığımız bu serüven ile Spor Arena Espor sekmesinde oyun ve espor dünyasının nabzını tutuyoruz. Yeni çıkacak oyunlar hakkında bilgiler, dünya çapında boy gösteren espor takımlarının gelişmeleri sizleri bekliyor. Kısa bir karşılama yaptıktan sonra konumuza, Star Wars’un merakla beklenen yeni oyunu Squadrons’a bakalım.

Popüler kültürün en büyük oyuncularından olan Star Wars serisi yıllar içinde farklı platformlarda yüzlerce oyunla karşımıza çıktı. Geçmişte özellikle C64 ve Amiga dönemini yaşamış benim gibi oyuncular için her ünlü filmin bir oyunu da yanında aperatif olarak piyasaya çıkardı. Robocop, Terminator, Batman ve aklınıza gelebilecek çoğu ünlü yapım mutlaka platform oyunu olsa bile piyasada yerini bulurdu. Bu konuda bazı Star Wars oyunları kendini ana senaryodan ayırıyor ve size özgün oynanış, hikaye ve karakter kurgusu sunarken bazıları ise hikayeyi tekrar yaşatıyordu. Peki neden biz oyuncular izlediğimiz bir şeyi oynamak istiyorduk?

Bunun sebebi belli. Küçükken Brezilya formasını giyerek “Ronaldo!” diye kaleye şut çekmiş olmamız aslında tüm sorunun cevabı. Orada olmak istiyorduk. Gücün aydınlık ya da karanlık tarafında yer almak, gidişatı değiştirebilmek, farklı sonları görebilmek, ya da sadece o kokpitlerin içinde yer alıp o kaskı takabilmekti bütün hedef.

Gel zaman git zaman çıkan multiplayer akınları ile birlikte çok oyunculu olarak o efsane savaşları gerçekleştirebiliyor, Lightsaber’ları kuşanıp ünlü karakterleri seçerek güce denge getirebiliyorduk. Şöyle bir dönüp geriye bakıyorum, Gamespot’un hazırladığı harika bir makaleden aldığım referansa göre 1982: Star Wars: The Empire Strikes Back (Atari 2600) ile başlayan bu heyecanın son üyesindeyiz.

Star Wars: Squadrons birçok oyunculu it dalaşı üzerine kurgulanmış adrenalin yüklü bir oyun. Öncelikle oyun oldukça hızlı. Hızlı entegre olmanız, karar vermeniz, saldırmanız ya da savunmanız bekleniyor. İki farklı tarafta dörder tane olmak üzere toplam sekiz gemimiz bulunuyor. Imperial tarafının filosunda TIE/LN Fighter, TIE/SA Bomber, TIE/IN Interceptor ve TIE/RP Reaper gemileri mevcut. Filmlerde gördüğünüz ikonik gemileri görünce insanın bir içi titriyor. En azından Dark Side tarafını seven biri olarak hangar ekranında uzunca bir süre gemilerin detaylarını süzmedim desem yalan olur. New Repuclic’in hangarında ise T-65 X-WING, BTL Y-WING, RZ-1 A-WING Interceptor ve UT-60D U-WING Support Craft gemileri yer alıyor.

Yazının Devamını Oku