Paylaş
Operadan tiyatroya, resimden edebiyata, sinemadan performans sanatına geniş bir yelpazede verdiği 200’ü aşkın yapıtın yer aldığı sergi onun kendi kader çizgisinin duraklarına da tanıklık etmemizi sağlıyor.
Tablolarını ikiye bölen, duygu durumuna göre yeri değişen o kader çizgisinin başlangıcı annesini henüz sekiz yaşındayken kaybetmesi. 1910 yılında İstanbul Çengelköy’de sanatçı bir ailenin içine doğuyor Semiha Berksoy. Annesi heykeltıraş ve ressam Fatma Saime Hanım, kardeşine hamile iken askerden dönen babası maliye kâtibi ve şair Ziya Cenap Bey’in taşıdığı İspanyol gribi nedeniyle vefat ediyor.
‘Tüm Renklerin Aryası’ sergisi hayatı boyunca eksikliğini hissettiği, portrelerini yaptığı annesini karnında kardeşi, kolunun altına da 8 yaşındaki halini koyduğu tablosuyla başlıyor.

İmparatorlukların parçalandığı, en korkunç savaşlardan birinin yaşandığı, yeni devletlerin kurulduğu sancılı bir dönemin içinden geçip Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık ediyor. Genç Cumhuriyeti kimliğinin bir parçası olarak hissederek, o ideali kendisinde cisimleştiriyor.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim ve heykel, Tiyatro Okulu’nda drama, İstanbul Belediye Konservatuarı’nda müzik eğitimi alıyor. Atatürk’ün siparişiyle Ahmet Adnan Saygun tarafından bestelenen ve sahneye konan Özsoy Operası’nda rol aldıktan sonra yine Atatürk’ün teşviği ile gittiği Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi’ni birincilikle bitiriyor. Ülkesine dönüp Devlet Opera ve Balesi’nin kuruluş çalışmalarına katılıp pek çok eserde baş rolü üstleniyor.

Opera ve Bale’den emekli olduktan sonra daha çok resim çalışmalarına ağırlık veren sanatçı yaratıcı gücü, yüksek enerjisi, sınırsız hayal gücü ve özgürlüğe olan tutkusuyla adeta bir sanat objesine dönüşerek kendi mitolojisini yaratıyor.
Sergi, Semiha Berksoy’un yaşamındaki dönüm noktalarından hareketle, kronolojik bir anlatı yerine tematik bir kurgu sunuyor. Seçki, Berksoy’un kişisel mitolojisini, sahneyle kurduğu derin bağı ve sanatını bir yaşam pratiği olarak ele alışının örneklerini kapsıyor.
Semiha Berksoy, Tosca operasında Floria Tosca rolünde, 1941
Serginin kalbi olarak kurgulanan ve salonun merkezinde konumlandırılan ‘Kırmızı Oda’da sanatçının operada rol aldığı eserlerden ilhamla ürettiği resimleri seslendirdiği parçalar eşliğinde sergileniyor. Sergide erken dönem desenleri, annesi Fatma Saime Hanım’ı konu edinen çalışmaları, oto portre ve portreleri ile gündelik kumaşlar üzerine yaptığı çarşaf resimleri bulunuyor. Sergi 6 Eylül tarihine kadar devam edecek.

RESİMLERİNDE YAŞAMI MÜCADELEYİ VE UMUDU YANSITIRDI
Serginin çarşamba günü yapılan basın toplantısı ve ön izlemesine İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, serginin destekçisi Flormar CEO’su Tuba Altunterim ile serginin küratörleri; müzenin şef küratörü Öykü Özsoy Sağnak ve küratör Deniz Pehlivaner katıldı. Sanatçının kızı, tiyatro ve sinema sanatçısı Zeliha Berksoy da toplantıda yer alarak Semiha Berksoy’un yaşamına ve sergiye ilişkin görüşlerini paylaştı.
Oya Eczacıbaşı, İstanbul Modern’in kadın sanatçıların üretimlerini görünür kılma misyonuna dikkat çekerek “Sahne, resim, sinema, tiyatro, edebiyat, müzik ve performans gibi farklı alanlarda kendine özgü bir ifade dili geliştiren Semiha Berksoy, Türkiye sanat tarihinde kadın sanatçıların öncülüğünü temsil eden benzersiz bir isim. Onun Türkiye’deki en kapsamlı sergisi ile sanatçının 70 yılı aşan üretim sürecini mercek altına alıyor ve izleyicilere Berksoy’un yaratıcı evrenini derinlemesine deneyimleme olanağı sunuyoruz” dedi.
Zeliha Berksoy da annesinin kendisini lise son sınıfta keşfetmeye başladığını tüm sanat dallarında akademik eğitim alarak sanatçı kimliğini oluşturduğunu belirtti:
“Annem resim yaparken bambaşka bir hâle bürünürdü; sessizlik ister, tamamen işine odaklanırdı. Eserlerinde hem derin bir düşünsel zemin hem de güçlü bir protest duygu vardı; malzemeyi de her zaman içgüdüyle seçerdi: tuval, çarşaf, karton hatta buzdolabı kapağı... Ona göre malzeme kendini gösterdiğinde harekete geçerdi. Resimlerinde yaşamı, mücadeleyi ve umudu yansıtırdı; ‘Cendereye Vurulan Kadın’ yapıtında olduğu gibi cendereye vurulsan da hayata hep ümit ve cesaretle bakmayı öğretirdi.”
Yazın Öztürk - Öykü Özsoy Sağnak - Oya Eczacıbaşı - Zeliha Berksoy - Tuba Altunterim - Deniz Pehlivaner
FİKRET MUALLA’YA HER AY YİYECEK GÖNDERİRDİ
Semiha Berksoy’un sergisinde portreler önemli bir yer tutuyor. Her biri dostu olan sanat ve kültür tarihimizin önemli isimlerinin portreleriyle kendi sanatçı kuşağının da görsel kaydını tutmuş. Nâzım Hikmet’ten Halet Çambel ve Nail Çakırhan’a kadar hayatında yer etmiş pek çok kişinin portresini çizmiş. Bunlardan biri de yakın dostu ünlü ressam Fikret Mualla. Kızı Zeliha Berksoy annesinin Fikret Mualla ile özel bir dostluğunun olduğunu söylüyor. Fikret Mualla Paris’te yaşarken her ay Ankara’dan çeşitli yiyeceklerin ve bir şişe rakının olduğu paket gönderirmiş kendisine. “Rakıyı ne olur tek seferde içme ama” diye koyduğu bir not eşliğinde.


Paylaş