Paylaş
Geçen yıl Birleşik Krallık’ta best seller olan ‘Kürk Mantolu Madonna’nın insanlara saf aşkı hatırlattığı için bu başarıyı yakaladığı belirtilmişti.
Batı dünyasına aşkı, özlemi, hasretliği yeniden hatırlatan bu büyük yazarın kendisi nasıl bir âşıktı?
Sabahattin Ali’nin 6 Kasım 1931 ile 15 Nisan 1835 tarihleri arasında Ayşe Sıtkı İlhan’a yazdığı mektuplardan oluşan ‘İki Gözüm Ayşe’ kitabı Sabahattin Ali’nin bu dönemde yaşadıklarını, Türkiye’de olan bitene dair düşüncelerini ilk ağızdan vermesi kadar aşk ve evlilik üzerine düşüncelerinden nasıl bir âşık olduğuna kadar çok özel duygu ve düşüncelerini de ortaya koyuyor.
Gazeteci Doğan Akın’ın 1990’lı yılların başında tanıştığı Ayşe Sıtkı İlhan’a Sabahattin Ali’nin çoğu hapishaneden yeşil mürekkeple ve eski yazıyla yazdığı mektuplardan oluşan ‘İki Gözüm Ayşe’ kitabının yeni basımı İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yapıldı.

Erenköy Kız Lisesi’ni ve Yüksek Muallim Mektebi’ni bitiren Ayşe Sıtkı, 1930’lu yıllarda Pertev Naili Boratav ve Sabahattin Ali’nin en yakınlarındaki kişilerden biridir.
Sabahattin Ali’nin özellikle hapishanede ‘yazmasam çıldıracaktım’ dediği mektupları dönemin ve yaşadıklarının belgesi kadar Ayşe Sıtkı’ya duyduğu aşkın farklı safhalarının da itirafı olarak öne çıkıyor.
‘İki Gözüm Ayşe’, yalnızca bir mektup derlemesi değil; aynı zamanda Sabahattin Ali’nin edebiyatının oluşum sürecini gösteren bir kaynak kitap.
Doğan Akın’ın önsözde de belirttiği gibi kitap, dönemin çarpıcı atmosferini yansıtmasının yanı sıra Kürk Mantolu Madonna’dan ‘Kuyucaklı Yusuf’a, ‘Aldırma Gönül’den ‘Melankoli’ ve ‘Dağlar’a, öykü ve romandan şiire uzanan Sabahattin Ali edebiyatının kaynaklarını haber verip biyografik arka planına ışık tutuyor.

YAKIŞIKLI OLSAM YAZI YAZAMAZDIM
Sabahattin Ali, 1932 yılında yazdığı ve Ayşe Sıtkı İlhan’a gönderdiği ‘Koşma’ başlıklı şiirinin ilk dörtlüğünde şöyle diyor:
“Sevip sevip yâri ele kaptırmak / Kara bahtın bana eski işidir. / Ömrümdeki yıllar kadar yar sevdim, / Her biri başkasının eşidir.”
Şiirinde sözünü ettiği kadınlardan biri de mektupların muhatabı Ayşe Sıtkı İlhan. Evlilik teklifini hep geri çevirmiş ve sonra başka birine âşık olup onunla evlenmiş.
Sevdiği kadınların çoğunun aşkına karşılık vermemesinden mustarip olan Sabahattin Ali bundan pek de şikâyetçi değil aslında. Yoksa yazı yazamazdım diyor bir mektubunda:
“Dünyaya herkes mukadder bir vazifeyi ifa için gelirmiş, ben de zannediyorum ki sadece âşık olmak, zaman, mekân ve imkân düşünmeden âşık olmak için gelmişim. Bereket ki boylu poslu yakışıklı bir delikanlı değilim; o zaman böyle kendi kendime tutuşmakla kalmaz, mukabele falan da görür, işi gücü maceralara hasrederdik. Şimdi ise kendi kendimize gelin güvey olurken başka birtakım işler çıkaracak, yazı falan yazacak zamanımız oluyor. Ve aşktan, yani âşıklığımdan icap ettiği tarzda istifade edemediğim için onu icap etmeyen şekillerde kullanıyor; yani içimde taşıdığım bu heyecandan bazen şekil, bazen mahiyetini değiştirerek yazılarımın mevzu ve hareketlerini çıkarıyorum.”

KÜRK MANTOLU MADONNA’DAN ON YIL ÖNCE ANLATTI
Sabahattin Ali’nin mektuplarının edebiyatına nasıl kaynaklık ettiğinin en net örneğini 1933’te Sinop Cezaevi’nden yazdığı mektupta görüyoruz. Tam on yıl sonra yayımlanacak olan ‘Kürk Mantolu Madonna’nın ana karakteri Maria Puder’in esin kaynağı Frolayn Poder’e nasıl âşık olduğunu anlatıyor bu mektupta:
“Almanya’da Fraulein Puder isminde bir hatuna ziyadesiyle âşıktım (bu kadın arkadaşlar arasında 28 namıyla meşhurdu). O zamanlarda ise Berlin’de şu meşhur ‘Deli Şarkıcı’ filmi oynamıştı ve oradaki ‘Sonny Boy’ şarkısı herkesin ağzındaydı. Şimdi bunu mırıldanınca sisli ve yağmurlu teşrinievvel (ekim) günlerinde 28 ile müzelere veya sinemaya gidişim aklıma gelir. Yolda mütemadiyen kızcağızın yüzüne dalar, önümü görmezdim. O da hafif bir tebessümle başını bana doğru çevirerek bu salaklığımı mazur gördüğünü anlatmak isterdi. Âşık olduğum kimseler arasında bana bu kadın kadar iyi muamele edeni olmamıştır. Parmağının ucunu bile koklatmadığı halde beni kırmaz, aramızda genişlemeyen ve daralmayan muayyen bir mesafe muhafaza etmesini gayet iyi bilirdi...”
Paylaş