Geriİhsan Yılmaz Edip’ten Alev’e aşk mektupları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Edip’ten Alev’e aşk mektupları

Edebiyat tarihinin gizli kalmış bir aşkı daha mektuplar aracılığı ile gün yüzüne çıktı.

İkinci Yeni akımının en önemli ismi Edip Cansever’in seramik sanatçısı Alev Ebüzziya’ya yazdığı mektuplar ‘İki Satır, İki Satırdır’ başlığı ile Yapı Kredi Yayınları tarafından ilk kez kitaplaştırılarak yayımlandı. Habil Sağlam’ın hazırladığı kitapta Cansever’in Ebüzziya’ya yazdığı 123 mektup yer alıyor.

Edip’ten Alev’e aşk mektupları

1962 ile 1976 yılları arasında kaleme alınmış mektuplar, 20’nci yüzyılın biri modern seramik alanında öncü bir rol oynayan, diğeri Türk şiirinin son büyük atılımında başı çeken iki sanatçıyı birbirine bağlıyor. Cansever bu bağı şöyle tanımlıyor mektubunda: “Sen çömlekçisin ben şair... Senin kullanacağın çamurlu tasta, benimki aslan ağzında. Sen rüyanda biçimler görürsün, ben kelime. Bizimki de kolay değil kardeşim. Kolay değil hani. Böyle çile çekmek sanat adına Tanrı’nın günü... Gördün mü, nasıl da uyuverdik O. Veli’nin şiir kalıbına: ‘Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi...’ değil de, değil de ikimiz de sanat delisi.”

Edip Cansever ile Alev Ebüzziya, 1960’lı yılların başında İstanbul’da bir arkadaş çevresinde tanışır. İstanbul’da başlayan mektuplaşmalar, Ebüzziya’nın 1962 yılında bir porselen fabrikasında tasarımcı olarak çalışmak üzere Danimarka’ya yerleşmesiyle birlikte İstanbul-Kopenhag hattında gidip gelmeye başlar. Yüz yüze görüşmeleri Alev Ebüzziya’nın tatil için İstanbul’a geldiği yaz aylarında olur. 1963 yılında David Siesby ile tanışan Ebüzziya, 1967 yılında evlenir. Cansever’in platonik aşkı bu süreçte sıkı bir dostluğa evrilse de mektuplarındaki tutku devam eder. Ebüzziya-Siesby evliliği 1977 yılında sona erdikten sonra Alev Ebüzziya, hayatındaki değişiklikler nedeniyle Cansever ile de yazışmayı keser. İkili mektupların kesilmesinden sonra bir daha görüşmez. Alev Ebüzziya, Cansever’in kendisine gönderdiği mektupları yarım asırdan fazla bir süre saklasa da Cansever 28 Kasım 1975 tarihli mektubunda kendisindeki mektupları (bütün mektupları) ‘üzülüyorum ama zorunluydu’ diyerek yırttığını yazar. Sanki bu mektupların bugüne kadar kalacağı ve okura ulaşacağı kehanetinde bulunur gibi şöyle der: “Gene de bir avuntu kalıyor. Şöyle: benim sana yazdıklarımda, biraz da senin bana yazdıkların yok mu? ‘Bir el karanfilin yanında kalır.”

60’LARIN BOHEM İSTANBUL’U

Tutkulu bir aşığın kaleminden çıkan mektuplar, aşkına karşılık bulup bulmadığına göre gidip gelen ruh hallerini çok uzaktaki muhatabına ‘kelime kelime, harf harf’ aktarırken Cansever’in çok özel dünyasının kapılarını da açıyor. Edip Cansever şiirinin oluşum süreçlerini, kılcal damarlarında dolaşan imge dünyasını gösteriyor. Kendi yüz hatlarında şehrin izlerini seçen şairin İstanbul’unun da haritasını çıkartıyor. Mektuplar, bir anlamda Edip Cansever şiirinin kara kutu deşifreleri olarak da okunabilir.

Habil Sağlam’ın önsözde belirttiği gibi ‘Sevgili Alevci’ye mektuplar yazan Cansever’i kâh Kapalıçarşı’daki dükkânın asma katında, çalışma masasına kapanmış halde tepesindeki pencereden karanlığa benzer bir şeyler düşerken bulacak, kâh çareyi işrette aradığı gecelerde şairin peşine takılıp 60’lı yıllar boheminin edebi coğrafyasını bir uçtan bir uca kat ederken ona eşlik edeceksiniz.”

EDPCNSVR

Edip Cansever mektupların büyük bir bölümünde “Beni daha iyi tanıman için, adımın sesli harflerini unutarak yazacağım” diyerek “EDPCNSVR” imzasını kullanıyor. Kitapta yer alan ilk mektubunda Alev Ebüzziya’ya ‘Merhaba, Şiirli Esmer Derinlik’ diye hitap ederken sonraları ‘Sevgili Alev’ ve ‘Alevci’yi tercih ediyor.

Edip’ten Alev’e aşk mektupları

Genellikle mektup alamamaktan şikâyet ettiği satırlarında büyük bir özlem ve kırgınlık kendini hissettiriyor: “Uzun süre yazmamak küskünlüğe benziyor. Arada bir kart filan atardın hiç olmazsa. Neden? Ne oldu? ‘Canım yazmak istemiyor’ da diyemez miydin?

Uzun süre susmak şiire de benziyor. Şiir sessizlikte mayalanır çünkü, sessizlikte insanlaşır.

15. Mektup “Sevgili... Alevim... Benim,” diye başlıyor ve şu cümlelerle sona eriyor:

“Sevgili sevgilim, saat 13. - Şiir yazmak için izin istiyorum senden. Yazabilir miyim? Söyle bana.

Seviyorum, öyleyse varım.”

ANLAMSIZLIĞIN SIKINTININ ÇAĞDAŞ BİR YÜKÜYÜM SANKİ


“Sevgili Alev,

Sana öyle bir mektup yazabilmeliyim ki, Kutsal Kitap gibi, ne zaman eline alsan, neresinden okursan onu, bir şeyleri aydınlatmalı bu mektup ve senin içtenliğin oranında büyümeli, çoğalmalı, güçlenmeli... Ama yazamıyorum işte. Ne İsa gibi duygu peygamberiyim, ne de fikirlerine çok inandığım çağdaş bir düşünür kadar akıllıyım. Ben, ben’im sadece; anlamsızlığın, sıkıntının çağdaş bir yüküyüm sanki. Tuhaftır, kendi yarattığım bu yükü bile kaldıramıyorum kimi zaman. Ve işte o zaman ki, bütün çılgınlıklar beni buluyor; nefretler, anlamsız yalnızlıklar, alkoller...”

MEKTUPLARIN EN GÜZEL YERİ KENARLARIDIR

Elyazısıyla yazdığı mektupların kenarlarını da dolduran Edip Cansever “Mektupların en güzel yerleri kenarlarıdır. Istakozların bacakları gibi” diyerek duygularını en yoğun şekilde ifade ediyor. Sayfanın yetmediği yerde kenara taşan cümlelerine şöyle devam ediyor: “Hâlâ esmer misin? Çok güzel misin hâlâ? Palton ne renk? Dişlerin bembeyaz mı gene? Neremi seviyorsun benim? Tabiat eğrisi bir yaratığım ben. İstanbul’a gelince, dudaklarını çekmeden, upuzun öpmeni istiyorum. Hı mı?”

YAŞADIĞIM RÜYAYI YÖNETİYORSUN

“Dünyaya bakıyorum Alevci, biliyor musun, her şey sana benziyor. Bir çan kulesi de, bir yaz patı da, bir şehrin uzaktan görünüşü de. Rakı da sana benziyor, kadeh de, çarpıntılı bir kırlangıç balığı da. Sen biraz her şeysin. Rüyama girmiyorsun ama, yaşadığım rüyayı yönetiyorsun, gerçekleştiriyorsun.”

X

Tanpınar’ın yıllarca sakladığı peçete

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 120’nci doğum günü nedeniyle (23 Haziran 1901) geçen ay Beyoğlu Belediyesi tarafından Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde bir dizi etkinlik düzenlendi ve bir de ‘Tanpınar’ sergisi açıldı.

İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Arşivi’nden ve özel koleksiyonlardan derlenen eserlerden oluşan sergide Tanpınar’ın özel eşyasından elyazması metinlerine, kişisel notlarından imzalı kitaplarına kadar birçok kıymetli hatırası ilk kez görülüyor.

Tanpınar’ın üç beş fotoğrafını bilen edebiyatseverler için onun farklı dönemlerinden 80 adet resmini görmek serginin sürprizlerinden.

Kişisel eşyası arasında ömür boyu sakladığı bir peçete var ki, sanatçı dostlarının onun hakkındaki samimi düşüncelerini günümüze taşımış.



Füreya Koral, Hakkiye Koral, Mehmet Ali Cimcoz, Tarık Tekel

Yazının Devamını Oku

Sahaf Sakallı Lütfü’nün serencamı

Sahaf dünyasında şok etkisi yaratan bir haber çıktı geçen hafta sonu.

İstanbul Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 1 Temmuz’da Kadıköy Caferağa Mahallesi Mühürdar Sokak’ta bulunan bir sahafa baskın düzenlemiş ve yapılan aramalarda, ‘2863 Sayılı Kanun’ kapsamında olan ve Cumhurbaşkanlığı Osmanlı arşivleri tarafından da aranan 12 adet Osmanlı Devleti’nde ‘Kadı Hücceti’ olarak adlandırılan belgeler ve bu belgelerin kayıt altına alındığı ‘Kadı Sicili/Şeriye’ olarak adlandırılan klasör ele geçirilmiş. Belgelerde, Kastamonu Vilayeti Cide kazasında görevli kadılar tarafından görülen davalara ait kararların yazılı olduğu tespit edilmiş.

Haber pek çok yerde sahaf İsmail Lütfü S. büyük bir tarihi eser kaçakçılığı yaparken suçüstü yakalanmış gibi sunuldu.

Kimdir İsmail Lütfü S.?

Sahaf dünyasının ucundan kıyısından geçmiş hemen herkesin tanıdığı, son dönem İstanbul sahaflarının en önemli ve tanınmış isimlerinden Lütfü Seymen, daha çok bilinen adıyla Sakallı Lütfü.

CİMER’E ŞİKÂYET ETTİLER

Kitabiyat, yayıncılık, gazetecilik tarihine, okuma kültürüne, edebiyat tarihine büyük katkıları olan Sakallı Lütfü, dükkânıyla aynı adı taşıyan kitap ve sahaf kültürü dergisi ‘Müteferrika’yı 1993 yılından beri çıkarıyor. Son olarak 59’uncu sayısı bu ay yayımlandı.

Sahaf Müteferrika adlı sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Tanıdığım biri tarafından CİMER’e şikâyet edildiğimden ifadem alındı. Otuz seneye yakın elimde bulunan Cide şeriye sicillerinin elimde olmaması gerekiyormuş. Cide ve tarihine ilgi duymanın bedeli...” diye yazdı.

Çöpten bulmuş ve muhafaza etmişti belgeleri. Cide tarihi ile ilgili yazacağı kitabında kullanacaktı. Satışa çıkarmamış, kendi arşivinde saklamıştı. Kaldı ki internette şöyle bir arama yapsanız benzeri yüzlerce belge bulup satın almanız mümkün. Koca koca padişah fermanları müzayedelerde alınıp satılmıyor mu? Resmi kurumlar kendi ihtiyacı olan belgeleri satın alma yoluyla arşivlerine tekrar katabiliyorlar böyle müzayedelerden.

Yazının Devamını Oku

Afyon’a caz değil sucuk ve kaymak heykeli mi yakışır

Afyonkarahisar Kent Konseyi Başkanı Şemsettin Yasan’ın, bu yıl 21’incisi gerçekleştirilen Afyonkarahisar Caz Festivali için sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı skandal açıklama sosyal medyada tepkiyle karşılandı.

Yasan, festivale ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda “700 bin nüfuslu Afyon’da Caz Festivali’ne kimler katılır? Yüzde bir olsa 7 bin kişi eder. Gelen bini bile bulmaz. Onun da yarısı protokol. O zaman niye?” diye sormuştu.



Şemsettin Yasan, paylaşımı üzerine gelen bir yoruma da “Ne yapılırsa halk için, halka göre yapılmalı. Halkın çoğunluğuna göre yapılmalı. Caz Festivali halkta karşılığı olmayan bir şey, bir etkinlik. Bize, yani çoğunluğa göre gereksiz ve lüzumsuzdur. Bu da benim bireysel düşünce tezahürümdür. Doğrulara sahip çıktığımız gibi yanlışı da görmezden gelemem” yanıtı vermişti.

Sosyal medyadaki tartışma Afyon’a neyin yakışıp yakışmayacağı üzerine ilerledi.

Sayın

Yazının Devamını Oku

Roman beklerken el yapımı keman geldi

2014 yılında kendini edebiyattan emekli edip roman yazmayı bıraktığını açıklamıştı Türk edebiyatının en özgün kalemlerinden İhsan Oktay Anar.

Bedir Acar’a verdiği röportajında “Severek yaptığım, zevk aldığım şeylerden biri de roman yazmaktı. Onu da tükettim. Yedi kitap yazdım, artık yeter. Sekizincisini yazarsam, bu bir tür enflasyon demektir. Bu yüzden başka bir türe geçebilirim. Bir işi tadında bırakmak gerekir. Elbette bu benim şahsi kanaatim” demişti, son romanı ‘Galiz Kahraman’ı çıkarttığı o yıl. Daha sonra sadece edebiyattan değil, çalıştığı Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden de emekli oldu.



Kendisini tanımayan bir sokak röportajcısının “Evrim teorisine inanır mısınız?” şeklindeki sorusuna verdiği cevapla gündeme gelince ya da bir tanıdığının yaramaz kedisinin kahve yaparken onu rahat bırakmadığı sevimli videoyla hasret giderdi hayranları.

En son yine bir internet sitesinde rastladım kendisine. Hayranları ondan yeni bir kitap beklerken o müzik aleti yapımına vermiş kendisini.

Romanlarında da görüldüğü gibi müzik bilgisiyle dikkat çeken

Yazının Devamını Oku

Yılmaz Güney Oğuz Atay’ın kafasına neden silah dayadı

Yine ortalığı karıştıracak bir iddia ve iddianın sahibi de yine Sefa Kaplan.

Kaplan, hazırladığı ‘Oğuz Atay Sözlüğü’nde ünlü yazarın ‘Günlük’ünün kimler tarafından nasıl çalındığını, yıllar sonra nasıl ortaya çıktığını ve okurla nasıl buluştuğunu anlatmış, konu günlerce tartışılmıştı.

Sefa Kaplan ilk baskısı 2014 yılında Doğan Kitap tarafından yapılan ‘Geleceği Elinden Alınan Adam: Oğuz Atay’ biyografisini yeniden okuruyla buluşturdu. Holden Yayınları tarafından yayımlanan kitapta çok tartışılacak başka bir iddia gündeme getiriliyor.

Yılmaz Güney’in birlikte senaryo çalıştığı Oğuz Atay’ın kafasına silah dayadığı iddiası.

Sefa Kaplan iddiasını Erdoğan Şuhubi’nin Mart 1999 yılında İTÜ Vakfı Dergisi’nde anlattığı bir yazıya dayandırıyor.



Yazının Devamını Oku

Tomris Uyar tartışması

Online kitap satış sitesi Idefix’in ziyaretçi trafiğini artırmak için dün yaptığı paylaşım büyük bir tartışmaya yol açtı.

Okurları ikiye bölen bu paylaşım şöyleydi:

“İkinci Yeni’nin aynı kadına âşık dört şairi Ülkü Tamer, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve aşkına karşılık bulamayan Edip Cansever... Tomris Uyar’a yazdıklarıyla gönlünü almayı başaran, ruhunu ferahlatan bu dört şairden en sevdiğin mısrayı yorumlarla bizimle paylaşmaya ne dersin?”

Başta Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçin olmak üzere edebiyat dünyasından pek çok isim sosyal medyada bu paylaşımı eleştirdi.

Her ne kadar Idefix gelen tepkiler üzerine yazıyı kaldırsa da tartışma devam etti. 

Handan İnci, “Bu korkunç metni sitenizden kaldırmanız yetmez, başta Tomris Uyar, bu yazarlara ve okurlarına özür borçlusunuz. Asıl üzücü yanı bunu binlerce takipçisi olan bir kitap sitesinin yapması. Çok yazık” diye yazdı.

Yazar Metin Celâl tepkisini “Ayıp ediyorsunuz! Çok ayıp! Hele bir kitap sitesine hiç yakışmıyor” şeklinde dile getirirken çevirmen ve editör İlknur Özdemir de “Bu edebiyat insanlarını gerçekten böyle mi, bu yönleriyle mi anmalısınız?” dedi.

NEDEN RAHATSIZ ETTİ

Yazının Devamını Oku

Eyfel’den önce Balat’ı boyamıştı

Paris’in simgesi Eyfel Kulesi zaten popülerdir ama son günlerde Instagram fenomenlerinin yeniden gözdesi oldu.

Nedeni dünyaca ünlü Fransız sokak sanatçısı JR’ın yeni çalışması. Sanatçının Eyfel Kulesi’nin altında sanki büyük bir kanyon varmış gibi gösteren bu eseri büyük ilgi görüyor. Kulenin karşısına yapılan eserin içine girenler kayalık bir uçurumdaymış gibi görünüyor. JR kendi deyimiyle ‘göz aldanması’ tekniği denebilecek böyle bir çalışmayı daha önce de İtalya’nın Floransa kentinde uygulamıştı. Dünyanın en çok bilinen ve fotoğraflanan ikonik bir yapısını gözümüzü aldatarak da olsa farklı bir bakış açısı sunarak tekrar görünür ve popüler kılıyor.



JR’ı Türk sanat izleyicisi aslında iyi hatırlar. O bizi o kadar iyi hatırlamasa da...

Sanatçı 2015 yılında ‘Wrinkles of the City’ (Şehrin Kırışıklıkları) projesi kapsamında Balat’taki virane binaların duvarlarına çeşitli resimler yapmıştı. Ne var ki resimlerden birinin üzeri bir gece iddiaya göre zabıtalar tarafından mavi bir boya ile kapatıldı. Sanatçı Twitter hesabından bu duruma tepki göstermiş, Fatih Belediyesi de eseri kendilerinin boyamadığını açıklamıştı.

Olay gizemini halen koruyor bildiğim kadarıyla.

Yazının Devamını Oku

Amerika’nın pandemi açılımını çizdi

Amerika'nın ünlü haber dergisi The New Yorker’ın kapağında usta bir Türk çizerin imzası var bu hafta. Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun.

Derginin kapak konusu pandemi önlemlerini kademeli olarak kaldıran Amerika’nın açılımı. Amerika’da artık hayatın normale dönmeye başlaması. Dergi aynı zamanda Gürbüz Doğan Ekşioğlu ile pandemi süreci üzerine kısa bir söyleşi de gerçekleştirdi.

Ulusal ve uluslararası pek çok ödülün sahibi olan Ekşioğlu, Türkiye’de ve yurtdışında pek çok karma serginin yanı sıra, biri New York’ta olmak üzere 34 kişisel sergi açtı.

Atlantic Monthly, The New York Times gibi gazete ve dergilerin yanı sıra Forbes dergisinin kapağında da bir kez çalışmaları yayımlandı.

Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun The New Yorker’a çizdiği sekizinci kapağı bu. Sanatçı önceki gün sosyal medya hesaplarından da duyurdu 10 yıl sonra tekrar The New Yorker’ın kapağını çizdiğini.

Daha önce 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde ve son olarak 16 Mayıs 2011 tarihinde Osama Bin Ladin’in ABD tarafından öldürülmesi üzerine yaptığı ‘Erasing Osama’ adlı çalışmaları derginin kapağında yer almıştı.

BİR YIL ÖNCE HAZIRLADI

Türkiye’de yaşayıp üreten bir sanatçının Amerika’nın en önemli dergilerinden birinin kapağını çizmesi büyük bir başarı. Bütün dünyayı meşgul eden pandemiyi ve Amerika’nın açılımını en iyi anlatan çizimi bir Türk sanatçının yapması...

Yazının Devamını Oku

En çok ressam hangi bölgeden çıkar

Tam 40 yıldır aralıksız sürdürülüyor Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması.

Pınar tarafından çocukların sosyal becerilerini geliştirmek ve onlara resim sanatını sevdirmek amacıyla düzenleniyor yarışma. Bu yıl Türkiye’nin 7 bölgesi, Özel Eğitim ve Uygulama Okulları ile KKTC, Almanya ve Azerbaycan’daki 6 - 14 yaş arası ilköğretim çağındaki çocuklar arasından toplam 12 bin 578 adet başvuru yapıldı.

Yarışmanın son yıllarında jüri üyesi olarak görev yaptığım için çocukların hayal dünyalarının zenginliğini, renklerle olan ilişkilerini gözlemleme fırsatı buluyorum ben de.



Jüri Başkanı Prof. Dr. Mümtaz Sağlam teması ‘Doğayı Seviyorum, Çevreme İyi Bakıyorum’ olarak belirlenen yarışmaya gönderilen eserleri değerlendirirken, çocukların evde geçirdikleri vakitlerde doğaya duydukları özlemi ifade ettiklerini ve hayal dünyalarını coşkuyla resimlediklerini belirtiyor.

Geçen seneye oranla başvuru sayısı 2 kattan fazla artan yarışmaya Marmara Bölgesi’nden 4 bin 363, İç Anadolu Bölgesi’nden 2 bin 295, Ege Bölgesi’nden 2 bin 202, Akdeniz Bölgesi’nden bin 333, Karadeniz Bölgesi’nden 868, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden 721, Doğu Anadolu Bölgesi’nden 557, KKTC’den 167, özel eğitim ve uygulama okullarından 41, Azerbaycan’dan 25 ve Almanya’dan 6 başvuru yapıldı.

Yazının Devamını Oku

#kitaptemelihtiyaçtır

İçişleri Bakanlığı’nın market tedbirleri genelgesinin hangi ürünleri kapsadığına dair kafa karışıklığı her gün yeni bir sürprizi çıkartıyor karşımıza.

Sokağa çıkma yasağı kapsamında marketlerde zorunlu temel ihtiyaçlar dışındaki ürünlerin satışının yasaklanması, neyin temel ihtiyaç olup neyin olmadığı tartışmasını da gündeme getirdi. İlk tepki, bazı marketlerde bant çekilen ürünler arasında hijyenik pedlerin de yer almasınaydı. İçişleri Bakanlığı yetkilileri, pedin hijyenik madde kategorisinde olduğunu belirterek, “Öyle bir yasak yok” açıklamasını yapmak zorunda kaldı.



Tam bu tartışmaların sürdüğü sırada bir başka fotoğraf daha sosyal medyanın gündemine geldi. O da önüne bant çekilmiş kitap raflarıydı. Belli ki satışı yasak kırtasiye ürünleri kapsamına alınmıştı kitaplar da. Edebiyat dünyasından pek çok isim bu fotoğrafı sosyal medyada paylaşıp tepkilerini dile getirdiler. Yekta Kopan’dan Ahmet Ümit’e, Buket Uzuner’e kadar.

Bu görüntünün sorumlusu genelgeyi iyi anlamamış market yöneticisinin kafa karışıklığı olsa keşke. Ancak kitapçıların kapalı olduğunu düşünürsek Bakanlığın kitabı bir temel ihtiyaç maddesi olarak görmediği anlaşılıyor.

FRANSA’DA TEMEL İHTİYAÇ

Yazının Devamını Oku

Yazarın gerçek adı hangisidir

Tartışma konusu şu: Bir yazarın, şairin, sanatçının gerçek adı eserinde imza olarak kullandığı mıdır yoksa nüfus kâğıdında yazan mı?

Biz onu anarken hangisini kullanmalıyız? Konuyu tartışmaya açan Metin Celâl. Şair Oktay Rifat’ın ölüm yıldönümü olan 18 Nisan tarihinde sosyal medya anıcılarının kendisinden ısrarla Oktay Rifat Horozcu diye söz etmelerine takılmış ‘edebiyathaber’ adlı internet sitesindeki yazısında: “Horozcu, Oktay Rifat’ın soyadı olarak kabul ediliyor ve yaygın olarak kullanılıyor. Oysa nüfus kâğıdına göre soyadı ‘Rifat’. Babasının da çocuğunun da torunun da soyadı ‘Rifat’ ama ısrarla ‘Horozcu’ soyadı yakıştırılmış ve şairin adına yapıştırılmış. Biyografilerde, antolojilerde hep böyle geçiyor. Bir an için boş bulunup soyadının ‘Horozcu’ olduğunu kabul etsek bile şair tüm eserlerini ‘Oktay Rifat’ olarak imzalamış, bu seçime saygı duyalım, denilmiyor, soyadı ekleniyor. Hem de olmayan bir soyadı.”

Bu, olmayan bir soyadının şaire yapışma örneği. Edebiyatımızın ‘Üç Kemal’leri, Yaşar Kemal, Orhan Kemal ve Kemal Tahir’de olduğu gibi pek çok yazar ve şair ise soyadlarını asla kullanmıyorlar eserlerinde. Kimse Yaşar Kemal Gökçeli, Kemal Tahir Demir, Orhan Kemal Öğütçü demiyor. Bunlara Nâzım Hikmet’ten Orhan Veli’ye, Sait Faik’ten Hasan Hüseyin’e kadar pek çok ismi eklemek mümkün. Yazarın, şairin, sanatçının eserlerinde kullandığı ismi açık beyan olarak kabul etmek en doğrusu. Metin Celâl sadece konuyu gündeme getirmedi, kendi beyanını da duyurmuş oldu. Metin Celâl Zeynioğlu değil sadece Metin Celâl olarak anılmak istiyor demek ki.

MALİYE, HALİKARNAS BALIKÇISI’NI NORMAL BALIKÇI SANINCAYazarların eserlerinde kullandıkları isimler yüzünden başlarına tuhaf olayların geldiği de oluyor. Bunların en ilginci Halikarnas Balıkçısı’nın yaşadığı. Cevat Şakir Kabaağaçlı yerine sürgüne gönderildiği Bodrum’dan esinlenerek ‘Halikarnas Balıkçısı’ adını kullanan usta yazarı, maliye gerçek bir balıkçı sanıp vergi almaya kalkmış. Halikarnas Balıkçısı maliyeyi gerçek bir balıkçı değil yazar olduğuna nasıl ikna etti acaba? Yevmiye defteri yerine hikâye defterlerini göstermiştir sanırım. REFİK ANADOL SERGİSİNİ 30 BİN KİŞİ GEZDİSON dönemin en çok ses getiren sergisi oldu Refik Anadol’un ‘Makine Hatıraları: Uzay’ı. Pilevneli Galeri pazartesi günü son ziyaretçilerini ağırlayarak kapılarını kapattığında bile içeriye girmek için bekleyenler vardı. Galerinin sahibi Murat Pilevneli sergiye gösterilen bu ilgiden dolayı sosyal medya hesabından bir teşekkür mesajı yayınladı. Pilevneli, 30 binin üzerinde kişinin sergiyi gezdiğini belirterek “Ziyarete gelen sanatseverlerin yarattığı kuyruklar zaman zaman eleştirildi, ancak bu serginin hepimizin hayatından birçok güzelliğin eksildiği böylesi bir pandemi döneminde, bizler için olduğu kadar bu kuyrukları oluşturan binlerce insan için bir umut, bir nefes ve aydınlığın karşılığı olduğuna inanıyorum. Kuşkusuz pandemi ile birlikte gelen kimi imkânsızlıklar bizleri yapabileceklerimiz konusunda engelledi. Bunların sonucu olarak çokça kez sergi saatlerini ve günlerini değiştirmek zorunda kaldık. Fakat kısıtlı zamana rağmen mümkün olduğunca alan yaratarak sergimizin güvenle gezilebilmesini sağladık” diye yazdı.

30 bin kişi bir sanatçının solo sergisi için çok iyi bir sayı. Hele pandemi önlemleri çerçevesinde belli sayıda ziyaretçinin içeriye alınabildiğini, hafta sonu sokağa çıkma yasaklarını düşününce.

DÜNYA CAZ GÜNÜ’NÜ TÜRKÜYLE KUTLAYINUNESCO iyi niyet elçisi efsanevi caz piyanisti Herbie Hancock tarafından yaratılan ve 2011 yılında UNESCO tarafından kabul edilen Dünya Caz Günü, her yıl 30 Nisan’da dünya genelinde kutlanıyor. Bu yıl kutlamalar ne yazık ki uluslararası organizasyonlarla gerçekleştirilecek konserlerle değil evlerde yapılacak.


Yazının Devamını Oku

'Senin annen bir melekti yavrum'

Çok kullanılan ve klişe haline gelen Yeşilçam repliklerinden biriydi: “Senin annen bir melekti yavrum.”

Ressam Kezban Arca Batıbeki, 6 Mayıs’ta Kabataş Fındıklı’daki Merdiven Art Space’de açacağı sergiye bu adı vermiş.



Bu içerikte bir sergiyi yapacak en doğru isim Batıbeki.

Düşünsenize anneniz Yeşilçam’ın Yeşilçam olduğu dönemin en ünlü oyuncularından Nurhan Nur. Babanız da Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden Atıf Yılmaz.

Çocukluğunuz da doğal olarak film setini andıran bir dünyada geçmiş.

Yazının Devamını Oku

Kayıp 'Günlük'ü getiren Arsen Lüpen ortaya çıktı

Oğuz Atay’ın kayıp ‘Günlük’ünün sırrı çözüldü mü?

Son aylarda edebiyat gündemini meşgul eden tartışmayı başlatan Sefa Kaplan’ın hazırladığı ‘Oğuz Atay Sözlüğü’ndeki bir madde olmuştu. Oğuz Atay’ın ölümünden sonra ‘Günlük’ünün evinden nasıl çalındığı ve yıllar sonra nasıl ortaya çıktığını anlatan bölümü alıntılamıştım ben de. Ertuğrul Özkök bir edebi dedektif titizliği ile olayın izini sürmüş ama bilenlerin suskunluğu yolunu kapatmıştı.

Sır perdesini Ayça Atikoğlu dün T24’te “1977’de kaybolan günce 1984’te Milliyet’te nasıl dizi oldu? Bu iyi niyetli Arsen Lüpenler Kim?” diyerek kaldırdı.



O dönem Milliyet’in Kültür Sanat Servisi’nde çalışan Atikoğlu tüm yaşananların tanığı. “1983 yılında Milliyet’in Cağaloğlu’ndaki binasının üst katında çalışanlar için bir sır yok aslında. Günlüğün bulunuşunu, gelişini, teslim edilişini hep birlikte yaşadık. Niye mi sustuk? Çünkü olayın iki kahramanı, onlara ‘Teşekkür edilsin’ istemedi” diye açıklıyor bu suskunluğun nedenini.

Günlük’ü Milliyet’e,

Yazının Devamını Oku

'Yeni medya sanatı' ve anten tartışması

Son günlerin en çok konuşulan sanat olayı Refik Anadol’un Pilevneli Galeri’de açtığı ‘Makine Hatıraları: Uzay’ sergisi oldu.

19 Mart’ta açılan sergi ilk günden itibaren ziyaretçilerin yoğun ilgisiyle karşılaştı ve pandemi tedbirleri de devreye girince kapıda uzun kuyruklar oluştu. Görenlerin öve öve bitiremediği, yere göğe sığdıramadığı ne yapmıştı peki yeni medya sanatçısı Refik Anadol?



İzleyicinin başını döndüren bu sergi ve Anadol’un yaptığı işin sanat tarihindeki yerine dair iki yazı yayımlandı. Eleştirmen Ayşegül Sönmez’in kurucusu olduğu Sanatatak’ta kaleme aldığı ‘Refik Anadolun Makine Hatıraları’nın Hatırlattıkları’ başlıklı dört bölümlük bir yazısı ile Ali Artun’un e-skop’ta yayımladığı ‘Refik Anadol ve Algoritma Sanatı’ yazısı.

Yazının Devamını Oku

Bu AKM İstanbul’a yakışır

Taksim’deki yeni Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) inşaatında sona yaklaşıldı. Kaba inşaatının yüzde 90’ı tamamlanan merkezin 29 Ekim’de açılması planlanıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, AKM’nin dünyadaki en önemli 10 kültür merkezi arasında yer alacağını söyledi.

İstanbul nihayet kendisine yakışan bir kültür merkezine kavuşuyor. 2008’de boşaltılan ve 2018’de de tamamen yıkılan Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin yerine yapılan yeni binanın inşaatında son aşamaya gelindi. Dünya standartlarında bir kültür merkezi Taksim’de küllerinden doğarak yeniden kültür hayatındaki yerini almaya hızlı bir şekilde hazırlanıyor.



Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy medya kurumlarının yöneticileriyle dün bir araya gelerek kaba inşaatının yüzde 90’ı tamamlanan yeni AKM binası hakkında bilgi verdi. Galataport’tan başlayıp Galata Kulesi’yle devam eden Beyoğlu Kültür Yolu projesinin açılacak yeni AKM binasıyla tamamlanacağını söyleyen Bakan Ersoy bu çapta bir merkezi inşa ederken amaçlarının İstanbul’u dünya çapında öncü bir kültür sanat şehri yapmak olduğunu söyledi.

Yazının Devamını Oku

İBB’nin aldığı eserler 1 milyon 700 bin lira

Kanuni Sultan Süleyman’ın İtalyan ressam Cristofano dell’Altissimo tarafından yapılan portresinin önceki gün İngiltere’deki müzayede evi Sotheby’s tarafından yapılan müzayedede rekor kırarak 350 bin sterline (4 milyon TL) satılması büyük bir sürpriz oldu.

Müzayede evi tablonun 60 ile 80 bin arasında bir fiyata satılabileceğini, sürprizin 120 bin olabileceğini belirtmişti. Eseri alan kişi ya da kurum, vergileriyle beraber 438 bin sterlin (yaklaşık 5 milyon TL) ödeyecek. Alıcının ismi açıklanmasa da büyük ihtimalle bu beş katı artışın nedeni Türkiye’den müzayedeye katılan alıcıların birbiri ile yarışması.

Gözler bu müzayedede de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üzerindeydi. Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla geçen yıl Bellini atölyesinden çıkma Fatih Sultan Mehmet portresinin 7 milyon 923 bin TL’le satın alınıp İstanbul’a getirilmesi benzer bir beklentiye neden olmuştu.

TASAVVUF MÜZESİ’NDE SERGİLENECEK

İBB bu kez müzayedenin gözdesi olan Kanuni portresi yerine manevi değeri daha yüksek olan Kuran-ı Kerim sayfaları ve el yazmalarına odaklandı. Sotheby’s’in ‘İslam Dünyası ve Hindistan Sanatları’ koleksiyonunda satışa çıkan 9 adet Kuran-ı Kerim sayfasını ve el yazmalarını satın aldı. Belediyenin müzayededen aldığı eserlerin toplam değeri yaklaşık 150 bin sterlin (1 milyon 700 bin TL) civarında.

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, çok değerli bir koleksiyonu ait olduğu topraklara getirdiklerini, eserlerin İstanbullularla, önce Saraçhane Sergi Salonu’nda sonra da yapımı devam eden Feshane Tasavvuf Müzesi’nde sergileneceğini söylüyor.


Yazının Devamını Oku

Kanuni tablosu Fatih kadar heyecan yaratmadı

Kanuni Sultan Süleyman’ın İtalyan ressam Cristofano dell’Altissimo tarafından yapılan portresi bugün İngiltere’deki müzayede evi Sotheby’s tarafından satışa sunuluyor.

‘İslam Dünyası ve Hindistan Sanatları’ başlıklı koleksiyonun içinde bulunan portrenin 60 bin ila 80 bin sterlin arasında bir değere satılabileceği tahmin ediliyor. Kanuni Sultan Süleyman’ı 43 yaşındaki haliyle gösteren portre 19. yüzyıldan bu yana Fransız bir aileye ait özel koleksiyonda saklanıyormuş.

Bu satış Fatih Sultan Mehmet’in Venedikli ressam Bellini’nin atölyesinden çıkma portresinin satışını akla getirdi. Fatih Sultan Mehmet’in orijinal portresi, Londra’daki Christie’s Müzayede Evi tarafından 25 Haziran 2020’de açık arttırmaya çıkarılmış, düzenlenen müzayedede İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla 7 milyon 923 bin liraya satın alınmıştı.



Fatih Sultan Mehmet portresi Türk sanat dünyasında büyük bir heyecan yaratmış, hatta eserin fiyatının yükselmesinde İBB dışında Türkiye’den katılan bazı alıcıların birbirilerinden habersiz yarışmasının etkili olduğu söylenmişti. Kanuni Sultan Süleyman portresinin Türkiye’de Fatih Sultan Mehmet portresinin yarattığı heyecanı yaratmadığı görülüyor. Konuştuğum müzayede evi yöneticileri bunu, eserin, Bellini imzası taşıyan Fatih Sultan Mehmet portresi kadar güçlü olmamasına da bağlıyor. Ama yine de belli olmaz. Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli padişahlarından birinin portresi bu topraklara yakışır diyerek eserin gücüne, kondisyonuna bakmadan satın almak isteyenler çıkabilir. Bakarsınız bugün müzayedede birbirinden habersiz Türk alıcılar bu tablo için de Londra’da çarpışabilir.  

Yazının Devamını Oku

İşte Selçuk’un Miro tablosu

Geçen hafta yazdığım koleksiyoner futbolcular yazısında hangi futbolcunun kimin eserlerini topladıklarına dair bir liste vermiştim.

Galatasaraylı Selçuk İnan’ın koleksiyonundaki Juan Miro adı, Ertuğrul Özkök’ün dikkatini çekmiş ve Urla’ya giderken yanına pantolon almayı unutmasına rağmen yıllar önce İstanbul’da açılan sahte Miro sergisini hatırlayarak endişelenmişti. Acaba Cemre-Selçuk İnan koleksiyonundaki bu Miro tablosu da sahte miydi?

Hatırladığı, 20 Kasım 2013’te İstanbul’da Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde açılan ve eserlerin sahte olduğu anlaşılan Miro sergisiydi. Özkök bir ‘Upper Cihangir’ dedektifi olarak bu şüphesinde haklıydı. Çünkü sergi, en köklü sanat eğitim kurumu olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin işbirliğinde ve onlara bağlı bir galeride açılmıştı.



Endişesini şöyle dile getirdi Özkök:

“Selçuk İnan’ın elinde ne var bilmiyorum. Ama bir yağlıboya tablo olacağını sanmıyorum. 2012 yılında bir Miro tablosunun Sotheby’s’de 37 milyon dolara satıldığını biliyorum.

Yazının Devamını Oku

Koleksiyoner futbolcular

Sporcuların kültür-sanata uzak olduğu yönünde yaygın bir kanı vardır.

Farklı dünyaların insanlarıymış gibidirler sanki. Sanat fuarlarında boy gösteren sporculara rastlamıştım ama sanatla bu kadar içli dışlı olduklarını bilmiyordum.

Geçen hafta upper Cihangir’de katıldığım özel bir yemekte futbolcular arasında bir hayli koleksiyoner olduğunu öğrendiğimde, bu kanının ne kadar yanlış olduğunu düşündüm. Davetin sahibi, kendisini de önemli bir koleksiyoner olan göz hastalıkları uzmanı Op. Dr. Baha Toygar’dı. Korona öncesi zamanlarda verdiği davetler, sanat dünyasında hayli meşhurdu. Bu kez az sayıda kişinin katıldığı mesafeli bir davet düzenlemişti. Doğal olarak davetliler de sanatçı ağırlıklıydı. Ressam Ekrem Yalçındağ, Burcu Perçin ve Ali Elmacı ile fotoğrafçı Fethi Karaduman da davetliler arasındaydı.



Ekrem Yalçındağ biraz gecikince, mazeret olarak resimlerinin koleksiyoneri olan futbolcu Volkan Demirel’in atölye ziyaretinin uzamasını söyleyince ilgimi çekti.

Başka kimler vardı spor dünyasında koleksiyon yapan? Kimlerin resimlerini alıyorlardı?

Yazının Devamını Oku