Paylaş
Ünlü yazarı gündeme getiren bir diğer olay ise Masumiyet Müzesi romanını yazdığı Cihangir’deki Taray Apartmanı için aldırdığı yıkım kararıydı.
Orhan Pamuk’un da 9 dairesinin bulunduğu, 53 yıllık ve 18 daireden oluşan Taray Apartmanı hakkında 2022 yılında açılan davada ‘riskli yapı’ kararı verilmişti. Pamuk’un komşuları, yapının güçlendirilmesi talebiyle karşı dava açsalar da son raporda binanın yıkılıp yeniden yapılması yönünde karar çıktı.
Pamuk’un avukatı Hikmet Güngör, bilirkişi raporu doğrultusunda tedbir kararının kaldırılarak yıkımın gerçekleştirileceğini tahmin ettiklerini, binanın yıkılarak müze yapılacağı yönündeki iddiaların ise doğru olmadığını, buna kat maliklerinin toplantı yaparak karar vereceklerini açıkladı.

Orhan Pamuk’un binaların statiği konusundaki titizlendiğinin bir başka örneği Masumiyet Müzesi’nin yapımı sırasında da yaşanmış. Çukurcuma’daki binayı bulup müze yapmaya karar verdiğinde kapısını çaldığı ünlü mimar İhsan Bilgin yapıyı güçlendirerek eski halini korumak istemiş. Orhan Pamuk’un tercihi ise binanın yıkılıp yeniden yapılması yönündeymiş.
Arkitekt.com sitesinde 2022 yılında kaybettiğimiz ünlü mimar İhsan Bilgin’in Masumiyet Müzesi’ni nasıl tasarladığını anlattığı bir video paylaşıldı.
Bilgin videoda Orhan Pamuk’un daha romanı yazma aşamasında kendisine gelip müze fikrini açtığını, hatta Çukurcuma’da bir bina bulduğunu, orayı müzeye dönüştürmesini kendisinden istediğini anlatıyor.
Masumiyet Müzesi’nin projesini hazırlayan ancak son noktayı koymadan ayrılan İhsan Bilgin ve Orhan Pamuk’un ilk fikir ayrılığı da binanın yıkılıp yeniden yapılması konusunda yaşanmış.

Orhan Pamuk
Bilgin yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Binanın statiğini yaptırdım, ilk çelişkimiz de oradan çıktı. O binanın yıkılıp yeniden yapılmasını istedi. Ben de binanın yıkılmasının kafasındaki senaryoya uymayacağını söyledim. Bir hatıra müzesi yapmak istiyorsunuz ama evi sıfırdan yapmışsınız. Düşünün bu evde çok kıymetli şeyler yaşamışım, onun hatırasına müze kuruyorum ama evi yıkıp yeniden yapıyorum. O evden bir şey kalır mı? Ben onun mendillerini, eşyasını saklamışım, bunları sergiliyorum ama bina yok. Mutlaka o binadan bir şeyler kalmalı. Ve çok tehlikeli bir işe giriştim. Binada galeriler açabilmek için yıkman da gerekiyor. Olağanüstü bir statik proje yaptı mühendis arkadaşlarım ve binayı askıya alıp yeniden yaptık. Yapım aşamasında hiç ilgilenmedi ama. Ben sanıyorum ki Orhan bir romancı, orada yatacak, gözlem yapacak ve bütün yaşananları yazacak. O çok araçsal bakıyordu. Sonuç olarak benim için eğlenceli ve iyi bir iş çıktı ama romana sadık kalan o değil, bendim.”
BABAANNE EVİ GİBİ OLMASINI İSTEDİ
İhsan Bilgin daha sonra Alman mimar Gregor Sunder-Plassmann tarafından tamamlanan Masumiyet Müzesi’nden ayrılmasında Orhan Pamuk’un haklılık payının olduğunu söylüyor: “Bir noktada anladı ki yapılan iş onun istediği gibi değildi. Yabancı bir şey oluyordu. Şöyle tarif etti ve ben anladım ne istediğini: ‘Ben babaanne evi gibi bir şey istiyorum. Hani gidersin babaannene, her şey dağınıktır, hiçbir şey atılmamış ve yığılmıştır üst üste. Ben öyle bir şey hayal ediyorum, sen bana çok düzgün, iyi mimarlık örneği, trendy bir müze yapıyorsun. Ben böyle dağınık, yığıntı bir müze istiyorum. Pırıl pırıl bir müze değil’ dedi. Haklıydı.”
İhsan Bilgin’in anlattıklarından Pamuk’un kafasındakileri nasıl hayata geçirdiğini öğreniyoruz.
Bakalım Taray Apartmanı’nda nasıl bir süreç yaşanacak ve ortaya nasıl bir yapı çıkacak?

İhsan Bilgin
‘YÖRÜK KIZI’ LÜLEBURGAZ’DA
İŞ Sanat Anadolu Sergileri, Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndan yapılan özel seçkileri sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. 28 Şubat – 1 Mart tarihlerinde Lüleburgaz Şubesi’nde ziyaret edilecek ‘Hayatın Renkleri’ başlıklı seçki, figüratif resim geleneği etrafında şekilleniyor.
1943 yılında Yurt Gezileri kapsamında Kırklareli’nde bulunmuş olan Saip Tuna’nın seçkinin temasını güçlü biçimde temsil eden ‘Yörük Kızı’ tablosuyla birlikte Melâhat Üren, Hüseyin Avni Lifij, Şükriye Dikmen, Fikret Muallâ Saygı ve Nuri Abaç gibi sanatçılarımızın günlük hayattan sahneleri ve insan manzaralarını yalın, dışavurumcu ve şiirsel bir dil aracılığıyla tuvale taşıdıkları eserler bu sergide izlenebilecek.
VENEDİK’E SANAT ÇIKARMASI
Mimari ve arkeolojik mirasa odaklanan fotoğraf çalışmalarıyla bilinen Ahmet Ertuğ’un ‘Beyond the Vanishing Point’ sergisi 21 Şubat’ta Venedik’teki La Stanze della Fotografia’da açıldı. Sergide sanatçının elli yılı aşkın süredir Avrupa ve Akdeniz’in mimari mirasını belgelediği seçki, Trendyol Sanat’ın desteği ile gerçekleştirildi.
Ayasofya’dan Pantheon’a uzanan 29 büyük boyutta basılmış fotoğraf ile Doğu ile Batı arasında tarihsel mimari bir bağ kuran sergi, çoğu zaman erişimi kısıtlı veya gizli kalmış mekanların derinliklerini sanatseverlerle buluşturuyor. Sergi 6 Nisan’a kadar açık.
Trendyol Sanat’tan bir başka destek de Venedik Bienali’nde yer alan Türkiye Pavyonu’na geldi. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) koordinasyonundaki Türkiye Pavyonu, bu yıl sanatçı Nilbar Güreş’in “Gözlerinizden Öperim-A Kiss on the Eyes” adlı sergisine ev sahipliği yapacak. Başak Doğa Temür’ün küratörlüğünü üstlendiği sergide Nilbar Güreş’in Türkiye Pavyonu için ürettiği eserler sanatseverlerle buluşacak.
61. Venedik Sanat Bienali, 9 Mayıs-22 Kasım tarihleri arasında ‘Minör Tonlarda’ başlığıyla düzenlenecek. Trendyol Sanat, Türkiye Pavyonu’nun eş sponsorluğunu üstlenerek Türkiye’nin kültür-sanat üretiminin küresel ölçekte temsil edilmesine önemli bir destek vermiş oldu.

‘Ahmet Ertuğ- Ayasofya’
Paylaş