Paylaş
HİÇ şüphesiz filmlerden tanıdığımız “Vahşi Batı”; kovboyların, birbirini temizleyen kiralık katillerin, at hırsızlarının ve yakalananların hemen asıldığı bir dünyadır. Çünkü birinin atını çalmak, her şeyden evvel onu açlığa mahkûm ederek ölüme sürüklemek demektir. Batı’nın vahşi steplerinde at; çiftliktir, üretimdir ama aynı zamanda kavgadır; silahın en anlamlısıdır.
Amerika, doğudan batıya doğru genişleyen bir beyaz kıtadır. Bu genişlemenin, bir ölçüde, buraya kendilerinden ne kadar önce geldikleri hâlâ antropolojik olarak tartışılan yerli Kızılderililerin yok edilmesine bağlı olduğu açıktır. Bugün dahi rezervlerde, söz konusu sübvansiyonlarla yaşamak zorunda olan Amerikan yerlileri konusunda, her orta sınıf Amerikalının yüz yüze konuştuğumuzda bir vicdan muhasebesi yaptığı; buna karşılık kurulu düzenin pek de değişmediği malûmdur. Ne var ki 1950’lerde kovboylara sempati sağlayan Vahşi Batı hikâyesi, 1960’larda İtalyan ve Avrupa sinemasının konuya el atmasıyla tamamen mahiyet değiştirmiştir. Amerika artık sorumluları suçlanan bir Beyaz Kıta hâline gelmiştir.
AMERİKAN DEMOKRASİSİ KENDİYLE ÇELİŞKİ İÇİNDE
Daha önce, 1776 Philadelphia Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ile dünya “kitle cumhuriyeti”ni tanımıştı. Doğrusu, Amerikan toplumunu meydana getiren kitleler, her biri ayrı bir federal devlet olarak bir “federal cumhuriyet” kurdular. Amerika’da üç kuvvetten biri sayılan yargı, sadece Supreme Court’un (Yüce Mahkeme) temsil ettiği; başkanın ve Kongre’nin yasama ve yürütme olarak ayrı kanatlar oluşturduğu bir sistem olmaktan ötedir. Federe devletlerin her birinin ayrı hukuki yapıları, kanun metinleri vardır; infaz, ceza ve yargılama usulleri dahi birbirinden farklılık gösterir. Bünyesindeki bu çoğulculuk, Amerikan demokrasisinin geniş ölçüde dernek ve sendikalaşma faaliyetine de zemin hazırlamıştır. Ancak 19. yüzyılda ilk 1 Mayıs faciasının yaşandığı Amerika, zamanla sendikalar konusunda da büyük ölçüde gerilemiş ve Amerikan sendikalizmi bir tür haydutluğa dönüşmüştür.
Her şeye rağmen Amerika’nın kendine göre esneklikleri vardır; zaman zaman değişir. Bu değişimlerin mutlaka olumlu yönde olduğunu söylemek ise güçtür. İçtimai nizamın sıkıntılar yaşadığı günümüzde Amerikan demokrasisi, üniversitelere kadar uzanan tuhaf ve arzu edilmeyen gelişmeler yaşamaktadır; kendiyle çelişki içindedir. Talebelere vize verilmemesinden söz edilmektedir. Yabancılara vize vermemek, Amerikan üniversitelerinin parlaklığını söndürür. Zira yerli talebe ve hoca ile Amerika’da ilim yapılamaz; bu umumi bir kanaattir. Göçmenleri istemeyen bir Amerika’nın gelişme şansı yoktur. Amerikan halkı, çalışkan ve yaratıcı insanlardan oluştuğu kadar, çalışkan ama yaratıcılıkta durgun bir orta sınıfın da ülkesidir. Daha doğrusu Amerika’nın yerleşik orta sınıfı, daima kıtadan gelen yaratıcılara ve kanun dışı, istisnai yaşam ve kazanma biçimlerine yönelen insanlara ihtiyaç duymuştur.
‘Suçlu’ları aşağılama ABD’de ‘Vahşi Batı’ denilen dönemde (1865-1895) sıkça başvurulan bir yöntemdi. ‘Katran ve tüye bulanan’ ‘suçlu’ kasabada dolaştırılarak aşağılanırdı. (Yapay zekâ ile oluşturuldu)
Amerikan kapitalisti mucittir; Ford gibi, Edison gibi. Peki bu durum gerçekten böyle devam ediyor mu? Sadece Nobel alan dâhimiz Aziz Sancar Hoca’yı dinleyelim: “Ben 1950’lerin sonunda Amerika’ya geldiğimde, bu memleket, durgunlaşmaya başlayan Sovyetlerin aksine, bilimsel faaliyeti fevkalade yürüten, icatlar yapan bir ülkeydi.” Bugün ise o vasfını kaybetmiştir. Çin onun yerini almaktadır. Amerika, silah sanayisiyle gelişmektedir. Bu sanayisi kana dayanan bir memleketin yaratıcılığı ve esnekliği de sarsıntıya girer. Bütün bunların on yıl içinde kaçınılmaz bir döküntüye yol açacağına inanmak mümkün değildir. Amerikan halkının kurumlarının ve demokrasisinin esnekliği, ülkeyi daha yarım asır götürecek gibi görünmektedir. Fakat son sarsıntıları kendisi için haddinden fazla ümitvar ve fırsat verici gelişmeler olarak gören Çin gibi yerler de atılımlara başlamaktadır.
BU ÇATIŞMA ORTAMINDA BLOKTAN UZAK DURULMALI
Çin’in atılımları insanları aldatmaktadır. Lakin kitleler bu memleketin sadece antidemokratik değil, aynı zamanda kanun, her türlü uzlaşma ve ahde vefa prensiplerinin dışında kalan, kanunsuz bir kalabalık kitle yapısına sahip olduğunu görmek istememektedirler. Trump, Çin’i böyle mi görüyor? Çin’in durumunu bir demokratın farklı değerlendireceği iddia edilebilir mi? Hiç zannetmiyoruz. Aksine, onun gösterdiği atılıma gıptayla baktığı açıktır. Karşısında, kendi açısından verimli, Amerika için ise tehlikeli, kuvvetli bir güçten söz etmektedir. İkincisi, Trump Avrupa Birliği’nin kendi içindeki tıkanmalarını ve çözülmelerini ciddi bir tahlile tâbi tutuyor mu? Bu konuda da şüpheler vardır. AB’nin kuzeyi ile güneyi arasındaki farklılaşmaları değerlendiremediğinin farkında değildir.

Daha kötüsü, Orta Doğu’nun İsrail’in varlığıyla kontrol altına alınabileceğine inanmaktadır. Amerikan Yahudiliği onun müttefikidir; ancak bu tutumla İsrail’in Avrupai kökenini görmezden gelmektedir. İsrail, her şeyden evvel Avrupa kıtasındaki ölümlerin, antisemitizmin ve faciaların sonunda ortaya çıkmış, kendine özgü bir anlayışı olan bir ülkedir. Maalesef İsrail’in bu yönünden de haberdar değildir. Müttefikleri, Netanyahu gibi şımarık ve güçlü orta sınıf Amerika’dan çıkma adamlardır. Kendisini cesaretli olmaya kışkırtan kanallar ise farklıdır.
Şüphesiz bu asırda, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan bir Amerika vardır; kuvvetli ve yeni bir donanma. İngiliz donanma ve hava kuvvetlerinin üstünlüğü, Amerika karşısında Birinci Dünya Savaşı sonunda fiilen sona ermiştir; İkinci Dünya Savaşı sonunda ise bu durum tartışılmaz bir gerçektir. Büyük Petro devrinden beri Rusya da deniz kuvvetlerini geliştirmeye çalışmaktadır; ancak her daim birtakım zaafları olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’na karşı kazandıkları ani deniz zaferleri kalıcı olmamıştır. Nükleer enerji kullanan bu donanmanın, dünya denizlerine tam anlamıyla hâkim olamadığı görülmektedir. Son faciada Venezuela’yı desteklemeye giden iki gemiyle yapılan çıkış ise gerçekten düşündürücü bir başarı sağlamıştır.
Venezuela Başkanı Nicolas Maduro
Bütün bunlar karşısında, eski dünya ile yüz yüze gelen yeni dünya nerelere varabilir? Yaşanan gelişmeler, Arşidük Franz Ferdinand ve eşinin suikasta uğramasıyla başlayan Birinci Dünya Savaşı’nın yarı çılgın, yarı romantik başlangıcını hatırlatmaktadır. Her ne kadar bu tablo, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki büyük devlet hırslarını ve megalomaninin yükselişini çağrıştırsa da, o günlerle bugünü bire bir karşılaştırmak özentili bir mukayese olur. Peki, bugünkü devletler dengesi böyle bir benzerliği doğrulayacak nitelikte midir? Hiç sanılmamalıdır. Bu çatışma ortamında Almanya ve Fransa’nın, İngiltere ve bilhassa İskandinav devletlerinin dâhil olduğu bloktan ustaca uzak durmak gerekir. Zira bu bloğun, dünyanın dengesini küçük devletler ve topluluklar arasında adaletle paylaştırma konusunda son gelişmelerde son derece kötü bir sınav verdiği görülmüştür.
TEK BAŞIMIZA MÜCADELE ETMEMİZ GEREKEN ZAMANLAR
Binaenaleyh Amerikan demokrasisinin sapkınlıklarına karşı bu kuvvete sığınmak iyi bir seçim sayılmaz. Stratejik olarak Rusya ile Amerika’nın ne Birinci ne de İkinci Dünya Savaşı’nda bir araya gelmesi mümkün olmuştur; bu durumun değişmesi de beklenemez. Çin gibi bir kuvvetle Asya’da başka bir devletin bir araya gelmesi de ciddi bir yakınlaşma sayılamaz. Çin, Hindistan değildir; her ikisinin de Rusya ile bir araya gelmesi düşünülemez. Bununla birlikte, birbirleriyle kalıcı bir birlik kurmaları da mümkün değildir. Son zamanlardaki bütün sapkınlıklarına rağmen Hindistan, Asya’nın en büyük demokratik potansiyele sahip ülkesidir. Gelir kaynakları ve müteşebbis kabiliyetleri bakımından Çin’den oldukça farklıdır. İran İslam Cumhuriyeti’nin Pakistan’la benzeşen yanı ise sadece niteliğinin birbirine benzediğini iddia etmekten ibarettir.
Türkiye’nin bu tabloda yer alacağı başlıca konu ise herhâlde güneyimizde, Suriye’deki gelişmelerdir. O mühim ve hayati meseleyi kendimizin çözmesi gerektiği açıktır. Yine tek başımıza mücadele ettiğimiz gereken zamanlardayız.
Suriye’de yaşanan gerilimlerde Suriye ordusu, Halep’te PKK/YPG’ye yönelik nokta operasyonlar düzenliyor.
Paylaş