GeriHikmet Demirkol Artık Sevilmiyor Böyle
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Artık Sevilmiyor Böyle

Okay Barış’ın geçtiğimiz hafta yayınlanan yeni albümü gerçekten de manşet olacak bir albüm ismi. Bu albümün üretim sürecinden haberleri birçok yerden duyuyordum, bu yüzden de büyük bir merakla yayınlanacağı zamanı beklediğimi itiraf etmeliyim.

11 şarkıdan oluşan SN Müzik etiketiyle yayınlanan yeni albümün prodüktörlüğünü Sezen Aksu üstlenmiş. Şarkıların fabrikası Sezen Aksu olunca albümün yankısı elbette daha da büyük oluyor. Okay Barış birkaç sene önce verdiği bir röportajda Sezen Aksu ile birlikte çalışmayı adeta cennette olmaya benzetirken, onunla çalışmanın ne kadar değerli ve önemli bir şans olmasıyla ilgili anlattıklarını okuduğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum.

Artık Sevilmiyor Böyle

Okay Barış’ın Sezen Aksu ile yollarını kesiştiren de aslında Levent Yüksel’in ‘Kadınım’ şarkısından etkilenerek daha sonra kendisinin yazdığı ‘Kadınım Diyorsan’ şarkısı olmuş. Sanatçı bu şarkıyı yaptıktan sonra Sezen Aksu’ya dinletmek istemiş ve böylece ikilinin yolu ilk kez kesişmiş. Sezen Aksu’nun ‘Öptüm’ albümünden iki şarkıya düzenleme yapan Okay Barış, daha sonra da Sezen Aksu’nun altı konserlik turnesinde de sahnede yer almış. İkilinin birlikte müzik yapma süreci o dönemden bu güne kadar devam ederken, stüdyoda başka sanatçılara verilmek üzere hazırlanan şarkıların demolarını yapan Okay Barış’a bir gün Sezen Aksu’nun albüm yapma teklifiyle ‘Artık Sevilmiyor Böyle’ albümü ortaya çıkmış.

‘Artık Sevilmiyor Böyle’ albümünün genel müzikal konsepti Sezen Aksu’nun önderliğinde hazırlanırken, 11 şarkının bestesi ve 8 şarkının da sözü yine Sezen Aksu’ya ait. Diğer yandan albümdeki iki şarkının sözü Sibel Algan, bir şarkının sözü de Yıldız Tilbe imzası taşıyor. ‘Artık Sevilmiyor Böyle’ şarkılarının tüm düzenlemeleri de Okay Barış’a ait. Albümden çıkan ilk şarkı ‘Onursuz Olabilir Aşk’ Sezen Aksu’nun yıllar önce Levent Yüksel’in albümünde yer alan ‘Yeter Ki Onursuz Olmasın Aşk’ şarkısına bir cevap niteliğinde ve albümün açılışını yapıyor. Söz konusu şarkı Okay Barış’ın yeni albümünün çıkış şarkısı ve aynı zamanda kendisinin yönetmenliğini yaptığı albümden kliplenen ilk çalışma.

Artık Sevilmiyor Böyle

Sezen Aksu’nun resmi facebook sayfasından Okay’ın sesi için kullandığı tevekkül, isyan, şefkat aslında sıfatları şarkıları dinledikçe albümün içinde bir bir gizli olduğunu fark ediyorsunuz. Şarkılarda kimi zaman sizi yakalayan 90’lar havası kimi zaman sizi alıp götürüyor. Özellikle sözlerdeki Sezen Aksu vurgusu o kadar belirgin ki kimi zaman Okay Barış’ın sesine paralel sanki Sezen Aksu sesi de duyar gibi oluyorsunuz.

Yıldızlar: Onursuz Olabilir Aşk, Sen Ciddisin, Alıngansın, Bildiğin Gibi Değil, Ne Güzel Olur

Oscar’ımı Verdim Gitti: Artık Sevilmiyor Böyle, Aşktan Giderken

Kime Okay Barış’ın albümünü sorsam herkes şarkıların etkisinden bahsediyor. Melankolinin yanında bir o kadar da içe işleyen bu şarkılar birbiri ardına akıp gidiyor. Bu açıdan bakınca artık yapılmıyor böyle albümler, Okay Barış’ın yeni albümünü uzun uzun dinleyip üzerine düşünmek gerektiren, çok özel ve detaylı bir çalışma. Hem şarkıların sözleri, hem de bestelerinin farklılığı nasıl bir cevherin bize sunulduğunun ispatı. Okay Barış’ın dinledikçe ruha dokunan vokali bu kış günlerine birebir gelecek, müzikseverlere ilaç olacak.

Artık Sevilmiyor Böyle

Gökhan Türkmen ‘Virgül’ü Yayınlandı

2018’in son haftalarında Gökhan Türkmen ‘Virgül’ mini albümünden ‘İhtimaller Perisi’ni ilk single olarak yayınlamıştı. Söz konusu şarkıya Bora Çifterler yönetmenliğinde, Hopa’da Heva Yaylası’nda klip çeken Türkmen çok geçmeden yeni albümü ‘Virgül’ü geçtiğimiz gün yayınladı.

Albümde ‘İhtimaller Perisi’nin yanı sıra ‘Ben Unuturum’ ve geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Harun Kolçak’a ithaf ettiği ‘Masal Olsa’ şarkıları yer alıyor.

‘Virgül’, Türkmen’in kendi müzik yelpazesinde farklı ve yeni bir yol çizen özel bir çalışma. Perdesiz gitar ve doğu enstrümanlarıyla dolu alternatif bir pop projesi olan ‘Virgül’deki üç şarkının sözleri Ozan Turgut’a besteleri ise Gökhan Türkmen’e ait. Gökhan Türkmen cephesinde özellikle geçen sene ‘Synesthesia’ ile başlayan bu yenilik rüzgarı ‘Virgül’ün de yayınlanmasıyla kendisini daha da net hissettiriyor. Özellikle ‘Virgül’ ile başlayan bu yeni dönem bakalım Gökhan Türkmen’den bize başka neler getirecek? Ben de sanatçının takipçileri gibi merakla bekliyorum.

Artık Sevilmiyor Böyle

Billie Eilish ilk albümüyle geliyor!

Billie Eilish uzun zamandır konuşulan ilk albümünün detaylarını geçtiğimiz hafta paylaştı. ‘WHEN WE ALL FALL ASLEEP, WHERE DO WE GO?’ adlı Eilish’in ilk albümü 29 Mart’ta yayınlanacak. Albümden çıkan ilk single ‘bury a friend’ yepyeni Billie Eilish albümünde bizleri neler beklediğinin habercisi. Michael Chaves’in yönettiği yeni single’ın klibi de geçen hafta yayınlanırken, yeni albümde geçtiğimiz aylarda yayınlanan yeni single’ları ‘you should see me in a crown’ ve ‘when the party’s over’ şarkıları da yer alıyor.

14 şarkılık albümün şarkı sıralaması şu şekilde:

WHEN WE ALL FALL ASLEEP, WHERE DO WE GO?:

01 !!!!!!!

02 bad guy

03 xanny

04 you should see me in a crown

05 all the good girls go to hell

06 wish you were gay

07 when the party’s over

08 8

09 my strange addiction

10 bury a friend

11 ilomilo

12 listen before i go

13 i love you

14 goodbye

Diğer yandan Billie Eilish’in bu sene Oscar’a En iyi film dalında da aday olan Alfonso Cuarón’nun ‘Roma’ filmi için yaptığı ‘When I Was Older’ şarkısı da çok yakın zamanda yayınlanacak olan filmin müzik albümünde yer alacakmış.

 

 

X

The Ringo Jets: Müzik yaparken çocuk gibi oluyoruz

Müziğe hayatında büyük yer veren herkesin eminim kendisine özel kalsın istediği birkaç grup ve sanatçı vardır. The Ringo Jets de benim için o gruplardan biri. Hayranlığımı ve sevgimi açık etmeyip, kimseler bilmeden, onlar da çok popülerleşmeden böyle kendi kendime dinlemek istediğim bir grup. Bakmayın böyle söylüyorum da bu hisler grup 10 sene önce çıktığında böyleydi, şimdi grubun hem büyük bir kitlesi var hem de yaptıkları nefis işler sadece Türkiye’de değil yurt dışında da alkışlanıyor.

Grup geçtiğimiz haftalarda yeni şarkıları ‘Fool’s Crown’ı yayımladıklarında bir söyleşi ihtimali yeşerdi ufukta. Tekli yayımlandığı zaman bir araya gelemesek de, geçtiğimiz hafta yayımlanan EP’leri Unlimited Lunch Pack için bir araya gelip konuşma fırsatı bulduk. Bilmeyenler için The Ringo Jets’in kısa tarihçesi; yaklaşık 10 sene önce Tarkan Mertoğlu’nun o dönem grubu olan Kraker’ın davulcusu askere gidince Lale Kardeş grup durmasın diye yardım etmek için gruba giriyor. Zaman içinde gruba ikinci bir gitarist olarak Deniz Ağan ekleniyor ve üçlü aslında bu şekilde ilk defa o dönemde çalıyorlar. Daha sonra Lale grubun bateristi askerden gelince görevini tamamlayıp ayrılıyor. Ama bu üçlünün yakaladığı enerji orada kalmıyor, birlikte çalmanın keyfini unutmayan ekip birlikte müzik yapmayı isteyip bir prova yapıyorlar ve oradan sonra da bugüne kadar çalmaya devam ediyorlar. Lale o dönemi anlatırken, 2011 yazındaki heyecanları neyse bugün de aynı şekilde devam ettiğini belirtmem gerekiyor. Türkiye’de özellikle de İngilizce Rock Müzik yapmak, bunu bugüne kadar getirmek aslında o kadar da kolay olmadığı için, geçen 10 seneyi düşününce ‘hayat insanı çok güzel tokatlıyor ve beklememeyi öğreniyorsun’ diye ekliyor Lale. ‘Müzik yaparken çocuk gibi oluyoruz’ diyen Lale, kendi ürettikleri her şarkıda ilk günkü gibi büyük heyecan duyduklarının altını çiziyor.

Grubun 2011 senesinde çıkarttıkları ilk EP’leri ‘The Lunchpack’in yayımlandığı dönemi anlatırken Lale, o albümü kendilerinin cd’ye kaydettiğini, jelatinlerinin hepsini tek tek elleriyle hazırlayıp sınırlı sayıda bastıkları posterle tanıtım yaptıkları o dönemi anlatırken ben dahil hepimiz o zamana ışınlandık. Şimdi aynı EP daha önce yayımlanmamış olan ‘Fool’s Crown’ ile birlikte dijital olarak karşımızda. Yeni yayımlanan EP, hem geçmişe bir merhaba, hem de geleceğe yeni bir adım anlamına geliyor. The Ringo Jets ‘Unlimited Lunch Pack’i her zaman yapmayı sevdiğini şeylere tekrar döndüklerinin gösteren bir sinyal olarak görüyor.  Özellikle yeni EP’deki ‘Tease’ grubun ilk yayınladığı orijinal hali olması belki de bu albümü en özel kılan detaylardan birisi.

Geçirdikleri 10 sene içinde neleri yapmak isteyip, neleri yapmak istemediklerini çok net anladıklarını belirten grup, geçtiğimiz kış onlarca şarkılık demo kaydettiklerini fısıldadılar.  Grup üyeleri kaydettikleri yeni demolar hakkında oldukça heyecanlı oldukları için, ben de bu şarkıların detayları hakkında ne söylerlerse pür dikkat onları dinledim. Özellikle 2 sene önce yayımladıkları ‘Yadigâr’ EP’lerinden sonra Türkçe şarkı yapma konusundaki motivasyonlarını sorduğumda yeni demoların yarısının Türkçe, yarısının İngilizce kayıtlarla dolu olduğunu belirttiler. ‘Sağ gösterip, sol vurmamız bizim alametifarikamız’ diyen Lale, albüme giden yolda neler olacağını kendilerinin de merakla beklediklerini ekledi. Yaz boyu yeni şarkıların kayıtlarıyla meşgul olacaklarını belirten The Ringo Jets yeni şarkılarını muhtemelen bu sene bitmeden dinleyicisiyle paylaşmayı hedefliyor. O zamana kadar da yeni EP’leri ‘Unlimited Lunch Pack’ bizi yeni şarkılara hazırlayacak.

Yeni Çıkış

Armageddon Turk - Anadolu Lo-fi

Geçtiğimiz hafta Garaj müzik etiketiyle nefis bir albüm yayımlandı: Armageddon TurkAnadolu Lo-fi. Armageddon Turk, Orkun Tunç ve Zag Erlat’ın yarattığı bir müzikal birliktelik. Albümün temeli pandeminin ilk günlerinde atılıyor. İstanbul ve Londra’daki evlerinde prodüksiyon üzerine çalışarak, Anadolu türküleri ve anonim eserlerin lo-fi hiphop, chillbeat tarzlarında yeniden yorumladıkları 10 şarkılık ‘Anadolu Lo-fi’ albümünü tamamlamışlar.  Albümün gitar kayıtlarında Kaan Çelik Metin, trompette Ege Cengiz, kemençede Nevbahar Özel, tarda Nevcivan Özel ve piyanoda ise Gonca Feride Varol eşlik etmiş.

Zag Erlat ve Orkun Tunç ile bu proje albüm için bir araya geldik ve detaylarını konuştuk. Bu albümü yapmayı hem Orkun, hem de Zag birbirlerinden habersiz bir şekilde her zaman isteklilermiş. Bir gün Orkun ekip arkadaşını arayıp aklındaki bu projeden bahsedince ikisi de gözlerinin önündeki hazineyi bulmuşçasına büyük bir heyecanla repertuar hazırlığına girişmişler.

‘Anadolu Lo-fi’daki müziklerin aslında biz olduğumuzun altını çizen Armageddon Turk, bizleri bir arada tutan, birbirimizi daha sıkı bağlayan melodiler olduğunun altını çiziyor. İkili bu projeyi yaparken bir yandan da bu melodilerin bir anlamda miras olduğunu vurgulayarak, bunun gelecek jenerasyonlara bir armağan olmasını istediklerini belirtiyorlar.

Yazının Devamını Oku

Mutluluklar

Barış Demirel’in ilk solo albümü ‘Mutluluklar’ Gülbaba Records etiketiyle geçtiğimiz hafta yayımlandı.

Albüm öyle tatlı, mırıl mırıl akıyor gidiyor ki, Barış Demirel ile bir araya gelerek biraz büyüteç tutup bunu konuşmanın en güzel zamanı dedik. Barış Demirel’in geçmişi müzikle dolu olan isimlerden. Lise yıllarında ve sonra da üniversite döneminde birlikte müzik yaptığı gruplarla birçok enstrüman çalmış ve vokal yapmış. Grupta trompet çalan birisinin iyi olacağını düşündüğü bir noktada trompet çalmayı kendisi öğrenmeye karar vermiş ve esas serüven de böylece başlamış.

Roxy Müzik Günleri’nden başlayan ‘Barıştık Mı’ mahlasıyla çıktığı yolda birkaç yıl sonra ‘T.E.A.R’ ve sonrasındaki ‘Fair Play’ albümleriyle devam ediyor. Katıldığı birçok yurtdışı festivallerinin yanı sıra, birçok isimle müzik yapmaya devam eden Barış Demirel, bir kenarda biriktirdiği hikayelerini kendi adıyla bir albümde yayımlamaya karar vermiş. Bir kenarda diyorum ama aslında bakmayın, yaklaşık 10 senedir bu şarkıları kısa notlar ve demolarla derlemiş, biriktirmiş.

‘Mutluluklar’ Barış Demirel’in baştan sonra kendi hayatının müzikal formu aslında. Yaşadıklarını şarkılarla anlatıp, bu anların onda bıraktığı güzellikleri müziğiyle süslemiş. Albümün adının nerden geldiğini elbette sordum. Barış Demirel, geçen yıl albümü yapmaya karar verdiğinde geçmişte yaşadığı, kendisine iz bırakan, öğreten, tecrübe kazandıran anılarıyla bir anlamda vedalaşıp bu duygulara ‘Mutluluklar’ dilediğini, albümün adının da buradan çıktığını belirtti.

‘Mutluluklar’ın prodüktörlüğünü Da Poet ile Barış Demirel birlikte üstlenmiş. Seneler içinde birlikte birçok iş yaptıkları için Da Poet ile olan uyumları bu albümde birlikte çalışarak daha güzel bir sonuca ulaşmış. Deniz Tekin ile yaptığı ‘Keyfim Senle Yerinde’ düeti üzerine konuştuğumuzda Barış’ın heyecanı sanki şarkıyı o ilk kaydettiklerindeki zaman olduğu gibi yüksekti. Deniz Tekin’in yeni bir şeyler deneme isteği ve bu anlamdaki cesareti onun çok hoşuna gittiği için birlikte bir şeyler yapmayı çok heyecanlı bulduğunu belirtti.  ‘Keyfim Senle Yerinde’yi yazdıktan sonra şarkıda sanki karşı tarafa bir söz vermek isteyen bir yer olduğunu hissettiğini belirterek Deniz Tekin’in dahil olmasını isteyip kendisiyle paylaşmış. Deniz Tekin de 1-2 saat içinde şarkıyı tamamlayıp demoyu Barış Demirel ile paylaşmış. Bu iş birliğinden aldığı keyfi ve şarkının Deniz Tekin’in de katkısıyla geldiği noktadan çok memnun olduğunu aktardı.

‘Mutluluklar’da bir başka sürpriz de Kadebostany iş birliğinin yer alması. Hem de bir değil iki şarkıda Kadebostany dokunuşu yer alıyor. Bir Ankara konseri sonrası Kadebostany ile aralarında doğan sohbet sonrasında Barış Demirel albümden bir şarkısına Kadebostany’nin remix yapmasını istiyor. Kadebostany şarkılar üzerinde çalışıyor ve tamamlayıp Barış Demirel ile paylaşıyor. Şarkıların yeni hali remix’ten bir adım daha öte olduğu için ‘Rework’ olarak yayımlamayı isteyen Barış Demirel, özellikle albümdeki Kadebostany’nin katkısından ötürü duyduğu gururu dile getirdi.

Pandemi döneminde sahneleri her müzisyen gibi çok özleyen Barış Demirel, her sabah kalktığında yüzünü yıkadıktan sonra ilk yaptığı şeyin trompet çalmak olduğunu söylüyor. Kendi motivasyonunu ancak enstrümanıyla ve ürettikleriyle ayakta tutmaya çalıştığını belirten Barış, yeniden sahnelere kavuşmak için gün saydığını da özellikle belirtiyor. Şu sıralar her ne kadar yeni albümü yayımlanmış olsa da, sanatçının Temmuz ayında prodüksiyonuna başlayacağı yeni bir EP çalışması için kolları sıvayacağının müjdesini vermek bu söyleşi vesilesiyle bana kısmet oluyor.

Yeni Çıkış

Gramafonia – Global Bando

Yazının Devamını Oku

Gökhan Türkmen ‘7’ İle dans ettirecek!

Bu Cuma Gökhan Türkmen 7. Stüdyo albümü ‘7’yi yayımlamaya hazırlanıyor.

Sanatçı bu albümde deyim yerindeyse bizi diskoya götürüyor. ‘7’ ile Gökhan Türkmen’in müzik kariyerinde yepyeni bir yanını keşfedeceğimizi düşünüyorum. Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru yayımladığı ‘Romantik’ albümü aslında henüz daha taze sayılacak bir yerdeyken, sanatçı pandemi döneminde durmaktansa yeni şarkılarla dinleyenlerini mutlu etmeyi tercih ediyor.  Bunu da daha pozitif ve dans dolu bir yorumla sunuyor.

Geçtiğimiz hafta sonu albümün basın lansmanında pandemi sebebiyle online olarak bir araya geldik ve yeni şarkıları dinledik. Gerçekten bu albümün lansmanını bir mekânda ilk defa dinleyip, o anın enerjisini Gökhan Türkmen ve ekibiyle birlikte yaşamayı çok isterdim. Evde laptop karşısında şarkılarda kendi kendime yükselme hali maalesef bu dönemin gerçeği oldu. 

Albümde 7 şarkı yer alıyor. Künyesine baktığımızda söz ve müziklerde Gökhan Türkmen ve Mert Carim imzası görüyoruz, düzenlemelerde ise Genco Arı yer alıyor. Geçen yıl tekli olarak yayımlanan ‘Deli’ bu albümün kapanışını yapıyor. 2020’nin sonunda yayımlanan ‘Romantik’ albümünde ‘Deli’ yer almamıştı. ‘Romantik’ albümün ruhundan ve havasından farklıydı ‘Deli’ şarkısı, meğer bu albümü bekliyormuş. Şimdi ‘Deli’ de kendisine yakın tarzdaki diğer arkadaşlarına kavuşarak ‘7’nin nefis kimyasını birlikte oluşturmuşlar. Tüm albümü dinledikten sonra kapanışın bu yolun başlangıcı olan ‘Deli’ ile bitiriyor olması da bence ayrıca kıymetli.

‘7’ disko ve funk soslu, içinde rocknroll hisleri barındıran kıpır kıpır tam bir yaz albümü olmuş. #iyiyaşa mottosuyla yaza başlangıç yapacak olan ‘7’ albümüyle Gökhan Türkmen dinleyicisini dansa kaldıracak derken abartmıyorum. ‘7’ ile gerçekten adımlar dansa dönüşecek. Albümden benim ilk dinleyişte 3 favorim var hangisi daha önde emin olamıyorum. ‘Nanay’, ‘Şerefine’ ve ‘İmza’ dinlediğimden beri aklımda tekrarlıyor. Sanırım ‘İmza’yı şu sıralar daha çok seviyorum.  Yeni albümden ilk video klip ‘Şerefine’ şarkısına çekilmiş. 7 Haziran’da yayınlanacak olan klibin yönetmenliğini Murat Joker yapmış. Gökhan Türkmen’in her yeni işinde yarattığı yenilik ve dinamik dokunuş bu albümde de kendisini gösteriyor. ‘7’ renkli, enerjisi yüksek, yaza ve hepimize gerçekten iyi gelecek bir albüm olarak 4 Haziran itibariyle tüm dijital platformlarda yerini alacak. 

Devir Değişti

90’lar Türk Pop Müziğine yön veren önemli isimlerden Çelik çok özel bir albümle geri döndü. 12 şarkılık ‘Devir Değişti’ albümü Fatih Erkoç, Emre Aydın, Cem Adrian, Pamela, Halil Sezai, Umut Kuzey, İskender Paydaş ve Orkestrası, Oğuzhan Uğur, Gülçin Ergül, Can Gox ve Rubato kariyerinde 35. Yılını deviren Çelik’in şarkılarını kendi yorumlarıyla bu albümde kaydetmişler.

Arpej Yapım etiketiyle geçen hafta yayımlanan ‘Devir Değişti’ albümünün müzik direktörlüğünü İskender Paydaş, süpervizörlüğünü ise Umut Kuzey üstlenmiş. Şarkıların yeni düzenlemeleri gerçekten de yakışmış. 90’lar trenini kaçıranlar için bu şarkıların yeniden hayata kazandırılması çok değerli. Şarkıların yeni düzenlemelerinden sonra dönüp bir de orijinal hallerini dinleyip o dönemlere gittim. Yeni düzenlemeler bir şekilde şarkıların ruhunu koruyarak, onlara yeni bir hava katmış.

Fatih Erkoç

Yazının Devamını Oku

Glasto üzdü, Eurovision sevindirdi

Geçtiğimiz Cumartesi gecesi uzun zamandır hiç olmadığı kadar müzikle doluydu. Glastonbury Festivali ilk defa dijital olarak yapılacağı için konser özlemiyle yanıp tutuşan büyük bir kitle bilgisayarlarının başında festivalin başlamasına kitlenmişti. Festivalin başlama vakti geldiğinde bilet sahipleri ellerindeki bilgilerle konseri izlemek için festival sitesine girdiklerinde beklenmedik bir sürprizle karşılaştılar.

İlk başlarda internet bağlantıma bahane buldum defalarca giriş yapmaya çalıştım ama olmadı. Bu denemeyi 1 saat kadar sürdürüp pes ettim. Meğer benimle birlikte bu sorunu neredeyse tüm dünya yaşıyormuş. Glastonbury yetkilileri sorunu çözmek için uğraştıklarını sosyal medyadan duyursa da, bu deneyim geç başlayan konser hissinden biraz daha moral bozucuydu. Yaklaşık iki saatlik bu gel git yaşandıktan sonra festival biletli biletsiz ayrımı yapılmaksızın herkesin izlenmesine açıldı. En azından bu kararın herkese iyi geldiğine eminim. Ancak 2 saat önceki performanslara geri dönüş sorunlu olduğu için konserin normal akışını sonraki gün daha rahat izlerim diye kendimi daha fazla yormamaya karar verdim.

Tüm bu kriz yaşanırken göz ucuyla bir yandan da Eurovision finalinin başlamasını bekliyordum. İtiraf etmeliyim ki Eurovision’dan çok ümitli değildim, Türkiye’nin artık katılımcı olmamasından sonra bir şekilde ilgim azaldı yarışmaya. Bu sene yarı finali de izlemediğim için genel anlamda katılımcılardan da haberdar sayılmazdım. Ancak Glasto krizi beni bir anda Eurovision’a bağladı.  Performanslar ve şarkılar o kadar beklentimin üzerindeydi ki, Eurovision’a kitlendiğim için Glastonbury’deki Coldplay’i yarım yamalak izledim.

Genel anlamda Eurovision finalindeki ülkelerin nerdeyse hepsi çok iyiydi. Pandeminin 1.5 seneyi aşan üzerimizdeki etkisinden mi bilmiyorum, Eurovision’un finalindeki şarkılar ve şovlar büyüledi beni. İzlanda, İtalya ve İsviçre favorilerimdi ama oylamadan bu şarkıların çıkacağı konusunda şüpheliydim. Performanslar bitip oylamaya geçildiğinde Eurovision’daki değişmeyen tek şeyin politik jüri oylamaları olduğunu görüp biraz keyfim kaçtı. İyi ki halk oylaması var da yarışmanın kaderi değişti. İtalya’nın birinci olmasına çok mutluyum, bu sonucun rock müziğin yeniden uyanışı vesile olacağına gönülden inanıyorum.

İtalya’nın Maneskin grubu birinci olup sahneye tekrar çıktığında grubun vokali Damiano ‘size söylediğimiz gibi rock’n roll hiçbir zaman ölmez!’ konuşması gecenin en güzel özetiydi. Pandemi gölgesinde geçen 2 yılın ardından seneye Eurovision’un Maneskin’in ev sahipliğinde İtalya’da nasıl olacağını şimdiden merak ediyorum. Bu arada grubun yakın zamanda yayımladığı albümleri ‘Teatro d’ira – Vol.1’ birkaç gündür fon müziğim oldu. Yerinde duramayan kıpır kıpır bir albüm olmuş, grubun Eurovision performansından etkilenen herkese öneririm. 

Melike Şahin’in ilk Albüm Konseri

Bu senenin en güzel olaylarından biri olan Melike Şahin’in ilk albümü ‘Merhem’ şimdilerde ilk konseriyle evlerimize konuk olmak üzere gün sayıyor. Sanatçının bu nefis albümünün ilk konseri 28 Mayıs’ta PSM Online’da gerçekleşecek.

İki ay önce Melike Şahin ile All Access Youtube kanalımda ‘Merhem’ üzerine yaptığımız söyleşide albümün ilk konser provalarına daha yeni başlamıştı. Hem hazırlıklar açısından, hem de yeniden konser vermekten ötürü çok heyecanlı olduğunu her seferinde dile getiren sanatçı şimdi konserine artık günler sayıyor. Özellikle albümden ‘Hepsi Geçti’, ‘Nasır’, ‘Öpmem Lazım’, ‘Bedelini Ödedim’ ve ‘Uykumun Boynunu Bükme’nin canlı performanslarını çok merak ediyorum. Uzun zamandır merakla beklenen ‘Merhem’in bu çok özel ilk konserinde sahnede 8 kişilik yeni orkestrasıyla ve bu akşama özel olarak hazırlanmış sahne tasarımıyla Melike Şahin 28 Mayıs’ta saat 21:00’da PSM Online’da olacak, kaçırılmayacak bir konser olacak bunu şimdiden hissedebiliyorum.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Adna: Neşe ile Melankolinin Nefis Uyumu

Adna’nın dördüncü albümü ‘Black Water’ sonbaharda yayımlanacak. İsveçli sanatçının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hatırı sayılır bir hayran kitlesi var. Sanatçının yeni albümünden yayımlanan ilk single’ı ‘November’ sonrası kendisiyle yeni albümünü ve içinde olduğumuz pandemi dönemi üzerine konuşma fırsatı yakaladım.

Covid salgını döneminde bir albüm yapmanın nasıl olduğu üzerine konuşurken, Adna yeni albümünün genel sürecinin aslında önceki çalışmalarından çok da farklı olmadığını belirtti. Çoğunluğunu ev stüdyosunda kaydettiği şarkılarının yanı sıra, evde kaydedemediği diğer bölümleri de salgın öncesinde tamamladığı için aslında bu anlamda bir zorluk yaşamamış. Kayıtların devamındaki süreçte dosyaların yapımcıları arasında gezmesiyle şarkıların üzerinde çalışmışlar. Ama esas olarak bu dönemde, o da herkes gibi belirsizlik hissini yoğun şekilde yaşayarak geçirmiş günlerini.

Bir daha ne zaman canlı müzik performansı yapacağının bilinmezliğiyle hazırlamış bu albümdeki şarkılarını. ‘Black Water’ı dinleme şansım olduğu için Adna’nın geçmiş çalışmalarına dair bu albümde kendisinde hissettiği yeniliği merak ettim. Önceki albümlerinde kendini keşfetme yollarını arayıp bulurken, daha karanlık ve dramatik şarkılarla yol aldığını söylerken, son birkaç yılda bu durumu ağır bulduğunu ekledi. ‘Black Water’ da melankoliden nasibini alsa da bu sefer şarkılarını daha eğlenceli bir anlatım yoluyla aktarmayı denediğini söyledi.

‘November’ ile başlayan yeni albüm yolculuğu yakın zamanda yeni şarkısı ‘You Are’ ile devam edecek. ‘Black Water’da hangi şarkı senin için diğerlerinden daha özel dediğimde cevabı hiç düşünmeden verdi. ‘ ‘You Are’ bu albümde yapmak istediğim her şeyi tek şarkı olarak’ özetliyor dedi. Şarkının ilk yola çıktığı halinden bugünkü durumuna gelmesine kadar yaklaşık üç sene geçtiğini belirten Adna, son halinin onu çok mutlu ettiğini söylüyor. Dünyada aşılamalar ilerlese de, konserlerin eski hızına ve düzenine dönmesine hala vakit var gibi görünüyor. Online konserler hakkındaki hislerini sorduğumda Adna aslında bu durumun kendisi için iyi olduğunu belirtti. Kalabalık önünde konuşmak ve performans yapmanın onu genelde gerdiğini söyleyen sanatçı, geçen yıl hayat koşulları bize online konserleri mecbur kıldığı için bu duruma sıcak baktığını söylüyor. Ancak yine de kalabalık içinde, şarkıları seslendirirken insanların gözlerine içine bakabilmenin bir sanatçı için ne kadar değerli olduğunu belirtmeden geçmedi. ‘Pandemi dönemi yaratıcılık anlamında faydalı mıydı senin için? ‘ diye sorduğumda, başlarda belki de yeni albümün şarkılarını yazmayı yeni bitirdiği için yeni müzik üretmekte zorlandığını belirtti. Daha sonra yavaş yavaş çalışmaya başlasa da sonunda kesinlikle yalnız çalışmak istemediğini anlayıp ev stüdyosundan çıkmış. En yakın iki arkadaşıyla yeniden bir stüdyoya giren Adna, şimdi tek istediğim sürekli onlarla müzik yapmak diyor.

‘Black Water’ için heyecanını gizlemeyen sanatçı, Eylül ayına kadar albümden yeni şarkılar yayımlamaya devam edeceğini belirtiyor. Konserlerin en kısa sürede hayatımıza yeniden gireceğini, koşulların giderek düzeleceğine inandığını belirtirken, ‘dilerim bu döneme kadar bir sürü müzisyen ve grup müzik yapmayı bırakmaz’ diyor. Sanırım bu Adna’nın olduğu kadar hepimizin ortak dileği.  

Yeni Çıkış

The Ringo Jets – Fool’s Crown

Geçtiğimiz hafta The Ringo Jets yeni şarkıları ‘Fool’s Crown’ı Ferment Records etiketiyle yayımladı. Şarkının basın bülteninde ‘Fool’s Crown’ bir TRJ101 şarkısı diye tanımlanmış, çok hoşuma gitti bu ifade. Gerçekten de ‘Fool’s Crown’ grubun 10 senedir ürettiği müziğin konsantre hali gibi. İfadesi, enerjisi yerli yerinde. ‘Fool’s Crown’ ile The Ringo Jets’i ders gibi tekrar en baştan, en temelden dinlemeye başlayabilirsiniz. Grup 2019 senesinde yayımladıkları ‘Yadigar’ EP’sinden sonra ilk olarak ‘Fool’s Crown’ ile bizleri selamlıyor. Aynı zamanda söz konusu bu şarkı 11 Haziran’da çıkacak olan ‘Unlimited Lunch Pack’ EP’sinin de hem açılışını yapıyor, hem de albümü müjdeliyor.

Nuri Harun Ateş – Normal

Yazının Devamını Oku

27 Yıl Sonra Gelen Albüm!

Geçen hafta Demir Demirkan ile 90’larda kaydedilmiş ‘Mesheen’ grubunun ‘A Matter Of Time’ albümü üzere konuştuk.

Albümün kaydedildiği dönemde Amerika’da yaşayan sanatçı, gruba dahil olduktan sonra söz konusu albümün hazırlığında ve kaydedilmesinde de bizzat yer almış. Geçtiğimiz Ocak ayının ortasında yayımlanan albümün Avrupa ve Amerika’da büyük ilgi gördüğünü belirten Demir Demirkan, 1994 senesinde kaydedilen bir albümün şimdilerde yayımlanmasının heyecanını yaşadıklarını da ekledi.

Mesheen, 80’lerde Los Angeles’ta o dönem oldukça popüler olan Tyton grubundan Bobby Tait ve Joey Scott tarafından kurulmuş. Daha sonra gruba eklenen vokalist Ted Micheal Heath ve basçı Nick Aqleh ile Mesheen son haline gelmiş. 1992 senesinde Avrupa ve Amerika’da aldığı pozitif eleştirileri toplayan iki demosundan sonra ‘A Matter Of Time’ albümünün kaydına odaklanmışlar. Bu dönemlerde gruba gitarist olarak eklenen Demir Demirkan ile birlikte grup kendi albümlerinin üretimi için çalışmalarına daha da yoğunlaşmışlar. O dönem birçok bağımsız plak şirketinin yaşadığı durum gibi albümün yapımcısı olan firma faaliyetlerini durdurunca ‘A Matter Of Time’ yayımlanamıyor. Grup üyeleri Seattle grunge hareketinin de devreye girmesiyle diğer müzikal ilgi alanlarını keşfetmeye başlıyor.

O zamanlarda günümüze geldiğimizde, yaklaşık 27 sene sonra ‘A Matter Of Time’ albümü şimdi gün yüzü görüyor. Geçtiğimiz sene yaz aylarında grup Sonic Age Records ile yeni bir anlaşma yaparak ‘A Matter of Time’ı kaydını yeniden mastering yaptırıp CD ve plak basımlarına özel kartonet detayları ekletmiş. Ocak ayının ortalarında yayımlanan albüm tüm dijital platformlardan da dinlenebiliyor. Demir Demirkan pandemi koşullarının durumuna göre belki yakın gelecekte grupla canlı performansların da gündemde olabileceğini belirtiyor. ‘A Matter Of Time’in ruhu 80’lerin hard rock/metal formatında olsa da bunu günümüze yeniden taşıyan özel bir çalışma olmuş. Daha doğrusu albümü daha ilk dinleyişinizde zamansız bir yaklaşımla senelerden bağımsız olarak sizi kendisine ve enerjisine bağlayabileceğini gösteriyor. 

Glastonbury Festivali İlk Defa Dijital!

Müzik festivallerinin atası olarak da düşünülebilecek olan meşhur Glastonbury Festivali bu sene ömrü hayatında ilk defa dijital olarak düzenleniyor. Geçen sene pandemi dolayısıyla iptal edilen etkinlik, bu sene de devam eden pandemi koşulları sebebiyle dijital bir festival olarak yayımlanacak.

Pandemi sebebiyle 2 sene üst üste iptal edilen Glastonbury Festivali, 22 Mayıs’ta kendi tarihi için de çok özel bir canlı yayınla müzikseverlere ulaşacak. Worthy Farm’dan gerçekleşecek olan bu global yayın ile dünyanın her köşesinden müzikseverler Glastonbury Festivali’ni evlerinden izleyebilecekler. Her sene biletleri satışa çıktığında dakikalar içinde tükenen bu özel festivalde bu sene Coldplay, HAIM, IDLES, Jorja Smith, Michael Kiwanuka, Wolf Alice gibi isimlerin sahne alacağı yaklaşık 5 saatlik bu özel yayını kaçırmamak gerek.

Yeni Çıkış

Ceren Gündoğdu – Beni Eve Götür

Yazının Devamını Oku

Baneva’dan Manifestor

Geçen yılın sonbaharıydı galiba, malum pandemi sonbaharla birlikte tekrar hızlanıyor endişesi hepimizde devam ediyordu. İşte o dönemden bir gün Universal Music Türkiye ofisinde 3-4 kişilik bir ekiple yakın dönemdeki yeni çıkışları dinlemek için buluşmuştuk. Herkes mesafeli şekilde koltuklara oturup, yeni çıkışların heyecanına odaklanmıştı. O gün dinlediğimiz çıkışlardan biri Baneva’nın ‘Hiçbiri’ydi. Hepimiz şarkıyı dinledikten sonra deyim yerindeyse adeta yüzümüze kuvvetli bir rüzgar esmişçesine sarsılıp şaşırdığımızı hatırlıyorum. Baneva’nın bomba gibi bir albümünün yolda olduğu, ilk şarkının ‘Hiçbiri’ olduğu bilgisi o günlük tek elimizdeki detaydı. O günden beri Baneva’nın bu albümünü gerçekten merakla bekliyordum. Bu merak nihayet sona erdi ve geçtiğimiz hafta Baneva’nın ‘Manifestor’ Universal Music Türkiye etiketiyle yayımlandı.

Rap müziği son senelerin en üretken sahnesi olarak liderliğini sürdürüyor. Birbirinden yeni ve genç sanatçılar her hafta yeni şarkılarıyla dinleyicisine ulaşıyor. İşin doğrusu bu kadar çok üretimin olması çok sevindirici olsa da, bu alandaki rekabet de bence bir o kadar zorlaşıyor. Çünkü gerçekten de bazı üretimler birçoğundan kendini çok net şekilde ayrıştıracak detay ve özellikte oluyor. Baneva’nın ‘Manifestor’ albümü de bu özel işlerden birisi. 11 şarkılık albümde sözler Baneva imzasıyla yer alırken, Da Poet, SKAII, GOKO!, PMF, Kaan Yanartaş, NNOZ gibi isimleri de prodüktör olarak künyede görüyoruz. Albümün çıkış şarkısı ‘Amigo’ aynı zamanda klibiyle şu an yayında. ‘Manifestor’un genel akışı dinleyicinin dikkatini bir saniye bile kaybetmeyecek bir enerjide ilerliyor. Bence esas marifet de burada Baneva’nın vokal tekniğinde yatıyor. 10 numara 5 yıldız nefis bir albüm olmuş, bahara bu albümle net bir giriş yaptım.

Yıldızlar: Tok, Amigo, Her Baktığımda, Müsade

Oscar’ımı Verdim Gitti: Hiçbiri, An

Billie Eilish’in Fotoğrafları Rekor Kırdı

Geçtiğimiz haftanın olayı Billie Eilish hala rekorlarıyla gündemde kendisinden söz ettiriyor. İngiliz Vogue dergisi kapağında yer alan genç sanatçı tarihe bir imza daha attı. Derginin Haziran 2021 baskısı için yapılan çalışmanın fotoğraflarını geçtiğimiz gün paylaşan sanatçı Instagram’da kısa süre içinde en çok konuşulan konu oldu.

Eilish’in yayımladığı bu özel sayı için yapılan fotoğraf çekimleri Instagram’ın en kısa sürede 1 milyon beğeni rekorunu kıran postlar olarak tarihe geçti. Söz konusu çekimlerde Marilyn Monroe ve 1950’ler havasını stiline yansıtan Billie Eilish, Vogue ekibine kendi vizyonunu hayata geçirmesine destek verdikleri için ayrıca teşekkür etmiş. Fotoğraflar şimdiye kadar hiç görmediğimiz cesurlukta bir Billie Eilish’i oraya çıkarttığı için sanatçıya müzik ve sanat dünyasından birçok ünlü isim takdir ve alkışlarını  kendi sosyal medya profillerinden paylaştılar.

Yeni Çıkış

Ozan Tekin – Anarya I

Yazının Devamını Oku

Dünyanın kitlendiği albüm Temmuz’da geliyor

Önceki gün Billie Eilish sosyal medya profilinden yeni şarkısını 15 saniyecik tanıttı ve Twitter’da kısa süre içinde trending topic oldu. Billie Eilish’in artık geldiği nokta böyle bir durum, dev bir takipçi kitlesi ve merakla yaptığı her şeyi yakından takip eden bir hayran ordusu var.

Yakın zaman önce kendisine çok yakıştığını düşündüğüm siyah uçları neon yeşil saçlarını açık sarıya boyatarak imajını yenileyen genç sanatçı, yeni bir şeylerin yolda olduğunu Instagram hesabından fısıldıyordu. Son birkaç paylaşımından sonra bu heyecan ve merak dalgasını daha fazla uzatmadan dün nihayet ağzındaki baklayı çıkarttı. Billie Eilish’in ikinci stüdyo albümü ‘Happier Than Ever’ 30 Temmuz’da yayımlanıyor. Ağabeyi Finneas’ın yakın zaman önce Billie’nin yeni albümünün tam bir yaz albümü olduğunu, herkesin yerinde duramayacağını ve dans edeceğini söylemesi şimdi bu duyuruyla daha anlamlı bir hal aldı. Billie Eilish yeni albümü için ‘şimdiye kadar yaptığım hiçbir işi bu kadar sevmedim, umarım sizler de benim hissettiğim bu duyguları yeni şarkıları dinlediğinizde yaşarsınız’ diyerek bu hafta Perşembe günü yeni şarkısının çıkacağını duyurdu. İlk albümünden sonra tüm dünyanın aklını başından alan iki kardeşin, yeni albümde neler yaptığını duymak için gerçekten sabırsızlanıyorum.

Gülçin Ergül’den İngilizce Albüm: Invitation

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında senenin en özel pop albümlerinden birine imza atan Gülçin Ergül, uzun süredir üzerinde çalıştığı ‘Invitation’ adlı 8 şarkılık ilk İngilizce albümünü Arpej etiketiyle önceki hafta yayımladı.

‘Invitation’ın Gülçin Ergül gibi güçlü bir vokale yakışan bir albüm olduğunu en başta söylemek istiyorum. Şarkıların söz yazarlığını Hollandalı Josephine Zwaan ile birlikte yapan Gülçin Ergül, ayrıca kendi söz ve müziği olan 4 şarkıyı da bu albüme eklemiş. Müzik direktörlüğünü Emre Bayar’ın üstlendiği ‘Invitation’da bir de Whitney Houston cover’ı olan ‘I Wanna Dance With Somebody’ yer alıyor. Şarkının vokallerinde Gülçin Ergül bence harikalar yaratmış, diğer yandan yeni düzenlemesi Whitney Houston’ın orijinal haline biraz daha yakın olsaydı daha mı etkileyici olurdu diye aklımda bir soru işareti kaldı.

Albümün fotoğraflarında Safa Gülsoy’un, styling’de ise Fırat Kanburoğlu’nun imzası yer alıyor. İlk klip ‘Don’t Wake Me Up’ Murat Joker yönetmenliğinde çekilmiş. Sesiyle ve önceki yayımladığı çalışmalarla dinleyenleri büyüleyen Gülçin Ergül, yeni albümüyle sadece Türkiye’de değil, yurtdışında da kendisinden söz ettirecek bir işe imza atmış.

İngiltere’den Bir Türk Grup: Keşmekeş

İngiltere’de kurulmuş bir Türk müzik grubu olan Keşmekeş ile geçtiğimiz kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Ekip 20 yıl önce Londra’da bir araya gelen arkadaşlardan oluşuyor. Aslında hobi olarak başlayan grupça müzik yapma isteği zamanla profesyonel olarak devam etme hayalini de peşinden sürüklemiş.

2019 senesinde kurulan Keşmekeş ilk albümü ‘Yarem’i geçtiğimiz sene yayımladı. Grup üyelerinden Niyazi Albay’ın aktardığına göre Keşmekeş’in mutfağında farklı sesler ve enstrümanlar var. Grubun içindeki bu zenginlik hem birbirlerini beslemiş hem de şarkılarına ilham olmuş. Dinleyicilerinin yolu Keşmekeş’te Cem Karaca’dan Aşık Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş’a kadar birçok usta isimle kesiştiğini söyleyen Niyazi Albay, şarkılarında Türk halk müziğinin ve Anadolu rock tarzının çokça görüldüğünü belirtiyor. Şarkılarını yaptıkları stüdyonun bazen evleri, bazen de mesailerini geç bitirdikleri ofisleri olduğunu söyleyen Albay, şu ana kadar yaşadıkları en büyük zorluğun 20 senedir yapmış oldukları bestelerdeki aranjmanları değiştirmek ve bir sonraki albüme hangi şarkılarla devam edeceklerine karar verme süreci olduğunu itiraf ediyor.

Yazının Devamını Oku

Royal Albert Hall 150 Yaşında

İngiltere’nin belki de en ikonik etkinlik mekanlarından biri olan Royal Albert Hall 150. yaşını kutluyor. Bu özel kutlama Imogen Heap’in performansıyla taçlandırılıyor. Pandemi sebebiyle 1 senedir boş olan ve etkinliklere kapalı olan Royal Albert Hall’da Imogen Heap yaptığı performanla zamanı 150 sene önceye alıyor.

Bundan 150 yıl önce, 1871’de, ilk kez Sir Michael Costa’nın bu özel mekânda çaldığı ‘Biblical Cantata’ eserinden esinlenen Imogen Heap, doğaçlama bir düzenlemeyle 12 dakikalık özel bir performansı kaydetti. Royal Albert Hall’da sahnenin en ortasına yerleştirilen cam piyanonun içine özenle konmuş sanatçının dijital piyanosunun yanı sıra, özel Mi.Mu eldivenleri de bu performansta başroldeydi.

Vivienne Westwood kıyafeti ve geceye özel hazırlanan peruğuyla en ince ayrıntıları düşünen Imogen Heap performansı öncesinde bu mekânın kendisi için ne kadar özel ve unutulmaz olduğunu kısa bir intro ile anlatıyor. Bu özel performansı izleyerek benim gibi duygudan duyguya koşmak isteyenler Royal Albert Hall’un Youtube kanalını tıklamaları yeterli olacaktır.

İtalya’dan Türkiye’ye Özel Bir İsim: Umut Adan

Geçtiğimiz hafta GRGDN Müzik etkiketiyle Umut Adan’ın yeni şarkısı ‘Eflatun Kardeşler’ yayımlandı. Yeni şarkısı Umut Adan ile bir araya gelmemize vesile oldu. İtalya’da yaşayan Umut Adan ile hem yeni şarkısı ‘Eflatun Kardeşleri’, hem de etkileyici müzik kariyerini kendisinden dinleme şansım oldu.

Kaseti en başa sardığımızda Umut Adan, İstanbullu, orta ve liseyi İtalyan Lisesi’nde okuyan daha o zamanlar gitarıyla şarkılar yazan bir müzik tutkunu. Lise yıllarında Fikret Kızılok’u ve Süreyya Berfe’yi tanımasının hem kişisel gelişiminde, hem de müzik yolunda ona büyük katkıları olduğunu belirtiyor. Üniversite için İtalya’ya giden Umut Adan, doktora eğitimi döneminde müzik kariyeri için de büyük adımlar atmış. Sub Pop plak şirketinden şarkıları yayımlanan müzisyen arkadaşına kendi şarkılarını dinlettiği gün kendisi için de değişim çanları çalmaya başlamış. Bu arkadaşının kendisini menajeriyle tanıştırmasından kısa süre sonra İlk 45’liğini plak olarak yayımlayan sanatçı, günümüz dijital dünyasına adapte olmak yerine kendi inandığı adımlarla sakin ilerlemeyi tercih etmiş. Bu süreç kendisi ve müziği hakkında The Wire’da makale yayınlanmasına kadar götürmüş.

İkinci plağını yayımladıktan sonra Jack White’ın İstanbul konserinde ön grup olması Umut Adan’ın kariyerinde bir diğer önemli adım olmuş. Üçüncü 45’liğini de plak olarak yayımlayan sanatçı artık bir albüm sürecine girmek istediğini bilse de o güne kadar attığı adımların ardından, en az onlar kadar sağlam bir başlangıç ile bu işe girmek istemiş. The White Stripes’ın prodüktörü Liam Watson ile demolarını paylaşan sanatçı, kendisinin davetiyle 2017 senesinde Londra’daki Toe Rag Stüdyoları’nda ilk albümü ‘Umut Adan: Bahar’ı kaydetmiş. 2019’da yayımlanan ‘Umut Adan: Bahar’ albümü Avrupa’da büyük ilgi görürken, çıktığı konserler ve festivallerden sonra hızını alan sanatçı geçtiğimiz sene pandemi olmasaydı muhtemelen Avrupa’daki birçok büyük etkinlikte yer almaya devam edecekti.

Pandemi döneminde durmak yerine Umut Adan çalışmalarına Türkiye’de sürdürmeye karar veriyor. Engin Akıncı ile yolları kesişen sanatçı, ‘Eflatun Kardeşler’ şarkısını İstanbul’a ve bu şehrin her türlü zorluğuna rağmen çalışan, hevesini ve heyecanını kaybetmeyen kadınlara ithafen yazmış. GRGDN Atölye’de Furkan Karadeniz ile kayıtları yenilenen şarkının mix’i Berk Kula, kapak görseli ise Yetkin Başarır tarafından yapılmış. ‘Eflatun Kardeşler’ aslında Umut Adan’ın kariyerinde yeni bir başlangıcı da simgeliyor. Avrupa’daki çalışmalarını bırakmadan, şimdilerde yeni şarkılarını yayımlamak için sıraya koyan sanatçı önümüzdeki aylarda hepimizin favorilerinde yer alacağına ben şimdiden adım gibi eminim. 

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Sevmek Yüzünden

Geçen hafta Simge ile yeni şarkısı ‘Sevmek Yüzünden’ için bir araya geldik.

2018 senesinde ‘Ben Bazen’ albümü yayımlandığı zaman kendisiyle söyleşi yapma imkânım olmamıştı, o yüzden yeni şarkısının basın tanıtımı için davet geldiğinde bu sefer bu fırsatı kaçırmak istemedim. Nefis bir havada, Galata’daki otelin terasında, bahara gülümseyen bir İstanbul manzarasında Simge ile sohbet ettik. Yeni şarkısı ve klibi için haliyle çok heyecanlıydı. ‘Sevmek Yüzünden’ aslında mazisi olan bir şarkıymış. Yaklaşık dört senedir bekleyen şarkının sözlerinde Sezen Aksu imzası var. Şarkının bestesini Simge, Ersay Üner ve Ozan Bayraşa ile birlikte yapmışlar. 2021’de bize 90’lar rüzgarı hissetttiren ‘Sevmek Yüzünden’in harika düzenlemesi ise Genco Arı’ya ait. Deyim yerindeyse resmen yıldızlar karması bu şarkıda bir araya gelmişler.

‘Sevmek Yüzünden’in imaj fotoğrafları ve klibin yönetmenliği Seçkin Süngüç’a emanet edilmiş. Şarkının klibinde başrolde Simge’yi izliyoruz. ‘Sevmek Yüzünden’in enerjisi o kadar yüksek ve etkileyici ki, ilk dinlemede sizi alıp götürüyor. Hal böyle olunca Simge’nin doğal hallerinden oluşan çekimler klibe çok yakışmış ve şarkının hissiyatını daha da yükseltmiş.

Simge ile müzik hayatını ve yeni üreteceği şarkıların heyecanları üzerine konuştuk. Kendi içine sinen işlerde ve projelerde dinleyicisiyle buluşmaya devam edeceğini anlattı. Samimiyeti ve kendisinden emin hali bana o kadar iyi geldi ki, yaptığı işe böylesine bağlı insanları görünce hem çok seviniyorum, hem de daha fazlasını yapmalarını, koşullar ne olursa olsun hiç durmamalarını diliyorum.

Pandemi dönemini kendisi için faydalı değerlendirenlerden olmuş Simge. Yeni şarkıların çalışmaları ve hazırlıkları bir yana 15 sene önce bitirmediği konservatuara geri dönmüş. Tekrardan öğrenci olmanın onu nasıl yenilediğini anlatırken, mezun olmak için çok sıkı çalıştığını da belirtti.

‘Sevmek Yüzünden’ bu dönemde Simge’ye iyi geldiği gibi, bahardan bizi yaza taşıyan bir şarkı olacak. Bu şarkı hem kendisi için hem de dinleyicisi için yeni bir dönemin de başlangıcı aslında. Bundan sonraki yayımlayacağı şarkıları, önceki işlerinden biraz daha farklı olacağını söyleyen Simge, sound ve düzenleme olarak yeni sularda gezinmek istediğini, hem kendisini hem de müziğini geliştirmeyi, bolca da yenilemeyi ve bunları da dinleyicisiyle bir an önce buluşturmak için sabırsızlandığını belirtti.

 

Yeni Çıkış

Onur Cansız – Fesleğenler

Yazının Devamını Oku

Sanrılar

Perdenin Ardındakiler’in ilk stüdyo albümü ‘Sanrılar’ Mart ayının sonunda yayımlandı.

Geçtiğimiz hafta Doruk Erester ve Direnç Kaçmaz ile albümü konuşmak üzere Maçka’da bir parkta buluştuk. Havanın güzel olmasını bahane ederek, telefon ya da dijital bir ortamda konuşmaktansa, yeni şarkıları üzerine açık havada buluşarak konuşmak hepimize iyi geldi.

‘Sanrılar’ın nerden çıktığını sorduğumda Doruk albümdeki şarkıların yarısını tamamladıklarında farkettiği bir durumdan yola çıkarak bu isme ulaştıklarını söyledi. Şarkıları yazmasında vesile olan ortamlar ve insanlarla zaman içerisinde tekrar denk geldiğinde bu anıların unutmaya başladıkça bu boşlukları hayal gücüyle doldurduğunu keşfetmiş. Zamanla da o anıların ne kadarı gerçek ne kadarı hayal olduğu da unutulduğunu söyleyen Doruk, olayların sanrılaştığını ve bulanıklaştığını anladığını, şarkılara dönüp baktığında sözlerinde aktardığı duyguların sanrılaştığını farkettiğini ve albüme de bu ismin çok uygun olduğunu belirtti.

Şarkıların hazırlıklarının ne kadarının geçmişten geldiğini, ne kadarının yeni dönemde yazıldığını sorduğumda, tüm çalışmanın pandemi döneminde yapıldığını belirttiler. Grup ile birkaç ay önce Youtube kanalımda söyleşi yaptığımızda, albümde birçok farklı tarzda şarkı olacağının ipuçlarını vermişlerdi. O günkü referansla ‘Sanrılar’ı bu gözle değerlendirdiğimizde gerçekten de müzikal açıdan oldukça zengin bir albüm olduğunu söylemem gerek.

Yeni tarzlara da yer verdikleri albümdeki 10 şarkının sözleri Doruk Erester’e, 9 şarkının besteleri ve düzenlemeleri Direnç Kaçmaz’a ait. Mark Eliyahu ile birlikte çalıştıkları ‘Uzaklara Savrulalım’ şarkısının müziği Direnç Kaçmaz ve Mark Eliyahu imzası taşıyor. Konu Mark Eliyahu’ya gelince haliyle nasıl bir araya geldiklerini merak ettim. Bu şarkının hikayesini sorduğumda, Mark Eliyahu ile daha önceden birkaç projede bir araya geldiğini belirten Direnç Kaçmaz, ‘Uzaklara Savrulalım’ın demosunu yaptıklarında şarkıya çok iyi bir uyum sağlayacağını düşündükleri için kendisine gönderip birlikte bir çalışma yapmayı önermişler. Üzerinde çalışıp döneceğini söyleyen Mark Eliyahu, beste üzerindeki çalışmalarını tamamlayıp gruba ilettikten sonra, şarkının son haline gelmesine kadar geçen süreçte grupla birlikte çalışmış.

10 şarkıda mutlaka herkesin favorileri farklıdır diye düşünerek hem Doruk’a hem de Direnç’e kendi gönüllerinde yatan şarkıları sordum. Grup olarak şimdiye kadar içlerine sinmediği hiçbir şarkıyı yayımlamadıklarının altını çizdikten sonra, Doruk ‘Ben Yokum Artık’ ve ‘Zaman bir Muamma’ı zorlayarak da olsa seçtiğini söyledi. Direnç ise ‘Bu Şehir Bugün Sensiz’ ve ‘Dudaklarıma’nın kendi favorileri olduğunu aktardı. Dinleyicilerinden gelen yorumların onları şu sıralar çok mutlu ettiğini belirten ikili, esas etkinin konserde olacağını aktardılar. Albüme dair en büyük heyecanları bu şarkıları canlı olarak söylemek ve dinleyiciyle konserlerde bir araya gelmenin geri sayımını yaptıklarını belirttiler.

 

Yıldızlar: Uzaklara Savrulalım, Kalbinde Birileri Var, Bu Şehir Bugün Sensiz, Yarınlar Var

Oscar’ımı Verdim Gitti:

Yazının Devamını Oku

Barselona’da 5000 Kişilik Konser!

Geçtiğimiz hafta Cumartesi günü Barselona’da çok özel bir konser düzenlendi. Yaklaşık 5000 kişinin katıldığı bir İspanyol Indie müzik grubunun verdiği bu konser aslında bir deneyin parçasıydı.

Söz konusu etkinlik Avrupa’da son 1 yıl içinde yapılan en geniş katılımlı organizasyon olması açısından da büyük önem taşıyor. Bu pilot çalışma sayesinde yakın mesafede ama maskeli şekilde bir araya gelen katılımcılar arasında önümüzdeki dönemde covid-19 hastalığı oranı incelenecek. Belki de bu sayede özellikle 1.5 yıldır büyük zarara uğrayan canlı müzik ve etkinlik sektörü yaralarını sarmanın yolunu bulacak.

Herhangi bir kalp rahatsızlığı, kanser veya bağışıklık sistemi rahatsızlığı olmayan, yakın zamanda Covid-19 geçirmeyen kişilerin dahil edildiği bu özel etkinlik için yetkililer aslında tüm öncelikli riskleri göz önüne almışlar.  Etkinlikten kısa süre önce test yapılan tüm biletli katılımcılar test sonuçları negatif çıktığı onayı telefonlarına gönderildikten sonra konser alanına maskeli bir şekilde kabul edilmişler. Konser alanında herhangi bir sosyal mesafe kaygısı gözetmeksizin etkinlik düzenlenmiş. Söz konusu etkinliğin sonuçları umut verici olursa, yakın gelecekte bu şekilde organizasyonların düzenlenebileceğine kesin gözle bakabiliriz.

 

İstanbul Dev Bir Açıkhava Sahnesine Dönüşüyor!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi nefis bir proje hayata geçiriyor.

Müzisyenlerin aylardır umutla beklediği bu güzel haberle İstanbul’un 100’den fazla farklı noktasında sahneler kurularak kültür sanat etkinlikleri gerçekleştirilecek. Bu etkinliklerin açık havada, ücretsiz ve pandemi koşullarına uygun şekilde yapılacak olması da bir diğer önemli altı çizilmesi gereken konu.

Söz konusu projeyi sosyal medya sayfasından duyuran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, projenin duyurusunu yaparken geçtiğimiz 1.5 yıl içinde yaşadığımız pandemi döneminden belki de en çok etkilenen meslek kollarından biri olan müzisyenlere önemli bir destek sağlanacağını söyledi.  ‘İstanbul Bir Sahne’ projesiyle şehrin 39 ilçesinin tamamında 100’den fazla farklı nokta, açık hava sahnesine dönüştürülerek, binlerce müzisyenin İstanbullularla buluşması sağlanacak.

Bu özel etkinlikte yer almak isteyen müzisyenler ve müzik toplulukları başvurularını 9 Nisan 2021 tarihine kadar

Yazının Devamını Oku

SXSW 2021’den notlar

South by Southwest (SXSW) 1986 senesinden bu yana Texas’ın Austin şehrinde düzenlenen müzik, ve film sektörünün başta olduğu yaratıcı tüm endüstrilerin bir araya geldiği çok özel bir festival.

Özellikle dijital dünyanın nerdeyse tüm iletişim dünyasına dokunmasıyla festivalin etkisi ve katılımcı sayısı her sene daha da artıyordu. Geçen seneye kadar son 3 senedir bu etkinliği yerinde deneyimleyip sizlere de gördüklerimi, öğrendiklerimi bu satırlar aracılığıyla aktarmıştım. Geçen yıl Covid-19’un tam yükseliş trendine geçtiği zamanlar, kısıtlamaların ve kapanmaların başladığı dönem maalesef festivalin düzenlendiği zamana denk geldiği için ilk defa SXSW iptal edilmişti. Bu sene pandemi maalesef hala devam ettiği için etkinlik online olarak 16-20 Mart tarihlerinde düzenlendi. Austin’de olmadan SXSW elbette aynı etkinlik değil onu başta söylemeliyim. Ama yine de festivalin akışı o kadar planlı ve sorunsuzdu ki, evden çıkmadan tüm festivali izlemek de gerçekten büyük rahatlıktı.

İlk başta web ve mobilden takip etmesi zor olur diye düşünürken, Apple Tv üzerinden etkinliğin izlenebildiğini öğrenince resmen festival keyfim katlandı. Oturumları 5 kanalda yayınlayan etkinlikte program canlı olarak izlenebildiği gibi kaçırsanız da sorun olmadan daha sonra ilgili bölümler altında tüm oturumları izleme olanağı veriyordu.

Austin’de SXSW’e katıldıysanız, olayın oturumlar veya etkinlikler için mutlaka kapılarda dakikalar hatta bazen saatler öncesinde sıra beklemek ve sabretmek olduğunu ilk günden öğreniyorsunuz. SXSW 2021’de çevrimiçi deneyimle bu konu ortadan kalkmış durumda. Bir oturumu kaçırdıysanız, ya da aynı anda başka bir oturumu izlemek istiyorsanız hiç sorun yok, birini o an izlersiniz diğerini de daha sonra tüm oturumların eklendiği alandan seçerek izleyebilme şansına sahipsiniz.

Bence bu senenin açılış konuşmacıları diğer senelere göre biraz zayıftı. Diğer yandan tüm oturumları istediğim zaman izleme şansına sahip olmak bana daha çok oturuma katılma imkanı verdi. SXSW’da bu sene öne çıkan konular iklim krizi, yapay zeka ve buna bağlı teknolojiler, Z kuşağı ve trendleri, yeni ürün pazarlama stratejileri, covid-19 sonrası etkinlik sektörünün yaşayacağı sorunlar ve öneriler, influencer işbirlikleri dikkatimi çeken konulardı. Amy Webb’in her sene büyük ilgi gören Teknoloji Trend Raporu bu sene de oldukça detaylı ve aydınlatıcı bir sunumdu. Önümüzdeki dönemin odağında nesnelerin interneti (IOT) ve insanların vücutlarıyla bağlantılı ürünlerin (YOT) olacağını anlatan Webb, kişisel veri güvenliğinin ve bu verilerin korunması konusunun daha da önemli olacağının altını çizdi.

Festivalin film ve müzik bölümü her sene olduğu gibi bu sene de muhteşem bir zenginlikteydi. Yine de bu iki bölümün Austin’deki halini kesinlikle evde izlediğim haline tercih ederim onu da eklemeden geçemeyeceğim. 4 sene önce Billie Eilish’i henüz şu anki dev şöhretine ulaşmamışken canlı izlediğim 100-150 kişilik konser ortamı SXSW’in gerçek ruhunu yansıtıyor. Austin’in etkinlik mekanlarında, sokaklarda, hatta kiliselerde müzik performansının yapıldığı festivalde bu sene çevrimiçi olarak düzenlenen müzik etkinlikleri önceden kaydedilmiş performanslar olarak akışı belli bir şekilde izlenebilir şekildeydi. British Music Embassy etkinlikleri önceki senelerde olduğu gibi bu sene de benim için en öncelikli performanslardı. Bu sene kendime not ettiğim ve bundan sonra da takip edeceğim isimler; The Goa Express, Porij, Toya Sound, Phobe Green, Ann B Savage, Katy J Pearson, Beauty Sleep oldu. Çevrimiçi SXSW’un bir diğer kolaylığı da film festivali bölümünde kendini gösterdi. Normal koşullarda Austin’de SXSW’a katıldığınızda oturumlar arasında eğer kaçırmak istemediğimiz bir film varsa mutlaka gidip o mekan önünde sıra beklemeniz gerekiyordu, bu sene çevrimiçi deneyim sayesinde filmleri dilediğiniz zamanda izleme şansınız olduğu gibi, sadece bazı içeriklerde önceden kayıt yaptırdığınızda size özel izleme imkânı veren bir format da düzenlenmişti.

16-20 Mart arasında düzenlenen SXSW 2021 çevrimiçi etkinliği bitti ama deneyimi yaşamaya devam etme imkanı hala mevcut. Festival katılımcıları 18 Nisan’a kadar SXSW 2021 çevrimiçi etkinliğinin kayıtlarına erişebiliyorlar. Diledikleri performansları, belli sayıda filmi ve müzik performansını ve tüm oturumları hala izleyebiliyorlar. Dileğim SXSW 2022 yine önceki senelerde olduğu gibi fiziksel olarak katılımın mümkün olduğu bir düzende olması yönünde, umarım pandemi ve onun getirdikleri kısa sürede biter ve eski düzenimize geri döneriz. 

 

PSM Radyo

Yazının Devamını Oku

İyi ki Müzik Var!

Yeni müzik her zaman beni heyecanlandırıyor ve canlı hissettiriyor. Nerdeyse şarkılarını yayımlamak için zaman sayan sanatçılar kadar ben de Cuma günlerini iple çekiyorum. Geçen hafta da böyle heyecan yüklü bir haftaydı, birbirinden özel yeni çıkışlar vardı. Bu yazıda onlara bir pencere açarak detaylarıyla sizlere ulaşmak istedim.

Mabel Matiz – Kahrettim

Son yayımladığı şarkısı ‘Toy’ ve onun en az şarkısı kadar nefis klibinden sonra Mabel Matiz yeni ne çıkaracak diye merakla bekleyenlerden biriydim. Özellikle ‘Maya’ albümüyle birlikte Mabel Matiz’in klipleri bence müzik sektörüne yepyeni bir boyut kattı. Her klibi film gibi özenle çekilen işler olduğu için ister istemez, yeni şarkısı yayımlanınca klibi de en az şarkı kadar merak eder olduğumu itiraf etmeliyim.

‘Kahrettim’i yayımlanmasından bir süre önce dinleyip şarkının altyapısına bayılmıştım. Evde kendi kendime dinledikçe şarkıya aşırı bağlandım. Sözü ve müziği Mabel Matiz’a ait şarkıyı sanatçı 1.5 sene önce yazmış. Şarkı hazırlık aşamasında birçok prodüktör gezmiş sonunda da Flytones’un düzenlemesiyle dinlediğimiz güncel halini almış. Kerem Akdağ ve Harun İyicil’den oluşan Flytones’un prodüksiyonuna, Da Poet’in de katkısı eklenerek ‘Kahrettim’ tamamlanmış. Şarkının kapak çalışmasında İspanyol sanatçı Joan Manel Pérez imzası yer alıyor. ‘Kahrettim’ kırılgan deneyimlerinin altında yatan, güçlü, dönüştürücü potansiyele dikkat çeken çok özel bir şarkı.

Şarkının dönüştürücü gücü aslen klibinde gizli. Pandemi şartlarından ötürü ‘Kahrettim’in bir bölümü Berlin’de ve bir bölümü de İstanbul’da çekilmiş. Yönetmenliğini Mirza Odabaşı’nın üstlendiği klibin art direktörlüğünü ve nefis styling’i Nes Kapucu üstlenmiş. Şarkının aktardığı iyileşme havasına klipteki dansçıların da katkısı çok büyük. ‘Kahrettim’i sözleri, müziği, klibi, styling’i ve danslarıyla bir bütün olarak dinleyip izlemek şarkının deneyimini kesinlikle çok daha yukarı bir noktaya taşıyor. Pose Records etiketiyle yayımlanan ‘Kahrettim’ Mabel Matiz’in henüz üzerinde çalıştığı 5. stüdyo albümünden çıkan ve devamında bizi nelerin beklediğine dair merak ve heyecan aşılayan yenilikçi, modern, özgür nefis bir çalışma.

 

Kalben – Robot Kozmonot

Kalben ile ara sıra müziği ve yeni planları üzerine heyecanla konuşuyoruz. Enerjisi o kadar yüksek bir sanatçı ki, her zaman yeni müzik, yeni üretim ona ayrı bir yaşam sevinci aşılıyor. Teoman ile bir şarkı üzerine çalıştığını biliyordum ama zamanlaması hakkında bir fikrim yoktu. Birkaç hafta önce Kalben sürpriz bir şekilde şarkıyı hem de videosuyla birlikte izlemem için gönderdi. Şarkıyı klibiyle birlikte ilk seferde izlemek kesinlikle çok farklı bir deneyimdi.

Yazının Devamını Oku

Ceza ile Dün, Bugün, Yarın!

Geçtiğimiz hafta Ceza ile +1 Fest konseri vesilesiyle bir araya geldik. Sohbetimiz benim yeni albüm ne zaman gelir merakıyla başladı. 2015 senesinden bu yana birçok single ve düet çalışmaları yapan sanatçı, bu süre zarfında kurduğu güçlü orkestrasıyla durmadan konser veriyordu. Dijital müzik platformlarının hayatımıza hızlı girişiyle kendisi de daha çok single ve EP üretimine yöneldiğini söylüyor. Bunu söylerken albüm planından da hiçbir zaman uzaklaşmadığının da altını çizdi.

Ceza ile bir araya gelince elbette son senelerde Türkiye’de yükselen Rap / hip & hop dünyasını konuşmamak olmazdı. Rap müzikte 15 senedir çok iyi işlerin yayımlandığını belirten sanatçı, internetin esas devrimi yaratan mecra olduğunu söyledi. 15 sene önce internet, sosyal medya, dijital müzik platformları hayatımızda bu denli olmadığı için bu zenginliğe erişmek de dolaylı olarak kısıtlı olduğunu ekledi. Günümüzde Rap müziğin dinlemelerine bakınca Türkiye’deki kitlenin neredeyse dünya standartlarına yakın dinlemelerde olduğunu belirten Ceza, Rap türünün de kendi içinde zenginleştiğini, farklı tür ve tarzlarda üreten sanatçıların olmasının önemli payı olduğunu vurguladı. Ceza bu konuda dinleyicinin de bilinçli olması gerektiğini, rap müzik yapan kişilerin kendi dinlediği sanatçılar haricinde de var olan rapçileri desteklemesinin gerektiğini belirtti. Saygının her daim bu kültürde var olmasının en önemli kurallardan biri olduğunu söyleyip, önümüzdeki dönemin şimdikinden de daha iyi olacağını düşündüğünü belirtirken, bir şarkıyı dinlerken ya da bir rapçiyle ilgili konuşurken sanatçının magazinsel yönüne değil, flowlarına, flexlerine, ritimlerine bakan dinleyicinin bu oyunu daha da değiştireceğini belirtti.

 

Hepimiz gibi Ceza da pandemi döneminde zorlanmış ve sıkılmış. Adapte olmak ona da herkes gibi zor gelmiş. Belirsizliğin genel anlamda plan yapma ve ileriye dair bir şeyler söylemek için durumu zorlaştırdığını belirtti. Ruhsal anlamda hepimizin bu dönemden etkilendiğini söyleyen Ceza, bu süreçte üretkenliğinin devam ettiğini, yeni şarkıların yolda olduğunun müjdesini verdi.

Geçen yıl yayımlanan ‘Yeni Mesaj’ şarkısı üzerine konuşmadan edemezdim. Melih Kibar’ın bestesi ‘Mesaj’ın üzerine yazdığı sözlerle şarkının yeni yapısıyla ilgili duygularını kendisinden duymak istedim. Bu projede yer aldığı için onur ve şeref duyduğunu belirten Ceza, şarkıyı 2016-2017 yılında kaydettiğini söyledi. Projeyi duyduğunda, ‘Mesaj’ şarkısını bildiğini, özellikle Körfez Savaşı, İkiz Kuleler zamanındaki kullanımlarının onu nasıl etkilediğinden bahsetti. Bunu düşünerek o duyguyla sözleri Melih Kibar’a ithafen yazmış. Şarkıda bahsettiği üstadın Melih Kibar olduğunu söylerken özellikle genç dinleyiciler için gelecekte barışın hakim olmasını ve geleceğe ekilecek iyi tohumlardan bahsetmek istediğini söyledi.

 

Konu konuyu açtı tabi ki, tüm merak ettiklerimi Ceza’yı bulmuşken sormak istedim. Sezen Aksu ile 15 sene önce yaptığı düet çalışması ‘Gelsin Hayat Bildiği Kadar’ı da bu söyleşide konuştuk. Müzik kariyerinde yaptığı en önemli işlerden biri olarak gördüğü bu şarkının kendisinde de yeri çok özel. Şarkının sözlerini yazdığı dönem aynı zamanda annesini de kaybettiği hayatının çok zor zamanları olduğunu söyledi. Sezen Aksu’ya şarkı için düet teklifi gittikten sonra hiç düşünmeden kabul etmiş olmasının kendisi için inanılmaz bir sevinç olduğunu, haberi aldıktan sonra uyuyamadığını hatırladığını aktardı. Şarkının stüdyo sürecinde Sezen Aksu ile geçirdiği zamanların, yapım aşamasında, onun duygularına dokunabilmiş olmasının ve kendisine verdiği yorumların hala çok özel olduğunu belirtti.

 

Geçmişteki başarılarının müziğindeki gelişimine katkısından da bahsetmek istedim. Her zaman özel işler ve projeler yapmak istediğini söyledi Ceza. MTV ödülü almış olmasının hem bireysel olarak, hem bir müzisyen olarak, hem de Türkiye için, Türkçe rap müziğinin arşa değdiği noktalardan biri olarak gördüğünü söyledi. ‘Worldwide Choppers’ şarkısının kendisi için Türkçe rap müziğinin geldiği en yüksek noktalardan birisi olduğunun da altını çizdi. Kendi çocukluğundan, gençliğinden beri dinlediği isimlerle bir şarkı yapmış olmasının ve bu şarkının Guiness Dünya rekorlarına girmesi, dünya çapında platin almış olması, Sziget Festival’de European Stage’de Headliner olarak sahne almasını Türkçe rap müziğinin başarısı olarak gördüğünü aktardı. Bu başarıların kendisine vesile olmasının elbette onun için de gurur verici olduğunu söyledi. Şu anda birçok yeni nesil rap sanatçısının dünya çapında işler yaptığını, önemli isimlerle çalıştıklarını ve dünya listelerine girdiklerini gördüğünü, bunun da Türkçe rap müziğinin geldiği son nokta olarak önemli olduğunu belirtti.

Yazının Devamını Oku

Billie Eilish’in Hazinesi Ailesi

Geçtiğimiz hafta uzun zamandır beklenen Billie Eilish’in filmi ya da şöhrete tırmanışını anlatan belgeseli ‘The World’s a Little Blurry’ yayımlandı.

Tanıtım filmlerinden nasıl bir film ile karşılaşacağımı az çok kafamda kurmuştum ama izlediğim yapım tahminlerimin ötesinde çıktığını söylemeliyim. Her şeyden önce film 2 saat 20 dakika uzunluğunda. Yani gerçek bir Billie Eilish hayranıysanız, film sonunda sanatçının hayatına dair birçok detay hakkında bilgi edineceğinizi garanti edebilirim. R.J. Cutler’ın yönetmenliğini üstlendiği Billie belgeseli filmin başından sonuna aslında bize bildiğimizin ya da tahmin ettiğimizin ötesinde bir Billie Eilish izletiyor.

Eilish’in ailesi ağabeyi ile birlikte kendisini evde eğitim ile büyütmüşler. Yani okula gitmeden evde anne ve babasının desteğiyle eğitimlerini tamamlayan kardeşler, özellikle de sanatçı anne babanın yönlendirmesiyle, ama hiçbir zorlaması olmadan, doğal bir şekilde sanat içinde yetişmişler.

Her şeyin temelinde Billie Eilish’in müzik ve sanatla harmanlanmış organik bir hayata doğması filmin ana karakteri olarak karşımızda. Ağabeyi Finneas evin esas müzik dehası bence. Haliyle yaşça büyük olması ve daha aklı başında hali Billie için de iyi bir rol model olmuş. Ağabeyinin müzik aşkı, seneler içinde Billie için de vazgeçilmez bir durum olmuş. Dans sevdalısı olan Billie’nin yaşadığı sakatlık sonrası bu çok sevdiği hobisini bırakması ve müziğe daha büyük bir hevesle sarılması birbirini takip ediyor.

‘The World’s a Little Blurry’ esasen de Eilish’in müzik yolculuğunun ilk günlerinden çekilen videolarla harmanlanarak bizi ilk albümü olan ‘When We All Fall Asleep, Where Do We Go?’nun üretim günlerine götürüyor. Ağabeyi Finneas ile evlerindeki yatak odalarında yaptıkları şarkılarının ortaya çıkışı, o andaki naif halleri gerçekten de filmin belki de en etkileyici anları. Enteresan bir şekilde o naif halleri iki kardeşten de hiç gitmemiş. Şöhret büyük bir hızla hayatlarına girse de, Coachella festivalinde Katy Perry ve nişanlısıyla tanışan Billie, o tanıştığı kişinin Orlando Bloom olduğunu kendisine söylediklerinde şok olacak kadar naif kalabilmiş.

Justin Bieber hayranlığı, küçük yaşlarda şarkılarını dinleyip ağlayan bir kız iken, artık ünlü Billie olduktan sonra kendisiyle ilk karşılaşmasındaki duygu patlamasına da tüm doğallığıyla tanık oluyoruz. Yetmiyor üzerine Eilish’in ilk albümündeki ‘Bad Guy’a Justin Bieber ile remix yapacak bir rüyaya erişmesini yine benzer bir duygu seliyle karşılıyoruz.

The World’s a Little Blurry’ bize bir başka gerçeği daha gösteriyor o da Billie’nin etrafında inanılmaz bir sevgi ve koruma çemberi var. Şöhreti devleştikçe, herkes ondan bir parça isterken, o çoğu zaman bu sevgi karşısında şaşırıp kalsa da, doğallığını kaybetmiyor. Tüm bu doğallık konusu, daha doğrusu mütevazı olma halinin temelinde ise annesi, babası ve ağabeyi duruyor. Billie’nin psikolojik sorunlarına göğüs geren, yakaladığı bu büyük şöhretin onu şaşırtmasından ve hatta yoldan çıkartmasından aşırı endişe duyan, onu sürekli koruyup kollayan annesinin varlığı filmin birçok yerinde yüreğimize su serpiyor.

Grammy ödüllerini birer ikişer alan iki kardeşin kısa süre içinde yakaladıkları, evlerinde yaptıkları bir albümün tüm dünyada bir numara olmasının hikayesi çok güzel işlenmiş. Film bittiğinde genç yaşta bütün bu başarı ve şöhretin omuzlarına yüklenmiş küçük bir kızın bundan sonrasını nasıl kaldıracağı endişesi şu an bende net olarak duruyor. Billie Eilish mutlu mu? 2.5 saatin sonunda buna çok emin olamıyorum ama ailesi yanında olduğu sürece daha büyük başarılara koşacağına eminim.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Merhem

Şubat bitiyor ve ‘Merhem’ geliyor. Yalan yok geçtiğimiz Kasım ayından beri bu albümü sayıklıyorum. Melike Şahin’in merakla beklenen ilk albümü ‘Merhem’ nihayet bu Cuma yayımlanıyor. Diva Bebe Records ve Gülbaba Records’un ortaklaşa yapımı olan albümden çıkan ilk şarkı ‘Uykumun Boynunu Bükme’ Ocak ayının sonlarına doğru yayımlandı ve o dev bekleyiş daha da büyüdü. Melike Şahin’in sosyal medyasını takip edenler sanatçının her gün nasıl albüme geri sayıp sabırsızlandığını görmüştür. Kendisi yerden göğe kadar haklı bu heyecan seli için.

Albümü sizlerden birkaç gün önce dinleme şansım vardı, tabi ki bu fırsatı kaçırmadım. 10 şarkılık albüm gerçekten uzun zamandır yaşanan albüm heyecanını sonuna kadar hakeden derinlikte ve zenginlikte olduğunu söyleyerek sözlerime başlamak isterim.

Merhem’in açılışını ‘Serim’ yapıyor. Sözleri ve bestesi Melike Şahin’e ait şarkının düzenlemesi Sabi Saltiel, Elif Dikeç, Emre Malikler ve Can Güngör’ün imzasıyla resmen yıldızlar karması gibi. ‘Serim’i o kadar çok sevdim ki, albümün geneline erişmeden önce çok sefer dinleyerek daha ilk şarkıda takıldım. ‘Hepsi Geçti’ sözleri Melike Şahin, bestesi Can Kandaz ve Melike Şahin’in ortak imzası olan, düzenlemesi Sabi Saltiel’den çıkan bir çalışma. Perşembe gecesini Cuma’ya bağlayan ilk dakikalarda ‘Merhem’in ilk klipleri geliyor. Bir değil iki şarkıya birden hem de. Melih Kun yönetmenliğinde ‘Serim’ ve ‘Hepsi Geçti’ klipleri bizleri yeni albüme taşıyacak. 3. şarkı ‘Nasır’ Mabel Matiz ve Melike Şahin’in birlikte sözlerini yazdığı, bestesi Mabel Matiz’e ait albümün bir başka incisi. Şarkının öyle güzel bir introsu var ki, sar başa dinle dur. Düzenleme de ise yine Sabi Saltiel var. İlk 3 şarkıyla yükseklere çıkan dinleyici ‘Gönlüm Durur Orda’nın sakin akustik kollarına bırakıyor kendisini. Sözleri ve bestesi Melike Şahin’e ait bu şarkının düzenlemesi Melike Şahin ve Emre Malikler’in ellerinden çıkmış. ‘Samatya’da İlk Rakı’ ile albümü yarılıyoruz. Fasıla göz kırpan bu nefis şarkının söz ve bestesi Melike Şahin’e, düzenlemesi ise Uri Brauner Kinrot’a ait. Şarkıda Ahmet Ali Arslan, Alican İpek, Atacan Aksoy, Emre Malikler ve Ozan Sarohan’dan oluşan koro Melike Şahin’e eşlik etmiş. ‘Öpmem Lazım’ ile sakinleyen nabızlar yine hareketleniyor. Sözleri Melike Şahin’e, bestesi Melike Şahin ve Can Güngör’e, düzenlemesi Can Güngör ve Emre Malikler’e ait şarkı tam bir neşe bombası. Muhtemelen bu yaz bu şarkı ile hop oturup hop kalkılacak, hatta bence yazı beklemeden şimdiden evde provası yapılacaktır. Sıra geliyor albümün yedinci şarkısı ‘Uykumun Boynunu Bükme’ye. Kendisi albümün çıkış şarkısı, mesaj elçisi, son bir aydır kulağımızın küpesi oldu. Hemen sonra gelen sözleri Melike Şahin, bestesi ve düzenlemesi Emre Malikler’e ait ‘Sardunya Kırmızısı’ albümün kapanışına doğru buram buram melankoliye yatırıyor sizi. Son iki şarkı albümü öyle kuvvetli kapatıyor ki ‘Merhem’in şifası belli ki kapanışa doğru etkisini gösteriyor. Dokuzuncu şarkı ‘Hançer’ sözleri Melike Şahin’e, bestesi ise Dijf Sanders ve Melike Şahin’in ortak çalışmasından ortaya çıkmış. Düzenleme ise yine Dijf Sanders’e ait. ‘Hançer’de Gülinler de şarkıya back vokal yapmış ve bu nefisliğe o da katkıda bulunmuş. Kapanış belki de albümün en sevdiğim şarkısı olabilir. ‘Bedelini Ödedim’ in sözleri, düzenlemesi çok hoşuma gitti. Zaten albümün kapanış şarkısı olduğu için ek bir önem vermek gerekiyor. Sözleri Melike Şahin’e, bestesi Melike Şahin ve Elif Dikeç’e ait olan şarkının düzenlemesi de Elif Dikeç imzasıyla bize ulaşıyor.

‘Merhem’ dinledikçe katlarını açan, derinleştikçe bir önceki favorinizi başka bir favoriyle yarıştırırken bulacağınız çok başka bir albüm olmuş. Hikayesi adından belli, dinledikçe hepimize, geçirdiğimiz bu zor günlere merhem olsun dilerim.

Yıldızlar: Öpmem Lazım, Hançer, Uykumun Boynumun Bükme

Oscar’ımı Verdim Gitti: Serim, Hepsi Geçti, Nasır, Bedelini Ödedim

Daft Punk’ın Son sözü

28 yıllık birliktelik sona erdi. Daft Punk geçtiğimiz gün ‘Epilogue’ adıyla yayınladığı videoyla dağıldıklarını açıkladılar. Videonun sakinliği ve şok ediciliği o kadar iç içe ki, grubun dağılmasını yüzünüze tek bir kareyle vuruyor. Dans müziğine kendilerine has dokunuşlarıyla şekillendiren ikili ayrılıklarına dair herhangi bir açıklama yapmazlarken haliyle tüm dünya bu sona hiç de mutlu olmadı.

Thomas Bangelter ve Guy-Maneul de Homem-Christo’nun 1993 senesinde kurdukları Daft Punk ilk albümleri ‘Homework’ten yakın geleceğe kadar yaptıkları her işle hep özel bir yerde kalmayı başardılar. Daft Punk, birçok müzisyenin ilham kaynağı, milyonlarca müzikseverin daha önce keşfetmediği dünyaların kapılarını aralayan büyülü ve çok özel bir gruptu. Yaptıkları her iş gibi grubun son söz olarak adlandırdığı bitişi de kendilerine yakışır bir efsane olarak akıllarda yer edecek.

Yazının Devamını Oku

Pale Waves’ten Aşk Mektubu Gibi Albüm

İngiliz grup Pale Waves geçtiğimiz hafta ikinci albümleri ‘Who Am I?’ı yayımladılar. Geçtiğimiz şubat ayında grup Halsey ile çıktıkları turnede, Almanya konserine giderlerken çok ciddi bir trafik kazası atlatmışlardı. Şans eseri grup üyeleri herhangi bir ciddi yaralanma yaşamadan bu kazadan kurtuldular ancak turne devamındaki konserlerin bir kısmını da iptal etmişlerdi.

Mart ayında dünyada artan Covid-19 vakaları sonrasında turnelerinin tümden iptal olması, aynı dönemde üzerinde çalıştıkları ikinci albümün stüdyo çalışmalarını da etkilemiş. Grubun bir kısmı Los Angles’ta kalırken, bir kısmı evlerine Manchester’a dönmüş. Grubun vokali Barton Gracie ilk albümleri ‘My Mind Makes Noises’u yazarken daha çok 80’ler temasından beslendiklerini, yeni albümün ise daha çok 90’lar rock ve punk havasına yakın olduğunu belirtmiş. Özellikle bu albüme Alanis Morissette’nin şarkılarının ve şarkıcı kimliğinin büyük ilham olduğunu belirten Barton Gracie, tıpkı onun albümleri gibi etkileyici bir iş yapmak istediklerini belirtmiş.

Albümden yayınlanan ilk single ‘Change’i ‘Who Am I?’ın en iddialı şarkılarından biri olan ‘She is My Religion’ ikinci single olarak takip etmişti. Geçtiğimiz Ocak ayında ‘Easy’ albümden çıkan üçüncü single olurken, albümün yayınlanmasına kısa bir süre kala son single olarak ‘You Don’t Own Me’ çıkmıştı. Grubu SXSW’da 3 sene önce canlı izlediğimden beri enerjileri, performansları aklımdan çıkmıyor. İlk albümlerindeki yakaladıkları başarı, ‘Who Am I?’ ile katlanarak artacağına inanıyorum. Özellikle ilk albümde duygularını ve hayata bakışını daha dolaylı aktardığını söyleyen Barton Gracie, yeni şarkılarda çok daha samimi bir dille kendisini anlatmış.

Yıldızlar: Change, Easy, Who Am I?, Fall To Pieces, You Don’t Own Me

Oscar’ımı Verdim Gitti: She’s My Religion

Ruhu besleyen besteler: Hania Rani

19 Şubat’ta PSM Online’da Hania Rani dinleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Genç sanatçı ile bu özel konser öncesi bir araya geldik. Yeni dönemde online konserlerin hayatımıza girmesiyle, bu durumun etkinlik sektörüne yansımasını sorduğumda, daha önceleri kimi dinleyicinin konserlere mesafeler sebebiyle katılamamasının bu sayede ortadan kalktığına sevindiğini belirtti. Covid’in hayatımıza kattığı bu yeni durum, tüm bu zor koşullar bittiğinde de hayatımızda kalacağını düşündüğünü belirtirken, hayatın özellikle de eğlence sektörünün bu değişimi net bir şekilde işleyişine katacağını düşündüğünü söyledi.

Hania Rani, 7 yaşında piyano çalarak başladığı bu yolculukta ailesinin her zaman desteğini yanında hissetmiş. Her ne kadar ailesi müzik okulundaki bu hevesinin geçici olacağını düşünse de, o hayatının en temeline yerleşmiş bir tutkuyu çok küçük yaştan keşfetmiş. 

Yazının Devamını Oku

Super Bowl Hayal Kırıklığı

Geçtiğimiz pazar günü Super Bowl devre arası şovunda The Weeknd sahnedeydi. Önceki senelerin performanslarını düşününce, pandemi döneminde olsak bile bu seneki şovun da en az geçmiştekiler gibi olacağını düşünmüştüm. Maalesef yanılmışım, 14 dakikalık The Weeknd’in performansı tahmin ettiğimden daha cılızdı.

Covid önlemleri sebebiyle şovun birçok kısıtlamaya tabi olduğunu geçtiğimiz haftalarda belirtilmişti. Büyük ihtimal ile bu önlemler sebebiyle The Weeknd’in şovunun büyük bölümü sahne üzerindeydi. Bu da maalesef gösteriyi bir konser sahnesinden öteye götürmedi. Sahnede The Weeknd’in yanında konuk başka bir sanatçının olamaması da önlemler sebebiyle olduğu söylentiler arasında. Sanırım benim en çok da beklentim konuk performanslar üzerineydi.

Performansın büyük bölümü sahnede olan şovda, The Weeknd’in arkasındaki dekor ve üzerindeki koro ve müzisyenler ara ara ekrana gelse de, bence bu dekor şovun genel konseptinden biraz kopuktu. Sanatçının 8 şarkı seslendirdiği bu performansta, saha üzerindeki ‘After Hours’ temalı yüzü sargılı dansçılarla olan bölümde ilk albümünden ‘House Of Balloons’un bir kuplesini seslendirmesi benim için bu gecenin en güzel anıydı diyebilirim.  Kapanış tahmin edileceği gibi ‘Blinding Lights’ ile havai fişekleri eşliğinde dev bir coşkuyla oldu. Normal prodüksiyon maliyetlerine ek olarak Weeknd’in kendi cebinden de 7 Milyon dolar para harcaması bu senenin şovu açısından bir diğer enteresan detaydı.

Yeni Çıkış

Perdenin Ardındakiler – Uzaklara Savrulalım

Yaklaşık 1 ay önce Perdenin Ardındakiler ile All Access Youtube kanalımda detaylı nefis bir söyleşi yapmıştık. O söyleşide grup yeni albümlerinin hazır olduğunu yakın zaman içinde yayınlamak için heyecanlı olduklarını belirtmişlerdi.

Albümden önce birkaç hafta içinde yeni bir single yayımlayacaklarını ve bu şarkıda kendilerine bir başka sanatçının da eşlik edeceğini belirtmişlerdi. Geçen hafta grubun yeni şarkısı ‘Uzaklara Savrulalım’ yayımlandı ve şarkıda gruba Mark Eliyahu’nın eşlik ettiğini öğrenmiş olduk. Söyleşide bu düet hakkında neden bu kadar heyecanlı olduklarını şarkı yayımlandıktan sonra daha iyi anladım. ‘Uzaklara Savrulalım’ da Perdenin Ardındakiler’in güçlü sözlerine Mark Eliyahu’nun kemençe performansı çok yakışmış. Grubun kendilerine has tarzlarında ortaya koydukları güçlü melankoli yeni şarkılarında Mark Eliyahu’nun da eşlik etmesiyle daha da etkisini hissettiriyor. Şarkının sözleri Doruk Ereşter’e, müziği Direnç’e düzenlemesi ise Mark Eliyahu ile Doruk Ereşter’e ait şarkının nefis kapak tasarımı da Ece Gauer imzası taşıyor.

Güliz Ayla – Evdekilere Söyle

Yeni bir şarkı yayımlasın diye merakla beklediğim sanatçılardan biri de

Yazının Devamını Oku

Büşra Kayıkçı’nın Dünyası

7 Şubat’ta Zorlu PSM konseri öncesinde Büşra Kayıkçı ile bir araya gelme şansı yakaladık. Aslında pandemiden bir sene önce ‘Eskizler’ albümünü yayımlasa da, pandeminin getirdiği dijital konser dünyası Büşra’yı sosyal medyada daha da görünür kıldı.

9 yaşında babasının aldığı org ile başlayan müzik yolculuğu, yaklaşık 10 sene büyük bir azimle ve ailesinin desteğiyle devam etmiş. Piyano dersleri için bol bol klasik müzik dinlese de, discman’inde Cranberries-Everybody Else Is Doing, So Why Can’t We?, No Doubt- Tragic Kingdom ve RHCP – By The Way albümleri tekrar tekrar döner dururmuş. 

Mimarlık fakültesinden mezun olduktan sonra müzik ile profesyonel bir buluşma yaşayan Kayıkçı, klasik repertuarı çalarken onu esas heyecanlandıranın yaptığı müziği modifiye ederken yaşadığını anlatıyor. Mikrofonlara yaptığı manipülasyonlar, tasarladığı yeni sesler giderek başka bir ilgi odağı olmaya başlamış. Müzik geçmişiyle tasarımcı kimliğinin birleştiği alanda yaptığı şarkılarla yeniden doğmuş.

Doğum/Birth’ sanatçının yayımladığı ilk şarkı olarak kariyerinde özel bir yere sahip. Hayatındaki kırılma noktasına tanıklık eden bu şarkı, tüm rutinlerinin ve dinamiklerinin baştan aşağı değiştiği bir döneme ayna tutuyormuş. Bu değişim sanatçının zihninde ve ruhunda kendini yeniden doğurma olarak yankı bulduğu için eserine ‘Doğum’ adını vermiş. ‘Doğumlar sancısız olmaz’ diyen sanatçı, parçanın girişinde sancıya dair bir tarif olduğunu ve devamında doğum mucizesiyle gelen bir rahatlama olduğunu belirtiyor.

Büşra Kayıkçı’nın müziğinde ve yaptığı resimlerinde esasen hayatındaki sadelik başrolde. Sade olmaya bakışını sorduğumda ‘fazlalık olarak algıladığım hiçbir şeye tahammülüm yok’ diyor. Kendisini sadeliğe götüren esas kanalın bu olduğunu belirten sanatçı, işlevi yoksa veya onsuz da hayat devam ediyorsa, hemen görsel ve işitsel alanından çıkarttığını söylüyor. Sadece sanat özelinde değil, evinde, ilişkilerinde, yiyip içtiğinde, giydiğinde yani kısacası her anında onunla olan bir refleks olduğunun altını çiziyor.

Sadeliğe olan vurguyu düşünce ilk albümü ‘Eskizler’deki şarkıların hikayelerini merak ediyorum. Son derece sıradan, günlük rutinlerden, baktığı her şeyden beslenerek ortaya çıkan eserler olduğunu belirtiyor. Örneğin ‘Melez Lavanta’ aromaterapik yağın onda bıraktığı etkiyi, ‘Yeşil’ piyanosunun yanındaki pencereden izlediği çınar ağacını anlattığını söylüyor. ‘Gölgeler’, her gün akşam güneşinde ofisine vuran ışığın ve gölgelerin duvardaki eşsiz dansını, ‘Bir Rüya Gördüm’ ise her sabah bambaşka bir senaryoyla uyandığı uzun rüyalarını, ‘Polaroid’ kızıyla lunaparkta çok eğlendikleri bir gün çektirdikleri ilk polaroid fotoğrafı anlattığını aktarıyor.

Çalarken onu mutlu eden, hüzünlendiren, motive eden eserleri sorduğumda, kendisinin genelde ritmik ve bol tekrarlı motifler çalmaktan keyif aldığını söylüyor. Bir modern sanat müzesinde sürekli aynı yönde dönen bir objeyi izlerken, tekrar eden şeylerin verdiği güven duygusunu fark ettiğini, aynı şeyi tekrar ettiği için bir sonraki adımı bilmenin, hayal kırıklığına veya şüpheye yer olmadığını, bu durumun müzikteki karşılığını bu kadar benimsemiş olmanın altında benzer hisler yattığını belirtiyor. Neredeyse tüm çalışmaları bu stilde olduğu için hepsinden aynı keyfi aldığını ekliyor.

Film müziği yapmayı çok istediğini belirten Büşra Kayıkçı, genelde Alexandre Desplat’ın tüm çalışmalarını çok beğendiğini, ‘Atonement’ filminin giriş sahnesindeki müzikten çok etkilendiğini söylüyor. Bu sahnenin kendisinin bizzat müziğin öğelerini oluşturduğunu, daktilo sesiyle başlayan müziğin sonrasında Marianelli’nin çarşaf serme, kapı çarpma seslerini kullanmasının kendisinin müzik dışında özel olarak dinlediği sesler olduğunu söylerken, belki de bu yüzden çok etkilendiğini ekliyor.

Büşra Kayıkçı’nın TEDX konuşmasını belki izleyenleriniz olmuştur. Müzisyen bir anne olarak çocukların müziğe ilgisi hakkında düşüncelerini sorduğumda, kendi kızına eğitim vermek için özel bir program takip etmediğini belirtiyor. Günün çoğunluğunda kendisi çalışırken onun yanında olduğu için zaten birçok şeyi duyduğunu ve zihnine kazındığını söylüyor. Esas talebin çocuğun kendisinden gelmesinin her şeyden daha önemli olduğunu belirtirken, müziğin özünde sezgisel bir mesele olmasının da altını çiziyor.

Yazının Devamını Oku