Geriİhsan Yılmaz Nâzım’ın mirası kime kaldı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Nâzım’ın mirası kime kaldı

Oğlu Mehmet Hikmet’in 14 Ekim 2018 tarihinde Fransa’daki vefatından sonra Nâzım Hikmet’in mirasının kime kaldığı çokça merak edilmiş ve tartışılmıştı.

Bu tartışmalar gazeteci yazar Sibel Oral’ın bu yıl çıkan ve tanıklıklar eşliğinde kaleme aldığı Mehmet Hikmet biyografisi ‘İşitiyor musun Memet?’ kitabından sonra bir kez daha alevlendi.

Nâzım’ın mirası kime kaldı

Son olarak Oda TV internet sitesi ‘Nâzım Hikmet’in Mirası Yapı Kredi’ye Mi Kaldı’ başlıklı bir yazıyla konuyu tekrar gündeme taşıdı ve şöyle sordu: “Nâzım Hikmet’in yapıtlarının yayın hakları, 2002 yılında Adam Yayınları’ndan Yapı Kredi Yayınları’na (YKY) geçti. Bu geçiş, Nâzım’ın oğlu Memet’in izniyle oldu. Nâzım Hikmet eserlerinin telifleri Memet Ran’a ödeniyordu. Çünkü kitapların yayın hakkı, Yapı Kredi Yayınları ve bu yayınevi üzerinden oğlu Memet’e aitti. İzinsiz kullanımını yasaklamıştı. Şimdi Memet’in ölümünden sonra YKY ‘tek mirasçı mı oldu?’ sorusu yanıt bekliyor.”

Sorunun cevabını ben vereyim.

Nâzım Hikmet’in mirası için mahkeme kararı bekleniyor.

Mehmet Hikmet son olarak düzenlediği vasiyetinde Türkiye’deki telif haklarını dostu, yazar Gündüz Vassaf’a, Büyükada’daki evini de Vassaf’ın oğlu Osman Vassaf’a bıraktı. Fransa’daki varlıkları ise üvey kızı ve ondan olan torununa kaldı.

Nâzım’ın mirası kime kaldı

Mehmet Hikmet’in annesi Münevver Andaç’ın ressam Nurullah Berk’le ilk evliliğinden bir de üvey kız kardeşi var: Renan Genim. Varis olarak o da bu mirastan hak talep ediyor.

Mehmet Hikmet’in mirasının kime kalacağı konusunda mahkeme süreci halen devam ediyor.

Dolayısıyla Yapı Kredi Yayınları’na henüz bir veraset ilamı ulaşmış değil. Nâzım Hikmet’in yayınlardan elde edilen telif geliri bir banka hesabında bloke olarak tutuluyor.

Telifleri ve adadaki evi kimin alacağına mahkeme karar verecek.

HASAN SALTIK’IN MİSYONU DEVAM EDİYOR

'HER ölüm erken ölümdür’
demişti Cemal Süreya. Onunki gerçekten çok erken ve zamansız oldu. Haziran ayında kalp krizi sonucu kaybettiğimiz Hasan Saltık, kurduğu Kalan Müzik ile bize özellikle Anadolu’nun unutulmuş ses hazinesini kazandırmıştı. Bir ses arkeoloğu gibi çalışmış, unutulmaya yüz tutmuş arşivlik kayıtları yayımlamıştı.

Nâzım’ın mirası kime kaldı

Kalan Müzik’in 30’uncu yılı için yine böyle bir proje üzerinde çalışıyordu ama ömrü vefa etmedi.

Arşiv Serisi’ne eklenen ‘Ara Dinkjian Arşivinden Taş Plaklarda Amerika’daki Ermeniler’ albümü eşi Nilüfer Saltık tarafından tamamlanarak anısına yayımlanıyor.

Nâzım’ın mirası kime kaldı

Ara Dinkjian’ın, 5 bin taş plak koleksiyonundan seçtiği 58 kayıt, 1915 öncesi ve sonrasında Anadolu’dan ABD’ye göç eden Anadolu Ermenilerinin müzikal yolculuğunun bir özeti niteliğinde. Seçki, Ermeni sanatçıların sadece anayurtlarından ayrılırken yanlarında götürdükleri müzikal birikimi değil, daha sonra göç ettikleri topraklarda sürdürdükleri, geliştirdikleri ve kayda geçirdikleri müzik dünyasını yansıtıyor.

Üç CD ve bir kitapçıktan oluşan ve sınırlı sayıda üretilen çalışmada Dinkjian’ın seçkisine, Ermeni kültürü ve tarihi yazarı Harry A. Kezelian’ın ayrıntılı makalesi eşlik ediyor. Çalışmada ayrıca Amerikalı Ermeni sanatçıların portreleriyle birlikte, kayıtların alındığı taş plaklara ve Ermeni toplumunun Anadolu’daki yaşamına dair fotoğraflar da yer alıyor.

Hasan Saltık’ın misyonunu özetleyen ve devam ettiren bir çalışma.

17 Aralık’tan itibaren dijital platformlarda yayınlanacak ve müzik marketlerde satışa sunulacak.

X

Nâzım Hikmet 120 yaşında

Şiirin büyük ustası Nâzım Hikmet’in doğumunun 120’nci yılı kutlanıyor 15 Ocak’ta. Yarın pek çok yerde şiirleri okunacak, hayatı, aşkları, davası, vatan hasreti anlatılacak pek çok yerde.

Önemli kutlamalardan biri de Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek. Nâzım Hikmet Kültür Sanat Vakfı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilecek anma programında Nebil Özgentürk’ün hazırladığı ‘Nâzım 120 Yaşında’ belgeselinin gösterimi yapılacak ve ardından Fehat Livaneli Orkestrası eşliğinde Serenad Bağcan, Nâzım şarkılarını seslendirecek.

Nebil Özgentürk’ün altıncı Nâzım belgeseli bu.

Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın işbirliği ile hazırlanan belgeseli diğerlerinden ayıran özelliği dökü-drama tarzında çekilmiş olması.

Özgentürk, belgeseli bu kez tek kişilik bir oyun gibi kurguladığını söylüyor: “Ne yaşadığını, nasıl yaşadığını kendisi anlatsın istedim. O yüzden dramayı seçtim. 120 yaşına gelmiş bir büyük edebiyatçıya ülke olarak yaptığımız haksızlıklar ve hukuksuzlar karşısında insan çok etkileniyor. Bunları ondan dinleyelim istedim.”

Nâzım’ı Şahin Sancak’ın canlandırdığı belgeselde makyaja büyük önem verilmiş ve bu alanın en önemli isimlerinden Derya Ergün’le çalışılmış.

SİNEMA FİLMİ GİBİ

Toplam 50 dakika süren belgeselin Türkiye çekimleri; Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın içinde yer alan Nâzım Hikmet Anı Odası, Beykoz Kundura Fabrikası, Büyükada, TÜRVAK Sinema Müzesi’nde yapılmış.

Yazının Devamını Oku

Bu tablo Abdülmecid Efendi’nin değil mi?

Sabancı Müzesi’nde aralık sonunda açılan ‘Şehzade’nin Sıra Dışı Dünyası: Abdülmecid Efendi’ sergisi, son halife Sultan Abdülmecid Efendi’nin siyaset ve sanat tarihi açısından önemini ortaya koyan, şimdiye kadar hakkında yapılmış en kapsamlı sergi. Sadece Türkiye’deki resmi ve özel koleksiyonlardan değil, hayatının son 20 yılını geçirdiği Fransa’dan getirilenlerle birlikte sergi koleksiyonu 60 tablo ve 300’ü aşkın belgeden oluşuyor.

Sizi Abdülmecid’in ve yaşadığı dönemin çok iyi anlatıldığı Emirgân’daki bu doyurucu sergiden alıp Dolmabahçe’ye, Milli Saraylar Resim Müzesi’ne götürmek istiyorum. Zamanla adının silindiği, başkasına mal edilen bir tablosunu göstermek için.



Tablonun hikâyesini Mızmız Dergisi’nin kasım sayısında Haluk Oral anlatıyor.

Koleksiyoner, yazar ve araştırmacı Oral, ‘Ressamı Kaybeden Tablo’ yazısında tablonun izini sürerken Abdülmecid Efendi’nin başka bir yönünün de altını çiziyor. Turan ülküsünün peşindeki Abdülmecid’in.

‘Türklerin ilk büyük milli şairi’

Yazının Devamını Oku

Müzayede sezonu rekorla açılıyor

Sanat dünyasında, 2021 yılının dünyada ve Türkiye’deki müzayedelerde satış rekorları kıran eserlerini geçen haftalarda sıralamıştım.

Müzayede dünyası yeni yıla oldukça hızlı bir giriş yapıyor ve Türkiye’deki ilk müzayede, rekor bir açılışla başlıyor. Artam Antik A.Ş. tarafından düzenlenen müzayedede Türk figür resminin büyük ustası Neşet Günal’ın ‘Duvar Dibi’ adlı eseri 3 milyon 300 bin lira açılış fiyatıyla satışa sunuluyor. Tuval üzerine yağlıboya, imzalı, 1981 tarihli ve 138x190 santimetre ebatlarındaki eser Günal’ın başyapıtları arasında gösteriliyor. Geçen yılın rekoru yine Neşet Günal’daydı ve sanatçının ‘Testili Kız’ adlı 127x54 santimetre boyutlarındaki eseri 1 milyon 680 bin liraya satılmıştı.



“Resimde insanı temel unsur alma gereğine iyice inandım, tek çıkış yolu bu idi. Fakat inanarak, içtenlikle, insanı insan olarak yaşayarak...” diyen Neşet Günal, toplumcu gerçekçi resim anlayışının da en önemli ismi.

Yazının Devamını Oku

Ne yaptı bu Van Gogh size

Dünyaca ünlü Hollandalı ressam Vincent Van Gogh eminim kendi ülkesinde bizdeki kadar gündeme gelmiyordur. En azından saçma sapan nedenlerle.

İlk haber 2020’nin son günlerinde Zonguldak’tan geldi.

Alaplı’da kaportacılık yapan Yavuz Öztürk, elinde bulunan tabloların Vincent Van Gogh’a ait olduğunu savunmuş.

Haberde halen çalıştığı atölyesinde tamir ettiği arabalara dayadığı ve milyon dolarlar edebileceğini iddia ettiği tabloları anlatıyor tek tek.

Uzun yıllar İstanbul Maslak Oto Sanayi’de kaporta işi yapan Öztürk, tabloları çeşitli müzayedelerden aldığını söylüyor.

Tabloların Van Gogh’a ait olduğuyla da sınırlı kalmıyor iddiası, yağlıboyanın üzerinde bulunan bir saç telinin de sanatçıya ait olduğunu söylüyor.

Haberin bir yerinde de tabloları eskici pazarında bulunan bir Fransız arkadaşından aldığını belirtiyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyada Picasso Türkiye’de Neşet Günal

Ne pandemi ne küresel ekonomik kriz. Sanat piyasası güvenli yatırım olarak yerini hiçbir şeye bırakmıyor. Dünyada 2020’nin en yüksek satış rakamlı ilk 10 lotundan sadece ikisi 50 milyon doların üzerinde fiyatlara ulaşmıştı. 2021’de ise en iyi 10 satışın tamamı 50 milyon doların çok üzerinde fiyatlara satıldı. Bu yılın en yüksek satış rakamlı 10 eserinin toplamı 1.2 milyar dolara ulaşırken, listedeki en düşük fiyat 61.6 milyon dolar oldu. Türkiye’deki duruma gelince. Artam Antik A.Ş. 2021 yılında düzenlediği 15 müzayedede Türkiye çağdaş ve modern sanatının ustalarının yapıtlarını yeni koleksiyonlara kazandırdı.

Yılın en yüksek fiyatlı eseri Neşet Günal’a ait oldu. Sanatçının, 368. Müzayede’de sunulan ‘Testili Kız’ adlı tuval üzerine yağlıboya eseri 1 milyon 680 bin TL’ye satıldı. İkinci sırada Türk resminin yaşayan en önemli ustalarından Mehmet Güleryüz’ün ‘Red Forest (Kızıl Orman)’ isimli tuval üzerine yağlıboyası yer aldı. 1989 tarihli eser 1 milyon 260 bin TL’ye alıcıya ulaştı.Artam Antik A.Ş.’nin Artnet veri tabanından faydalanılarak oluşturduğu dünya listesi ve kendi satışlarından yola çıkarak oluşturduğu Türkiye listesine göre 2021 yılının en pahalı eserleri:

DÜNYANIN EN PAHALI 10 ESERİ

Pablo Picasso, ‘Femme assise prés d’une fenêtre (Marie-Thérèse)’, (1932)

Christie’s New York’un 13 Mayıs’taki satışında Picasso’nun sevgilisi Marie-Therese’i resmettiği tablosu 103.4 milyon dolara (1 milyar 372 milyon TL) satıldı. Bu satış rakamıyla, 2021’in en pahalı eseri oldu.

Jean-Michel Basquiat, “In This Case”, (1983)

Listenin ikinci sırasında yine Christie New York’un gerçekleştirdiği bir satış görülüyor. 2021 adeta

Yazının Devamını Oku

Cağaloğlu Hamamı’ndan geçen 'İhtiras Tramvayı'

Yeni yılın ilk günlerinde biraz hafıza tazelemeye ne dersiniz? Derya Bengi ve Erdir Zat’ın ‘100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası’ adlı çalışmalarının 1950-1980 yıllarını kapsayan ikinci cildi ‘Belki duyulur sesim’, bize bu fırsatı veriyor.

Kitap, siyasal iktidarın seçimle değiştiği 1950’den başlayarak, demokratik sistemin üçüncü kez kesintiye uğradığı 1980’e uzanan dönemi kapsıyor.



Nâzım Hikmet’in hapiste başlattığı açlık grevi ve sonrasında gelişen olayları özetleyip iktidar değişimiyle çıkartılan genel af sonrası özgürlüğüne kavuşmasını sağlayan ‘Af’ maddesiyle başlayan kitap, siyaset gündeminden kültür sanata, popüler kültürden değişen hayat tarzlarımıza pek çok durağa uğruyor. Almanya’ya işçi göçünden aranjmanların ortaya çıkışına, Zeki Müren’e ‘Sanat güneşi’ unvanının nasıl verildiğinden ‘Garip’ ve ‘İkinci Yeni’ şiir hareketinin nasıl çıktığına, ‘İhtiras Tramvayı’nın ünlü yazarı Tennessee Williams’ın Cağaloğlu Hamamı’ndan geçen hikâyesine kadar renkli bir tarih. Siyasetin geçirdiği evriminden gündelik hayatın küçük zevk ve alışkanlıklarındaki değişime kadar, geçmişten alınan mirasla bugüne bırakılanlar arasındaki dengeyi araştıran çalışmanın kültür sanat maddelerinden bir seçki...

Yazının Devamını Oku

Maldivler’e ‘Mevlevi kapısı’

Maldivler’deki Bodufushi Adası’na giriş artık Türk sanatçı Seçkin Pirim’in Mevlana’nın tasavvuf felsefesinden etkilenerek yaptığı ‘Gate of Zero’ adlı eserinin içinden geçilerek yapılacak. Adada konumlanan inziva merkezi Joali Being için üretilen yapıt, ziyaretçilerin içinden geçebildiği büyük ölçekli bir heykel olma özelliği taşıyor.

Tekrarlı formlardan oluşan, içi boş, helezonik bir yapı olan ‘Gate of Zero’, kişinin dünyevilikten sıyrılıp öze ulaştığı sıfır noktasına işaret ediyor. Bu nokta, gündelik hayatın getirdiği endişelerin ve bireysel hırsların terk edilmesiyle tinsel bir özgürleşmeye açılan kapı. Adaya kalıcı olarak kazandırılan heykel, inziva merkezine ayak basan ziyaretçiler için geçit işlevi görüyor.

Yapıtlarında Mevlana’nın “birden bütüne felsefesi”nden yola çıktığını söylüyor. Yapıtlarında parçadan bütüne varmayı dert edinen sanatçı heykellerinde ortaya koymaya çalıştığı sorunun dünyanın başka bir yerinde, başka birinin sorunu olabileceği düşüncesine vurgu yapıyor. Hem içsel anlamda hem de üretim biçimi olarak, her bir birim elemanı birbirinin aynısı ve bir araya geldiklerinde bir bütünü oluşturuyorlar. Bodufushi Adası için özel olarak tasarladığı ‘Gate of Zero’ heykeli de sıfır noktasının ve birden bütüne anlayışının bir tezahürü.

Bir Türk sanatçının tasavvuf düşüncesinden yola çıkarak yaptığı eserinin dünyanın bir ucuna kalıcı olarak yerleştirilmesi büyük gurur.

Kent meydanlarına köfte, simit, karpuz heykeli koyan yöneticilere örnek olsun.

ONLİNE MÜZAYEDELER REKOR GETİRDİ

DÜNYANIN önde gelen müzayede evleri 2021 yılını rekor satışlarla kapattı. Sotheby’s, yaptığı açıklamada 2021’de 7.3 milyar dolarlık (95 milyar TL) sanat eseri sattığını belirtti. Bu rakamla müzayede evi 227 yıllık tarihinde rekor kırmış oldu. Sotheby’s bu yıl yaklaşık 20 müzayede ile 2020 sonuçlarını yüzde 71 oranında geride bıraktı. 2021’in en önemli müzayedesi Harry Macklowe’un koleksiyonunun satışıydı. Sadece bu satışın ilk partisi 676 milyon dolar hasılat elde etti. Satışın ikinci partisi mayıs ayında sunulacak.

Yazının Devamını Oku

Gülümseten edebiyat tarihi

Yahya Kemal’in Boğaz’ın balıklarını zehirleyen eski çoraplarından Sait Faik’in ıstakozlu edebiyatçı tarifine, Necip Fazıl’ın Nahid Sırrı Örik’in cimriliği ile dalga geçişinden Peyami Safa’nın takma adla yazdığı romanlarla daha çok para kazanmasını yorumlamasına kadar edebiyat tarihinden birbirinden renkli anı ve derleme.

İlk yayımlanışının üzerinden neredeyse 20 yıl geçmiş gazeteci yazar Mehmet Nuri Yardım’ın ‘Edebiyatımızın Güleryüzü’ kitabının.

Bir olay, kişi veya düşünce üzerine, zekâ inceliğine, bilgiye dayanan, kısa ve anlamlı söz söyleme sanatı olarak tarif edilen nükteleri derlediği kitabının yeni basımı yapıldı.



Mehmet Nuri Yardım, ince eleyip sık dokuyarak iki yüzden fazla şair, müzisyen, devlet adamı, yazar ve düşünürün hayatından nükteli anları ve anıları derleyip bu eserde bir araya getirmiş.

Çok sert tartışmaların, sataşmaların, hatta fiziki kavgaya varan olayların da yaşandığı edebiyat tarihimizde bu kez gülümseyerek dolaşacaksınız. Kitabı yeniden okurken küçük bir tadımlık seçki yaptım:

Yazının Devamını Oku

Roman kahramanları neden rahatsız eder

Yer, Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi. Öğrenciler okudukları roman kahramanlarının kıyafetlerini giymişler, 21 Aralık Dünya Roman Kahramanları Günü’nü kutluyorlar.

Raskolnikov da var aralarında Zebercet de. Bir yanda Çalıkuşu Feride’yi görüyorsunuz diğer yanda Emma Bovary. Hafize Ana’nın koluna girmiş Eugenie Grandet. İnanılmaz renkli görüntüler.

Son dört yıldır düzenleniyormuş okulda bu festival. Okulun edebiyat öğretmeni, şair Ercan Yılmaz’ın yönlendirmesiyle hayata geçirilmiş.

2012 yılında Maltepe Üniversitesi ve Roman Kahramanları Dergisi’nin girişimiyle kutlanmaya başlanmıştı 21 Aralık ‘Dünya Roman Kahramanları Günü’ ve aynı hafta ‘Dünya Roman Kahramanları Edebiyat Festivali’.

Türkiye’deki çeşitli okullarda da kutlanıyor son yıllarda.



Yazının Devamını Oku

Kolektif hafızamızın arka odası: Yüksek Kaldırım

Sanki savaştan yeni çıkmış, yağmalanmış, terk edilmiş bir sokakta yürür gibiydim önceki gün Karaköy’deki Zürafa, Alageyik ve Kadem Sokak’tan oluşan genelevlerin bulunduğu bölgeyi gezerken.

Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, davet ettiği bir grup gazeteci ve köşe yazarına burada gerçekleştirilecek dönüşümü nasıl yapacaklarını anlatıyor. 100 yıldan fazladır faaliyet gösteren İstanbul’un ‘günah semti’, Red Light’ı, gri metal kapısını bir daha açılmamak üzere kapatıyor.

Galataport’un açılmasıyla birlikte bölgenin cazibesinin arttığı bir gerçek.

Üç sokakta toplam 42 ev var ve bunların 37’si Matild Manukyan’ın varislerine ait. Evlerin hemen hepsi yıkık dökük. İçlerinde iki tescilli yapı, iki sinagog ve bir kilise var.



Başkan

Yazının Devamını Oku

Lolita’nın ilhamını veren kedi

Amerikalı yazar ve şair May Sarton, bağımsızlığına düşkün bir sokak kedisinin özgürlüğünden feragat edip rahat bir yaşam için kendilerini tercih etmesiyle başlayan hikâyesini anlatıyor ‘Kürklü Kişi’ romanında.

Sokakta pek çok ‘Kürklü Kişi’ olduğundan, önce ona Tom Jones adını veriyorlar. Terk edilmiş bir yavru kedi olduğu için ona uygun gördükleri bu isim, Henry Fielding’in ünlü roman kahramanının adıdır.

Tom Jones’un asıl ünü ismini aldığı roman kahramanından ya da onun bir roman kahramanına dönüşmesinden gelmiyor ama. Büyük yazara, Vladimir Nabokov’a ünlü romanı Lolita’yı yazarken ilham vermesinden geliyor.

May Sarton ve Judy Matlack, 1950’lerin başında kiracısı oldukları evi ünlü yazar Vladimir Nabokov ve eşi Vera’ya kiralarlar. Onlar da evde kaldıkları sürece Tom Jones’u el üstünde tutulan bir pansiyoner olarak kabul etmeye memnuniyetle razı olurlar.

Nabokov kısa süreliğine kiraladığı evin çalışma odasına rahat bir koltuk yerleştirir ve onun üzerinde yarı uzanır halde yazarmış yazılarını.



Yazının Devamını Oku

Şehzade’nin sıra dışı dünyası

Sakıp Sabancı Müzesi, 20’nci yılını kutlayacağı 2022’ye sıra dışı bir sergiyle giriş yapıyor. Abdülmecid Efendi’nin hayatı ve sanatı üzerine kurgulanan ‘Şehzade’nin Sıra Dışı Dünyası: Abdülmecid Efendi’ sergisi 21 Aralık Salı günü açılacak.

Hayatı ve sanatı en çok merak edilen isimlerin başında gelir Abdülmecid Efendi. Sultan Abdülaziz’in saltanatı sırasında doğan ilk oğlu Abdülmecid Efendi sanat ortamlarında derin izler bırakmış, resim, hat, müzik ve edebiyat alanlarında pek çok sanatçının ve kurumun hamiliğini üstlenmiş, kendisi de önemli bir ressam. Sanatçılığı kadar tarihi kişiliği de önemli. Osmanlı’nın son veliahtı ve son halifesi olan Abdülmecid Efendi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçtiği ilk ve tek halife.



Abdülmecid Efendi 1926 tarihli bu otoportre ile 1927’de Paris Salon sergisine katıldı. Musee Massena Koleksiyonu’nda yer alan resim ilk kez Türkiye’ye geliyor. 

Hayatının yaklaşık 50 yılını şehzade, dört yılını veliaht, 16 ayını halife olarak, son 20 yılını ise sürgünde geçirdi. 76 senelik ömründe mutlakiyet, meşrutiyet ve cumhuriyet olmak üzere üç rejime tanıklık etti, iki dünya savaşı yaşadı. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanıp tarihe karışmasına bizzat şahit oldu.

3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen kanunla halifeliğin kaldırılmasıyla Osmanlı hanedanı yurtdışına çıkartılmış, Abdülmecid Efendi de önce İsviçre’ye gitmiş, daha sonra Fransa’nın Nice şehrine, ardından da Paris’e yerleşmişti ve 1944 yılında burada vefat etti.

Sabancı Holding’in desteğiyle açılacak olan sergi, SSM’nin koleksiyonu, devlet kurumları, özel müze ve galeri koleksiyonları, aile koleksiyonları ve üniversite koleksiyonlarının yanı sıra hayatının son 20 yılını geçirdiği Fransa’daki 2 müzeden seçilen eserlerden ve belgelerden oluşuyor.

Yazının Devamını Oku

'Utanmaz Adam' nasıl kefil oldu

Çevirmen, tiyatro eleştirmeni ve editör Seçkin Selvi’nin yakın Türkiye tarihiyle harmanlanmış hayatını anlatan bir kitap hazırladı Zeynep Miraç. Adı, ‘Seçkin-Ödünsüz bir yaşam’. Kitabının arka kapağında şöyle tanıtılıyor Selvi: “Yüzyıllık Yalnızlık gibi bir başyapıtı, bir başka çevirisi nedeniyle Sağmalcılar Cezaevinde yatarken, koğuşun keşmekeşi içinde, aklı dışarıdaki çocuklarındayken Türkçe’ye kazandırmış bir kadın...

Üretmekte direnen, teslim olmayan, yakın tarihin karanlık günlerinden nasibini fazlasıyla alsa da yaşam sevincini ve mizah duygusunu hiç kaybetmeyen...”

Geçim sıkıntıları, tutuklanmalar, polis takipleri, hapisler ve üretmekle geçen dolu dolu bir hayat.

Parasızlık yüzünden sık değiştirilen evlerden birinin kiralanma macerasında yakın dostu, karikatürün büyük ustası Oğuz Aral giriyor devreye. Cihangir’de bulduğu kiralık daire için kontrat yapmaya gittiğinde ev sahibi tek başına gelmiş bir kadını gözü tutmamış olacak ki kefil istiyor. Seçkin Selvi de Oğuz Aral’ı telefonla arayarak kefil olması için çağırıyor. Oğuz Aral atlayıp geliyor hemen ama yanında nüfus kâğıdı yok.



“Nüfus kâğıdım yok ama siz benim çizdiğim Utanmaz Adam karikatürlerini biliyor musunuz?”

Yazının Devamını Oku

'Üç Güzeller'in arkasında kim var

Türk resminin büyük ustası İbrahim Çallı’nın şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı sergisi açıldı İzmir’deki Folkart Gallery’de.

‘Türk Resminin Bohem ve Asi Fırçası: İbrahim Çallı’ adlı sergide sanatçının çeşitli koleksiyonlardan derlenen 80 resmi bir araya getirilmiş. Başta Atatürk olmak üzere İsmet İnönü, Keriman Halis gibi önemli portreleri, natürmortları, manzara resimleri yer alıyor.

Serginin ilginç eserlerinden biri ‘Üç Güzeller’ adını taşıyor.



Eserde Çallı’nın imzası bulunmuyor. Ancak onu İbrahim Çallı’ya ait kılan o kadar çok veri var ki. Bunların başında tabii ki gerçek imzası sayılan üslubu geliyor.

Yazının Devamını Oku

Çiçek yerine fidan bağışı

Borusan Filarmoni Orkestrası’nın ay başında Zorlu PSM’de verdiği konser sırasında dikkatimi çekmişti.

Orkestrayı Şef Gürer Aykal’ın yönettiği konserin solisti viyolonsel sanatçısı Pablo Ferrández’di.



Solistin bölümü bitince ya da konserin sonunda, kendisine ve orkestra şefine çiçek verilir. Bu konserde hem solist Fernandez’e hem de Şef Gürer Aykal’a rulo şeklinde katlanmış birer kâğıt verildi. Her ikisi de şaşkınlık içinde aldı rulolarını. Onlar kadar seyirci olarak bizler de merak ettik çiçek yerine verilenin ne olduğunu.

Yazının Devamını Oku

‘Karadut’un yasak aşkı

Beyoğlu Kültür Yolu kapsamındaki etkinlikler sona erdi ama sabit kültür mekânları sanatseverleri ağırlamaya devam ediyor. Bunlardan biri de ‘Meşher’.

Yaklaşık 1850–1950 arasında Türkiye’de yaşamış ve yaratmış sanatçı kadınların eserlerinden bir seçkinin yer aldığı ‘Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı’ sergisini gezdim.

Deniz Artun’un üstlendiği sergi, ismini Şükran Aziz’in bir eserinden alıyormuş ve çoğunluğu ‘ben’leşememiş ve dolayısıyla sanat tarihi tarafından kaydedilememiş kadınları tek tek fark etmenin yanı sıra, kolektif bir ‘biz’in oluşabilme koşullarını araştırıyormuş verilen bilgiye göre.

117 sanatçıdan 232 eser sergileniyor Meşher’in üç katında.

Kadın heykel sanatçılarının yaptığı büstlerin yer aldığı vitrinde tanıdık isimler görüyorum. Bunlardan birisi de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun büstüydü. Merak edip bakıyorum, hangi kadın sanatçının elinden çıkmış diye. İmza beni tutkulu ve bir o kadar da hüzünlü bir aşk hikâyesine götürüyor.

Bedri Rahmi’nin büstünü yapan sanatçı Mari Gerekmezyan.

İsim pek çok kişiye ilk anda bir şey ifade etmeyebilir belki ama Bedri Rahmi’nin ünlü ‘Karadut’ şiirini hatırlayacaklardır.

Yazının Devamını Oku

Attilâ İlhan’ın ailesi dışında kimsenin bilmediği mektuplar 70 yıl sonra hurdacıdan çıktı

Türk edebiyatının büyük ustası Attilâ İlhan’ın kardeşi Cengiz İlhan’a yazdığı mektupları, önümüzdeki hafta Kaynak Yayınları tarafından ‘Kardeşime Mektuplar’ adıyla yayımlanıyor.

Mektuplar, edebiyat tarihimizde başlı başına bir ekol oluşturmuş ve eserleriyle silinmeyecek bir iz bırakmış Attilâ İlhan’ın yazarlık süreci açısından zengin bir içeriğe ve öğreticiliğe sahip.

İlk kez gün ışığına çıkan bu mektupların kitaplaşma serüveni de oldukça ilginç.



TESADÜFEN BULUNDU

Attilâ İlhan

Yazının Devamını Oku

Bu yol hiç kapanmasın

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Atatürk Kültür Merkezi’nin açılışıyla startını verdiği “Beyoğlu Kültür Yolu Festivali”, tam anlamıyla bir kültür maratonu.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden başlayıp Galataport, Tünel, İstiklal Caddesi ve Atatürk Kültür Merkezi’nde sona eren güzergâhta 41 adet kapalı, 24 adet açık mekân olmak üzere toplam 65 noktada sanat ve kültür etkinlikleri düzenleniyor. Tüm sergi ve etkinlik mekânlarına ek, Beyoğlu sokakları ile Beyoğlu’nda bulunan müze ve galerilerin de festival mekânlarına eklenmesiyle bu rakam 65 noktaya ulaşıyor.



Klasik sanattan güncel sanata, dijital sanattan sinemaya, çağdaş sanatçıların çalışmalarından üniversiteli öğrencilerin çalışmalarına, özel koleksiyon eserlerinden festival için üretilmiş eserlere, edebiyattan dansa ve müziğe kadar birçok farklı disiplini bir arada görebiliyorsunuz bu maraton boyunca.

MAKSİM SÜRPRİZİ

İstiklal Caddesi boyunca pek çok noktada sürpriz etkinlikle karşılaşmak mümkün. Benim için sürpriz mekânlardan biri eski Maksim oldu.

Yazının Devamını Oku

AKM’yi o kapattı o açıyor

Atatürk Kültür Merkezi’nin yeni binası, 29 Ekim Cuma günü, Cumhuriyet Bayramı’nda kapılarını ‘Sinan’ operasıyla açıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siparişi olan operayı Hasan Uçarsu besteledi. Librettosunu Halit Refiğ’in aynı adlı senaryosundan hareketle Bertan Rona’nın yazdığı ‘Sinan’ operasında orkestrayı Şef Gürer Aykal yönetecek. Eser iki perdeden oluşuyor.



Besteci Hasan Uçarsu, “Mimar Sinan, doğduğum, büyüdüğüm ve halen yaşadığım kent olan İstanbul’a karakterini, ruhunu, kimliğini veren çok özel bir insandır” diye duygularını ifade ediyor.

29 Ekim’deki açılışa katılacak olanlar ‘Sinan’ operasının dünyadaki ilk seslendirilişini de dinlemiş olacaklar.

Bir anlamda yeni AKM binasının açılışını

Yazının Devamını Oku