Sevr'in 100. yılı

Geçtiğimiz pazartesi, 10 Ağustos Sevr Antlaşması’nın 100. yıldönümüydü. Hiç şüphesiz o dönemde de ölü doğan bir antlaşma olduğunu söyleyenler oldu. Birinci Cihan Harbi’ni bitiren son antlaşma olması öngörülüyordu. Osmanlı’nın Avrupa ve Ortadoğu’daki topraklarının elinden alınması ve paylaşılmasını da hedefliyordu.

Haberin Devamı

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan farklı olarak orada yeni bağımsız ulusal devletlerin ortaya çıkışına rağmen sonra Ortadoğu Arap ulusunun adı kullanılarak İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu’daki yeni egemenliği belgelenmek gayretindeydi. Ulus-devletler yaratmayı amaçlayan Ermenistan ve Kürdistan projesi ise gayriciddi olarak kaldı. Konferans boyu ne hazırlık olan Londra Konferansı’nda ne de daha sonra Ermenilere gereken dikkatin gösterilmediği ve kaale alınmadıkları açık. Hesapça İstanbul dahil olmak üzere Trakya’daki topraklar Yunanistan’a verilecekti. Tepki sert oldu. Ama en önemli tepkilerden biri, o tarihte sayıları artık 80 milyonu geçen Hint Müslümanlarının protestosudur. Halifenin mekânını elinden alamazdılar. Lloyd George ileri gittiğini anlamıştı. Bizzat Hindistan Naibi Edwin Montagu bile bu konudaki genel ilkelere ihanet edildiği belirmekten kendini alamadı. Adaların Yunanistan’a verilmek için Türkiye’den tamamen alınmasında ise herkes müttefikti. Trakya’da ise Çatalca ve Istranca hattında duranlar vardı. Marmara bölgesinin hâkimiyeti Türklerde kalmakla birlikte Beynelmilel Boğazlar Komisyonu’na havale edilecekti.

Sevrin 100. yılı


Haberin Devamı

TBMM’Yİ RESMEN TANIDI

Türkiye’nin mali kontrolü daha da güçlendi. Düyûn-u Umûmiye hayata devam etmekle birlikte İngiltere ve Fransa’nın çok fazla söz sahibi oldukları yeni mekanizmalar geliştirildi. Londra Konferansı’nda Sadrazam Tevfik Paşa antlaşmanın kabul edilemez olduğunu söyledi. Zaten Ankara hükümetine saygısını belirtmişti. Bütün mesele 1920’de kuruluşu tamamlanan TBMM’nin bilhassa 1919’daki Maraş, Antep ve Urfa savunmasından sonra varlığının açıkça ortada olmasıdır. Nitekim İstanbul’da son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı şehrin ikinci bir işgaliyle dağıtıldığı için bir Şûra-ı Saltanat toplandı. Mareşal Ferik Ali Rıza Paşa’nın reyi dışında davetli üyelerden kurulan Saltanat Şûrası Sevr’i kabul ettiği halde Ankara hükümeti reddetti. Padişahın tasdikine de sunulamadı. İtalya, Ankara hükümeti tarafındaydı. Saint Jean de Maurienne antlaşmalarında kendisine vaat edilen bölgelerin hiçbiri kendisine verilmiyordu. Adeta Muğla Antalya işgalini bile Yunanistan’ın İzmir’e çıkarılmasını protesto için emrivakiyle gerçekleştirmişti. Fransa, Britanya ile çaresiz beraberliğine 1921 Sakarya zaferinden sonra son verecek ve Ankara Antlaşması’yla TBMM hükümetinin varlığını resmen tanıyacaktı.

Haberin Devamı

TÜRKİYE İÇİN KÂBUSTUR

Sevr, Türkiye üzerindeki emellerin unutulamadığını ve unutulmaz olduğunu gösterir ama bu emellerin ortak bir güçle ve tatbikatla gerçekleştirilmesi konusunda Batı dünyası artık eski gücüne sahip değildi. Sevr, Türkiye için bir kâbustur. Muhtelif çevreler daha on yıllarca Sevr ruhundan ve Sevr’den bahsedeceklerdir ama şurası bir gerçek ki Trakya ve Anadolu topraklarının Türkiye oluşu, bilhassa 1930’lardaki eğitim reformu ve sağlık tedbirleri sonucu sıçramaya başlayan nüfus, 1940’ların sonunda başlayan tarımsal hasılasının artmasını sağlayan zirai reformlar ve 1960’lardaki sanayileşmenin büyüdüğü yeni bir cemiyet yapısıyla Sevr gibi bir kâbusun gerçek olması büyük ölçüde önlenmiştir.

Haberin Devamı

SAKARYA’DAN SONRASI...

Sevr’in yırtılması sözünü kullananlar arasında Lloyd George vardır. Bizzat Britanya hükümeti bile bu antlaşmanın ciddi ve geçerli olduğunu kabul etmemiştir. Ama bilhassa Trianon Antlaşması’ndan sonra Macaristan ve Neuilly Antlaşması’ndan yaka silken Bulgaristan gibi ülkelerde Sevr’in iptal ettirilmesi ve yeni Türkiye’nin bu anlamdaki başarısı büyük yankılar uyandırdı. Amerika başlangıçta bilhassa Lloyd George’un Ege’deki Yunanistan nüfusu lehindeki girişimlerini kabul etmiyordu. Bir dönem sonra bazı psikolojik tarih yorumcularının(!) söylediklerine göre Başkan Wilson’ın geçirdiği bir kriz onun İngiltere’ye daha çok yanaşmasına neden oldu. Her hâlükârda İzmir’in işgali Batı cephesinde ilk başta İngiltere dışında pek tasvip görmeyen ama sonunda en azından İngiltere, Fransa ve Amerika’nın destek verdiği bir girişim olmuştur. Sevr sonunda Yunanistan’ın Anadolu’daki ilerlemesi 1921’deki Sakarya yenilgisinden sonra artık tasvip görmez oldu. Hemen hemen hiçbir müttefikin mutlak anlamda desteklemediği bu ilerlemeye, 30 Ağustos Zaferi ve Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922) son darbeydi.

Haberin Devamı

GALATA'DA MANZARA İÇ AÇICI DEĞİL

İtalyan şehirlerinin her birinde bilhassa Segnoria ve Commune binalarının bitişiğinde zarif kuleler vardır. Bazı halde şehrin başka yerlerinde de benzer savunma kuleleri görülür. En tipiği Bologna’dır. Birbirleriyle çatışan magnatların (klan reislerinin) yaptırdığı bu kulelerdeki savunma dışarıdan çok birbirlerine karşı işlerdi. Bizdeki Galata (Pera) Kulesi böyle değildi. Doğrudan doğruya yerleşik İtalyan ahalinin ve Cenova ‘podesta’sının savunma merkezi olarak inşa edilmiştir. Berikiler kadar zarif değildir ama görkemlidir ve çok özgürdür.

Sevrin 100. yılı


13. yüzyılın ikinci yarısında Venedik’in saldırttığı Haçlıların İstanbul’da kurduğu Latin imparatorluğu sona erdi. Kurtarıcı General Paleologos’un kurduğu hanedan karşıdaki Pera’nın (Galata) yönetimini ve yerleşmesini Venedik’ten alıp onların rakibi Cenovalılara verdi.

Haberin Devamı

FENLE BAĞDAŞMIYOR

Cenevizliler bu yapıyı yükselttiler. Bizim çocukluğumuz ve ilk gençliğimizde halen yangın kulesi olarak kullanılıyordu. İstanbul’daki Beyazid Kulesi de onun gibi aynı fonksiyon için II. Mahmud tarafından inşa ettirilmişti. Beyazid Kulesi taşken, bu kulenin merdivenleri bile ahşaptı. Zaman geçti, kulenin turistik olarak işletilmesi akla geldi. Ne denir? Lakin galiba binanın istismarı ve iç görünümü de böylece değişmeye başladı. Şimdi Kültür Bakanlığı belediyeden binayı almış. Hangi kurumda olması çok mühim değil fakat işi ellerine bıraktıkları müteahhitler hem işten anlamıyor hem de başka amaçlar güdüyor. Maalesef Kültür Bakanlığı müteahhitlerini yeterince ve titizlikle kontrol edemeyen bir kuruluş. Manzara iç acıcı değil. Kalın duvarları cahilce oyarak belli ki birkaç metrekarelik mekân genişletilmesi hedefleniyor. Bunun fenle bağdaşır bir yanı olduğunu düşünmek zor. Kültür Bakanlığı yardımcısı olan Ahmet Misbah Demircan da bu duruma isabetli olarak temas etmiş. Böyle manzaraların artık görülmemesi gerekir.

Yazarın Tüm Yazıları