GeriHikmet Demirkol Polonya’da Müzik, Dans, Mücadele
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Polonya’da Müzik, Dans, Mücadele

Geçtiğimiz hafta 2 senedir pandemiden ötürü yapamadığım bir şey yaptım ve yurt dışına çıktım. 4-6 Kasım tarihlerinde Polonya’nın Gdansk şehrinde düzenlenen Red Bull BC One dünya finaline gittim. Yurt dışı çıkışında pasaportla beraber aşı kontrolü de yapılarak başlayan seyahatin devamında, Polonya girişinde de benzer şekilde kontroller sonrasında ülkeye giriş yapabildim. Bu açıdan kendimi daha güvende hissettiğimi belirtmem gerekiyor; Polonya’da da tüm kapalı alanlarda maske kullanımı zorunlu ve genel çoğunluk da bu konuya uyum sağlıyordu.

Pandemide yurt dışı seyahati nasıl oluyor kısmını deneyimledikten sonra gelelim Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenen Red Bull BC One dünya finali deneyimlerime… Breaking olarak anılan break dans aslında temelleri 1960’lara kadar uzanan bir dans dalı. DJ kültürü, grafiti, sanat ve atletizmin de köklerinde yer alan bu dans kültürü, bir MC’nin de etkinlik boyunca hem dansçıları hem de izleyicileri motive etmesiyle sonsuz bir heyecana sahne oluyor.

Bu sene Polonya’nın Gdansk şehrinde düzenlenen 2021 Red Bull BC One dünya finalinde dünyanın dört bir köşesinden gelen B-Boy ve B-Girl’ler birincilik için yarıştılar. 30’u aşkın ülkeden 32 finalistin yarışacağı bu büyük finalde, ana kadroya katılmak üzere Türkiye’den B-Boy Jester ve B-Girl Jemrai da yer alıyordu. 6 Kasım Cumartesi akşamı gerçekleştirilecek büyük final öncesinde yapılan yarışlarda 4 B-Girl ve 4 B-Boy finallere katılmaya hak kazandı. Bu yarışlarda Jemrai ve Jester da dans pistinde mücadele ettiler. Gdansk’a gelir gelmez ayağımızın tozuyla etkinlik mekanına giderek Jester’ın ve Jemrai’nın katıldığı atışmaları izledik. Böylesine uluslararası hem de uzun soluklu bir dans yarışmasında Türk dansçıları görmek beni inanılmaz gururlandırdı. Jester ve Jemrai ile dans pistindeki mücadelelerinden sonra kısa bir söyleşi de yaptık.

Türk Finalistler Neler Anlatıyor?

2010 senesinde break dans yapmaya başladığını belirten Jester, bunun dev bir kültür olduğunu yurt dışındaki yarışmalara gittikten sonra fark ettiğini söyledi. Breakingin kişinin kendini ifade etme sanatı olarak da yorumlandığını belirten Jester, dans eden kişinin anlatacak bir hikayesinin olmasının bu dansı daha da farklı bir yere taşıdığını belirtti. Break dansta yeterli antrenmana sahip değilseniz yarışmalarda geride kalmanın kaçınılmaz olacağını belirten Jester, kişinin bir tarz ve kendine ait bir hareket kabiliyeti bulmasının o dansı daha da özelleştirdiğini aktardı.

Bu seneki dünya finalinde B-Girl’lerin ilk defa B-Boy’lar ile eşit sayıda yarışmacıyla finalde olmasının önemini Jemrai’e sorduğumda dünyada bu akımın giderek arttığını söyledi. Jemrai, Türkiye’de break dans anlanında daha gidilecek yol olduğunun altını çizerken, Paris’teki 2024 Yaz Olimpiyatları’nda Breaking’in de yer almasının her şeyi olumlu yönde değiştireceğini tahmin ettiğini söyledi. Bu kültür içinde çok sayıda opsiyonun var olduğunu belirten Jemrai, break dans yapan kişinin bunları deneyimlemesinin kendisine daha çok şey kattığını da aktardı.

Deneyimin önemli olmasının yanı sıra pratik yapmanın break danstaki başarıya katkısının büyük olduğunu hem Jemrai hem de Jester çok kez tekrarlarken, Avrupa’da birçok dansçının sokakta yaptığı performanslarla deneyimlerini arttırarak bu alanda daha da tecrübeli hale geldiklerini belirttiler. Mimar olan Jemrai iş hayatı ve break dans dengesini zaman içinde daha da iyi oturttuğunu söylerken, Jester küçük yaşlardan beri hep dans etmek istediğini, hayatının dans ile devam etmesini arzu ettiği için Mimar Sinan Üniversitesi’nde şimdilerde Çağdaş Dans okuyarak bu eğitimin de kendisine katacaklarıyla ilerlemeyi hedeflediğini söyledi.

Jester ve Jemrai break dans dünyasının ve kapsadığı bu büyük kültürün aslında hayata tutunmak için bir sebep olduğunu ve bunun da merkezinde sevgi olduğunun altını çizdiler. Türkiye’nin bu alanda henüz büyük başarıları olmasa da bunu ilk başaranlardan biri olacağını söyleyen Jester ‘iyi dans ediyorsun’ yerine ‘çok güzel bir tarzın var’ denmesinin onu en çok mutlu eden yorum olduğunu belirtti. Her ikisine de lakaplarını nasıl seçtiklerini sorduğumda Jester ilk dansa başladığı zamanlardan bu ismi seçtiğini söyledi. Jester kelime anlamıyla soytarı demek… Geçmiş zamanlardaki krallıklarda soytarıların rolü çok büyükmüş. Bu takma adı seçmesindeki sebep, soytarıların krala kendi adıyla hitap edebilen sayılı kişiler arasında bulunması, akrobasi gösterileri yapmaları ve hatta tarihte bazı krallıkların yükselip yok olmasına dahi etki edecek kadar önemli olmalarıymış. Jemrai ise kendi ismi Cemre’den yola çıkarak bu lakabı seçmiş. Cemre ismi Ural Altay mitolojisinde baharı getiren cine verilen isim olmasına ek olarak, uzun süredir samuray iltifatını almasından da ötürü bu iki durumu birleştirerek lakabını Jemrai olarak belirlemiş.

İngiltere Breaking Sahnesinin Eski Yıldızlarından Sunni

Türk finalistlerin yanı sıra, Red Bull BC One All Star’larından Sunni ile de özel bir söyleşi yaptık. Böyle bir takımın parçası olmasından ötürü her zaman gurur duyduğunu dile getiren Sunni, İngiltere’ye seneler önce bu alanda ilk başarıları getiren isimlerden biri. Dansındaki spontanlığı ve doğallığı nasıl sağlayabildiğini, hangi hareketi nerede yapacağına nasıl karar verdiğini çok merak ettiğim için Sunni’den bunları duymak çok istedim. Her şeyden önce başka bir dansçı ile karşılaştığında, o mücadele anında karşıdaki kişinin dansını izlediğini ve ona göre şekil aldığını belirtti. Bunun bir anlamda karşımızdaki kişiyle diyalog kurmak gibi olduğunu anlatan Sunni, dans ederken hangi hareketle devam edeceğine bu akışa göre karar verdiğini söyledi.

Bu alana yeni adım atan dansçılar içi ise, hiçbir adımı hızlı atmamalarını, dans adına yaptıkları her çabanın mutlaka pozitif bir gelişme olduğunu ve onlara mutlaka bir fayda sağlayacağını unutmamaları gerektiğini söyledi. Saf yeteneği olan biriyle çok çalışarak daha iyi dans edebilen birinin farkını bir dünya yıldızına sormadan edemedim. Sunni yeteneğin kesinlikle kişi için çok büyük bir şans olduğunu vurgularken, break dans gibi içinde çok fazla alt katmanı olan bir dansın daha iyi yapılabilmesinin çalışmadan imkânsız olduğunun da altını çizdi. Kişinin odaklanmasının ve çok çalışmasının onu zaman içinde çok iyi bir dansçı yapabileceğine kendisinin de şahit olduğunu belirten Sunni, 2024 senesindeki Paris Yaz Olimpiyatları’nda çok iyi adayları izleyebileceğimizi ve bundan dolayı büyük gurur ve mutluluk duyduğunu ifade etti.

Büyük Final ve Kazananlar!

6 Kasım günü büyük final günü geldiğinde açıkçası ben de herkes gibi bu heyecana kendimi kaptırdım. Gdanks’a 30 dakika mesafede ERGO Arena’da yapılan final etkinliğine gittiğimizde yine tüm konuklar aşı kartı kontrolleri ile alana giriş yaptı.

Final etkinliği, biletler üzerinde belirtildiği gibi tam 17:30’da başladı. Final yarışmasında hem B-Boy’lar hem de B-Girl’ler tüm hünerlerini dans pistinde sergileyerek, yer çekimine meydan okudular. 16 kişiden 8‘e, 8’den sonra 4’e ve en sonunda 2 kişiye düşen finalde, dansçıların her hareketinde ben de hop oturup hop kalktım. Favorilerim dansçıların figürleriyle sürekli değişti ama özellikle B-Boy’larda Amerika’dan katılan Flea Rock ile Kazakistan’dan yarışan Amir’in mücadelesini sanırım hiç unutmayacağım. Özellikle finalin sonlarına yaklaştığımızda, 4’lü grupların final mücadelesinin yapıldığı ve son 2 adayı belirlediği yarışlarda Ergo Arena’da sanırım herkes nefes bile almadan dans pistini izledi.

Red Bull BC One Dünya Finali'ne katılmaya hak kazanmak için, 30 ülkeden 60'tan fazla eleme etkinliğinden çıkan yarışmacılar, 24 dansçıdan oluşan davetli kadrosuyla birlikte ülkelerini temsil etme fırsatı için yarışmıştı. Bu senenin bir diğer önemli yanı ise Red Bull BC One Dünya Finali’nde, bu etkinliğin başlangıcından bu yana ilk kez en çok ve erkeklerle eşit sayıda kadın dansçı finalde yer aldı.

Yaklaşık 4 saat süren final gecesinde B-Boy’larda finalde Kazakistan’dan Amir ve Canada’dan Phil Wizard’ın büyüleyen yarışına şahit olduk. Amir’in sakinliği, Phil Wizard’ın neşeli ve izleyicileri yanına alan sempatik duruşuyla B-Boy finali gerçekten de büyük bir yarışa sahne oldu. Last Chance Cypher'da önce ABD'den Morris'i, ardından Fransa'dan Pac Pac'i yenerek finale kalan B-Boy Amir, büyük finalde de Phil Wizard’ı yenerek Red Bull BC One 2021’in kazananı oldu. Henüz 24 yaşındaki Amir böylece 18 ülkenin katıldığı dünyanın en büyük break dans yarışlarından birinde adını tarihe yazdırmış oldu.

B-Girl’lerin final mücadelesi de büyük bir yarışa sahne oldu. Logistx adıyla Amerika’dan yarışmaya katılan, 18 yaşındaki Red Bull All Star Logan Edra nefeslerin tutulduğu bu özel gecede Rusya’dan katılan B-Girl Vavi’yi yenerek birinci oldu. Bu birincilik ile Red Bull BC One’da son iki senenin kazananı olan Rus B-Girl Kastet’i de tahttan indiren Logistx, ayrıca Red Bull BC One kazananı olan en geç B-Girl unvanının da sahibi oldu. Heyecan dolu finalden sonra Logistx ile duygularını öğrenmek için konuştuğumuzda, elinde tuttuğu Red Bull BC One kemeriyle hala heyecandan titriyordu. Bu başarının kendisi için tam anlamıyla bir rüya olduğunu belirten Logistx, bu anı yaşamayı çok sefer hayal ettiğini, kazandığı unvanın sadece bir başlık, bir kemer değil; aynı zamanda bu alanda temsil ettiği değerler olduğunun da altını çizdi.

X

Eski Dünyanın Yangını

Sizlere covid pozitif karantinamın son günlerinden bildiriyorum. 3 doz aşımı da olduğum için hastalığı orta kademe bir grip gibi geçirdim, bu sebeple de kendimi şanslı hissediyorum. Nasıl aldım hastalığı onu gerçekten de anlamadım çünkü çoğunlukla evde olduğum bir haftada bu durum başıma geldi. Hasta olunca herkesin önerisi, yemek listesi, vitamin karışımı bambaşkaymış bunu da bu 1 hafta içinde öğrendim. Hepsi de çok faydalı oldu binlerce kez teşekkürler. Dilerim kimse hasta olmasın, ama olur da oluyorsa da umarım herkes benim geçirdiğim gibi sakin ve hafif bir şekilde atlatır bu süreci.

Beni karantinamda Kalben bir dakika olsun yalnız bırakmadı. Yeni yayımladığı albümü ve ilk romanı: Eski Dünyanın Yangını gerçekten sürekli benimle birlikte evin içinde gezindi. Geçtiğimiz Pazartesi günü yayımlanan albüm ve kitap henüz daha çok taze. Pazartesi günkü basın lansmanına karantinada olduğumdan ötürü gidemediğimden gerçekten de içimde kaldı o buluşma. Sektörden uzun zamandır göremediğim dostlarımı görüp, Kalben’in yeni albüm ve ilk romanın mutluluğunu onunla birlikte kutlayamadığım için biraz üzgün olduğumu belirtmeliyim.

Pazartesi ben de kendi kendime evde şarkıları dinleyip, kitabını da Storytel’den dinleyerek bu özel çıkışı kutladım.  Online satışla aldığım kitap hafta ortasında teslim edileceği için Storytel gerçekten tam aradığım çözüm oldu. Öncelikle sesli kitap konusunu hemen belirtmek istiyorum, bu teknoloji benim için ‘Eski Dünyanın Yangını’ ile başladı. Ben kitabı fiziksel olarak alıp okumayı sevenlerdenim, hatta birçok kişi daha önceleri önerse de sesli kitap uygulamalarına hiç ısınamamıştım. Beni buna ısındıran biraz da Kalben’in sesi oldu sanırım. Bir yazarın sesinden kitabını dinlemek gerçekten muhteşem bir deneyimmiş. Genelde yazılı bir metini ancak kendim okuyunca anlayan bir insan olsam da Kalben’in adeta yaşar gibi anlatımıyla seslendirdiği ‘Eski Dünyanın Yangını’nı mutlaka sesli kitap olarak da bir dinleyin derim. Dünden beri artık elimde fiziksel olarak kitabı da olduğu için merak ettiğim kısımları açıp tekrar kitaptan da okuyorum. Kitabın yeri her zaman başka ondan vazgeçmem imkânsız.

Kalben’in kitap macerasını birkaç senedir yakından takip edenlerdenim. Onun için bu kitabın ne kadar büyük bir adım olduğunu çok iyi biliyorum. Yapmak isteyip bunu nihayet başarmış olmasının ona bundan sonraki hayatında ve kariyerinde çok daha özel ve güzel anlara ilham olacağını da eminim. Kitaba dair çok detay verip havasını kaçırmak istemiyorum, ama şu kadarını söyleyeyim bence Kalben kendisiyle yapılacak tüm röportajlara bu kitap aracılığıyla toplu bir yanıt vermiş. Onu sevip takip eden, dilini, anlatımını merakla okuyan tüm hayranlarının kitap ile bambaşka bir deneyime ve mutluluğa ulaşacağını düşünüyorum. Çok özel bir hikâye anlatımı var Kalben’in ve buna tanık olduğumuz için çok şanslıyız.

Eski Dünyanın Yangını ile Kalben Türkiye’de bir ilki yaptı. Dünyada bunun başka bir örneği var mı emin değilim ama bir kitabın ayrıca bir albümünün de olması gerçekten de özel bir durum. Bu sanatın kendisine yepyeni bir boyut daha katıyor. Özellikle kitabı okurken şarkıları o arada dinlediğimde resim daha da bir net hale geliyor. Her şeyden önce Kalben yine yepyeni bir yolda ilerleme cesareti gösterdiği için, bir önceki yaptığına benzer bir şey yapmadan yepyeni bir iş yapmasından ötürü çok mutluyum.

Böylesine zengin bir albümün künye bilgisini elimden geldiğince yazmak istiyorum, çünkü böyle albümler bu detaylarıyla daha da özel oluyor. 13 şarkılık ‘Eski Dünyanın Yangını’nda tüm sözler ve müzikler Kalben’e ait. Albümden ilk duyduğumuz ve nefis klibini Dilan Bozyel’in çektiği düzenlemesi Can Güngör’e ait ‘Kaybolmuş’ Kalben’in 5. albümünün bize kapısını açan ilk şarkıydı. ‘Kedi’, ‘Karasinek Senfonisi’ ve ‘Bugün Bana Tatil’in yaylı düzenlemesi Güneş Özgeç’in elinden çıkmış. ‘Taksi’nin düzenlemesi Gurur Gelen’in, ‘Pişmaniye’nin düzenlemesi ise Hasan Özer Özbay ve İlker Deliceoğlu’nun imzasını taşıyor. ‘Düşünürüm’deki melodika ve ‘İçinden Ben Çıktım’daki mızıkayı Kalben kendisi çalmış. ‘Kuş Gözü’nün düzenlemesi Kalben ve İlker Deliceoğlu’na ait. ‘Yasak’ ve ‘Eski Dünyanın Yangını’nın düzenlemeleri yine İlker Deliceoğlu’nun elinden çıkmış. Kalben’in sahne performanslarında da birlikte çaldığı Nihal Saruhanlı, Tuğrul Bafra, Berkay Küçükbaşlar ve İlker Deliceoğlu ile birlikte pandemide yoğun bir çalışma sonrasında bu albümü tamamlamışlar. Mikslerde Gurur Gelen, Baran Göksu ve Alp Turaç emek harcamış. Mastering ise Ahmet Gökhan Coşkun’un imzasıyla bize ulaşıyor. Albümün ve kitabın kapak fotoğrafı Dilan Bozyel’e, albümün kapak tasarımı Volkan Ölmez’e, kitabın kapak tasarımı ise Barış Şehri’ye ait.

Kalben albümdeki şarkı sıralamasını kitabın akışına uyumlu yaptığı için şarkıları sırayla dinlemenin daha özel bir ahenk yarattığının altını çiziyor. Kendi favorilerimde ‘Taksi’, ‘Kedi’, ‘Kaybolmuş’, ‘Bugün Bana Tatil’, ‘Düşünürüm’, ‘İçinden Ben Çıktım’, ‘Eski Dünyanın Yangını’, ‘Bi’Şeyler’ sürekli yer değiştiriyor. Her birinde büyülendiğim sözler, bestelerdeki hayran olduğum yerler bambaşka. Kalben bu denli çok yönlü ve renkli bir albüm ortaya çıkarttığı için bir dinleyicisi olarak bu hazineye dalmak beni çok heyecanlandırıyor.

Albüm çıktığı an ilk önce son şarkı ‘Taksi’yi dinledim. Hakkında hiçbir bilgi öğrenmeden ilk olarak son şarkıya tıkladım, çünkü albümlerin son şarkıları benim için hep çok özeldir. Ve ‘Taksi’ beni inanılmaz etkiledi, henüz daha o sırada okumadığım romanın sonuna dair kafamda hayaller ürettirdi, dev bir enerji akımı yarattı bünyemde.  Kalben albümlerindeki detayları paylaşmayı seven bir sanatçı, bence bu dinleyicisi ve hayranları için nefis bir imkân. ‘Eski Dünyanın Yangını’ plak formatında da yayımlanacakmış. Albüme dair çok özel notların plak formatında yer alacağını Kalben Instagram’daki canlı yayınında söylediği için şu an itibariyle plağın çıkacağı güne kitlenmiş durumdayım.

Yıldızlar:

Yazının Devamını Oku

Can Güngör ile Kısa Kısa

Can Güngör’ün bu Cuma Zorlu PSM’de sahne alacak. Can Güngör, müzisyenliği, prodüktörlüğü, müziği şekillendirme haliyle hep yakından büyük bir merakla takip ettiğim bir sanatçı. Konseri öncesinde bir araya gelip sanatına dair dokunabildiğimiz her detayı konuştuk.

Queen’in ‘Show Must Go On’ şarkısı çocukluğundan ilk hatırladığı müzik anısının başrolündeymiş. TV’de duyduğu Queen şarkısı onu etkisi altına almış, şarkının peşinden koşarak müziğe adım atmış o zamanlardan. Çekme kasetler, metalcilik, davul çalması derken müziğin akıntısıyla lise yıllarına kadar bu şekilde ilerlemiş. Müzik yapma keyfini alınca lisedeyken arkadaşlarıyla stüdyolara gidip sevdikleri şarkıları çalıp kendi kendilerine kayıtlar yaparlarmış. Tüm bunlar Can Güngör’ün şu an hayatının müzikle dolu geçmesinin temellerinin atıldığı ilk günler olarak anılarında hala canlı bir şekilde yer ediyor.

Can Güngör kendi albümlerinin yanı sıra aranjör olarak görev aldığı birçok albüm ve şarkıya da hayat vermiş bir isim. Sahnede kendi şarkısını söyleyen Can ile aranjör Can’ın kesiştiği noktaları merak ettim. Ortak üretimler yapmanın her zaman çok keyifli ve heyecan dolu olduğunu belirten sanatçı, başkasının kulağıyla duymaya çalışmanın, ortak yollar bulmanın, kendi şarkısına yakışmayacak birçok yaklaşımı başka müzisyenler için uygulamanın çok eğlenceli olduğunu söyledi. Diğer yandan da bunların hepsi ‘müzik yapmak’ çatısında toplandığı için genel olarak da çok ayrı görmediğini belirtti. Tek başına bir şarkıyı yapıp güzel olduğuna karar vermekle, birkaç kişiyle bunu yapmanın arasında fark olduğunu bunun da ayrı bir tadı ve daha konforlu olduğunu vurguladı.

İmzası olan şarkılar arasından birisini seçmek istese o ne olurdu diye sorduğumda Can’ın cevabı ‘Zalım’ oldu. Ceylan Ertem için yaptığı Aşık Mahzuni düzenlemesi olan ‘Zalım’ kendisi için büyük sürpriz olduğunu belirtti. Bu denli ilgi görebileceğini kestiremediğini söylerken, sözlerin, müziğin ve tabi Ceylan Ertem’in söyleyişinin birleşmesinden büyük bir güç ortaya çıktığını anlattı. Mabel Matiz’in Gel’i de benzer şekilde seçtiği şarkılardan oldu. Her iki şarkıda da evrensel bir his, bir bütünlük hali olduğunu aktardı. Bu his ve bütünlük hali kelimelere dökmek istediğinde mümkün olmayan bir durum olduğunun da altını özellikle çizdi.

Can Güngör’ün 2020 senesinde Sony Music etiketiyle yayımladığı 'Sular Dar' albümü tüm çalışmalarından ayrı bir yere koyuyorum. Özellikle detayları ve zenginliği açısından Can Güngör'ü tanımak isteyen herkesin net olarak cevap bulabileceği bir albüm. Pandemide yayımlanan bu albüm sonrası yaşadıklarını ve duygularını öğrenmek istedim. Can Güngör, pandemi sebebiyle o dönem çıkan albümlerin çoğunun perdelendiğini bu sebeple de yeni dinleyiciye pek ulaşamadığını söyledi. Diğer yandan eski takipçilerinin radarından hiç çıkmadığını belirtirken, pandeminin en büyük etkisinin konserlerin yapılamasından ötürü yaşanan zorluk olduğunu vurguladı. Albümün hazırlığı süresinde daha az konser verdiği için albüm çıkışıyla bu açığı kapatmak, dinleyicisiyle daha çok buluşmak istese de bu sefer de pandeminin buna engel olduğunu söyledi. Yine de dinleyicisinin onu yalnız bırakmadığı için hissettiği mutluluğu sık sık dile getiren Can Güngör, ‘Sular Dar’ın çıkmasının hemen ardından yeni şarkılar yazmaya başladığını ve şu sıralar onları toparlamakla uğraştığını belirtti.

Can Güngör’ün şarkılarındaki sadelik beni her zaman etkilemiştir. Sözlerdeki sade ama vurucu etkiyi tuttururken, beste ve düzenlemede aynı uyumu sağlamasının nasıl olduğunu sordum kendisine. Bu yorumdan ötürü çok mutlu olduğunu belirten sanatçı genelde bir ritüeli olmasa da az ama özle anlatılabilen müziklerin her zaman ilgisini çektiğini de aktardı. Teknik anlamda 20 kanaldan oluşan bir müziğin kimi zaman 100 kanal yapılı bir şarkıdan daha büyük duyulabildiğini söyledi. Yıllar içinde hedefinin daha az ama anlamlı ve etkili katmanlar yaratmak olduğunu belirten Güngör, her sesin bir argüman olduğunu ve bunun hakkını vermek için çalıştığını belirtti. ‘Sular Dar’ albümünde bazı şarkılarda maksimal ve yoğun müzikal çözümlere de girdiğini bunun sebebinin de o dönemde orkestral elementleri müziğine ekleme arzusunun baskın olduğunu söyledi. Bu aralar aynı albümde yer alan ‘Revolte’ şarkısının sadeliğinde müzikler yapabilmeye odaklandığını da bir ipucu olarak fısıldadığını belirtmeliyim.

Ne zaman ve nasıl ‘tamam bu şarkı bitti!’ diyebildiğini öğrenmek istedim Can Güngör’den. Meğer onun da en zorlandığı durum buymuş, hiç de kolay karar veremiyormuş. Kimi zaman miks, kimi zaman bir akor ya da davul ritminde kaybolup çok uzun süre karar veremediği olabiliyormuş. Böyle anlarda da çözümü yine daha fazla çalışarak kendisi ikna olana kadar devam ediyormuş. Haliyle bu yorucu süreç kişilik olarak detaycılık ve yaptığı işin üzerine titremenin de bir bedeli olduğunu kabul ediyor. Ama bu durumla çok barışık olduğunu, böyle olduğu için bu müzikleri yapabildiğini düşünerek kendisini de rahatlatabildiğini söylüyor.

Malum yeni bir yıla girdik, neler hayal ediyor bu sene, neler planlıyor diye sordum. İnsanın kendi takviminin, dünyevi takvimlerin üzerine bindiğini düşündüğünü, bir şey zamanı gelince olduğunu belirtti. Kendisinin sürekli yeni bir şeyler bulmaya çalıştığını, kemikleşmek ve katılaşmaktan çok korktuğunu aktardı. Hatta bu yüzden de yapmayacağım ya da yapacağım dediği şeylerin de hep kendisiyle gezdiğini söyledi.  Hayat şartları müsaade ederse yeni yılda daha çok konser yapmak istediğini belirtti. Büyük bir albümü geride bırakmanın rehavetiyle, daha sık ama daha küçük üretimler yapmak istediğinin de altını çizdi. Bu planlar açısından da çok heyecanlı ve hevesli olduğunu vurguladı.

Bizi bir araya getiren 14 Ocak konseri hakkında nasıl hazırlıkları olduğunu sorarak söyleşimizi noktalamak istedim. Ekipçe bu konser için büyük heyecan yaşadıklarını söyleyen Can Güngör, yeniden hem de yüz yüze dinleyenlere konser yapma fikrinin çok iyi geldiğini söyledi. Uzun bir konser olacağının ipucunu verirken bazı şarkılarda konser için özel düzenlemeler yaptıklarını belirtti. Enerjisi yüksek bir konser olacağını her halinde belli olan Can Güngör’ü bu Cuma Zorlu PSM’de izleyebilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Mavilerce

Yeni yıla Onurr’un yeni şarkıları eşliğinde girmek nefis bir sürpriz oldu. 3 şarkılık ‘Mavilerce’ Onurr’un dinleyicisine gerçek bir yeni yıl hediyesi olmuş.

Acısız Olmaz’, ‘Mavi’ ve ‘Sek’ Onurr’un ‘Mavilerce’ hikayesinin birbiri ardında sıralanan incileri diyebiliriz. Yeni Onurr şarkılarını dinlediğim ilk an 2 sene öncesine ışınlandım. Onurr’un All Access Youtube kanalımdaki söyleşisindeki söyledikleri kulaklarımda tekrar çınladı. Bağımsız olarak şarkı üretmenin, kendisini ne kadar özgür kıldığını söyleşinin birçok anında dile getirmişti. ‘Mavilerce’nin detaylarını kim bilir ne kadar öncesinde tasarladı ve kaydetti bilmiyorum ama önemli olan kendi istediği akışta bu şarkıları yayımlayabiliyor olmasının onu çok daha özgür ve üretken bir sanatçı yaptığına net olarak eminim.

‘Acısız Olmaz’ın ritmik yürüyüşü içinizdeki dans adımlarını uyandırırken, ‘Mavi’nin ilk notalarında bizi esir alan flemenko dokunuşu az önce başladığınız dansa biraz daha baharat katıyor.  Onurr esas dokunuşunu son şarkısı ‘Sek’ ile tam hedeften vurarak yapıyor. ‘Sek’in etkisinin sözlerinde gizli olduğunu düşünüyorum. Şarkının esas büyüsü orada yatıyor. Onurr’un hikaye anlatışına neden bu kadar hayran olduğumun cevabı bu şarkıda hayat bulmuş diyebilirim.

Aslında Onurr’un hediyesi bu 3 şarkılık mini albümle de bitmiyor. Geçtiğimiz yıl yayımladığı ‘Ağlak Disko’nun incilerinden ‘Deniz Tuzu’nun remikslerinden oluşan bir mini albüm de yeni yılın ilk günlerinde yayımlanan bir diğer sürprizdi. Deniz Tuzu’nun remiks albümü Umur Doma, Murat Acar, Emre Ergun, Çağatay Karadirek versiyonlarından oluşuyor. Hepsi ayrı güzel ama durmadan tekrara aldığım Umur Doma ve Murat Acar remikslerinin üzerine birer yıldız daha koymadan geçemeyeceğim.

Yeni Çıkış

mor ve ötesi’den Sürprizler

mor ve ötesi cephesinde bir şeyler oluyor. Aralık ayının ortasında yayımladıkları tekli ‘Forsa’ grubu ne kadar özlediğimi bana hatırlattı.

2012 senesinde yayımladıkları son albümleri ‘Güneşi Beklerken’den sonraki senelerde ‘Anlatamıyorum’, ‘Melekler Ölmez’ ve ‘Sultan-ı Yegah’ teklileri o zamanlar eminim benim gibi birçok takipçisine ilaç gibi gelmiştir. 2018’deki Aya İrini konserinin canlı senfonik kaydı ve 2019’daki Harbiye Açıkhava canlı senfonik albümü bence gruptan yeni bir albüm beklentisini daha da arttırdı. ‘Forsa’ bu beklentinin en güzel yerinde çıkıp geldiği için senelerdir onların müzikleriyle hayat bulanlardan biri olarak beni ziyadesiyle mutlu ettiğini belirtmeliyim. ‘Forsa’ ile özlediğim mor ve ötesi dokunuşuna ek olarak hayran olduğum ve defalarca izlediğim klibini de belirtmem gerek. Aslı Çelikel yönetmenliğindeki kırmızılar içinde yanan klip mor ve ötesi’nin şimdiye kadar yaptığı en özel video çalışmalarından biri olmuş. Şarkının tanıtım döneminde sosyal medyada kullandıkları viral dokunuş da çok hoşuma gitti. Bu sebeple hem de bunca seneden sonra yeni ve farklı bir dil ile mor ve ötesi’nin yaptığı şarkıyı dinleyicisiyle paylaşmasını çok kıymetli buluyorum.

‘Forsa’nın üzerimizdeki etkisi henüz daha tazeyken 2 hafta sonra ‘

Yazının Devamını Oku

2021’in Yerli Albümleri

Yılın son yazısına hoşgeldiniz. 2021’in nasıl geçti diye dönüp baktığımda, aşının çıkmasıyla pandemi endişesini birazcık olsun atlattığımı düşünüyorum. Yine de şu an bile hala pandeminin hayatımızda olması bana içinden çıkamadığım bir labirent hissini vermiyor desem yalan olur.

Her şeye rağmen yeni yıla dair umutlarla doluyum. 2021’in yerli albümlerini yazmak için listeyi oluştururken epey zorlandım. Dönüp dönüp dinlediğim 20 albümü derlediğim yazı ile 2021’i noktalamak istedim. Yeni yıl pozitif enerjilerle dolu, tüm dileklerinizin gerçek olduğu, en çok beklediğiniz albümlerin birbiri ardına yayımlandığı bir sene olsun dilerim.

Melike Şahin – Merhem

Bence bu senenin önemli anlarından biri Melike Şahin’in ilk albümünün yayımlandığı sene olmasıydı. Senelerin beklenen albümü ‘Merhem’ Diva Bebe Records ve Gülbaba Records’un ortaklaşa yapımı olarak bizlere ulaştı. Kendisinin prodüktörlüğünü ve sanat yönetmenliğini üstlendiği bu harikalar diyarı olan 10 şarkılık albümünde Melike Şahin Mabel Matiz, Sabi Saltiel, Uri Brauner Kinrot, Can Güngör, Emre Malikler, Elif Dikeç, Dijf Sanders gibi önemli isimlerle çalıştı. All Access Youtube söyleşisi Melike Şahin’in ‘Merhem’e dair detaylı açıklamalarından ötürü bu sene yaptığım ve en keyif aldığım röportajlardan da olduğu için benim için ayrıca kıymeti büyük, eğer izlemediyseniz tavsiyemdir.

Kilit Şarkılar: Serim, Uykumun Boynunu Bükme, Nasır, Bedelini Ödedim, Hepsi Geçti

Gökhan Türkmen-7

Gökhan Türkmen’in yedinci albümü ‘7’ baştan sona enerji dolu bir albüm. Pandemi döneminde dinleyicisine böylesine pozitif anılarla dolu bir albüm sunmasının çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Söz ve müziklerde Gökhan Türkmen ile Mert Carim’in imzası olan ‘7’nin düzenlemeleri ise Genco Arı harikası olarak bizlere ulaşıyor. Disko, funk, rocknroll arasında özgürce gezen ‘7’ albümü bu sene içimizi ısıtan nefis bir dans albümüydü.

Kilit Şarkılar: Şerefine, İmza, Heyecan, Çürük, Deli, Nanay

Onurr- Ağlak Disko

Yazının Devamını Oku

2021’in Yabancı Albümleri

Senenin o sancılı dönemleri geldi. Takvimler Aralık ayını gösterdiği zaman kafam direkt iki yazıya odaklanıyor. Tüm seneyi gözden geçirip, neler çıkmıştı, hangi albümler ve tekliler hayatımızda yer etti derleyip yazmak için geçen seneyi tekrar hızlı bir şekilde dinleyip bir öz çıkartmaya çalışıyorum.

İlk yazı 2021’in yabancı albümleri üzerine olacak, haftaya da yerli çıkışları yazacağım. Ben bu dönemde bulabildiğim kadar her mecrada yıl sonu listelerini takip ediyorum. Bazen gerçekten gözden kaçırdığım bir albüm ya da yeni bir isime denk geliyorum o sebeple çok faydası oluyor. Dilerim bu yazı da sizler için aynı kıymette olur.

Billie Eilish - Happier Than Ever

20. yaşını geçtiğimiz günlerde kutlayan Billie Eilish ilk albümüyle kendi koyduğu rekorlarını yeni albümüyle kırmaya devam ediyor. Pandemi sebebiyle yayımlanması bir sene ertelenen ‘Happier Than Ever’ yine ağabeyi Finneas ile birlikte yaptığı nefis bir albüm olarak karşımızda. Genç yaşta ünlü olmak ve bunun stresi üzerine satır aralarında çok net mesajlar verdiği yeni şarkılarında kendi tarzından ödün vermeyen kardeşler Billie Eilish’in ikinci albümünde de dinleyenlerini mest ediyor. Albümün turnesi satışa çıktığı gün birçok ülkedeki biletleri tükenirken Billie yeni albümünde klipleriyle yine kendinden söz ettirecek videolar çekmeyi de ihmal etmiyor. Billie’yi canlı SXSW’da seneler önce izlemiştim ama o akustik hali başkaydı. O yüzden 2022 bana bir Billie Eilish konseri versin diye şimdiden diliyorum.

Kilit Şarkılar: My Future, Your Power, Male Fantasy, Happier Than Ever, Therefore I Am

Adele – 30

Adele seneler sonra yüzleri güldürdü. Önceki albümlerinden çok da farklı olmayan, hatta bu sefer belki de biraz daha sansürsüz bir şekilde kendi hayatını anlattığı şarkılarla dolu bir albüm yayımladı. 30’un yapımcı koltuğunda Greg Kurstin, Max Martin, Shellback, Tobias Jesso Jr, Inflo ve Ludwig Göransson gibi isimleri görüyoruz. Soul, pop, caz türlerinde sevenlerini ziyadesiyle memnun edecek özel bir albüm.

Kilit Şarkılar: Easy On Me, Oh My God, My Little Love, Can I Get It, Hold On, I Drink Wine

Turnstile - Glow On

Yazının Devamını Oku

Günlerden Woodkid!

Uzun süredir merakla beklediğim bir konser bugün gerçekleşiyor. Bu sebeple gerçekten heyecanımı dizginlemekte zorlanıyorum. Woodkid bugün Zorlu PSM’de sahne alacak. Performansı öncesi sanatçı ile bir araya geldik, merak ettiğim birçok soruyu büyük bir içtenlikle cevapladı. Söyleşimizden o kadar memnunum ki umarım siz de benim gibi aşağıdaki satırları okurken bu hisleri paylaşırsınız.

Yoann Lemonie nam-ı diğer Woodkid’e ilk olarak son 1.5 senenin durum değerlendirmesini sordum. O bu dönemi nasıl geçirdi, neler değişti hayatında, bir de ondan bu deneyimi duymak istedim. Pandeminin başlarında genel olarak süreci biraz garip bulduğunu söyledi. O sırada tam yeni albümünü yayımlamak üzere olduğunu ve pandemi sebebiyle planları durdurmaya karar verdiklerini belirtti. İlk kapanma döneminde takımıyla bir arada çalışmak yerine evinde tek başına her şeyle ilgilenmesinin kendisine de farklı bir konsantrasyon sağladığını itiraf etti. Konu turnesinin iptal ve ertelemelerine gelince işlerin çok zorlayıcı olduğundan bahsetti. Aşının yaygınlaşmasından sonra konserler kontrollü bir şekilde başlayınca, turneye çıkmanın ekip olarak onlara çok iyi geldiğinin altını çizdi. Her ne kadar konserlere devam etseler de şartların her zamanki rutinlerine kıyasla iş yapma şekillerini çok zorladığını da sözlerine ekledi. Tüm dünya için zorlayıcı bir dönem olduğunu, bu dönemi hiç yaşamamış olmayı tercih ettiğini sözlerine ekleyen Woodkid, konserlerde dinleyicisinin mutluluğunu görmesinin kendisine çok iyi geldiğini ve İstanbul’a gelmelerinin kendisi için de büyük bir heyecan olduğunu aktardı. 

Pandeminin Etkisi Nasıl Oldu?

Bu açıdan bakınca pandeminin Woodkid’e neler kattığını öğrenmek istedim. Yeni albümünün bu dönemde yayımlanmasıyla birlikte bambaşka bir yol ile yeni albümü ‘S16’yı tanıtabildiğini söyledi. Bir anlamda albümünü adeta bir ders niteliğinde dinleyicisiyle paylaştığını, bu durumun da aslında ‘S16’yı bir başka açıdan görmesine yardımcı olduğunu belirtti. Müziğin her zaman farklı bir şekilde okunup anlaşılmasının hayalini kurduğunu, özellikle de pandemi döneminde yeni albümünün çıkmasıyla kendisi de daha önce hiç yaşamadığı bir deneyim yaşadığını, bu durumun da kendisi için unutulmaz olduğunu söyledi.

Woodkid demek elbette ‘The Golden Age’ albümü demek. Bir araya gelip de bu efsane albüm hakkında konuşmasak eksik kalırdım. Bu muhteşem kayıttan 8 sene sonra yepyeni bir albüm yapmanın kaygıları hakkında düşüncelerini sorduğumda, Woodkid her şeyden önce unutulmaktan korktuğunu söyledi. Öte yandan da unutulmak için ilk albümünün kendisine zaman verdiğini ve hatta bu albümün hak ettiği boyutta sevilmeye ve benimsenmeye ulaşmasını istediğini, yeni bir albüm yapacak zamanı da kendisine tanımak istediğinin altını çizdi. Bu kadar uzun zaman ara vermenin kendisine hem fikirleri açısından tazelenmeye imkân verdiğini, hem de ilk albümde seçtiği yoldan daha farklı bir yol deneme cesareti bulabildiğini söyledi. 

Yeni albümü S16’nin Bilinmeyen Yönleri

S16’ya geldiğimizde hazırlık dönemi ve albümün temellerinin nasıl atıldığını öğrenmek istedim. Woodkid 2016 senesinin Ocak ayında Paris’teki stüdyosunda Son Lux ile çalışmaya başladığını, albümün temasını ve beat temellerini o zaman oturttuklarını söyledi. En baştan beri endüstriyel bir albüm yapmak istediğini, fikirlerinin temelinde bir nevi bilimkurgu temasının hâkim olduğunu aktaran sanatçı, bundan sonraki aşamada birkaç sene boyunca Los Angeles, New York, İzlanda’da çalışarak kayıtlar için Japonya’ya gittiğini söyledi. Bu kadar çok ülke ve şehirde bulunarak albümü tamamladığı için S16’nın harika bir seyahat albümü olduğunu, içinde hareket ve enerji içerdiğini belirtti.

Sanatçı yeni albümünün kulağa hoş gelmesini ve endüstriyel görünmesini ancak bir şekilde de çok çağdaş yansımasını istediğini aktardı. Bu sebeple petrokimyasallar hakkında bahsettiğini, görünmeyeni anlatarak endüstriyel dünyanın yarattığı cömertlik ve hayranlıktan yana detaylar vermek istediğini, diğer yandan bu alandaki düşmanca güçlerden hiç bahsetmek istemediğinin de altını çizdi.

Böylesine karmaşık ama içine girince detaylarıyla sizi kendisine hapseden S16 albümünde kendisinin favorilerini sormadan bu söyleşiyi bitiremezdim. Woodkid bu soruma ‘Shift’ şarkısını seçerek cevap vermek istediğini belirtti. Söz konusu şarkıda 2015’teki Paris saldırılarından bahsettiğini, değişen dünyadan, bir saniyede çöken ve bambaşka bir şeye dönüşen bir evreni anlattığı için bu şarkının kendisi için çok önemli olduğunu söyledi. Pandeminin de buna benzer bir durum yarattığını vurgulayan sanatçı, şarkının kendisi için oldukça zorlayıcı olduğunu belirtti. Diğer yandan, çok yüksek perdeli, armoni kurgusu olarak kendisini çok mutlu hissettiği bir şarkı olduğu için bunu seçtiğini ek olarak aktarmak istedi. 

Yazının Devamını Oku

Sakin Tribute Konserleri Başladı!

Hayaldi gerçek oldu! Sakin Tribute konserleri başladı. Bu haberi yazmanın mutluluğu gerçekten de tarifsiz.

Pandemi başlamadan önce kendime bir Youtube kanalı açıp söyleşileri bu kanalda da yapmaya karar vermiştim. İlk söyleşim kimle olsa diye düşündüğümde aklıma ilk gelen isim Onur Özdemir olmuştu. İlk söyleşi, benim heyecanım, Onur’un bir de gitarıyla çıkıp gelmesi işleri bambaşka bir noktaya taşımıştı. All Access Youtube kanalımın ilk söyleşisinde Onur bıkmadan usanmadan Sakin konusunu anlattı ama bu sefer bir farkla açıklamalarını güncellemişti. Söyleşimizde yakın zamanda bir tribute band kurarak vereceği konserlerle bunca zamandır Sakin dinlemek isteyenleri mutlu edeceğini söylemişti. Bu söyleşi kanaldaki en çok izlenen söyleşi olarak hala birçok yorum alıyor, izleyenler Sakin özlemlerini video altında tartışıyor. Bu çekimi yaptık, 2020 senesinin Şubat ayında video yayımlandı ve hemen ardından pandemi başladı. O günden beri ben de herkes gibi hayatın normale dönmesini ve Sakin Tribute konserlerinin başlamasını bekliyordum.

Bundan kısa bir süre önce beklenen oldu, Onur Özdemir Sakin Tribute konserlerinin başlayacağını duyurdu. İlk konser 7 Aralık’ta Beşiktaş’taki İstanbul IF Performance Hall’daydı. Dün o tarihi gecede ben de bu konseri kaçırmamak için izlemeye gittim. IF Beşiktaş’ın önündeki yokuş tepeye kadar mekâna girmek için sıraya girenlerle doluydu. Tek tek Hes kodu kontrolü sonrası mekâna giren herkes gerçekten de büyük bir heyecanla konserin başlamasını bekliyordu. Birçok kişi gibi benim için de bu konser bir anlamda mezunlar günü buluşması gibi duygu dolu geceydi. Bu konserle birlikte 13 sene önceye, Sakin’in o efsane albümü ‘Hayat’ın çıktığı günlere gittim. O dönemde de Sakin ne zaman nerede konser verse önceden biletlerini alır konser gününü beklerdik merakla. Bu bakımdan değişen bir şey olmadığını önceki gece IF Beşiktaş’ı dolduran izleyicilerle birlikte bir kere daha yaşamış oldum.

Biletleri tükenen ilk Sakin tribute konserinde Onur ve grubu sahneye çıktığı an kalabalık deyim yerindeyse çıldırdı. İlk şarkıda nefis bir intro ile ‘Kor Bir Ay’ söyleyen Onur hepimizi mest etti. Konserin genel akışını gidecek olanlar da yaşasın diye çok anlatmak istemiyorum, bu sürprizi ve mutluluğu konserde yaşamanın değerini çok iyi biliyorum. Ama şunu diyebilirim 2.5 saate yakın sahnede kalan Onur Özdemir ve grubu Sakin’in nerdeyse tüm şarkılarını seslendirdiler. Hatta Onur bazı şarkıları iki kere söyleyerek izleyicilerin ricalarını hiç kırmadı. Kendi adıma bu konserde hiç beklemediğim bir şekilde ‘Küçük Prens’i bile canlı canlı izlediğim için mutluluğum tarifsiz.

Konserlerin devamının geleceği kesin bilgi, şimdilik netleşmiş tarihleri vermek bu muhteşem performansı bekleyenler için faydalı olur diye düşünüyorum. Sakin Tribute band 14 Aralık’ta Ankara’da, 21 Aralık’ta ise Eskişehir’de sevenlerinin anıları tazelemeye geliyor. Tavsiyem son ana kadar beklemeyin programınızı şimdiden yapıp tükenmeden önce biletlerinizi alın derim.

Egemen Akkol ile Kısa Kısa

Egemen Akkol ile geçtiğimiz hafta kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Son yayımladığı şarkısı ‘Ölmek İstedim’in enerjisi, yenilikçi tarzını ve detaylarını konuşmak için bir araya geldik. Geriye dönüp baktığında müzik kariyerindeki ilk adımlarının ne zaman başladığını sorduğumda Egemen aslında çocukluğundan beri şarkı söylediğini belirtti.  Sahne deneyimini ilk olarak okul korolarında tecrübe ettiğini belirten genç sanatçı daha sonra lisedeyken rock gruplarında şarkı söylediğini ve festivallere, yarışmalara katıldığını aktardı.

Üniversitedeyken de müzikle bağını hiç kopartmayan Egemen Akkol aktif bir şekilde hem yarışmalara katılmış hem de performanslarını çeşitli grup ve korolarda sürdürmüş. Edis ile 4 senedir çalıştığını belirten Egemen Akkol bu deneyimin kattığı tecrübeye ek olarak Türkiye’nin en büyük sahnelerinde verdiği performansların kariyerine büyük katkı sağladığının altını çizdi. Bu sene yayımladığı ilk teklisi ‘Kıyamet’in üzerine konuştuğumuzda Üniversite yıllarından beri şarkılar ürettiğini söyleyen Egemen, özellikle Üniversite’den sonra hayatının merkezine müziği koyduğundan beri bu anlamda daha üretken olduğunu belirtti.  Şarkı üretmesinin kendi hayatındaki inişli çıkışlı duygu durumlarından ortaya çıktığını belirtirken tüm janrlardan beslemeye gayret ettiğini aktardı. Kendisini en iyi rock müziğiyle ifade ettiğini belirten Egemen Akkol bu tarzda da yeni bir şeyler üretmeye gayret gösterdiğini belirtti.

İkinci teklisi ‘

Yazının Devamını Oku

Arctic Monkeys ve Placebo heyecanı!

Tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi daha bugünden 7-8 ay sonra olacak konserlerin duyurularını almaya başladık. Herhalde duymayan kalmamıştır ama ben de yazmasam olmazdı. 9-10 Ağustos 2022 tarihlerinde Zorlu PSM’de Arctic Monkeys sahne alacak.

Söz konusu konserin duyurusundan kısa bir süre sonra geçtiğimiz hafta biletler satışa çıktı ve bitti. Göz açıp kapayıncaya kadar iki günlük konserin tüm biletleri satıldı. Biletlerini erken alanlar şanslılar, daha sonra alırım diyerek erken davranmayanlar bu seferlik Arctic Monkeys’i canlı izleme şansını kaçırdı.

Arctic Monkeys’i en son 2013 senesinde son Rock’n Coke’ta izlemiştim. The Prodigy, La Roux, Everything Everything, Ellie Goulding ve Editors’un da sahne aldığı unutamadığım o son efsane festivalde Arctic Monkeys’in sahneye çıktığı anı ve kalabalığın çıldırdığı sahneyi hala hatırlıyorum. İngiliz grubun yeniden İstanbul’da sahne alacak olması gerçekten son zamanlarda duyduğum en iyi haber.

Güzel haberler Arctic Monkeys ile bitmiyor.  PSM Loves Summer kapsamında 18 Temmuz 2022’de Zorlu PSM’de Placebo da sahne alacak. Arctic Monkeys gibi biletler ışık hızıyla biter mi bilmiyorum ama grubun çok uzun zamandır hem turnede olmaması hem de yeni yıla yepyeni bir albümle girecek olmaları bence bu konseri çok daha iştahlı bir hale getiriyor.  

25 Mart’ta yayımlanacak olan grubun 8. albümü olan ‘Never Let Me Go’ hakkında çıkan her haber şimdilik en önemli gündemim. Yayımladıkları yeni teklileri ‘Beautiful James’ ve ‘Surrounded by Spies’ ile sevenlerini ısındıran grubu seneler sonra yeniden canlı izleyecek olmak beni şimdiden heyecanlandırıyor.

Yeni Çıkış

Ufuk Beydemir – Ellerin Uzansa

Geçtiğimiz hafta Ufuk Beydemir’in yeni şarkısı yayımlandı. ‘Ellerin Uzansa’ insanların kalabalıktan gün geçtikçe soyutlaşma halini anlatıyor. Şarkı her ne kadar bu duyguyu aktarsa da, dinledikçe bir umut aşıladığını da belirtmeliyim.  ‘Ellerin Uzansa’ ilk notadan retro hissini veriyor.

Kadıköy Jeremy Stüdyolarında kaydedilen ‘Ellerin Uzansa’nın söz ve bestesi Ufuk Beydemir’e, düzenlemesi Cihan Reşit Köse ve Ali Can Vatanperver’e ait. Şarkının prodüktörlüğünü Albülkadir Çığsar ve Ufuk Beydemir ortaklaşa üstlenmişler.

Yazının Devamını Oku

Adele’in Muhteşem Dönüşü

Beklenen albüm artık bizlerle. Adele 4. stüdyo albümü ‘30’u geçtiğimiz hafta yayımladı. Albümden ilk tekli ‘Easy On Me’ bundan birkaç hafta önce yayımlandığında özlenen Adele havası tüm dünyada büyük bir mutlulukla karşılanmıştı. 12 şarkılık ‘30’un yayımlanması için beklenen günler bir çırpıda geçti. Hem yayımlanmasından önce hem yayımlandıktan sonra rekorlarını beraberinde getirdi. Dijital platformlarda şimdiye kadar yayın tarihinden önce kullanıcıların telefonlarına en çok kaydettiği albüm olarak tarihe adını yazdıran Adele, bu rekoru taşıyan Billie Eilish’i de geçmiş oldu.

Adele 2019’un başları hatta 2018’in sonlarında yazmaya başladığı ‘30’ albümü için Greg Kurstin, Max Martin, Shellback, Tobias Jesso Jr, Inflo ve Ludwig Göransson gibi isimlerin yapımcılığıyla tamamlamış. Sözlerine her şeyden daha çok önem veren Adele, önceki albümlerinde olduğu gibi ‘30’da da yine kendisini dinleyicisine filtresiz bir şekilde açıyor. Söz konusu yeni albümde Adele yine onu bildiğimiz tonlarda ve türlerde geziniyor.

Sanatçı evliliğini sonlandırdıktan sonra ‘30’u yaptığı için albümdeki şarkılarında hayatının bu dönemi daha çok paylaşmış. Hatta bu açıdan bakınca bence çok da cesaret dolu bir iş yapmış. Özel hayatını belki direkt olarak söyleşilerde konuşmaktan çok hoşlanmasa da yeni albümünde bu konulara dair merakı olanlar birçok detayı şarkılarda bulabiliyorlar. Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu vurgulayan sanatçı, yeni şarkılarında hem kendi hayatına hem de aslında kendisi gibi benzer zor dönemlerden geçen birçok kişinin duygularına tercüman oluyor.

‘30’ sayesinde daha sabırlı olmayı öğrendiğini söyleyen sanatçı, albümün üretim sürecinin kendisine bir nevi terapi etkisi yarattığını, zor dönemlerini bu sayede atlattığını söylüyor. Müzik yapmanın kendisi için hobi olduğunu, bunun zaman içinde onun mesleği olmasını hala bazen yadırgadığını söyleyen sanatçı yeni şarkıları sayesinde daha sakin bir insana dönüştüğünü belirtiyor. Önceki albümleri de oldukça kişisel olsa da en çok bu albüm ‘Adele’i anlatıyor diyen sanatçı, ‘30’un umut dolu bir albüm olduğunun da altını çiziyor.

Sanatçının 4. Stüdyo albümü ‘30’ aslında 1 senedir hazır bir şekilde bekliyormuş. Covid ve kısıtlamalar yeni albümün yayımlanmasını 1 sene ötelemiş. Şarkıları 1 senedir kendi kendine dinlediğini belirten sanatçı, bu sayede hem şarkı sıralamasını en istediği hale getirdiğini belirtiyor, hem de şarkılardaki istediği değişiklikleri yapmak için oldukça çok vaktinin olduğunu aktarıyor.

‘30’ albümüne başladığı zamanki haliyle bitirdiğindeki durumunu değerlendirdiğinde, şarkıların kendisini insanlarla daha kolay iletişim kurabilir bir hale getirdiğini söylüyor. Soul, pop, caz yelpazesinde dinleyicisine özlediği ve sevdiğini hakkıyla teslim eden ‘30’u Adele baştan sona dinlenmesini öneriyor. Albümün akışının bir hikâye örgüsüyle hazırlandığını vurgulayan İngiliz sanatçı şarkıların albümdeki sıralamayla dinlendiğinde etkisinin daha büyük olacağının altını çiziyor. Uyandığımız her günün bir müziği olduğunu düşünen Adele, ‘30’ ile dinleyicisine eskimeyecek nefis şarkılar ve anılar armağan ediyor.

Yıldızlar: Easy On Me, Cry Your Heart Out, Can I Get It, I Drink Wine, Love Is a Game

Oscar’ımı Verdim Gitti: My Little Love, Oh My God, To Be Loved

Hedonutopia’dan Yeni Albüm: Nergist

Yazının Devamını Oku

En çalışkan öğrenci Taylor Swift

Başlık kendisini anlatıyor ama biraz daha açayım çünkü Taylor Swift hakkında biraz konuşmamız lazım. Kendisi pandemi, zor zamanlar demeden 2 sene içinde 5 albüm yayımladı.

Kaseti biraz başa sardığımızda Taylor Swift 2019’da yayımladığı, ilk her şeyiyle kendi albümü olan ‘Lover’dan sonra eski albümlerini tekrardan düzenleyerek yayımlayacağını söylemişti. Eski yapımcısıyla yaşadıkları kriz sonrasında kendi eserleri üzerindeki hakkının oransal ve hakkediş olarak dengesizliğine savaş açan sanatçı geçmişte yayımladığı 6 albümünü yeniden yayımlayacağını açıklamıştı. Taylor hanım sözünde durdu eski albümlerini bir bir yapıyor. Eski albümlerin yeni kayıtlarının gün yüzüne çıkmasından önce ‘Folklore’ ve ‘Evermore’ adlı iki nefis, indie havalarına bulanmış albümünü yayımladı. Hızını alamadı ardından da 6 albümlük dev hazinesinden önce ‘Fearless’ı ardından da geçtiğimiz hafta ‘Red’ albümünü yayımladı. İşte tam da bu yüzden sınıfın en çalışkanı Taylor Swift.

Elbette bu işler bir başına olmuyor, sizin de tahmin ettiğiniz gibi Taylor Swift’in dev bir ekibi var. Ama bu ekibi idare eden kişinin kendisi olduğunu düşünürsek, çalışkanlığına şapka çıkartmak lazım. Geçtiğimiz hafta yayımladığı ‘Red’ albümü sanatçının zamanında yayımlandığında satış rekorları kıran albümü olarak tarihte yerini almışken, aynı albümün yeniden kayıtları yapılmış Taylor’ın versiyonu haliyle yayımlandığı ilk gün dijital platformlarda ilk günde en çok dinlenen albüm rekorunu kazandı. Buradan bakınca Taylor Swift’in hayranları da en az kendisi kadar azimli ve sanatçılarını desteklemek açısından istikrarlı. Söz konusu ‘Red (Taylor’s Version) albümü sadece albümdeki şarkıların yeniden kaydedilmiş versiyonlarını içermiyor, ayrıca bu albüm kayıtları zamanı Taylor Swift’in yazdığı ama yayımlamadığı şarkıları da içeriyor. 30 şarkılık bu dev albüm sanatçının belki de eski albümleri arasında üzerinde en titiz çalıştığı iş olabilir. Albümün ilk halinde yer alan ‘All Too Well’ şarkısının orijinal 10 dakikalık versiyonu bu albümün en büyük hadisesi oldu. Şarkının 10 dakikalık ilk versiyonunun ‘Red (Taylor’s Version) albümünde yer alması bir yana, bir diğer olay da bu şarkının kısa film şeklinde çekilen klibi oldu. Klibin yönetmenliğini Taylor Swift üstlenirken oyuncular Sadiw Sink ve Dylon O’Brien’ın performansı gerçekten de klibi kısa bir film havasına sokuyor. Söz konusu şarkı sanatçının geçmişteki Jake Gyllenhaal ile yaşadığı ayrılığını konu ettiği magazin dünyasının en çok konuşulan konusu olduğu için bu kısa film video klip haliyle daha da büyük önem arz ediyor.

Red’in yeni versiyonundan sonra bence Taylor Swift biraz dinlenir diye varsayıyorum. Çünkü bu albümün tanıtım dönemi muhtemelen biraz daha uzun sürecektir. Gelmesini dört gözle beklediğimiz ‘Speak Now’ ve esas Taylor Swift’in country türünden pop müziğine adım attığı ‘1989’ ve ardından gelen Reputation’ın yeni versiyonlarını düşündükçe beni dev bir heyecan alıyor.

Soft Analog’a Dikkat!

2019 senesinde hayatımıza adım atan ve yayımladığı teklilerle dijital platformlarda hatırı sayılır bir dinleyici kitlesi edinen Soft Analog ile geçtiğimiz hafta kısa bir söyleşi yaptık. Yola 5 kişi başlayan grup şimdilerde Ömer Çelik ve İdil Tavşanlı ile devam ediyor. Müzik yapan birçok isim gibi onlar da okul hayatlarının nerdeyse her evresinde müzikle hep ilgililermiş. Hatta o zamanlarda da şarkılar yazıp üretimlerine devam ediyorlarmış. Resmi olarak Soft Analog olmaları grubun üniversite eğitim dönemlerine denk geliyor.

Ömer Soft Analog’un prodüksiyon dümenini yönetiyor, İdil de şarkıların iskeletini kurup, sözler üzerine üretimi yönlendiriyor. Düzenlemeyi her ikisinin de birlikte yaptığı şarkılar tek bir türe odaklı değil aslında grubun ortak sevdiği karakter üzerine kurulu. Ankara’nın rock ve underground müzik kültüründen Soft Analog etkilense de yaptıkları müziği her seferinde geliştirerek ilerlemek esas hedefleri. Grubun adının nerden geldiğini sorduğumda İdil, eski tarz her şeyden genel olarak hoşlandıkları için grubun adında ‘Analog’ kelimesinin geçmesini ilk baştan beri istediklerini söyledi. ‘Soft’ ise müziklerinin biraz da olsa tarzına dokunan bir his içerdiği için ‘analog’ kelimesiyle bir araya gelmesiyle oluşan ahenkten de mutlu oldukları için sonunda ‘Soft Analog’ olarak adlarına karar vermişler. 2019 senesinden bu yana grup sık aralıklarla yayımladıkları teklilerine ek olarak bu sene ‘Arasında Dünyanın’ Ep’sini çıkarttı. Söz konusu EP grubun hep yapmak istediği bir çalışma olarak kendi tarihçelerinde büyük önem taşıyor. 5 şarkılık EP’nin klipleri aslında bir bütün olarak izlendiğinde gerçekten de dikkat çekici bir hikâyeyi bize ulaştırıyor.

Soft Analog pandeminin de getirdiği zor dönemlerden sonra yeni yeni başladığı konserlerden ötürü bundan sonraki süreçte üretimlerine devam edeceğini, ancak bir albüm prodüksiyonunun biraz daha ileride olabileceğini belirtti.  Yakın zaman önce yayımladıkları ‘Misket’ teklisi Soft Analog’un benim için en orijinal işlerinden birisi. İdil ve Ömer yaptıkları ‘Misket’ cover’ı konusunda hem çok iyi hissediyorlara, hem de aldıkları pozitif yorumlardan ötürü dinleyicilerinin kendilerini bu tarz yenilikler anlamında yüreklendirdiğinin altını çizdiler.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Müzik Dolu Bir Hafta Sonu!

Bu hafta sonu Zorlu PSM’de MIX festival müzikseverleri bir araya getirecek. 5-6 Kasım tarihlerinde 5. kez düzenlenecek olan festivalde birbirinden farklı müzik türlerinde önemli isimler sahne alacak.

Program oldukça zengin, kimler var bu hafta sonu MIX Festival’da kısaca bir özet geçmek gerekirse; AaRon, Ah! Kosmos, Cihangir Aslan, Claire Laffut, COMA, Far Caspian, Goose, Islandman, Jakuzi, Lalalar, Gaye Su Akyol, Nova Norda, Mikado, Style-ist, Melis Köse, Anıl Kırkyıldız, Günce Acı, Flü, Ahmetjah ve Vitalic sahne alacak.

Elektronik, indie ve dans türlerinde birçok performansın yer alacağı iki günlük müzik maratonu için artık geri sayım başladı. Fransız elektronik müzik yapımcısı Vitalic ile festivaldeki performansı öncesi bir araya geldik. Hem geçtiğimiz 1.5 seneyi konuştuk, hem de kendi üretimleri üzerine bir söyleşi yaptık.

Vitalic’e ilk sorum pandemi dönemini nasıl geçirdiği oldu. İlk karantina sırasında Güney Fransa’ya giderek kalabalıktan uzak ve izole bir 3 ay geçiren sanatçı bu süre zarfında kendisini ev işlerine adamış. Yemek yapmak, bahçıvanlık yapmak gibi daha önce pek de vakit bulamadığı işlere odaklanmış ve hiç müzik üzerine çalışmamış. İkinci karantina döneminde Paris’e geri dönen Vitalic, albümüne odaklanmaya karar vermiş. Sabahları erkenden stüdyoya giderek gece geç saatlere kadar orada zaman geçirdiğini belirten sanatçı Paris’in bu dönemdeki sakinliğinde müzik yaparak geçirmiş. Son 20 senesinin neredeyse her hafta sonu turnede olduğu için pandemi hayatında ciddi ve sert bir duraklama yapmış. Bu durum gelecekte tekrarlarsa ne yapacağını bilmese de belki filmler ve reklamlar için müzik yapmaya kafa yoracağını belirtti.

Pandeminin yeni müzik üretmeye katkısını konuştuğumuzda kendisi için durumun pek de öyle olmadığını belirtti. Bir hikaye anlatabilmek için deneyimlemenin gerekliliğini ve insanları görmenin öneminin altını çizen Vitalic bu sebeple pandeminin ilk döneminde ciddi bir tıkanıklık yaşadığını ve hiç müzik yapmadığını aktardı.

Yakın bir süre önce yayımladığı Dissidaence Episode 1 albümünün üretim sürecini sorduğumda önceki albümlerine benzer bir süreç izlediğini söyledi. Sesler, davullarla bazı taslaklar veya eskizler hazırlayıp bunları sonlandırmadığını, ortaya çıkan bir sürü kısa şarkıyı daha sonra bir araya getirerek albüme dönüştürdüğünü anlattı. Tabi albümün bu ilk bölümü olduğu için insan ister istemez ikinci bölümünde bizi nelerin beklediğini merak ediyor.  2. bölümün daha karanlık ve endüstriyel bir tarzda olacağını belirten Vitalic, ilk bölüme göre farklı olsa da yine de aynı nesnenin bir parçası olduğunun altını çiziyor. Kendi deyimiyle aslında aynı hikâyeyi farklı bir filtre ile anlattığını belirtiyor.  Albümden en sevdiği şarkının hangisi olduğunu sorduğumda hiç tereddüt etmeden ‘Danse avec Moi’ olduğunu söyledi. Bunun sebebinin de şarkının dans pistinde aşık olma duygusunu anlattığını, bu anın şiirsel yanının kendisi için de özel olmasının altını çizdi.

Pandemide müzik zevkleri ne ölçüde değişti diye sorduğumda Vitalic geçtiğimiz yıl 90’ların tekno örneklerinden 70’lerin post punk ve folk türlerine geniş bir yelpaze dinlediğini aktardı. Tek bir türde bağlı kalmak yerine her tür müzik dinleyerek duygu ve yaratıcılık almaya çalıştığını sözlerine ekledi.

Yaptığı remix çalışmalarıyla da anılan bir isim olan Vitalic’e bir şarkıyı remix yaparken nasıl bir süreç izlediğini sordum. Cevabı oldukça net oldu, önce şarkıyı dinleyip kendisinde bir ışık yakıp yakmadığına baktığını söyledi. Eğer durum pozitif ise hemen işe koyulduğunu ama eğer şarkı onda bir his uyandırmazsa kesinlikle remix üzerine çalışmadığını belirtti.

Söyleşinin sonunda MIX Festival için bizi neler bekliyor diye sorduğumda çok heyecanlı olduğunu söyledi. Türkiye’yi ziyaret etmeyeli çok uzun zaman olduğu için ve burada çalmanın kendisi için çok özel olduğunu, hafta sonunu iple çektiğini ve sabırsızlandığını belirtti. 

Yazının Devamını Oku

Prenses Anksiyete

Geçtiğimiz hafta Glasxs’in uzun zamandır beklenen duble albümü ‘Prenses Anksiyete’ ve ‘Princess Anxiety’ Avrupa Müzik etiketiyle yayımlandı.

Albümün çıkışından önceki hafta özel bir grupla tüm şarkıları tek tek dinleyip Glasxs’in yorumlarını ve hazırlık sürecini dinledik. Bu özel dinleme partisi bana bundan 5-6 yıl önce Glasxs’in ilk albümünün dinlemesi için stüdyosunda yine benzer bir grupla buluştuğumuz o geceyi anımsattı. Bu dinleme partilerini özellikle çok önemsiyorum. Çünkü sanatçının şarkılarıyla dinleyicisini ilk defa tanıştırdığı o an hem kendisi için çok değerli oluyor, hem de benim için o ilk dinleme anındaki hisler genelde daha sonra ve hatta her dinlediğimde bana o günü ve o anı tekrar tekrar hatırlatıyor.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Glasxs’i uzun zamandır takip ediyorum ve üretimleri beni her zaman heyecanlandırıyor. Önceki iki albümü, teklileri ve muhteşem cover çalışmalarından sonra böylesine derin ve zengin bir albüm gelmesi beni bir dinleyicisi olarak çok mutlu etti. Üstelik albümün iki dil olarak yayımlanması işi daha da özel bir yere taşıyor.

Glasxs’in ‘Prenses Anksiyete’ / ‘Princess Anxiety’ albümlerindeki yaratıcı dokunuş okyanusların sonsuzluğundan, denizlerin derinliğinden, kusalların ıssızlığından geliyor. Albümdeki Glasxs’in nev-i şahsına münhasır synth düzenlemelerinin üzerine Grey Owl’un yazdığı bas gitarlar her şarkıyı bir başka noktaya taşımış.

Glasxs dinleyicisine kimi zaman ürpertici, kimi zaman da bir o kadar heyecan uyandıracak çok zengin bir palette albüm hazırlamış. Melis’in deyimiyle son albümü ‘Mavi Toz Ormanda’nın ‘Retro Roketler’ şarkısıyla Glasxs personasının başka galaksilere yolculuğuyla bitmişti, ‘Prenses Anksiyete’ Glasxs’in dünyada kalan yarısına odaklanıyor. Özellikle de pandeminin ortasında hem tüm dünyaya yakın ama bir o kadar da her şeyden uzak olmanın getirdiği ıssızlığı şarkılarda ortaya çıkartıyor.

Tüm şarkıların İngilizce versiyonuyla yer aldığı ‘Princess Anxiety’ aslında başlı başına apayrı bir albüm. Şarkılardaki duyguyu hem Türkçe hem de İngilizce olarak eş bir şekilde yansıtabilmesi bence bu ikili albümün en önemli özelliklerinden birisi. Bu ince işçiliğinden ve detaylara bu kadar önem vermesinden ötürü Glasxs’i tebrik etmemek imkânsız.  

Endişeye bambaşka bir pencereden yepyeni şarkıların eşliğinde bakan Glasxs bizi kendi dünyasına en samimi şekilde konuk ediyor. Eskiyi, anıları, en çok da içinizdeki çalkantıları bir de Glasxs’in yeni şarkılarını fona alarak gözden geçirip nerede durduklarına odaklanın derim.

Yıldızlar: Hayalet Gemi, Yoo İyiyim, Ay Projesi, Karanlıkta Park

Oscar’ımı Verdim Gitti:

Yazının Devamını Oku

Adele Geri Döndü!

2021’in en büyük müzik olaylarından biri Adele’in yeni şarkısıyla geri dönüşü oldu. 6 sene sonra yayımlanan yeni şarkısı ‘Easy On Me’ sanatçının 4. albümü ‘30’un da habercisi durumda. Yine bir yaş dönemini kapağa taşıyan İngiliz sanatçı aslında geçen yıl yayımlamayı planladığı albümü 1 senedir cebinde saklıyormuş. Corona virüs sebebiyle yeni albümünün yayınını 1 senedir bekleten sanatçı birkaç hafta önce Berlin, Roma, Londra gibi büyük başkentlerde duvarlara yansıtılan ‘30’ rakamıyla resmi tanıtım ipuçlarını yaymaya başlamıştı.

19 Kasım’da yayımlanacak olan ‘30’ albümü sanatçının 2 sene önce yaşadığı, hayatının belki de en çalkantılı dönemini resmediyor. 2019’da ayrıldığı ve bu senenin başında resmen boşandığı eşiyle yaşadığı bu zor dönemi şarkılarına yansıttığını belirten sanatçı, oğluna bu dönemi ilerde dinlediğinde anlaması için ‘30’ albüm ile anlattığını belirtmiş. Diğer yandan ‘30’ albümü ile kendisini yeniden keşfettiğini, katmanlarını azalttığını, bir anlamda kendisiyle de barıştığını söylüyor.

Albümden geçen hafta yayımlanan ilk şarkı ‘Easy On Me’ sevenlerinin ilk dinleyişte hemen benimseyeceği bir Adele şarkısı. Şarkının klibi de yine bir önceki albümünün çıkışı ‘Hello’ da olduğu gibi siyah beyaz çekimlerin ağırlıkta olduğu bir çalışma olmuş. Adele 6 sene sonra geri dönüşünü kendi bildiği yoldan yaparak yani duygularını en samimi anlatabildiği bir şarkıyla yapıyor. Bir önceki albümü ‘25’te birlikte çalıştığı Greg Kurstin, Max Martin, Shellback ve Tobias Jesso JR ile bu albümde tekrar bir araya gelen sanatçı Inglo ve Ludwig Göransson ile ilk defa bu albümde bir araya geliyor.

Albüme dair düet söylentilerini netleştiren sanatçı bu albümde bu tarz bir çalışma yapmadığını da geçtiğimiz hafta açıklamış. Muhtemelen albümün ruhuna uygunluğu ve tamamen kendi hayatını yansıtan konularla alakalı olmasından ötürü bir başka sanatçıyla düet yapmak istememiş. Adele’in yeni albüm yayınlayacak olması beraberinde bir dünya turnesi haberini de çağrıştırıyor. Ancak henüz dünyadaki pandemi koşulları istenilen düzeye gelmediği için şu an planlanan dev bir turne yok. Yüksek ihtimal ile özellikle de yıl sonuna doğru Adele’in canlı performansının bir televizyon kanalı üzerinden yayımlanacağı şimdilik dolaşan fısıltılar arasında.

Music Of The Spheres

Coldplay geçtiğimiz hafta 9. stüdyo albümü ‘Music Of The Spheres’ı yayımladı. Grubun Max Martin prodüktörlüğünde tamamladıkları ‘Music Of The Spheres’ geçtiğimiz Mayıs ayında ilk single olarak ‘Higher Power’ı yayımlamıştı. Yaz boyu biraz sessiz kalıp Eylül ayında esas albümün bombası olan BTS ile birlikte seslendirdikleri ‘My Universe’ teklisi bence albümün esas çıkışıydı. Albümün yayımlanması şerefine Selena Gomez ile birlikte seslendirdikleri ‘Let Somebody Go’yu kullanan grup ‘Music Of The Spheres’ ile belki de en pop türündeki albümlerini yayımladılar.

Aslında grubun yola ilk çıktıkları zaman yaptıkları rock albümlerinden sonra seneler içinde daha popüler bir müzik üretmelerine hem biraz üzülüyorum hem de zamanı yakalamalarından ötürü bunu bir anlamda başarı olarak görüyorum. Keşke birkaç tane daha ‘Yellow’ ve ‘Fix You’ yapsalar demeden kendimi alamıyorum ancak seneler içinde yaptıkları düetlerle ve gündemi yakalayan müzik türlerindeki çalışmalarıyla grubun kendi içinde tükenmeden bir şekilde üretebildiğini düşünüyorum.

‘Music Of The Spheres’ a gelirsek 12 şarkılık albümde deyim yerindeyse her telden biraz var. BTS, Selena Gomez düetleriyle gençleri yakınlarına çeken grup aralara serpiştirdikleri interlude çalışmalar ile albüme daha yenilikçi bir bakış getirmişler. ‘People of the Pride’ grubun 10 senedir üzerinde çalışıp bir türlü tamamlayamadığı bir şarkı olarak bu albümde Max Martin’in desteğiyle son haline gelmiş. Söz konusu şarkı hafiften Depeche Mode hissi verse de yine de albümün önemli şarkılarından biri olduğunu düşünüyorum. ‘Biutyful’ bu albümün bir diğer enteresan şarkılarından biri olmuş. Şarkıyı söyleyen kişi muhtemelen Chris Martin ancak kullanılan vokal tekniği ile daha çok uzaylı bir ses söylüyor gibi bir etki bırakıyor dinleyende. Benim için bu albümün incileri özellikle son iki şarkı oldu. Jon Hopkins ile birlikte yaptıkları vokalsiz olan ve sonsuzluk sembolü ile adlandırdıkları şarkı ‘Music Of The Spheres’teki en çok tekrara aldığım çalışması oldu. Oldukça karmaşık bir yolculuğu olan ‘Music Of The Spheres’in kapanışı ‘Coloratura’ adlı 10 dakikalık muhteşem bir şarkı ile tamamlanıyor.  Böylesine renkli ve hatta alışması biraz zaman alacak albümün kapanışı o kadar özel bir şarkı ile sonlanıyor ki, Coldplay’in senelerdir hafızalarda yer eden etkisinin büyüsünü sadece bu şarkıyı dinleyerek bile anlamak mümkün.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Nilipek.’ten Nefis Yorum

Nilipek.’in geçen hafta yayımladığı ‘Bir Gün Beni Arzularsan Gel’ teklisi çıktığı andan beri kafamda sürekli tekrarda dönüp duruyor. Daha önce Banu Alkan’ın seslendirdiği ‘Bir Gün Beni Arzularsan Gel’in söz ve müziği Bülent Taşören’e ait.

Şarkının Nilipek. versiyonunun kaydı sanatçının evinde ve Şen Bakkal Stüdyoları’nda tamamlanmış. Yapımcılığını Nilipek., yardımcı yapımcılığını ve miksini Taner Yücel’in yaptığı şarkının mastering’i Görkem Karabudak’a ait. Teklinin kapak fotoğrafı ise Gizem Özçelik’in imzasıyla bize ulaşıyor.

Yeniden yorum aslında tam olarak nasıl olmalı sorusuna şahane bir cevapla gelen Nilipek. şarkıya da ayrıca nefis bir klip çekmiş. Yönetmenliğini Yiğit Hepsev’in üstlendiği, yapımcı olarak Sedef Yılmaer’in imzası olan klipte oyuncu olarak Sıdık Kayak rol almış. 

Resa Saffa Park’dan Türk Dinleyicilerine Mesaj Var! 

Netflix’in 2. sezonunu geçtiğimiz kış yayımladığı doğa üstü güçleri olan kahramanların yer aldığı dizisi Ragnarok’un hatırlamayanınız yoktur diye düşünüyorum. Ragnarok’un Saxa’sı nam-ı diğer Resa Saffa Park ile dün kısa bir video söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşiye koşa koşa yetiştiğini söyleyen Resa, şu sıralar Felsefe eğitimi alıyor. Pandemide hiçbir şey yapmadan oturmanın kendisine iyi gelmeyeceğini fark eden genç sanatçı, bu sürede hep istediği bir dalda eğitim almayı, bu zamanı bu şekilde değerlendirmek istemiş. Resa’ya ilk ne zaman müzik ile yakınlık kurduğunu sorduğumda, 5 yaşında Dubai’deki gittiği İngiliz okulunda kardan adam temalı bir filmde çalan şarkının (Walking In The Air) onda tarif edemediği bir his verdiğini söyledi. 10 sene önce bu şarkıyı tekrar söylediğinde ilk nerde duyduğunu hatırlayınca tüylerinin diken diken olduğunu ve hatta resmen çocukluğundaki o anıya gittiğini söyledi.

Küçükken şarkıları tam olarak bilmese de söylemekten keyif aldığını, hatta çoğu şarkıyı doğaçlama sözler uydurarak söylediğini ve bundan inanılmaz mutlu olduğunu belirten Resa, aklında o dönemden kalan şarkının ‘Over The Rainbow’ olduğunu belirtti.

Konu elbette pandemide neler yaptığına geldiğinde, Resa aslında ilk EP’sini tam da pandemi başladığında yayımladığını aktardı. Şarkıların nihayet dinleyicisiyle buluşmasından ötürü çok mutlu olduğunu söylerken, bir yandan da canlı performansların başlayacak olmasının kendisini biraz strese soktuğunu belirtti. Pandemi hayatımıza girince, sahne stresinden böylece uzunca süre uzak kalan sanatçı yayımladığı ‘Dumb and Numb’ albümünün tanıtım turnesini bu dönemde yapamamış. Günler özellikle pandeminin ilk aylarında hep evde devam ederken, hayata pek karışmadığı için şarkı yapamadığını söyleyen Resa, sonra bu kitlenmenin birden açıldığını ve yeni şarkılar yazdığını belirtti. Ve şimdi o şarkılardan ilki bu Cuma dinleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

Bu Cuma ‘Dandelions’ adlı yeni teklisini yayımlayacak olan Resa Saffa Park’nın bu yeni çıkışı aynı zamanda seneye şubat ayında çıkartacağı ‘Spaces’ EP’sinin ilk şarkısı olacak. Resa, ‘Dandelions’ta özlem duygusunun tersine çeviremediğinde aklını başka yöne çevirmek için gerekenleri anlattığını belirtti. ‘Spaces’ albümünün kelime anlamıyla hem hayatımızdaki boşlukları hem de 2 senedir hepimizin yaşadığı bu ilginç dönemde hayatta kaçırdıklarımıza dokunan şarkılarla dolu olduğunu belirtiyor.

Ragnarok dizisi sonrasında Türkiye’den yoğun şekilde dinlendiğini ve hayranlarının kendisine sürekli yazdığını belirten sanatçı şu sıralar Türk sanatçılardan en çok

Yazının Devamını Oku

Pandemi sonrası performans sahnesi

Pandemi boyunca özellikle eğlence sektörünün aldığı yara artık tartışma götürmez bir konu. Yasaklar kalktıktan sonra konserler ve etkinlikler kontrollü bir şekilde ve kurallar çerçevesinde yapılmaya başlanmış olsa bile geçirdiğimiz 1 buçuk yılın etkileri kolay kolay kapanacak gibi durmuyor. Özellikle kış sezonu da kapıda olduğu için kapalı mekanlarda etkinliklerin durumunu değerlendirmek için Jolly Joker Genel Müdürü Can Aydoğdu ile bir araya geldik.

Pandemi döneminde iş geliştirme anlamında çok çalıştıklarını söyleyerek söze başlayan Can, İstanbul’daki eğlence hayatı öğelerini bünyesinde barındıran Jolly Joker Pub projesini hayata geçirdiklerini belirtti. Jolly Joker Pub’da haftanın 3 günü canlı müzik perforansları ve bazı günler stand up’ların yer aldığı belirtirken, bir diğer heyecan veren işin de Jojo platformu olduğunu söyledi.  Özellikle büyük şehirlerdeki konserlere diğer şehirlerden katılmanın kimi zaman maddi olarak zorlayıcı olduğunun altını çizerken Jojo ile bu duruma bir çözüm sağladıklarını belirtti. Özellikle de pandemi döneminde müzikseverlerin sevdikleri sanatçıların konserlerine evlerinden hem de daha uygun bir fiyatla erişmesinin önemini aktardı. Yaz döneminde bir süreliğine ara verdikleri konserlere yakında yeniden başlayacaklarını belirten Can Aydoğdu, yeni sezonda dijital konser izleyicisinin daha da yoğun olacağını öngördüklerini belirtti.

Jojo Stage adıyla hazırladıkları yeni bir uygulamayla özellikle müzik sahnesine adım atmak isteyen amatör şarkıcı ve grupların imkân tanıyacak bir platform tasarladıklarını belirtti. Bu sahneden yükselen isimlerin zaman içerisinde Jolly Joker Pub’larda sahne alması ve bu ekosistemle gelişerek etkinlik sahnesinde kalıcı isimler olabilmelerine olanak sağlayacaklarını açıklayan Can Aydoğdu, bu yol ile ilerleyen isimlerin sonunda Jolly Joker sahnesine isim kazandırmak istediklerini söyledi.

Can’a geleceği özellikle de performans sahnesini nasıl gördüğünü sorduğumda gençlerin müziğe olan ilgisinin umut verici olduğunu söyledi. Özellikle etkinlikler için kendi bütçelerinde önemli bir dilim ayırdıklarını söyleyen Can Aydoğdu, yeni jenerasyonun fiziksel bir şeye sahip olmaktansa bir deneyime bütçe ayırmayı önemli bulduklarını, bunun da eğlence sektörü adına umut verici olduğunu söyledi. Pandemi sonrası etkinlikler kurallar çerçevesinde titizlikle devam ederken, Can Aydoğdu önümüzdeki dönemde Jolly Joker sahnesinde Türkiye’nin önemli isimlerini ağırlayacaklarını belirtirken, yabancı sanatçı planlamalarının da paralelde ilerlediğini aktardı.

Türkiye’yi Jemrai ve Jester Temsil Edecek 

Her sene dünyanın en iyi break dansçılarını belirlemek için düzenlenen Red Bull BC One’ın Türkiye Finali geçtiğimiz hafta sonu İzmir’de gerçekleştirildi. Yarışmanın birinciliğini B-Girl’lerde Cemre ‘Jemrai’ Ece Kozbay, B-Boylar’da ise Oğuzhan ‘Jester’ Karademir kazandı. Jürinin ve izleyenlerin tanık olduğu bu heyecan dolu finalden başarıyla çıkan Jemrai ve Jester 5-6 Kasım 2021 tarihlerinde Polonya’da gerçekleşecek finalde Türkiye’yi temsil etmeye hak kazandı. 

Yeni Çıkış

Mert Tunçmakas – Kara Bulut

Mert Tunçmakas’ın geçtiğimiz aylarda yayımladığı ‘Öyle Değildir’, ‘Çok Yakın Sonum’ teklilerinden sonra şimdi yeni şarkısı ‘Kara Bulut’ bizlerle. Gerçek bir sonbahar melankolisini bize getiren şarkıda Mert Tunçmakas bitmeye yüz tutmuş bir ilişkide tek taraflı çabayı kendine has anlatımıyla aktarıyor. Mert’in şarkılarında sözlerine verdiği önemin yanı sıra bestesi ve altyapısı için ne kadar titiz davrandığını biliyorum. ‘Kara Bulut’ için şarkının melodik alt yapısında davul, bas gitar, elektrik gitar ve klavye ile sade ama şarkının derinliğini net ortaya çıkartan bir çalışma görüyoruz. Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan, sözü ve bestesi Mert Tunçmakas’a ait ‘Kara Bulut’un klip yönetmenliğini Özge Akdik üstlenmiş.

Yazının Devamını Oku

Sonar İstanbul Zamanı!

Hafta sonu Zorlu PSM’de bu sene 5. kez düzenlenecek olan Sonar İstanbul’da iki güne yayılan müzik dolu bir program sizleri bekliyor. Elektronik müziğin dikkat çeken isimlerinin yer alacağı Sonar İstanbul’da Kerala Dust, Mouse on Mars, Christian Löffler & Ensemble, Weval II, Acid Arab, John Talabot, Dorian Concept, Pote ve SOHN sahne alacak. Sonar’ın heyecanı bir yana SOHN’un sahne alacak olması beni günlerdir sabırsızlandırıyor. SOHN ile Sonar İstanbul performansı öncesi bir araya geldik ve nefis bir söyleşi gerçekleştirdik.

Pandemi dönemini konuşmadan olmaz elbette, SOHN’un pandemideki hayatını sorduğumda o da herkes gibi ilk başlarda evde olmanın heyecan verici olduğunu söyledi. İspanya’daki Pirene dağlarındaki evinde iki oğluyla ve eşiyle birlikte huzurlu bir dönem geçirdiğini ekledi. Aynı dönemde eşi 3. çocuklarına hamile olduğu için ve doğumu bu dönemde yapacak olmasının hepsi için oldukça stresli olduğunu belirtmeden de geçmedi. Bir sanatçı olarak pandemiden en çok etkilenen gruplardan biri olduğunu söyleyen SOHN, konserlerin, turnelerin iptalinin kendisi için çok zor olduğunu, hele ki seyahat etmenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu bildiği için bu iki sene boyunca daha önce yaptığı seyahatler için şükrettiğini söyledi. Konu bu dönemde yaratıcılık çarklarının nasıl çalıştığına gelince SOHN kendisi için zorlayıcı olduğunu söyledi. Melankolik bir karakteri olduğu için kendi işinin önemini sorguladığı, bu kafa karıştırıcı ve zor dönemde müziğine kimin ihtiyaç duyacağını, bunun önemi üzerine çok düşündüğünü belirtti. 

Sonar İstanbul’un pandemi sonrası yapılan ilk uluslararası etkinliklerden biri olmasından ötürü bu duygunun performans sanatçılarından biri olarak ona hissettirdiklerini sorduğumda SOHN aşırı heyecanlı olduğunu itiraf etti. Üstelik İstanbul’u daha öncesinde bir kere ve çok kısa ziyaret ettiği için, şimdi yine bir fırsatı olduğu için ve özellikle de pandemi ile birlikte artık her yaptığının belki de son kez yapabildiği hissini hep içinde taşıdığından, bu seyahatin ve performansın kendisi için öneminin çok büyük olduğunu aktardı. 

Şarkılarını renklerle ve resimlerle ilişkilendirdiğini bir söyleşide okuduğum için bunun detayını kendisine sormak istedim. Bunu açıklaması kendisi için zor olsa da bir şarkıyı ya da bir kaydı kafasında görene kadar tamamlayamadığını belirtti. Örneğin ilk albümü ‘Tremors’un renk olarak beyazı simgelediğini ve şarkılar ortaya çıktıkça albümün tamamlandığını, bir sonraki albümü ‘Rennen’in ise siyah ve kırmızıyı simgelediğini hissedince albümü daha hızlı tamamladığını açıkladı. Özetle müziği bitirmeden önce sanat eserinin kendisini bulduğunu belirten SOHN, gelecek yıl yayımlamayı büyük sabırsızlıkla beklediği yeni şarkıları için şimdiden gün saydığını ekledi. SOHN’u yakalamışken benim her dönem dinlemekten büyük keyif aldığım ‘Tremors’ albümü hakkında bir iki kelime etmeden bırakmak istemedim. SOHN ilk albümü olduğu için aslında kendisi için büyük bir adım olduğunu bilse de, albüm sonrası yayımlanan eleştiri yazılarından bir tanesinde denk geldiği negatif eleştiriden ötürü uzunca süre bu albüme dair kendisini yetersiz hissettiğini söyledi. Şimdi 7-8 sene geriye dönüp bakınca ‘Tremors’ için büyük gurur duyduğunu, albümü objektif olarak dinleyip kendisini tarifsiz mutlu ettiğini sözlerine ekledi. 

Geçtiğimiz yıl SOHN’un yayımladığı ‘Live With Metropole Orkest’ albümünü dinlediğinizde SOHN’un canlı performans etkisini çok net hissediyorsunuz. Bu kaydın detaylarını öğrenmek istediğimde prova sürecinin sadece 3 gün olmasının onu nasıl zorladığını, orkestra şefi ve orkestra ile geçen o provaların kendisi için korku dolu olduğunu söyledi. Ama sonrasında büyülü bir şey olduğunu, müziğin onun için anlamı olan haliyle bu süreci devraldığını hatta bir noktada bu büyük prodüksiyonu kontrol eden tüm bu bilgi ve deneyime sahip olduğumu fark ettiği bir tür beden dışı an yaşadığını aktardı. Özellikle o hissettiği an için ve ortaya çıkan bu iş için daha önce hiç hissetmediği bir gurur duyduğunu, bunu hiç unutmayacağını sözlerine ekledi. Kelimeler bence az kalır, SOHN’u büyüleyici performansıyla Sonar İstanbul’da bu hafta sonu kaçırmayın derim!
Mabel Matiz İle Büyülü Bir Harbiye Gecesi

Geçtiğimiz Cuma akşamı Harbiye Açıkhava sahnesinde 28. İstanbul Caz Festivali’nin kapanış konserine gittim. Mabel Matiz’in Hollandalı Niels Broos ile birlikte sahne aldığı bu eşsiz deneyim hala aklımda dönüyor duruyor.

Festival için özel olarak hazırlanan bu projede Mabel Matiz en sevilen şarkılarını Niels Broos ile birlikte yeniden düzenleyerek yepyeni bir hale getirmiş. ‘Mendilimde Kırmızı Var’, ‘Sarışın’, ‘Kahrettim’, ‘Alaimisema’, Gök Nerede’, ‘Gel’, ‘Ayrılık Buna Denir’, ‘Fırtınadayım’, ‘Toy’, ‘A Canım’ ve ‘Öyle Kolaysa’yı daha önce dinlediğimiz hallerinden bambaşka, yenilikçi kısacası çok özel düzenlemelerden oluşan nefis bir konser izledik. ‘Sarışın’, ‘Alaimisema’, ‘Gök Nerede’ ‘Fırtınadayım’ın yeni hallerine hayran oldum.

Pandemi dönemi boyunca Niels Broos ve ekibiyle şarkıların yeni düzenlemeleri için uzaktan bir şekilde harıl harıl çalıştıklarını belirten Mabel Matiz bu özel konserde henüz yayımlamadığı yeni şarkısı ‘Bilezikler’i de seslendirdi. Konserin enerjisinin en yükseldiği noktada seslendirdiği yeni şarkısı ‘Bilezikler’ öyle çabuk bizi kendisine bağladı ki, konserin kapanışında tekrar söylediğinde tüm Harbiye hep bir ağızdan eşlik ediyordu. Kendisi için de bu konserin büyük bir deneyim olduğunu çok kez dile getiren Mabel Matiz, müziği ve üretimi adına yepyeni bir dönemin başladığını müjdeledi. Benim gibi bu konseri tek sefer dinleyip doyamayanlar için dilerim bu performansın hem tekrarı olur hem de şarkıların bu yeni versiyonları gün olur bir albüm olur.

Yazının Devamını Oku

Bilmiyor İçim

Bir ay önce bir sabah Kalben ile bir kahvaltı yaptık. Pandemi döneminde çok kez mesajlaşsak da, insan gerçekten de yan yana gelmek, arada bir ekran olmadan konuşmak istiyor. Bu buluşma o anlamda bana çok iyi geldi. Hatta konuşmaktan yemek yemeyi unuttuk diyebilirim. Son 1.5 yıl nasıl geçti hızlandırılmış bir özetle birbirimize anlattıktan sonra Kalben üzerinde çalıştığı şarkılarından bahsetti ve bir ikisini bana o gün dinletti.

‘Bilmiyor İçim’i o sabah dinlediğim incilerden biriydi. Şarkı geçtiğimiz hafta tüm dijital platformlarda yerini aldı. Sözü ve bestesi Kalben’e ait bu ılık yaz şarkısının düzenlemesi Umut Çetin’e ait. Şarkının bir iç yüzleşme anından ortaya çıktığını belirten Kalben şarkının düzenlemesinde de, kayıt sürecinde de her şeyin su gibi aktığını söylüyor. ‘Bilmiyor İçim’in bence bu su gibi akma hali şarkının tamamına da sirayet etmiş, o sakinlik tonu dinlerken havayı ılık bir hale getiriyor, dinleyeni dinlendiriyor.

Şarkıdaki elektrik ve akustik gitar Özgür Çıtır’a, davul ve perküsyon Berkay Küçükbaşlar’a, synth, akustik gitar ve o nefis bas kayıtları ise Umut Çetin imzasıyla bize ulaşıyor. Bu birbirinden başarılı isimlerin oluşturduğu künye ile ortaya çıkan ‘Bilmiyor İçim’in nefis klibinin yönetmen koltuğunda ise işlerine hayran olduğum Dilan Bozyel oturuyor. Kadir Kılıç kostümüyle klibe ayrı bir renk katan Kalben’e, dansıyla eşlik eden balet Erhan Güzel’in performansı da ‘Bilmiyor İçim’e bir başka güzellik eklemiş. Bu şarkının Kalben’e ne kadar iyi geldiğini, ona nasıl bir güç kattığını o gün gözlerinden gördüm. Kendi hikayesini, kendi dilediği şekilde ve hatta en yaratıcı şekilde ortaya çıkartmanın ona verdiği huzur bundan sonraki işlerinde de bize işleyeceğine adım gibi eminim. 

Barış Orkestrası ile ‘Yalnız Değilsin’

Farkı ülkelerden bir araya gelen 30 müzisyenden oluşan Barış Orkestrası tüm dünyada kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekmek için bir şarkı hazırladı. Türkçe sözlerini Linet’in seslendirdiği ‘Yalnız Değilsin’ şiddetle karşı karşıya kalan kadınlara üç dilde (Türkçe, İbranice, Arapça) mesaj veriyor. Barış Orkestrası şefi olan ve birçok başarılı projeye imza atam Tom Cohen ile bu özel şarkı için kısa bir söyleşi yaptık. 

Bu projenin ortaya çıkışıyla ilgili hissettiklerini sorduğumda Cohen, bu şarkı aracılığıyla, kimliği ne olursa olsun herkesin üzerinde hemfikir olması ve sürekli olarak gelişmesi gerektiğine inandığı bir konuyu gündeme getirmenin kendisi için büyük önem taşıdığını belirtti. Şarkının hazırlık sürecinin ve farklı dillerde söylenmesi üzerine gelen yorumları merak ettim. Tom Cohen hem Türkçe hem de İbranice olarak söylenen şarkının aynı şeyleri ne kadar sevdiğimizi ve birlikte ne kadar güzel şeyler yaratabileceğimizi göstermek adına güzel bir iş birliği olduğunun altını çizdi. Şarkıya dünya çapında gelen olumlu tepkilerin onları çok mutlu ettiğini belirtirken, basının hem Türkiye’de hem de dünyada bu çalışmaya yer vermesinden ötürü büyük mutluluk duyduklarını da ekledi. 

Şarkıya hayat veren Linet’in bu projeye ayrı bir değer kattığının altını çizen Tom Cohen, böylesine ağır bir aranjmanı, bu kadar usta bir şekilde akıcı olarak birçok dilde söyleyebilmesinin müthiş bir yetenek olduğunu aktardı. Hem stüdyoda hem de klip setindeki çalışma süreçlerinde Linet’in profesyonelliğine hayran olduğunu belirten Tom Cohen, ortaya çıkan çalışmadan çok memnun olduğunu belirtti. Şarkının video klibinin usta yönetmen Or Ben Zrihen tarafından Akka şehrinde Fatih Akın’ın filmlerine bir saygı duruşu olarak çekildiğini belirten Tom Cohen, şarkı ve kliple sadece kadının toplumumuzdaki yerini tartışmayı değil, aynı zamanda kimlik ve aidiyetle ilgili soruları da gündeme getirmeyi amaçladıklarını belirtti. 

Barış Orkestrası haricinde kendi konser takvimi de çok yoğun olan Tom Cohen bu yıl Fas, Kanada, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde performanslarının olacağını belirtirken, Covid sebebiyle bu sene Türkiye’de verecekleri iki konserin iptal olmasından ötürü üzüntüsünü dile getirdi. 2022’de koşullar izin verirse bu konseri yapmak için tüm şartları zorlayacaklarını sözlerine ekledi. 

Gökhan Türkmen’den ‘Heyecan’

Yazının Devamını Oku

The Metallica Blacklist ile 4 Saat Müzik

Metallica’nın ‘Black Album’ olarak bilinen 1991 senesinde grubun adıyla yayımlanan albümünün 30. yılında özel bir formatla yeniden karşımızda. Böylesine kült bir albüm için oldukça detaylı bir çalışma yapan grup 53 şarkıyla albümü yaklaşık 4 saatlik dev bir projeye dönüştürmüş.

4 diskten oluşan bu dev albüm pop, indie, rock ve country türlerinde önemli isimlerin yeniden yorumlarıyla bize ulaşıyor. Blacklist’in ilginç kısmı bazı şarkılar defalarca yorumlandığı için arka arkaya 6 kere Enter Sandman veya 7 kere Sad But True dinlemek durumunda kalıyorsunuz. Böyle bakınca da aslında bir albüm dinleme halinden ziyade daha çok o şarkının ölümsüzleşmesine hizmet edilmiş gibi hissettiriyor. Dijital dünyanın nimeti olarak şarkılardan biri olmazsa diğeri algoritmalarda sevenlerine ulaşır diye de düşünmüş olabilirler. Kısacası ‘The Metallica Blacklist’ albümü bir nevi tribute albüm olsa da baştan sona dinlenebilecek bir albüm formatından epey uzak olmuş.

53 şarkının hepsi için güzel şeyler söyleyemeyeceğim. Kimi cover’lar bence biraz zorlama olmuş. Müzik türleri artık o kadar akışkan ve beğeniler bir o kadar farklılaştı ki, belki de grubun bu kadar zengin bir paletle şarkıların yeni yorumlanması buna bağlı bir stratejidir. İlk bakışta albümden tekrar tekrar dinleyebileceğim Miley Cyrus, Weezer, Sam Fender, Royal Blood, Dave Gahan, Phoebe Bridgers, St. Vincent cover’ları gerçekten beni etkilediğini belirtmeliyim. Albümün tümünü dinlemek biraz zor olsa da bitirdikten sonra 1991 senesindeki halini açıp dinleyin göreceksiniz net bir ferahlama geliyor.

Islandman ile Uzak Diyarlara Yolculuk

Tolga Böyük’ün 2010 yılında hayata geçirdiği Islandman projesini ilk günden beri büyük bir merakla takip edenlerdenim. İlk defa sanırım yine 2010 senesinde Babylon’da dinlediğimde bu müziği nerede bulurum daha sık dinlerim diye çok arandığımı hatırlıyorum.

İlk dönem bağımsız yayımladığı teklilerden sonra EP’ler ile müzikal yolunu zenginleştiren Islandman 2018’de ‘Rest In Space’, 2020 senesinde ise ‘Kaybola’ albümlerini Music For Dreams etiketiyle yayımlamıştı. Şimdi ise grup yine Music For Dreams etiketiyle geçtiğimiz hafta yayımlanan yepyeni albümleri ‘Godless Ceremony’ ile bizleri uzak diyarlara götürüyorlar.

10 şarkının yer aldığı bu özel albüm Afrika’dan Kuzey Hindistan’a ve hatta Ekvador’un tropik bölgelerine bizleri de kanadına alarak gezdiriyor. Elektronik, ambient, house türlerinin ustaca sentezlendiği ‘Godless Ceremony’ dinleyicisine mutluluğun küçük detaylarda gizli olduğunu fısıldıyor.

Godless Ceremony’nin hemen öncesinde İsveç, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de 10 konserlik bir turneye çıkan Islandman, Kasım ayındaysa İngiltere’de sahne alacak. Grup, 5 Kasım’da York’ta başlayacak İngiltere turnesini 9 konserin ardından 14 Kasım’da Oxford’da sonlandıracak. Grubun yeni şarkılarının performansını canlı canlı izlemek için şimdiden sabırsızlanıyorum.

Yıldızlar:

Yazının Devamını Oku

‘Donda’ Nihayet Çıktı!

Kanye West’in uzun süredir çıkması beklenen albümü ‘Donda’ geçtiğimiz Pazar günü ansızın dijital platformlarda yerini aldı. Sanatçının 1,5 yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı ve annesinin adını verdiği albümü ‘Donda’ın çıkış tarihi bir türlü netleşemiyordu. Nerdeyse her yaptığı bir olay olan West, konu yeni albümü olunca ‘acaba şimdi ne yapacak?’ diye herkes gibi beni de bir merak almıştı.

Albümün yayımlanmasından önce stadyumlarda 3 kere özel dinleme partileri düzenleyen Kanye West, son dinleme partisinde çocukluğunda yaşadığı evin birebir aynısını saha ortasına konumlandırıp, eski eşi Kim Kardashian ile bir evlilik seremonisinin de yer aldığı enteresan bir şov ile dünya gündemine ilk sıradan girdi. Albümün bu çok ses getiren dinleme partisi ardından albü yayımlanır sanıyordum ama ertesi gün albüm çıkmadı. Bir kriz daha var galiba diye düşünürken geçtiğimiz Pazar günü albüm nihayet yayımlandı. Merakla bu albümü bekleyen büyük bir kitle albüme akın ederken Kanye West albümün kendi haberi olmadan plak şirketi tarafından yayımlandığı bilgisiyle yine dünya gündeminde kendisine en tepeden yer almış oldu. Yetmedi albümden kendi izni olmadan ‘Jail 2’ şarkısının da çıkartıldığı bilgisini de Instagram hesabından paylaştı. Aslında Kanye West’e müzisyenliğinden yaptıkları ve söyledikleriyle gündem işgali tavırları üzerinden bakınca söylediklerinin ne kadarı doğru ne kadarı doğru değil anlamak biraz zor. Bu arada ‘Jail 2’ şarkısına gelecek olursak, şarkı gerçekten albüm yayımlandığı anda dinlenebilir durumda değildi, ama şimdi şarkı yayında ve albümden en çok dinlenen şarkı olmuş. Kanye gerçekten bir konuya ilgi çekmek istiyorsa bunu nasıl yapacağını çok iyi bilen bir sanatçı.

Kanye West’in söz konusu 10. albümü ‘Donda’ya gelecek olursak 27 şarkılık dev bir albümden bahsediyoruz. Albümün toplam süresi neredeyse 2 saate yakın bir vakit alıyor. Kanye West, seveni olduğu kadar sivri tarzı ve medyadaki tutumundan ötürü bir o kadar da ciddi eleştiriler alan bir isim. Hal böyle olunca, yeni albümü sevenlerinin dinlediği kadar, eleştirmek üzere dinleyen de büyük bir kesim var. ‘Donda’ yayımlandığından beri interneti yakın takibe aldım. 2-3 günlük albüm değerlendirmelerine bakınca şimdilik 10 üzerinden 6.5 gibi zor bir notla sınıfı geçiyor gibi görünüyor. Genel kanı bu albümün 1,5 aydır yayınlanması üzerine basında koparttığı yaygaraya kıyasla müzikal anlamda beklentiyi pek karşılamaması yönünde. Bu eleştiriler bir yana bir kesim de ‘Donda’nın bu kadar kısa sürede değerlendirilecek bir çalışma olmadığını, biraz zaman verilerek demlenmesi gereken bir albüm olduğunu savunuyorlar. Ben henüz sevdim ya da sevmedim diyecek bir tarafta olamıyorum, gerçekten de albüme biraz zaman vermek en doğru karar bana göre de. Bu iki kutup kendini anlatadursun, ‘Donda’ 48 saatlik dinleme verileri üzerinden Olivia Rodrigo’nun elinde tuttuğu rekoru geçmiş durumda.

Yeni Çıkış

Burak Orhan – Kelepçe

Burak Orhan’ın yeni şarkısı ‘Kelepçe’ yaz biterken atlamamak gereken bir şarkı. Geçtiğimiz yıl yayımladığı ilk teklisi ‘Bi’ Şeyler’ ile müzik dünyasına hızlı bir giriş yapan Burak Orhan, sözü ve müziği Okan Albayrak’a ait ‘Kelepçe’de oyunculuk yeteneğini de dinleyicisiyle paylaşıyor.

Yönetmenliğini Ecem Gündoğdu, görüntü yönetmenliğini Veli Kuzlu’nun üstlendiği klipte Burak Orhan’a 6 dansçı eşlik ediyor. ‘Duygularını uçlarda yaşayan birinin aşkının tüm ruhunu hapsetmesi ve karşı tarafa 'kelepçe' gibi olan bağlılığını metaforik olarak anlatıyor’ sözleriyle ‘Kelepçe’yi özetleyen Burak Orhan, koşulsuz teslimiyetin ve sevginin mutlak huzurun kaynağı olduğunu ve bunu dile getirme cesaretinin önemini vurguluyor. 

Manitas – Kim?

Manitas üçüncü teklileri ‘Kim?’ ile yine alışılagelmişin dışında bir proje ile karşımızdalar. Yeni şarkı ‘Kim?’ dinleyeni nostaljik bir yolculuğa çıkartıyor. Sözleri Defne Angın, müziği Selin Dumlugöl’e ait şarkının prodüktörlüğünü Mert Kasap üstlenmiş. ‘Kim?’in düzenlemesi Mert Kasap, Mert Sever ve Onur Taşkan imzasını taşıyor. Selin Dumlugöl’ün yönetmenliğini üstlendiği klip ilk görüşte bir aşk hikayesini anlatıyor.

Yazının Devamını Oku