İlk konser işçilere

Baret takmış, yelek giymiş orkestra üyeleri, bir inşaat sahasında enstrümanlarının akortlarını yapıyor.

Onların seslerine aynı kıyafeti giymiş inşaat işçilerinin çalışırken çıkardıkları sesler karışıyor. Herkes hummalı bir şekilde kendi işini yapıyor. Bu arada alana Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile ekibi giriyor. 

Bir süre sonra bu düzensiz sesler kesiliyor ve işçi kıyafeti giymiş orkestra üyeleri Mozart’ın ‘Küçük Bir Gece Müziği’ni çalmaya başlıyor. İşçilerin kimi çalan müziğin ritmine kendini kaptırmış, kimininse elinde telefon, video çekiyor.

İlk konser işçilere

Son dönemde izlediğim en güzel konser kayıtlarından biri.

Yer, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) Ankara’da yapımı devam eden yeni binası. Konser, Kültür Bakanı’nın inşaatı incelemek için yaptığı ziyaret sırasında işçilere teşekkür etmek için düzenlenmiş.

Önce sosyal medyada kısa bir versiyonu paylaşılan konserin tam kaydı şimdi CSO’nun YouTube hesabından yayına girdi.

CSO’nun yeni şefi Cemi’i Can Deliorman, binanın 29 Ekim’de açılacağını, açılışa kadar da bu tür küçük sürpriz video kayıtları yayınlayacaklarını söylüyor.

Bir konser salonu inşaatını bile merak edilir ve izlenir hale getirmeyi başarmışlar.

Hem orkestrayı hem de yöneticileri, ilk konseri binayı yapan işçilere verdikleri için alkışlıyorum.

İstanbul’daki Atatürk Kültür Merkezi inşaatından da böyle görüntü beklentisi oluyor insanda.

YARIM PORTRE MÜZEYE YAKIŞIR

SANAT dünyasında gündem, ressam Alican Leblebici’nin ‘MMXI’ isimli portre eserini yüzde 50 indirim isteyen koleksiyonere ikiye bölüp yarısını göndermesi...

Leblebici’nin Instagram hesabında yarısı kesilmiş resmin fotoğrafını koymasıyla ortaya çıkan olay hayli tartışıldı. Sanatçıyı Banksy’e benzetenler de oldu, eserin fiyatının böylelikle ikiye katlandığını söyleyen de...

İlk konser işçilere

Ece Çelik’in haberinden öğrendiğimize göre koleksiyoner eseri Leblebici’ye geri göndermiş ve şu anda sanatçının atölyesindeymiş. Tablo, olay yaşanmadan önce 17 bin TL’ye satıştaymış.

Sanatçı sosyal medya dışında olayla ilgili detaylı bilgi vermemiş. “İndirimi ben istedim ve sanatçı bana yarım bir tablo gönderdi” diyen bir koleksiyoner de yok ortada.

Gerçekten böyle bir olay yaşandı mı, yoksa bu sanatçı-koleksiyoner ilişkisini sorgulayan başlı başına kavramsal bir sanat çalışması mı belli değil.

İster kurgu ister gerçek olsun, resmin değerinin hem maddi hem sanatsal olarak arttığı bir gerçek. Eseri kısa sürede müzayedede görürüz diyenler de var.

Ressam-koleksiyoner ilişkisini sorgulayan bir eser olarak tablonun müzayedeye değil müzeye yakışacağını düşünüyorum.

İtalyan heykel sanatçısı Maurizio Cattelan’ın ‘Komedi’ adını verdiği ve koli bandıyla duvara yapıştırılmış bir muzdan oluşan sanat eserinden çok da zayıf değil fikir olarak bu ikiye bölünmüş tablo.

Art Basel’in Miami’de 120 bin dolara satılan ‘Komedi’, en son ismi açıklanmayan bir bağışçı tarafından New York Manhattan’daki Solomon R. Guggenheim Müzesi’ne bağışlandı.

BABAYA MEKTUP

HÜRRİYET’te uzun yıllar birlikte çalıştık gazeteci Neyyire Özkan’la. Hürriyet’in hafta sonu eklerinin efsane yayın yönetmeniydi. Uzaktan da olsa biliyordum eşi Veli Yılmaz’ın hikâyesini. Basın cezasında dünya rekoru sahibiydi Veli Yılmaz.

İlk konser işçilere

12 Eylül mahkemeleri tarafından yazıişleri müdürlüğünü yaptığı gazetede yayımlanan yazılardan dolayı 748 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 10.5 yıl yattığı cezaevinden çıktıktan 748 gün sonra Beşiktaş vapur iskelesinde kalp krizi geçirip aramızdan ayrıldığında 43 yaşındaydı.

Veli Yılmaz’ın yaşam öyküsü, yeğeni, tarihçi ve akademisyen Eray Yılmaz tarafından kitap haline getirildi ve İletişim Yayınları’ndan çıktı.

Kitabın ek bölümünde yer verilen Neyyire Özkan-Veli Yılmaz mektuplaşmalarından alıntılar, her şeye rağmen heyecanla süren bir ilişkinin çarpıcı tanıklığı niteliğinde.

Veli Yılmaz cezaevindeyken dünyaya gelen, kısa özgürlük günlerini hiç ayrılmadan birlikte geçirdiği, Beşiktaş iskelesindeki son gününde de yanında olan kızı yazar ve fotoğrafçı Hazal Yılmaz’ın duygusal mektubu ise insanın gözünü yaşartıyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Borusan konserde vites yükseltti

Pandemi sürecinde alınan sağlık tedbirleri gereği birçok festival ya iptal edildi ya da çevrimiçi yapılarak seyircisiz gerçekleştirildi.

Sanat kurumlarının çoğu da aynı durumda. Ancak özellikle konserlerin ücretsiz, çevrimiçi ya da seyircisi yarı yarıya azaltılmış salonlarda yapılması beraberinde bir tartışmayı da getirdi.

Bir kısım, konserlerin seyircisiz yapılmasındansa hiç yapılmaması gerektiğini savunuyor.

Diğer bir kısım ise sürecin belirsiz olduğunu söyleyerek, yeni koşulların dayattığı şartlarda da olsa kültür-sanat faaliyetlerinin devam etmesi gerektiğini savunuyor.



Türkiye’nin önemli sanat kurumlarından Borusan Sanat, ikinci grupta yer alıyor ve dün yeni sanat sezonunun açıkladıkları bir basın toplantısı yaptılar. Tabii ki Zoom üzerinden.

Yazının Devamını Oku

Atatürk imzası toplayan hırsız

Özel ilgi alanları olan hırsız hikâyeleri duymuş ya da okumuşsunuzdur.

Mesela Amerikalı polisiye yazarı Lawrence Block’un yazdığı bir serinin kitap isimleri ‘Kütüphanedeki Hırsız’, ‘Spinoza Felsefesi Öğrenen Hırsız’, ‘Polisiye Roman Okuyan Hırsız’ diye devam eder.

‘İmzalı fotoğraf seven hırsız’ başlığı, bir polisiye roman adı değil, gerçek bir hırsızlık hikâyesi.

Her şey 2019 yılının başlarında Atatürk’ün imzalı bir portresinin İstanbul’da düzenlenen bir efemera müzayedesinde 110 bin lira gibi bir bedelle satılmasıyla başlıyor.

Fotoğraf, Mustafa Kemal Atatürk tarafından yakın arkadaşı, dönemin ünlü asker ve siyaset adamı Ali Fethi Okyar’a imzalanmış. İthaflı ve gayet iyi durumda.

Bu çok özel fotoğrafı maddi problemleri yaşadığı için satmak zorunda kalan kişi, Fethi Okyar’la aynı adı taşıyan torunu Fethi Okyar.

Garip hırsızlık olayları bu fotoğrafın satılmasından sonra başlıyor.

Açık arttırmadan üç ay sonra Fethi Okyar’ın Büyükada’daki evine hırsız giriyor ve satılan imzalı fotoğrafın başka bir versiyonu ve evin içinde bulunan halı, kilim, resim gibi değerli eşya çalınıyor.

Yazının Devamını Oku

Attilâ İlhan neden ‘Atatürk’ değil ‘Gazi’ derdi

CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu’nun CHP’nin 97. kuruluş yıldönümü günü yapılan toplantıda ‘Atatürk’ yerine ‘Gazi Mustafa Kemal’i kullanması yeni bir tartışmayı başlattı, daha doğrusu eski bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.

Gazi, Gazi Paşa, Mustafa Kemal Paşa, Ulu Önder, Mustafa Kemal, Atatürk...

Bütün bu sıfatlar ve isimler aslında tek bir kişiyi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatmak için kullanılsa da ideolojik birtakım kabullerin de göstergesi olmuş.



İdeolojik olarak ısrarla ‘Gazi’ ya da Mustafa Kemal Paşa diyen ama asla ‘Atatürk’ü kullanmayanların başında ünlü yazar ve şair Attilâ İlhan geliyordu. Hatta Cumhuriyet gazetesinde yazdığı köşe yazılarında Gazi Mustafa Kemal demekte ısrar etmesi ve Atatürk adını hiç anmaması onu istifa etmeye götürecek kadar bir krize neden olmuştu.

İlk basımı 1981 yılında yapılan ve daha önce çeşitli gazetelerde kaleme aldığı yazılarından oluşan

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin konuştuğu tablo: ‘Kur’an Okuyan Kız’

Önceki gün yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı’na, Türk resminin öncülerinden Osman Hamdi Bey’in geçen yıl Londra’da 6.3 milyon pound’a satılan eserinin hangisi olduğu sorusu damga vurdu. Sınava giren adayların çoğu bu soruya ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ yanıtını verdi. Oysa eser ‘En Pahalı Türk Resmi’ unvanını elinde bulunduran ‘Kur’an Okuyan Kız’ tablosuydu. Sınavdan çıktıktan sonra doğru cevabı öğrenen binlerce kişi sosyal medyadan paylaşım yaptı.

TÜRK resim sanatının öncüsü, arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey önceki gün Türkiye’nin sosyal medya gündeminde bir numaraya kadar çıktı. Onu böylesine trend haline getiren ise KPSS Lisans Genel Yetenek-Genel Kültür sınavında çıkan bir soruydu.

Sınavda Osman Hamdi Bey’in 6.3 milyon pound’a satılan eseri sorulurken sınava girenlerin büyük çoğunluğu bu soruya ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ yanıtını verdi. Sınavdan çıktıktan sonra cevabın ‘Kur’an Okuyan Kız’ tablosu olduğunu öğrenenler büyük bir şaşkınlık yaşadı ve bu durumu sosyal medyada paylaştı.

Osman Hamdi Bey’in 1880 yılında tamamladığı ‘Kur’an Okuyan Kız’ isimli tablosu, geçen yıl eylül ayında Londra’daki Bonhams Müzaye Evi’nde düzenlenen bir açık artırmada satışa sunulmuş ve bir rekora imza atarak 6 milyon 315 bin 62 sterline satılmıştı. Eseri Malezya İslam Sanatları Müzesi’nin satın aldığı açıklanmıştı.

Aynı günlerde sanatçının ‘İstanbul Hanımefendisi’ isimli eseri Viyana’da 1.5 milyon euro’ya, ‘Yeşil Cami’ tablosu ise Londra’da 4 milyon 640 bin sterline alıcı bulmuştu.

‘Kur’an Okuyan Kız’dan önceki rekor da yine Osman Hamdi’nin başka bir tablosundaydı. 2016 yılında ‘Yeşil Cami Önü’ adlı tablosu Antik A.Ş. tarafından satışa sunulmuş ve 13 milyon 509 bin TL’ye alıcı bulmuştu. Eser o dönem En Pahalı Türk Resmi unvanını elde etmişti. Ancak, ‘Kur’an Okuyan Kız’ bu fiyatıyla ‘Yeşil Cami Önü’nün rekorunu elinden aldı.

‘KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ’ DE DÖNEMİN REKORUNU KIRMIŞTISınava giren birçok kişi Osman Hamdi Bey’in adını gördükten sonra sorunun devamını okumadan ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ şıkkını işaretlediklerini itiraf etti. Haksız da sayılmazlardı.

Osman Hamdi Bey’in ilk ve en dikkat çekici rekoru Antik A. Ş.’den satışa çıkan, Pera Müzesi’nin 2004’te, o dönemin rakamlarıyla 5.5 milyon liraya (o tarihteki ABD doları karşılığı 3.9 milyon dolar) satın aldığı ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ tablosuydu.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı koleksiyonundaki ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ni halen Pera Müzesi’nde halka açık olarak sergiliyor. Tablonun daha küçük ebatlı bir başka versiyonu ise Belma Simavi koleksiyonunda bulunuyor.

Yazının Devamını Oku

Sanat paravanda kaldı

Türkiye’nin ilk yeni medya ve video sanatı galerisiydi Açık Ekran.

Teşvikiye Caddesi’ndeki galeri, bu alandaki boşluğu doldurmak, Türk ve dünya sanatçılarının işlerini sergilemek üzere 2011 yılında Şekerbank tarafından kurulmuştu. Ali Akay’ın küratöryel danışmanlığı ve Kumru Eren’in yönetiminde 10 yıl boyunca Ulay’dan Ayşe Erkmen’e, Ali Kazma’dan Bettina Hutschek’e, Refik Anadol’dan Şener Özmen’e yerli ve yabancı pek çok ünlü sanatçının eserlerine ev sahipliği yaptı.



Banka yönetiminin geçen yılın son aylarında aldığı kararla video sanatının ilk ve tek adresi Açık Ekran bir anda karardı, yani kapısına kilit vuruldu.

Bizde kültür-sanat alanına en büyük destek veren kurumların başında bankalar gelir. Açtıkları kültür merkezleri, yayınevleri, galeriler ve konser salonları ile kültürel hayatımıza büyük bir canlılık kazandırdılar.

AYAKKABICI OLUYOR

Yazının Devamını Oku

İşte Tiraje Dikmen’in vasiyeti

Türk sanatının önde gelen isimlerinden ressam Tiraje Dikmen’in öğrencilere burs verilmek kaydıyla İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bıraktığı milyonlarca lira değerinde gayrimenkul ile değer biçilemeyecek kültürel mirasının akıbetinin ne olduğunu sormuştum geçen hafta.

Soruyu sormamın nedeni de evrak-ı metrukesinin bir süredir müzayedelerde satışa çıkmaya başladığı yönündeki haberlerin sosyal medyada dolaşmasıydı.

Büyükada’da müze olması gereken eşyasının korunduğu ev kaderine terk edildiği için her türlü talana açık olduğunu, üniversitenin ise bu duruma ilgisiz kaldığını belirtmiştim.



İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, Tiraje Dikmen’in vasiyeti ile ilgili bir açıklama gönderdi.

Açıklamada şöyle deniyor:

Yazının Devamını Oku

Tiraje Dikmen’in mirasına ne oldu?

Son birkaç gündür ressam Tiraje Dikmen’in evrak-ı metrukesinin sahaflarda ve müzayedelerde satıldığına yönelik haberler dolaşmaya başladı sosyal medyada.

Tiraje Dikmen’in hayatını bilmeyen, tanımayan biri için pek bir şey ifade etmeyebilir bu paylaşımlar.

Ama sözünü ettiğimiz, Türkiye’nin dünya çapındaki sanatçılarından birisi. Büyükada’da müze olması gereken eşyasının korunduğu evi ise ölümünden beri sahipsiz.

O günlerden itibaren dile getirilmeye çekinilen korkular acaba gerçek mi oluyor?

Dikmen, kültür tarihimizin önemli eserlerine ev sahipliği yapan, Feyhaman Duran’dan Hakkı Anlı’ya, Avni Arbaş’tan Neşet Günal’a, Selim Turan’dan Aliye Berger’e, Leopold Levy’den Abidin Dino’ya sanatçı dostlarının eserleri ve kendi çalışmalarının bulunduğu Büyükada’daki köşk dahil bütün mal varlığını, mezun olduğu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bırakmıştı.



Yazının Devamını Oku

Galataport’a heykel parkı

Doğuş Grubu ile Bilgili Holding’in ortaklaşa hayata geçirdiği Galataport İstanbul projesi turizme olduğu kadar, sanat alanına verdiği önemle de dikkat çekiyor.

İstanbul Modern ve Mimar Sinan Üniversitesi Resim Heykel Müzesi’ni de içine alan proje İstanbul’un yeni kültür-sanat merkezi olarak öne çıkacak.

Bu iki müze ile sınırlı değil Galataport’un sanata verdiği alanlar. Pek çok heykel sanatçısına eser siparişi vererek çeşitli noktalara yerleştirecekler.

Bunlardan biri de İngiltere’nin en ünlü heykeltıraşlarından biri olan Antony Gormley.



Geçen hafta, Londra’nın ünlü galerilerinden White Cube’un sahibi

Yazının Devamını Oku

Genç sinemacılar bunalımda

39. İstanbul Film Festivali’nin ‘Ulusal Yarışma’ ve ‘Ulusal Kısa Film Yarışması’nın yarışma filmleri geçen cuma akşamından itibaren Sakıp Sabancı Müzesi’nde kurulan açık hava sinemasında gösterilmeye başlandı.

Bu yılın bir özelliği filmlerin hem açık havada hem de çevrimiçi olarak gösteriliyor olması. Mekâna sınırlı sayıda izleyici alınabiliyor sosyal mesafe kurallarınca. Ama İKSV tarafından verilen linkten ücretli olarak da yarışma filmlerini izleyebiliyorsunuz.

Püfür püfür Boğaz havasında film izlemek kuşkusuz büyük keyif. Ben fiziki şartlar nedeniyle filmleri çevrimiçi olarak izleyenlerdenim.
Her akşam saat 21.00’de yarışma filmlerinden biri dijital platformda erişime açılıyor ve 30 saat açık kalıyor.



Yazının Devamını Oku

Bunun nesi ‘muzır’

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, İngiliz yazar Anna Milbourne tarafından kaleme alınan ‘Bebekler Nereden Gelir?’ isimli çocuk kitabının muzır nitelikte olduğuna karar vermiş.

Kitabı inceleyen kurul, bazı yazıların 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte olduğu belirtmiş.

Olabilir, kurula böyle bir görev verilmiş ve onlar da gerekli incelemelerini yapıp kararlarını açıklamışlar.

Tabii ki küçükleri korumak hepimizin görevi.

Bir çocuk kitabında küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak ne yazılabilir diye merak ettim ve kitabı buldum.

Kitabın kahramanı, aklına hep büyük sorular takılan küçük bir penguen. Adı da Pupkin.


Yazının Devamını Oku

Pandemiyi hem yazdı hem çizdi

Nobelli yazarımız Orhan Pamuk’un yeni romanının adının ‘Veba Geceleri’ olduğunu ve 1900’lü yılların başında yaşanan veba pandemisini konu aldığını yazmıştım.

Üzerinde yıllardır çalıştığı romanını bitirip tam yayımlama kararı aldığında COVID-19 pandemisi patlak verdi.

Pamuk bu tesadüf üzerine önce New York Times’da bir makale yayınlamış, ardından da ders verdiği Columbia Üniversitesi’nin internet sitesinin sorularını cevaplamıştı.

Veba Geceleri’ (Nights of Plaque) üzerine çalışırken yazdıklarının bir anda sokaklarda yaşanmaya başlamasının kendisini çok üzdüğünü ve yavaşlattığını ancak romanı bitirmek için yeniden motivasyon kazandığını söylüyor.

Pamuk’un bir diğer açıklaması ise ‘Masumiyet Müzesi’ romanında olduğu gibi içindeki sanatçının, edebiyat projesine katılması olmuş. Roman için araştırma yaparken dönemin tıp kitaplarını, ilaç broşürlerini ve yapılan illüstrasyonları incelemiş.

Bütün bu materyalden hareketle romanının atmosferini yaratırken de not defterine çizimler yapmış.


Yazının Devamını Oku

En güvenli yerler müze ve galeriler

Devlete bağlı olanlar ve özel müzeler kapılarını 15 Haziran itibarıyla açtı.

Hemen hepsi Sağlık Bakanlığı’nın tavsiyeleri doğrultusunda sosyal mesafe çizgileri çizdi, temassız bilet uygulamaları, sınırlı ziyaretçi alımı gibi önlemler aldı.

Üç aylık ev hapsinden kurtulanların soluğu müze kapılarında alacağını beklemiyordum ama ziyaretçi sayıları yarı yarıya düşmüş durumda.



Bırakın özel müzeleri, Topkapı, Ayasofya gibi normal zamanlarda ziyaretçi rekoru kıranlar bile in cin top oynar halde. Neredeyse, sosyal mesafe uygulamak için başka birinin müzeye gelmesini beklemek gerekiyor.

Yabancı turistin olmaması bunun başlıca nedeni. Bir de okulların grup halinde ziyaretinin yasaklanması.

Yazının Devamını Oku

Mozaikleri kapatan yalıtım değil rant

Cumhuriyet dönemi mimari anlayışının önemli simgelerinden biriydi duvar mozaikleri.

Kamusal alanı bir açık hava müzesine dönüştürmek, dönemin estetik anlayışının bir göstergesiydi.

En son Doğubank İşhanı’nda gerçekleştirilen tadilat sırasında üzeri yalıtım malzemeleriyle kaplanan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun mozaiği de işte bunlardan biriydi.



1950’li yıllarda hayata geçirilen birçok mimari projeye dönemin sanatçıları da dahil edilmiş ve duvar süslemeleri onlara emanet edilmişti. İMÇ Blokları, Emlak Kredi Bankası 4. Levent Mahallesi gibi...

Yıllar içinde çoğu ya yok oldu ya da tahrip edildi.

Yazının Devamını Oku

Beyoğlu’na yeni müze geliyor

Türkiye’nin en büyük ve en önemli resim koleksiyonuna sahip kurumlarından biri İş Bankası. Koleksiyonunda 800’ü aşkın sanatçının 2 binden fazla eseri bulunuyor.

Bütün bu eserleri içinde barındıracak bir müzenin inşaatına başlıyor şimdi İş Bankası.

Daha doğrusu mülkiyeti kendisinde bulunan ve daha önce çeşitli amaçlarla kullanılan Bodvi Apartmanı müzeye dönüştürülüyor.

Beyoğlu’nun önemli binalarından biri Bodvi Apartmanı. 1900’lerin ilk yıllarında Baudouy ailesi yaptırmış. Zemin ve asma katları ticarethaneyken, Odakule tarafından ayrı bir girişle ulaşılan üst katlar ise konut olarak kullanılmış. Mimarı ise bilinmiyor. 1950’lerde İş Bankası tarafından satın alınmış.

Müze projesini Teğet Mimarlık üstlenmiş. 2-2.5 yıl sürecek restorasyon inşaatı sonrasında hayata geçirilecek olan resim müzesi, müze katlarının yanı sıra çok amaçlı galerileri, atölyeleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları kitabevi, kafe ve restoranıyla Beyoğlu sanat aksının önemli duraklarından biri olacak.

Ve en önemlisi, bu geniş koleksiyonu nihayet görme fırsatı bulacağız.

1940’TA BAŞLADI

Türkiye İş Bankası, ilk kez 1940’ta sanat eseri alımına başladı. İlk tablolar İkinci Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nden seçilen Hikmet Onat’ın ‘Peyzaj Ortaköy’, Şevket Dağ’ın ‘Rüstem Paşa Camii’ ve Vecih Bereketoğlu’nun ‘Kayık ve Evler’ isimli eserleriymiş. Türk resim sanatının üç usta sanatçısının imzasını taşıyan bu üç resim, koleksiyon yapma bilincine atılan ilk adımların özen ve rafineliğini gösteriyor. 1940’lı yılların sonunda 23 resme ulaşan koleksiyona eser alımı 1950’lerden sonra hızlanıyor ve böylece Türk resminin en geniş koleksiyonlarından biri adım adım inşa ediliyor.

Yazının Devamını Oku

Korona günleri Veba Geceleri’ne sızar mı?

Hayatın her alanında olduğu gibi yayın dünyası da normale dönüyor. Kitabevleri teker teker kapılarını açtı, yayınevleri pandemi süresince ayda bir kitaba kadar düşürdükleri yayın sayısını arttırmaya başladı. Bu arada pek çok kitabın çıkış tarihi de üçer ay ertelenmiş oldu.

Benim en çok merak ettiğim ve heyecanla beklediğim kitap Orhan Pamuk’un bu yıl içinde çıkacağını duyurduğu ‘Veba Geceleri’.

Büyük tesadüf, henüz biz COVID-19’un adını bile tam duymamıştık Pamuk kitabının konusunu söylediğinde.

İlk kez sanırım OT dergisinin Şubat 2020 sayısında yayınlanan röportajında anlatmıştı yeni romanını ve şöyle diyordu:

“Üç buçuk yıldır ‘Veba Geceleri’ üzerine çalışıyorum. Fakat bu romanı otuz yıldır düşünüyordum, hâlâ düşünüyorum. Olaylar 20. yüzyılın başında, 1900-1901 yılında Girit-Kıbrıs-Rodos civarındaki bir Osmanlı adasında, yirmi dokuzuncu Osmanlı vilayetinde, II. Abdülhamid döneminde geçiyor. Adada veba salgını başlıyor. 1894’ten başlayarak Batı’ya doğru ilerleyen, Hindistan ve Çin’den gelen ‘üçüncü veba pandemisi’ yani.

Anneleri, babaları veba sırasında ölmüş, çocukevlerinden kaçmış çocuk çeteleri var. Devlet çökmüş, onlara bakamıyor. Onları inandırıcı bir şekilde yazmak için çok uğraşıyorum. Bir hikâyede çocuğun varlığı o hikâyeye sanki daha bir gerçeklik, derinlik, hakikilik duygusu verir bana. Olayları çocukların gözünden de görmek isterim.”

Kitabın yayın tarihi henüz belli değil ama muhtemelen yıl sonu okuma şansımız olur.

Benim asıl merak ettiğim, kurgunun önüne geçen hayatın, birebir yaşadıklarımızın kitabın içine sızıp sızmayacağı.

Şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemleri kullanarak bir araya gelip kumar oynarken yakalananlar, kapalı depolarda dünyanın en büyük suçunu işliyormuşçasına gizlice tıraş olmaya çalışanlar, parkta üzerinde oturduğu bankla birlikte sökülerek evlerine gönderilmeye çalışılan yaşlılar...

Yazının Devamını Oku

Satmadılar bağışladılar

Dayanışmanın içi boş bir kavram olmadığının pek çok örneğini görüyoruz her geçen gün. 

Bunlardan birisi de sanat dünyasından geldi.

Pek çok sanatçı ve koleksiyonerin yaptığı bağışlardan oluşan eserler, Artam Antik AŞ’de müzayedeye çıkıyor.

Tüm geliri İstanbul Tıp Fakültesi Vakfı’na bağışlanacak müzayede 30 Mayıs Cumartesi günü internet üzerinden online olarak gerçekleşecek.

Bağışçılar arasında Türkiye’nin önde gelen sanatçıları bulunuyor.



Yazının Devamını Oku

Müzeleri penguenler gibi mi gezeceğiz?

Küçük bir video-haber olarak yayımlandı üç gün önce penguenlerin müze ziyareti.

Kansas’taki Nelson Atkins Müzesi, dünyanın bütün müzeleri gibi insanlara kapılarını kapattı ancak virüs taşıma ihtimali olmayan penguenlere kapılarını açmış.

Kansas Hayvanat Bahçesi bir video paylaşarak penguenlerin müzede küçük bir keşif gezisi yaptıklarını duyurdu. Penguenler müzede eserlerin karşısında şaşkın bir şekilde duruyor ve kimisine uzun kimisine birkaç saniyelik bakışlar atıyorlar. Videolarda, penguenlerin Caravaggio ve Monet’nin tabloları önünde vakit geçirdikleri görülüyor.



Penguenlerin şaşkın şaşkın müzede dolaşmalarını izlerken onların arasında kendimi görür gibi oldum.

Düşünsenize, evden çıkmayalı iki aydan fazla bir süre geçmiş, bırakın müze gezmeyi, adım atmayı neredeyse unutmuşuz. Bilgisayar ekranından dünyanın tüm müzelerini çevrimiçi dolaşıyorum, eserler hakkında bilgi alıyorum ama fiziki olarak kanepe, yatak ve bilgisayar ekranı üçgeninde sıkışıp kalmışım.

Yazının Devamını Oku

Salgında sanatçı atölyeleri

Yer, Paris. Tek tük arabaların ve insanların geçtiği, her zamanki kalabalığından ve cıvıltısından uzak, sessizliğe bürünmüş hüzünlü bir kent.

Seine Nehri’nin üzerindeki köprüde, tekerlekli bir platform üzerine koyduğu şövalesini sürükleyerek ilerleyen bir adam. Belli ki bir ressam. Kimse kalmamış, onu hayata bağlayan tek şey şövalesiymiş gibi bir kader birliği içinde ilerliyorlar. Bir ara yine o ünlü Paris kafelerinden birine oturup dinleniyor. Normalde tıklım tıklım olan kafe bomboş. Adam, yılların samimiyetinin getirdiği rahatlıkla arkadaşının omzuna atar gibi şövalesinin üzerine koymuş kolunu, dinleniyor. Sonraki sahnede ressamı atölyesinde görüyoruz. Boyalarını karıştırıyor ve yanından ayırmadığı şövalesine yerleştirdiği tuvalinin üzerine karıştırdığı boyalarını sürerek çalışıyor. Bir süre sonra yavaş yavaş figürler belirmeye başlıyor tuvalin üzerinde. Evet, tanıdık geliyor o figürler. Hem de çok. Yüzleri maskeli ve ellerinde mavi eldivenleri var.



Paris’teki atölyesinde çalışırken gördüğümüz o ressam Mehmet Güleryüz ve ortaya çıkmasına tanık olduğumuz son eseri de ‘Mavi Eldivenler’ tablosu.

İstanbul Modern’in sanatseverleri dijital platformlarda ağırlamaya devam ettiği projelerinden birisi bu. Müze, ‘Şimdinin Peşinde’ adlı koleksiyon sergisinde yapıtları yer alan sanatçılara bu dönemde hayatlarına nasıl devam ettiklerinden bahsetmeleri için çağrıda bulunmuş. Sanatçıların korona günlerindeki üretim pratiklerine ayna tutan videolar, İstanbul Modern’in dijital platformlarından sanatseverlerle buluşmaya başladı. Yukarıda anlattığım, Mehmet Güleryüz’ün bu çağrıya uyup gönderdiği videosu. Şimdilik Güleryüz dışında İrfan Önürmen, Güneş Terkol ve Taner Ceylan’ın videoları yayında.

İrfan Önürmen

Yazının Devamını Oku