O yangın Topkapı uyarısı olsun!

Brezilya Milli Müzesi içinde bulunduğu objeler bakımından kalabalık bir sayı verir.

Haberin Devamı

En kalabalık ve zengin müzelerden sayılır. Kalabalık diyorum, çünkü bir müzedeki obje sayısı onun zenginlik ve değerini tek başına arttırmaya yetmiyor. Mesela Sovyetler Birliği’nde Moskova Tarih Müzesi’ndeki eşya sayısı 2 milyonu geçtiği halde ne Petersburg’daki Ermitaj ne Moskova’daki Kremlin hatta ne de Tretiakov gibi galeriler kadar çekicidir.

SADECE TARİH DEĞİL

İlginç bir husus da genellikle koloni müzelerinin o ülkede bulunan her şey ana kıtaya veya anavatana gönderildiği için fakir kalmasıyken, Brezilya Müzesi’ne tam aksi bir eylemle Portekiz krallığı anavatandaki müze ve kütüphanelere sığmayan zenginlikleri yollamıştır. Yani bu yanan müze ön planda Portekiz kültürü bakımından da büyük bir kayıp sayılıyor.

İçindeki kalıntılar sadece tarihi değildir. Fosilleri ifade edildiği üzere en büyük meteor parçası, meteorların düşmesi dolayısıyla kavrulan dinozor kalıntıları, garip bitki ve hayvan fosilleri, antropolojik zenginlikler, yetmedi Portekiz imparatorluk sahasının dışında kalan yerlerden gelme Mısır mumyaları gibi parçalar da yer alır, daha doğrusu alıyordu.

Son 10 yıllardaki büyük zenginleşmesine ve iddiasına rağmen birçok yönleriyle üçüncü dünya ülkelerine has örgütsüzlük, yolsuzluk nedeniyle ismi çok anılan Brezilya’da müzenin de zengin bir ülkeye yakışacak bakım ve idareden uzak kaldığı anlaşılıyor. Yangına karşı tedbirler sıfırmış. Verilen sayı gerçek mi?

O yangın Topkapı uyarısı olsun


HEPİMİZ MISIRLIYIZ!

Birçok objenin dijital yöntemlerle arşivlendiği açıklanıyor ama bu içeride tarih, antropoloji ve jeolojiyle ilgili bilgilerimizi değiştirecek parçaların yok olup gitmediği anlamına gelmez.
Müzeler konusunda dünya hâlâ basit milliyetçi organizasyonlardan ve mülkiyet anlayışından kurtulamadı. Bir zamanlar Vatikan’daki müze toplantısında Mısır müzelerinin durumu için söylediğimiz “Bilsek de bilmesek de, istesek istemesek de hepimiz Mısırlıyız, o ülkenin eserlerine dikkat etmeliyiz” sözü bağımsız aydınların hoşuna gitse de müzeciler suratlarını buruşturmuşlardı.

Son Tahrir olaylarında Bağdat Müzesi ve Kahire Müzesi yağmacılığı bu ilgisizlik ve utanmazlığın derecesini ifade eder. Buna benzer hazin olaylardan biri de Brezilya’nın başına geldi. Bir yerde kaybolan müzenin bu dünyanın ve beşeriyetin hangi parçasını ilgilendirdiğini ve gerekli malumatı yok ettiğini bilemezsiniz. Eğer İslam dünyasının eserleri tahrip ediliyorsa ve meçhul kişilerin evlerinin içine ve görünmeyen koleksiyonlara giriyorsa bu bilgi deliği hiç şüphesiz çalanların tarihini de zedeler ve gerekli bilgiyi elde edemezler.

Doğrusu dünya tarih ve medeniyeti acısından çok şeyi barındıran Topkapı Sarayı Müzesi’nin durumunu düşünüyorum.

O yangın Topkapı uyarısı olsun
Doğrusu dünya tarih ve medeniyeti acısından çok şeyi barındıran Topkapı Sarayı Müzesi’nin durumunu düşünüyorum. İçindeki eserler Türkiye’nin milli tarihini ve medeniyetini aşacak bir miras, çünkü Türk İmparatorluğu dünya bakımından önemli bir imparatorluktu. Elindeki hazineler de öyledir. Brezilya’daki yangın felaketi bize bir uyarı olmalı.

HÂLÂ İLGİLENMİYORUZ

Bu müzeyle hâlâ ilgilenmiyoruz. Son düzenlemede bile Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi işi başından aşkın bir kuruluşun elinde bıraktık. İçindeki eserler Türkiye’nin milli tarihini ve medeniyetini aşacak bir miras, çünkü Türk İmparatorluğu dünya bakımından önemli bir imparatorluktu. Elindeki hazineler de öyledir. Mesela en önemli Çin porselenleri koleksiyonu bizde. Avrupa porselenleri içinde de önemli bir koleksiyonun sahibiyiz. Müze kütüphanemizde de sadece Müslüman Şark milletlerinin değil birçok Hıristiyan kavmin elyazmaları da var. Brezilya’daki yangın felaketi bize bir uyarı olmalı.

ÖDÜLÜN ARKASI EMEK, BİLGİ, ALKIŞ...

Çarşamba akşamı İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Zeliha Berksoy’a uluslararası tiyatro festivalinin onur ödülünü verdi. 21 yıldır devam eden uluslararası bu festivalin iki onur ödülü oluyor. Birisi yabancı bir sanatçı, ikincisi Türk sanatçı oluyor. Hiç kuşkusuz ulusal sanatçımıza verilen ödülde de onun uluslararası niteliklerine dikkat ediliyor. Zeliha Berksoy’u, yaşlarımız ortada, tanıyalı 50 yılı geçti. Konservatuvarın henüz yüksek bölümünde öğrenciydi. Bir yıl sonra bitirdi ve devlet tiyatrosu ailesine girdi. Ankara’da tiyatro en öncü durumdaydı ve çok sevdiğim ortam Zeliha’nın babası Ercüment Bey (Siyavuşoğlu) ve annesi Semiha Hanım’ın sohbetiydi. Kendilerinden çok şey öğrendim. Ercüment Bey Fransız kültürüne vâkıftı.

O yangın Topkapı uyarısı olsun


ALKIŞA KAPILMADI

Zeliha Berksoy daha henüz staj yılında da o zamanki tek tiyatro ödülü veren Ankara Sanatsevenler Derneği’nin yılın en başarılı kadın sanatçısı ödülünü aldı. “Kaktüs Çiçeği” oyununda tiyatronun en önde gelen sanatçılarını gölgeleyecek kadar bir şöhret sağladı ve bütün ciddi insanlar gibi bu ani yükselişin ve alkışların iğvasına kapılmayıp eğitimine devam etmek için ortadan çekildi.

İki yıl Berlin’e gitti. Berlin’in batısında Schiller Theater’daydı. Boleslaw Stanislaus Barlog’un etrafındaki sanatçılarla temastaydı. Ama asıl kapalı bir dünyayı araladı. Her gün doğuya geçiyordu. Berliner Ensemble yöneticisi Helene Weigel ona kapıları açmıştı. Ekkehard Schall ve Hilmar Thate gibi doğunun şöhretli aktörleri, ki sonuncusunu ben Viyana’da tanıdım, muhteşem bir aktördü, onun yakın arkadaşıydı. Epik tiyatronun Türkiye’de sözü ediliyordu ve doğrusu ilk örnekleri sahneye konmaya başlamıştı. Tartışmaları burada izlemektense kaynağına gitmeyi tercih etti. Berlin’den mükemmel bir Almanca ve Brecht tiyatrosunun en iyi oyuncularından edindiği uzmanlıkla döndü. Gözde bir oyuncuydu, buna rağmen devlet tiyatrosundan istifa etti ve özel tiyatrolara geçti.

ÖĞRENDİ, ÖĞRETTİ

İşte bu yıllarda “Asiye Nasıl Kurtulur” ile doruğa çıktı. Zaten devlet tiyatrosu sanatçılarının aksine Ankara Sanat Topluluğu gibi avangart tiyatronun oyuncularıyla da temas halindeydi. Öğreniyordu ve öğretiyordu. Bir müddet sonra İstanbul’a geçti.

1970’li yılların ortasından itibaren de kariyerine İstanbul’da devam etti. Yeni sahnelenen oyunları izliyor ve Türkiye’nin sahnelerine getiriyordu. 1971-72’de Viyana’yı sarsan Topsy Küppers’in sahnelediği tek kişilik “Lola Blau” anında onun tarafından yeni bir yorumla İstanbul’a geldi. Annesi Semiha Berksoy’dan geçen bir kabiliyeti vardı: Ses. Birçok tiyatrocunun aksine ses hocalarının yanındaydı. Vahdet Nuri Hanım’ı onun hocası olarak tanıdım. Çok kısa zamanda müzikal sesle ortaya çıktı. Kurt Weill-Bertolt Brecht oyunlarının, Lola Blau gibi kabarelerin getirilmesindeki başarıyı böyle açıklamamız mümkün. Türk tiyatro ve edebiyat dünyasının Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal, Aziz Nesin ve Haldun Taner gibi klasik ustaları yanında Başar Sabuncu ve Sermet Çağan gibi yeni yetenekleriyle de birlikte çalışmıştır. Oyuncu arkadaşları içinde de bugün artık pek kimselerin hatırlamak durumunda olmadığı Ayberk Çölok ve Erkan Yücel onun her zaman bahsettiği, bizim neslin hayran olduğu oyunculardır.

İNŞA EDEN AYDIN

Zeliha Berksoy Mimar Sinan Üniversitesi’nin tiyatro bölümünün de önde gelen hocaları arasındadır. Devlet Konservatuvarı’nın tiyatro bölümünde 40 yılı aşkın süre profesör olarak çalıştı. Bugün sahnelerde tanıdığımız Şahnaz Çakıralp, Meltem Cumbul ve daha niceleri onun talebeleridir. Zeliha Berksoy’un bu memlekete tiyatroda yaptığı öncü hizmetlerinin yanında Türk opera sanatçılarına şükran borcumuzu da ifa eden tek kişi olduğunu ve bunu kurduğu Semiha Berksoy Opera Vakfı’yla devam ettirdiğini belirtelim.

Her yıl verdiği opera ödüllerinden de anlaşılıyor ki bütün zorluklarına rağmen Türk opera dünyası Cumhuriyet’in kendilerine verdiklerini fazlasıyla hak eden saygıdeğer insanlardır. Ödülleri verdiğimiz sanatçıların tören günü dahi yarısının dünyanın büyük operalarında konser, resital ve icraları olması bunu gösteriyor. Zeliha Berksoy bu memleketin saygıdeğer bir sanatçısı, sadece kendisine verilenden çok bu topluma veren ve inşa eden bir aydın.

Yazarın Tüm Yazıları