Yeniler göreve

Soru işaretleriyle başlanan bir sezonun ilk 3 haftasında alınan 5 puan... İlk 11'inden, takımın omurgasından 4 oyuncunun vedası sonrası. Kötü denebilir mi? Hayır...

 

Peki daha iyisi olabilir miydi? Evet...

Sarı Kırmızılılar adına sahada yapılan ışıltılı işler de var, geliştirilmesi gereken noktalar da.

Örneğin Göztepe, ligde kanat ikilisini hem toplu hem topsuz oyunca en efektif kullanan ekipler arasında. Mesela Halil... Yıllarca 'hızı ve çabukluğuyla takımını ve topu öne taşıyan bir oyuncu' iken, artık rakip defans arkasına attığı koşularla Göztepe'nin en önemli gol silahı haline geldi.

Mesela Tripic... Norveçli sahada gözlerinden fışkıran hırsı, üretime çeviriyor topu ayağına her alışında. Her hareketinde bu yıla damga vurmaya aday olduğunu gösteriyor.

Dün yenilen iki gole karşın savunmada Atınç-Alpaslan ikilisi genel olarak uyumlu. Solda Berkan geçen yılın biraz gerisinde de olsa Göztepe adına bu bölgeyi 'sorunsuz' kılıyor.

Ancak kale, sağ bek ve orta alandaki üçlünün çok yeterli olduğunu söylemek güç. Daha doğrusu Soner'in yanındaki ikilinin... Mossoro teknik kalite olarak benim için özel oyunculardan. Ancak tempo olarak eksik kalıyor. Özellikle dün ilk yarıda takımını neredeyse eksik oynattı. Günü bir asistle kapatmasına karşın biraz daha ekonomik, hamle oyuncusu olarak kullanılması daha doğru olacak gibi. Genç Yalçın takıma yavaş yavaş ısınıyor, yeteneği de umut veriyor. Ancak temposunu biraz daha artırması şart.

Ideye Brown'ı ise son iki yıl buradan çok kulağını çınlattığımız Cameron Jerome'un ikizi olarak tanımlamak mümkün. Emek yoğun, beceri eksik bir santrfor.

Evet, geçen yılın 'mirası' diyebileceğimiz kadro, ilk 3 maçı 5 puanla geçti. Artık Göztepe için 'yenilerden' katkı alma zamanı.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Göztepe ve futbol aklı

 Göztepe ile ilgili 10 Nisan’da bir yazı yazmış, takımın borçsuz oluşu, yeni stada geçilmesi gibi avantajlara değinmiş ve şöyle bitirmiştim: “Ancak geçen yılın son 5 dakikasına ligde kalmayı başaran takımla, bu yıl Avrupa hayalleri kuran takım arasındaki uçurumu ortadan kaldırmanın yolu, sağlıklı bir yapıyı oluşturmaktan, doğru bir futbol aklını bulmaktan geçiyor.”

 

 

Evet kurumsal, kalıcı, takımın bugünü ve yarınına yön verecek donanıma sahip bir futbol aklı.

 

Futbolumuzda sirkülasyonu en fazla olan teknik direktörler değil söz ettiğim. Hocalar değişse bile, futbol takımının direksiyonunu elde tutacak, rotayı çizecek bir irade.

 

Peki Göztepe bu açıdan ne durumda? Nasıl bir futbol aklı tarafından yönetiliyor. Ya da (cidden bilmediğim için soruyorum) Göztepe’nin bir futbol aklı var mı? Örneğin bu kulüpte transfer nasıl yapılır, listeler nasıl belirlenir? Seçimler sadece menajerler tarafından sunulan oyuncular arasından mı belirlenir? Göztepe’nin oyuncu tarama ekibi var mıdır? Varsa hangi ülkeler takiptedir? Hoca seçiminde temel kriterler nelerdir?

 

Yazının Devamını Oku

Meze edemezsiniz!

Türk futbolunun hali bu... Çuvaldızı kendimize batıracak olursak, Türk basınının da!

 

 

Altınordu’yu bir futbol fabrikası haline getirsen de...

Cengiz Ünder, Çağlar Söyüncü, Barış Alıcı, Berke Özer, Erce Kardeşler gibi değerleri Türk futboluna armağan etsen de...

Yarının yıldızları Ravil’i, Burak’ı daha lise yaşlarında vitrine çıkarsan da...

Türkiye liglerinin en istikrarlı hocası olsan da...

Yetmiyor!

Adının gazetelerin manşetlerini süslemesi için illa bir Fenerbahçe bağlantısı (Galatasaray veya Beşiktaş da tabii) gerekiyor!

Yazının Devamını Oku

Marka, İzmir ve U12 Cup

 Marka üretme konusunda sıkıntılı bir şehir İzmir... Yıllardır siyasette, sporda, ekonomide kaybetmekten yorgun düşmesinin nedenlerinden biri de bu.

Böyle bir şehirde, son dönemin en parıldayan işlerinden biri U12 İzmir Cup... Altınordu’nun emeğiyle doğan, kentten ve yönetenlerden bence yeterli desteği almadan emekleyen turnuva, İzmir’in çok çok değerli bir markası olma yolunda ilerliyor. 2013 yılında 8 takımla başlayan, 2019 yılında 72 takımın boy gösterdiği bir yetenek şöleni haline gelen U12 İzmir Cup’ın bu yıl Kovid 19 nedeniyle yapılamayacak olması, Nisan ajandam için büyük bir eksiklik.

Bakın, 2015 yılında Ajax formasıyla U12 İzmir Cup’ta boy gösteren Naci Ünüvar, Hollanda futbolunun en büyük yıldız adayı olarak görülüyor. O Naci, henüz 16’sında attığı golle “Ajax tarihinde en genç yaşta gol atmayı başaran oyuncu” unvanını ele geçirdi bile! Ajax formasıyla aynı turnuvanın en değerli oyuncusu (MVP) seçilen Dillon Hoogewerf, henüz 16’sında Manchester United’a transfer oldu. 2018’de Anderlecht formasıyla bizleri büyüleyen Rayane Bounida, daha 14’ünde tüm futbol dünyasının dikkatini çekmeyi başarmış durumda...

Yarın bu yeteneklerin birer dünya yıldızı olduğunu, öykülerini anlatırken U12 İzmir Cup’tan söz ettiklerini bir düşünün... Bu turnuvanın değerini, sanırım o zaman çok daha iyi anlayacağız.

Seyit Mehmet Özkan’ın İzmir’e kazandırdığı mini dünya kupasının 2018’deki başlama vuruşunu Alex de Souza yapmıştı.

 

 

Yazının Devamını Oku

Göztepe ve geniş açı

Günlük hayatın koşuşturması, temposu, heyecanı... Öyle bir yoğunluk ki, insanın değerlendirmeleri de daha kısa metrajlı oluyor. Kovid 19’a bir de bu açıdan bakmak gerek. Virüs nedeniyle evdeyiz ve bu kendi adıma fotoğraflara daha geniş açıdan bakma şansı demek... İzliyoruz, okuyoruz, düşünüyoruz... Türk sporuna da bu pencereden bakma zamanı.

 

 

Kabul etmek gerekiyor ki artık yeni bir dönem bekliyor bizi... Çoğu ‘son kullanma tarihi gelmiş’ dünya yıldızlarını izlediğimiz, boyumuzu aşan kontratlarla borca battığımız, kısacası bol keseden harcadığımız günlerin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Son 2-3 yıldır zaten etkisini gösteren ekonomik sıkıntılar, Korona sonrası yepyeni bir dönemin geleceğinin işareti.

Artık devir, ‘kıt kaynakları en doğru şekilde kullanma’ devri...

 

Bu anlamda şanslı bir kulüp Göztepe. Sağlıklı bir ekonomik yapının üzerine kurulmuş, borç yükünden uzak kalmayı başarmış, yepyeni stadıyla yeni gelir kaynaklarına kavuşmuş... Tüm bunları bir araya getirdiğimizde, yeni dönemin yıldızlarından biri olma kapısı açılıyor Sarı-Kırmızılılara. Öncelikle bu noktaya gelinmesinde Başkan Mehmet Sepil’e teşekkür etmek gerek.

 

Ancak fotoğraftaki güzellikler gibi, eksiklere de bakmak şart.

Yazının Devamını Oku

Rota şaştı

Göztepe’yi bugün Süper Lig’de bulunduğu konuma getiren en büyük etken direkt oyun becerisi. İlhan Palut ile birlikte becerili ayaklar ile çabuk ayaklar arasındaki bağlantının en üst düzeye taşınması, Avrupa hayallerine uzanan bir macerayı başlatmıştı. Bu beceriyi destekleyen ana unsur da alan parselleme başarısıydı.

Dün iç sahada olmasına karşın oyun üstünlüğünün ele alınamamasında da ana etken aynıydı. Ligde üçlü savunma oynayan tek takım olan Gaziantep, özellikle ilk yarıda alana çok daha iyi yayıldı. Üstün fizik kalitelerini, Göztepe’yi andıran direkt oyun becerileriyle de birleştirince “Kolay lokma değilim” mesajını en sert şekilde hissettirdi konuk ekip.

 

İkinci yarıda alanı daha doğru paylaşan, topu hakimiyetine alan Göztepe, buna rağmen üretim sıkıntısını aşamadı.

Teşhis belliydi: Göztepe’nin A Planı işlemiyordu.

Palut’un tedavi modeli, ön alanda çok hareketsiz kalan Kamil Wilczek’in son vuruş kalitesi yerine Jerome’un dinamizmiydi. Ve diri Jerome, altın değerindeki kafa dokunuşuyla kilidi açtı.

 

Sonrasında maçın kırılma anı Serdar Gürler’in bomboş ve kaleci ile karşı karşıya pozisyonda Günay’a teslim ettiği toptu. Serdar orada galibiyeti sigortalayamayınca, Gaziantep’in maç boyu dikkat çeken yan top üstünlüğü son dakika golü olarak tabelayı belirledi.

 

Yazının Devamını Oku

Saygıdeğer

Deplasmanda atılan 3 gol, alınan 3 puan, dün itibarıyla Göztepe’nin ligin dış sahada en fazla maç kazanan iki takımından biri haline gelmesi güzel.

 

Ancak benim adıma ‘büyük resim’ daha da güzel... Konyaspor bu ligin deneyimli ekiplerinden... Hafta içinde hocasını değiştirmiş. İç sahada oynuyor, galibiyete ‘ekmek-su’ gibi ihtiyacı var. Böyle bir rakibe karşı sahaya kendi kimliğini yansıtmak, “Bu oyun, benim istediğim gibi oynanacak” demek, özellikle ilk yarıda kendi oyununu dikte etmek çok değerli Göztepe için. Skordan bağımsız, Göztepe’nin geldiği bu noktaya saygı duymak gerek. Ve tabii İlhan Palut hocaya da “Emeğine sağlık” demek...

Sonrasında günün iki özel performansına bakalım. Bazı oyuncular vardır futbolda. Sessiz, sakin, gösterişten uzak gerçek emekçilerdir onlar... Takımlarına kattıkları, bir oyuncudan ötedir. Ne mutlu ki, Göztepe’de bu oyunculardan fazlasıyla var. Dün ikisi öne çıktı. Biri Alpaslan Öztürk... Gol atmadı, asist yapmadı, şovla zaten işi olmaz! Ama öylesine iki kritik savunma hamlesi vardı ki, iki golü önledi. Takımın ‘ruhani lideri’ kocaman bir alkışı hak etti...

Ve Napoleoni... Göztepe’nin sezon başında üst üste iki pas yapamayan görüntüsünden, bugün deplasmanda kendi oyununu dikte eden bir kimliğe bürünmesinde ‘İtalyan’ın payı büyük. Dün de birbirinden şık iki asistiyle gözlerin pasını sildi. Mücadelesi, oyun bilgisi ve sahaya akıl koyması da Göztepe adına büyük şans.

Beto’nun yokluğunda ‘O yoksa ben varım” diyen Göktuğ’a, attıkları gollerle Göztepe’yi uçuran iki kanat Halil ve Serdar’a, orta alanın iki dinamosu Soner ve Castro’ya kadar her dişliği iyi işledi Göztepe’nin.

Günün en merak edilen adamına gelince... Kamil Wilczek pek oyun içinde görünen bir santrfor modeli değil. Sol ayağı iyi, zaman zaman kontra çıkışlarında gösterdiği gibi oyun bilgisi iyi... Ancak ikinci yarının başında kaçırdığı gol, ondan beklentilerle örtüşür türden değildi.

Ne diyelim, biraz zaman!

Yazının Devamını Oku

Destanın adı Göztepe

“Dört nala gelip Uzak Asya'danAkdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.”



Gürsel Aksel Stadı’na yürüyorum, ruhumu saran heyecan, beynimde Nazım’ın satırları...

“Bizim” diyorum, bu stat bizim...

Dört nala gelip Amatör Küme’nin çamurlu yollarından evin sıcaklığına uzandığımız bu mabed bizim...

Sakarya’da oynadığımız iç saha maçlarından, zor günde sığındığımız Bornova Stadı’ndan gelip “Burası Göztepe, buradan çıkış yok” diye haykırdığımız bu stat bizim...

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak...

Yazının Devamını Oku

Üretim kültürü

Öyle bir 90 dakika ki, bir maçtan öte... Her türlü duyguyu içinde barındıran türden...

 

İki efsane şampiyonluk yaşadığı Antalya’ya gelince yüzü gülen Göztepe taraftarını mı anlatsak, bu statta Eskişehir’in kalecisi olarak penaltılarda Süper Lig’i Göztepe’ye kaptıran Boffin’in dramını mı? Eski takımına rakip olan Tamer Tuna’nın romantizmine mi dem vursak, yoksa Tuna’yla hesabı olan bazı Göztepeli oyuncuların intikam hırsına mı!

Ama gelin duyguları bir kenara bırakıp, rakamlara yönelelim...

Ligin ilk yarısında 9 hafta Göztepe’nin direksiyonundaydı Tamer Tuna... Tuna’nın Göztepe’sine yaptığımız en büyük eleştiri kanatların verimsizliği, forvetin beceriksizliğiydi. Göztepe çalışıyor, mücadele ediyor ama ortaya kaliteli bir iş çıkaramıyordu. 9 haftalık o süreçte Göztepe’nin kanat oyuncularının ne yaptığına bakalım...

Serdar Gürler: 0 gol, 1 asist... Halil Akbunar: 0 gol, 0 asist... Yasin Öztekin: 0 gol, 0 asist...

Tuna döneminde kanatlardan gelen tek skor katkısı, 4-0’lık Kayserispor maçında sağ önde oynayan ve 2 kez ağları bulan Napoleoni’dendi.

Peki ya aynı oyuncuların İlhan Palut’la birlikte çıktıkları 8 maçta imza attığı istatistikler...

Serdar Gürler: 4 gol, 2 asist... Halil Akbunar: 3 gol, 2 asist...

Yazının Devamını Oku

Kaybedeceksen böyle kaybet

Şurası net...

 

 

Lider Sivasspor’a karşı, deplasmanda, dondurucu bir soğukta sahaya çıkıyorsa Göztepe... Üstelik sahaya çıkan kadro, 7 eksik nedeniyle belki antrenmanda bile yan yana gelmemiş bir 11 ise... O kadro, lidere karşı çatır çatır futbol oynuyor, kafa tutuyor, saçma sapan bir golle sahadan yenik ayrılıyorsa eğer...

Bu takıma tek söz edilmez...

Göztepe takımı kaybedecekse, böyle kaybeder.

İlhan Palut, kendisini her hafta biraz daha ileri taşıyan cesaretinden bu 7 eksiğe karşın ödün vermiyorsa... Bu hocaya da tek söz edilmez.

Sadece aklıma şu soru takıldı: Yasin oyuna alınırken, Napoleoni’yi kenara almak doğru muydu? Deniz’i oyundan alıp Napoleoni’yi en uca atmak daha isabetli olmaz mıydı?

Bu arada herkesin haftalardır birbirine sorduğu bir sorunun da kendi kendine cevabını bulduğunu belirtelim... Evet, Yasin’in bu performansıyla ilk 11’de olması mümkün değil.

Yazının Devamını Oku

Göztepe’nin farkı

Bornova’da maç başlayalı birkaç dakika olmuş... İstanbul’dan gelen Galatasaray muhabiri arkadaşım soruyor: Göztepe biraz fazla ofansif bir kadroyla çıkmamış mı?

 

 

Haklı... Yıllardır öyle alıştık ki pısırıklığa... Korkaklığa... Göztepe’nin kadrosu fazla cesur geliyor Galatasaray kanadına.

Anlatıyorum kendisine... Göztepe’nin İlhan Palut geldiğinden bu yana çift forvet oynadığını, ligde klasik ön libero kullanmayan tek takım olduğunu, Fenerbahçe maçına da deplasmana da böyle çıktığını...

Şaşırıyor.

Bende ise bir mutluluk. Çünkü “Ben de bu oyuna güzellikler katabilirim” diyen cesur bir hocası var Göztepe’nin...

İki hafta önce yazdığım gibi, hayat da cesurları seviyor.

Rakibin adından korkmayınca, 1 puana takla atmayınca, savunmada kaldığın anlarda bile hücuma dair bir planın olunca, gülümsüyor futbol tanrısı sana.

Yazının Devamını Oku

Pes!

Yalan yok... Pek umutlu değildim Gençlerbirliği deplasmanından... Son haftaların formda iki ismi Soner ve Alparslan’ın yokluğunun Göztepe’yi sarsabileceğini düşünmüştüm.

 

Aslına bakarsanız, yanılmışım! İki kritik ismin yokluğuna karşın sahadaki duruşundan ödün vermedi Göztepe... ‘Deplasman’ demedi, topa sahip olmayı seçti. ‘Beraberlik bana yeter’ demedi, rakibin üzerine gitti. Skoru bir tarafa bırakırsınız, aslında gayet de iyi futbol oynadı.

Ancak tüm olmayacak işler bir 90 dakika içine sığmıştı adeta!

Göztepe öyle 3 gol yedi ki, 3’ünün asistini de kendi oyuncularının yaptığını söylesek hata olmaz! İlk golde Beto’nun ne tecrübesine ne de klasına yakışmayan boşa çıkışı... Yetmezmiş gibi Jerome’un üzerinden geçen topa dokunamaması... İkinci golde Serdar Gürler’in fizik kurallarını zorlayan kafa topu çıkışı ve ıskası... Üçüncü golde Gassama’nın taç ya da kornere atabileceği topu Stancu’ya ikramı... İnanın akıl alır gibi değildi! Şöyle bir maç eğer 2010-11 sezonunda oynansa, emin olun en az 10 klasör iddianame yazılırdı! Bu kadarına ancak ‘pes’ diyebilir insan!

Bir teknik adamın görevi takımını doğru kurgulamak, doğru kadroyu bulmak, doğru taktikle maça çıkarmak. Ancak futbol, dünkü gibi 3 akılalmaz hatayı affetmiyor.

Ankara’da bırakılan 3 puan kadar, bir kritik karta da dikkat çekmek gerekiyor. Berkan Emir’in cezalı duruma düşmesi, önümüzdeki haftaki Galatasaray maçı için savunmanın solunda kocaman bir boşluk oluşturdu. Leo’nun bu boşluğu ne kadar doldurup dolduramayacağını gelecek hafta göreceğiz.

Son söz...

Hem yeni stat hem de İlhan Palut, ligin ikinci yarısına ‘santrfor gibi bir santrfor’ ile girmeyi sonuna kadar hak ediyor.

Yazının Devamını Oku

Hayat cesurları sever

 Aykut Kocaman üzerine yıllarca tartışıp orta noktayı bulamasak da, severim Serdar Ali Çelikler’in o yorumunu... Yüzde 100’ü kapsamasa da, en azından yüzde 90’ı için geçerlidir bence de “Türk futbolu, Türk teknik adamlar yüzünden ileri gitmiyor” sözleri!

 

 

Peki neden?

“Çok koştuk, çok mücadele ettik” sığlığında boğulmak yerine oyunu güzelleştirmeyi düşünen belki de bir elin parmakları kadardır çünkü! Herhangi bir deplasmana gittiğinde takımı mümkünse 11 ön liberodan kurmak, kendi ceza alanında 90 dakikayı geçirip 1 puana ‘yatmak’ kolay gelir çoğuna! Rakibi nasıl kilitleyeceğini düşünür ama o rakipten topu aldığında kontraya hangi düzenle çıkacağına kafa yormaz pek!

‘Cesaret’ ise en zor bulunan özelliktir.

Skordan, dünkü galibiyetten bağımsız İlhan Palut’un iki haftadır çıkardığı 11’lere bu pencereden bakmak gerek.

Ligin hücum etkinliği en yüksek takımı Fenerbahçe ile oynarken, orta sahayı eksiltip forveti ikilemek!

‘Hayata tutunma’ maçına çıkan Ankaragücü deplasmanına da yine aynı şekilde çıkmak!

Yazının Devamını Oku

Dokun hocam!

Dinle İlhan Palut hocam…

 

Dün gözler üzerindeydi. Ne yapacak, neleri değiştirecek, takıma nasıl dokunacak?  Gördük ki, ilk sınav itibarıyla takımın ayarlarıyla pek oynamak istemedin. Belki geçen hafta alınan Trabzon galibiyetinin etkisiyle, belki elindeki malzemenin kısıtlı olması nedeniyle Tamer Tuna’nın ideal kadrosuna, taktik dizilişine hemen hemen hiç dokunmadın.

Benden sana tavsiye; dokun hocam! Zira burada bazı şeylere dokunmazsan, sonunda mutlaka sana dokunacaklardır!

Tıpkı Bayram Bektaş’a, Kemal Özdeş’e, Tamer Tuna’ya dokunduklarını gibi!

Gençsin, heyecanlısın, iddialısın. Evet, Hatayspor’da yaptıklarınla dikkatleri üzerine çektin. Bu genç yaşında, ‘büyük kulüplerde futbol oynamış olmanın ışıltısıyla’ değil, teknik adamlığa verdiğin emekle Süper Lig’de takım çalıştırmaya başladın.

Ama dokunmadan olmaz hocam!

Örneğin… Bu takımın 1.5 yıldır santrforsuz oynadığını gör hocam! Belki Trabzonspor maçında attığı gol seni etkilemiş olabilir. Ama bil ki Jerome’un gol atması kuyruklu yıldızların dünyadan görülmesi gibidir! 1.5 yılda topu topu 6 (yazıyla altı) gol atabilmiş golcüne (!) umut bağlarsan, o santrfor dünkü gibi maçın kırılma noktalarında bulduğu iki net fırsatı harcar, sen de saçlarını yolarsın hocam! Genç Ege’yi dene, Deniz’i dene, Eren’i dene… Hatta 4-6-0 dene, oynadığı her yerde katkı veren Alpaslan’ı dene ama dokun hocam! Ve devre arasında mutlaka ve mutlaka çıkıp “Bu takıma en az 2 forvet istiyorum” de hocam.

Örneğin… Dün attığı gole rağmen Serdar’ın, goldeki enfes pasına karşın Napoleoni’nin, Halil’in, Yasin’in yetmeyeceğini, kanatlara ‘üst düzey’ bir takviye gerektiğini söyle mesela!

Yazının Devamını Oku

Utandıran futbol

 Öyle bir ilk yarı ki, nereden baksan kabus! Daha maçın başında en formda oyuncularından biri sakatlanıyor...

O’nun sakatlığını tolore etme adına, ligin başından bu yana en formda bölgen olan savunma hattıyla oynamak durumunda kalıyorsun! Üstüne bir de kalende gol görüyorsun! Mustafa Pektemek ve Koita bomboş fırsatları değerlendirse, maç daha ilk yarıda 3 olacak! Derken ‘olmayacak gollerin adamı’ Berkan çıkıyor sahneye. 1-0 geride kapattığında bile ‘Buna da şükür’ diyeceğin ilk yarı sonunda beraberliği getiriyor.

Yani, sana adeta ikinci bir şans geliyor. Ama değerlendiren kim?

Göztepe’nin dünkü hali için ‘11 uyuyan adam’ diyebilirsiniz... ‘Acemiler mangası’na da itiraz eden olmaz! Ben bir adım daha gidiyor ve ‘Utandıran futbol’ diyorum. Belki Berkan, diğerlerinden biraz ayrılabilir, o kadar.

Stoperinden gelen geri pasta ‘özgüven patlamasından’ penaltıya neden olan kaleciden tutun, dripling yaparken çime takılan orta sahaya, kendi kendine çalım atan kanattan, 1.5 yıldır gizlenen forvete kadar ne ararsan var! Kabul edelim ki, Beto bu sezon henüz eski formunda değil. Gassama mevcut haliyle ‘artı değer’ üretmekten çok uzak. Son haftaların iki formda ismi Soner yetersiz, Mossoro yetersiz. Berkan’ın şapkadan tavşan çıkardığı gol dışında, akıllarda kalan 3 pozisyon üretti mi Göztepe? Tribünü ayağa kaldıran bir şut, bir final pası izlediniz mi?

Geride kalan maçlarda, Göztepe adına kalite eksikliği en çok göze çarpan konuydu. Ancak dünkü takımın, mücadele olarak da sınıfta kaldığını söylemek gerek.

Evet, hakem Ümit Öztürk tepki çeken kararlar verdi. Tribünden de büyük tepki gördü. Ancak Göztepe, Kasımpaşa gibi bir takıma karşı evinde 4 gol yiyor, en az 4 yüzde 100’lük pozisyon veriyorsa, böylesine kaybedilen bir maçın ardından sorunu yalnızca hakemde aramak, yarınlara yapılacak en büyük yanlış olur.

Yazının Devamını Oku

Eksik parça

Bazen hayat bir yap-boz gibidir... Her şey tamam gibi görünür ama, eğer 1-2 parçanız eksikse, asla ‘İşte bu’ diyemezsiniz.

 

 

Skoru, fazlasıyla hak edilmesine rağmen kaçan puanı, 90+’larda yenilen golün yıkımını bırakın bir tarafa. Gelin büyük resme bakalım bir daha.

Sezon başındaki Göztepe’yi getirin aklınıza. Antalya maçını mesela. O Göztepe’nin, ‘Demba Ba ve Robinho’yu kulübesinde tutma lüksüne sahip’ bir rakibe karşı, hem de deplasmanda başa baş futbol oynayabileceğini hayal edebilir miydiniz? Ya da Başakşehir gibi ‘topa sahip olmak’ genetiğine işlemiş takımın, oyunun belli bölümlerinde Göztepe’nin pas trafiğine karşı çaresiz kalışını.

Mossoro’ya bakınca işte o ‘yap-boz’u tamamlayan parçayı görüyorum ben. Haksızlık etmemek, Brezilyalı Usta’yı Soner’le birlikte düşünmek gerek. İşte bu ikilinin katılımı, skordan bağımsız her takıma karşı oyunun ortağı yapıyor Göztepe’yi. Mossoro’nun oyunun lideri oluşu, Soner’i de yavaş yavaş skorun lideri konumuna getiriyor. Genç yetenek dün ilk yarının sonlarında sağ ayağıyla yapamadığını, sol ayağıyla yaptı ve bir kez daha ağları bulmayı başardı dün.

Bu ikilinin topu kullanma becerisi, takım arkadaşlarını da geliştiriyor kuşkusuz. Mesela Poko’yu. En iyi yaptığı iş rakibe baskı ve top kazanma olan ancak topla ince işler yapmaya kalktığında ‘çarşafa dolayan’ Gabonlu’da ciddi farklılık var mesela. Berkan ileriye daha rahat çıkıyor, Serdar içeri kat ederken ‘duvar olacak’ arkadaş bulabiliyor.

Ancak ‘gelişemeyenler’ de yok değil tabi! Mesela Gassama... Transfer edildiğinde bence Lopez ve Skubic ile birlikte ligin en iyi 3 sağ bekinden biriydi. Ancak Göztepe’de adeta ‘serbest düşüş’ yaşıyor. Dün Başakşehir’in ilk golünde rakip forvet arkasına koşu atarken adeta ‘uyuyan güzel’ gibi izleyişini mi anlatayım, yoksa Mossoro’nun bomboş bıraktığı pasta 2-3 saniyeyi heba edip açtığı ortayı rakibe nişanlayışını mı!

Bir de Jerome var! Sahadaki mücadelesine, emeğine şapka çıkarılır. Ancak ‘yetenek’ eksiği çok çok açık! Topu 3 direğin içinden geçirme konusunda istenen düzeye gelmedi, gelemeyecek. Ligin ikinci yarısında eğer yeni stada yakışır bir transfer yapılacaksa, hedef mutlaka ve mutlaka santrfor olmalı. Eğer Göztepe, ‘yutan eleman’ı ‘atan eleman’ ile değiştirirse, çok farklı şeyler olabilir.

Yazının Devamını Oku

Futbol ve Devrim Arabaları!

* 2016-17 ve 2017-18 sezonlarında son hafta sonuçlarında TFF 1. Lig’e tutunmayı başaran Denizlispor, 2018-19’a da sancılı başlamıştı... Osman Özköylü yönetimindeki takım, ilk 8 haftada 4 galibiyet, 3 yenilgi, 1 beraberlik almıştı.


* Tam bu noktada Türk Futbolu’nun beyefendisi Yücel İldiz’i getirdiler göreve... 8 haftada 3 yenilgi gören o Denizlispor, İldiz yönetiminde çıktığı 26 maçta 17 galibiyet, 8 beraberlik, 1 yenilgi ile şampiyonluğu kucakladı.
* İldiz ile Süper Lig defterini Galatasaray zaferiyle açan Denizlispor, ilk 7 haftada 8 puan topladı...
* Ve Denizlispor Başkanı Ali Çetin yaptığı açıklamayla Yücel İldiz’in görevine, “Tek tarflı olarak” son verdiklerini açıkladı! TEK TARAFLI!
Tabii ki, tek örnek İldiz değil. Hatayspor’u Hatayspor yapan adam İlhan Palut’un, Karagümrükspor’u şampiyon yapan Cüneyt Dumlupınar’ın görevlerine son verildiğini de belirtelim...
* Hal böyle olunca, aklıma Türk Sineması’nın en anlamlı yapıtlarından Devrim Arabaları’nın unutulmaz repliği geldi... Bilmeyenler için yazayım...
* Cemal Gürsel’in emriyle araba yapmak için inanılmaz bir tempo içine giren mühendislerden genç yetenek Necip, ülkenin bu alandaki en parlak adamlarından Latif Bey’in yanına yaklaşır...

Yazının Devamını Oku

Sıradışı

Hayatın belli gerçekleri var... Değiştirebileceklerimiz ve değiştiremeyeceklerimiz! Çalışmakla başarabileceklerimizi düşündüğümüzde çok geniş bir yelpazeden söz edebiliriz elbet. Ancak ‘tanrının dokunuşu’ var bir de... Ki onun adına biz yetenek diyoruz!

 

Ya da genel anlamıyla kalite...

 

Sezon başındaki Göztepe için “Acil transfer yapılmazsa bu takım düşer” derken, altını çizdiğimiz temel nokta da buydu zaten!

Göztepe, orta alandaki teknik kalite eksikliği nedeniyle oyunun direksiyonunu ele alamıyor, kanatlardaki verimsizlik nedeniyle üretemiyor, forvetteki beceriksizlik nedeniyle de bitiremiyordu!

 

Emek vardı ama ‘kalite’ eksiği tüm çabayı çöpe atıyordu!

 

Yazının Devamını Oku

‘Kalite’

Karnımdan konuşmayı sevmem. Ligin ilk 3 haftasını, küme düşmenin en büyük adayı olarak geçti Göztepe. Böyle bir ‘buhran noktasında’ milli ara da ilaç gibiydi hani. Dün bu 15 günlük aranın takımda neleri değiştirdiğini, Mossoro-Napoleoni hamlelerinin ne sonuç vereceğini görmek için geçtik ekran başına.

 

Evet, Rize’de daha derli toplu bir takım gibiydi Göztepe... Deplasman sertliğini ortaya koydu, oyuncular adeta tekmeye kafa uzattı, rakibi bozmayı başardı. Zaten ‘bozma oyunu’ konusunda çok sorunu yok Göztepe’nin. Sıkıntı üretimekte. İş üretime geldiğinde, ‘yetenek’ öne çıkması gerektiğinde herkes birbirine bakıyor.

Mossoro, beğendiğim oyun akıllarından. Tecrübeli, teknik, kaliteli. Bu tip deplasman maçlarında orta alanda kazanılan toplarda, kontra hücumları doğru yönlendirerek takıma katkı sağlayabileceğini düşünmüştüm. Ancak dün bu anlamda beklenenin gerisindeydi. Yine de Mossoro, ligin devamında, özellikle de iç sahada katkı vermeye aday.

Napoleoni ise ‘kalite anlamında’ pek bir şey sunamadı izleyenlere. Görüntü var, ses yok misali.

Sahaya çıkan 11’de değinilmesi gereken asıl nokta başka. Sezon başı sol bek transfer ediyorsun, geçtiğimiz yıl mecburiyetten oynattığın ‘yedek’ Berkan 11’de. Stoperler alıyorsun, geçtiğimiz yıl son haftalarda mecburiyetten o bölgede kullandığın Alpaslan 11’de!

“Bir transfer nasıl yapılmaz” sorusunun net yanıtı gibi sanki!

Evet, Alpaslan’ın bu takımda her zaman yeri var bana göre. Aynı şekilde Berkan da Leo’dan iyi seçim. Ancak madem Alpaslan bu takımın stoperi olacaktı, o zaman Göztepe neden bu kadar stoper transferi yaptı? Leo, Sanneh, Veli ve Atınç tercihlerinde kimin kararı belirleyici oldu?

Kimse yanlış anlamasın, alınan beraberliği beğenmiyor değilim. Aksine ortaya koyulan mücadele ve 1 puan takımı birbirine kenetleme ve özgüven adına çok değerli. Poko’nun ortaya koyduğu emeğe, Alpaslan’ın çabasına, Titi ve Beto’nun hırsına, genç Batuhan ve Ege’nin enerjisine kimse laf edemez.

Yazının Devamını Oku