Yaşasın İzmir modeli

Kıpır kıpır içim... Yeni aşık olmuş delikanlı gibi. Evin içinde coşuyorum, bağırıyorum, kutluyorum... Play-off’un başından bu yana hayalini kurduğumuz İzmir finaline kavuşmanın tadını çıkarıyorum. Bir yandan da maziyi hatırlıyorum.

 

 

***

Tarih 15 Mayıs 2017...
Daha iki hafta önce Göztepe’nin Süper Lig’e yükselişini kutladığımız Antalya’dayız...
Bu kez hedef Altay’ı, 3.Lig’den 2.Lig’e çekmek... Altay finalin galibi oluyor ve o günü şöyle kaleme alıyorum...

“Büyük zaferden de öte bir kazanımın altını çizmek gerek. Kaderi yalnızlık olan bir şehirde bu kez yalnız değildi Altay... Karşıyaka formasının üzerine Altay kaşkolu takan da vardı, Göztepe formasıyla siyah-beyaz tezahüratı yapan da...
Sözün özü kaybetmekten yorgun düşen bir şehir, kazanmak için tek yürekti dün.
Unutulmasın ki bu, üst üste 5 play off finali kaybeden Altay’ın simsiyah kadere başkaldırısından öte bir ‘İzmir modeli’dir artık.
Bu, yaşamın her alanında küme düşmeye mahkum edilen bir şehir için, dirilişe hangi yoldan gidilmesi gerektiğinin resmidir. Bu, yerel rekabetin İzmir’in çıkarlarının önünde olmaması gerektiğinin göstergesidir.
Çünkü başka İzmir yok...”

***

O günden bugüne 4 yıl geçmiş... Kol kola yürüme kültürünü geliştiren, gerektiğinde yerel rekabeti İzmir’in çıkarlarının ardına iten bu kentte İzmir modeli güçlenmiş, meyveler vermiş... “Süper Lig’de neden bir İzmirli yok” sorularından bunaldığımız günlere inat, ikinci bilet cepte şimdi. İzmir başarıya giden yolu öğrenmiş olmanın tecrübesiyle ilerliyor, birbirine omuz veriyor. Mesela İZVAK Yönetimi içindeki tabloyu görseniz, “Vay be” dersiniz... Karşıyaka’nın başarısını önce Göztepeli kutluyor, tüm kulüp şapkaları bir tarafa bırakılıyor, önce Altay, sonra Altınordu için kutlama mesajları yağıyor.
Sanmayın ki, iş Altay ya da Altınordu ile sınırlı. Tek tek çekeceğiz kulüplerimizi yukarı. Bugün Altay ya da Altınordu, yarın Karşıyaka, Buca, İzmirspor... Adım adım, el ele, yürek yüreğe...

***

Gelelim finale... Bir tarafta Altay’ın ve hocasının büyük tecrübesi, diğer yanda Altınordu’nun ve hocasının dinamizmi... Altay kazansa, zafer öyküsünün tadı başka, Altınordu kazansa bambaşka.
Dünden beni İstanbul’daki gazeteci arkadaşlarım soruyor, “Finalde kalbin ne tarafa atacak” diye...
Bunu da bir öyküyle özetleyelim.

Yıllar önce tenisin efsanelerinden Venus Williams İstanbul’a gelmiş ve sadece 5 gazeteciye kendisiyle röportaj yapma şansı tanınmıştı. O toplantıda Venus’e şunu sormuştum... “Tenisin en üst seviyesinde bir rekabetin içindesin ama ben asıl kardeşinle oynadığın maçları merak ediyorum. Serena’ya rakip olmak nasıl bir duygu?”
Venus’ün yanıtı bugünkü ruh halimizi özetliyor aslında...
“Kardeş kardeşe oynamak garip. Kazansan da bir yanın üzgün, kaybetsen de... Serena’yla oynadığımda hep üzülüyorum.”

Evet bu finalin bir kazananı olacak. Kazananı kutlayacak, kaybedeni hep birlikte teselli edeceğiz.
Final artık bir detay.
Çünkü benim tarafım İzmir...
Çoktan kazandım bile.

X