GeriHasan Ercazip Marka, İzmir ve U12 Cup
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Marka, İzmir ve U12 Cup

 Marka üretme konusunda sıkıntılı bir şehir İzmir... Yıllardır siyasette, sporda, ekonomide kaybetmekten yorgun düşmesinin nedenlerinden biri de bu.

Böyle bir şehirde, son dönemin en parıldayan işlerinden biri U12 İzmir Cup... Altınordu’nun emeğiyle doğan, kentten ve yönetenlerden bence yeterli desteği almadan emekleyen turnuva, İzmir’in çok çok değerli bir markası olma yolunda ilerliyor. 2013 yılında 8 takımla başlayan, 2019 yılında 72 takımın boy gösterdiği bir yetenek şöleni haline gelen U12 İzmir Cup’ın bu yıl Kovid 19 nedeniyle yapılamayacak olması, Nisan ajandam için büyük bir eksiklik.

Bakın, 2015 yılında Ajax formasıyla U12 İzmir Cup’ta boy gösteren Naci Ünüvar, Hollanda futbolunun en büyük yıldız adayı olarak görülüyor. O Naci, henüz 16’sında attığı golle “Ajax tarihinde en genç yaşta gol atmayı başaran oyuncu” unvanını ele geçirdi bile! Ajax formasıyla aynı turnuvanın en değerli oyuncusu (MVP) seçilen Dillon Hoogewerf, henüz 16’sında Manchester United’a transfer oldu. 2018’de Anderlecht formasıyla bizleri büyüleyen Rayane Bounida, daha 14’ünde tüm futbol dünyasının dikkatini çekmeyi başarmış durumda...

Yarın bu yeteneklerin birer dünya yıldızı olduğunu, öykülerini anlatırken U12 İzmir Cup’tan söz ettiklerini bir düşünün... Bu turnuvanın değerini, sanırım o zaman çok daha iyi anlayacağız.

Marka, İzmir ve U12 Cup

Seyit Mehmet Özkan’ın İzmir’e kazandırdığı mini dünya kupasının 2018’deki başlama vuruşunu Alex de Souza yapmıştı.

 

 

Marka, İzmir ve U12 Cup

Bounida, bütün dünyadan önce Seyit Mehmet Özkan’ın dikkatini çekmişti.

X

İzmir modeli ve Rota Koleji

“İzmir’in son 10 yılda yarattığı en parlak marka nedir?”

Bu soruyu bana soracak olursanız, “Altınordu” derim hiç düşünmeden. Seyit Mehmet Özkan’ın vizyonu, çok değerli iki ağabeyim Ali Ergöçmez ve Özgür Özgürengin’in spor iletişimi ve PR alanında harikalar yaratmasıyla bugün Türkiye’de hemen herkesin bildiği bir marka haline geldi Altınordu...

Ne mutlu ki, bugün bu proje altyapı üzerine açılan her sohbette örnek olarak gösteriliyor, takdir topluyor.

 

*

 

Oysa...

Aynı yolda ilerleyen, takdire değer bir noktaya gelmesine karşın bence hakkı yeterince verilmeyen başka bir proje daha var bu şehirde!

 

Yazının Devamını Oku

İki karınca

Çaykur Rizespor, bir önceki deplasmanda Galatasaray’ı 4-3 yenmiş, sezonun önemli sürprizlerinden birine imza atmıştı. Net bir şekilde söyleyebiliriz ki, bu maçı ve Karadeniz temsilcisinin genel deplasman oyununu çok iyi analiz etmiş Göztepe teknik ekibi... Rize kanatlarda boş alan bulduğunda özellikle Baiano ve Samudio ile çok etkili olabiliyor. Maçın ilk yarısında gördük ki, Göztepe için bu tehdidi bertaraf etmek temel hedef gibiydi. Özellikle kanatlardaki ikililer birbirine yardımcı oldu, takım bütünlüğü neredeyse hiç bozulmadı.

 

İşin savunma tarafı tamamdı ama hücumda etkinlik sağlanamayınca, ilk yarıda ortaya izlemesi işkenceye dönen bir maç çıktı maalesef! Öyle ki 45 dakika boyunca kalecilerin adını duymadık neredeyse!

İkinci yarıyla birlikte takım bütünlüğünü koruyarak, baskı kalitesini biraz daha artırdı Göztepe. Bu baskı, defansif anlamda çok da üst düzey bir takım olmayan Rize’nin savunmadaki konforunu kaçırmaya yetti. Kilidi açacak bir gol bekliyorduk ki, Halil günün çilingiri oluverdi.

Yiğidi öldür, hakkını ver...

Göztepe’nin transferlerini ve bir futbol aklıyla hareket etmemesini çok eleştirdim bu köşeden. Ideye’den Mihojevic’e, Megyeri’den Burekovic’e kadar eleştirilerimin de arkasındayım.

Ancak bu sezonun iki kazanımının altını çizmekte biraz geciktiğimin de farkındayım.

Obinna dünkü görüntüsüyle gerçekten bu takım için ne denli önemli bir parça olduğunu gösterdi. Geldiğinde de her topa koşan bir oyuncuydu. Ancak kazandığı topları kullanma becerisi arttıkça çok daha özel bir isim haline geldi.

Ve Ndiaye... Sezona Ideye’nin arkasında başladı, emeğiyle formayı aldı, golleriyle takımına önemli katkı yaptı. Göztepe’nin iki çalışkan karıncası, bu performanslarıyla alkışı hak etti.

Yazının Devamını Oku

Bardağın boş tarafı

Lige verilen iki haftalık ara... Öncesindeki oynanan iki maçta alınan ‘sıfır’ puan, yenilen 8 gol... Böyle bir tabloda, Kayseri sınavının Göztepeli oyuncular için bir ‘başkaldırı’ maçı olmasını bekliyor insan...

 

 

Ama işte, hayaller başka ve hayatlar başka.

İlk yarı bitmiş, rakamlara bakıyorsun. Rakip kalede yarattığın tehlike sıfır... İsabetli şut sıfır... Kullandığın korner sıfır... Futbol olarak sıfırsın, sıfır!

Kayserispor’un direkten dönen şutunu, kaçırdıklarını düşününce, devreyi 1-0 geride kapattığına şükrediyorsun. İşin garibi Ünal Karaman, ikinci yarıya da aynı 11’le çıkıyor. Evet, ikinci yarıda biraz daha kıpırdanıyor, gol buluyor, rakibin baskısına karşın pozisyonlar üretiyor ve 1 puanı alıyor Göztepe. Buraya iki açıdan bakmak mümkün. “Deplasmanda 1 puan iyidir” der, mutlu olabilirsin. Bardağın dolu tarafı...

Ya da “Daha iyisi neden olmuyor” diye düşünebilirsin.

Sizi bilmem ama ben Kayserispor’dan alınan 1 puana düğün-bayram yapacak değilim! Aksine kafama takılan sorulara cevap aramak niyetindeyim.

Örneğin...

Yazının Devamını Oku

Bir utanç bir ders

Yıllar önce... Arkasspor voleybolda bir Avrupa Şampiyonluğu gururu yaşamış, ben de İstanbul’dan röportaj için İzmir’e gelmişim. Meslek hayatımın en keyifli söyleşilerinden birini yapıyorum Lucien Arkas ile... O babacan adam, “Takımla ilgili sizi en çok ne kızdırır” soruma hiç unutmadığım bir yanıt veriyor: Mücadele etmeden yenilmek... O formanın arkasında benim ismim ve İzmir’in adı yazıyor. Ben İzmir’i yerlerde süründürmem!

 

 

Maçta ilk yarı geride kalmış, boş gözlerle tabelaya bakıyorum... İçimde hazmı kolay olmayan skorun öfkesi, aklımda “Sen olsan devre arasında kimi çıkarırsın?” sorusu... Cevap çok zor aslında. İkinci 45’e çıkmayı hak eden tek bir oyuncu yok ki sahada! Sivasspor oynamış, Göztepe izlemiş...

Gradel sahada dalga geçercesine çalımlar atarken Göztepeli oyuncu mücadele etmemiş... Rakip 45 dakikada 4 gol bulurken isyan etmemiş... Utanmamış, sıkılmamış...

Ayıptır beyler!

Futbol bu... Yenmek de var yenilmek de... Ama bu takım sahada böyle ruhsuz, böyle umursamaz o-la-maz!

Lucien Arkas’ın bakış açısıyla sahadaki o 11 kişi, sırtlarındaki Göztepe ismini, İzmir ismini yerlerde süründüremez.

İkinci yarıdaki kıpırdanış, atılan 3 gol böyle bir rezilliğin özrü kabul edilemez.

Yazının Devamını Oku

Kaşıntı!

Futbol tabela üzerinden okunan bir oyun... Hele hele Türkiye’de. Kazanan her zaman haklıdır.

 

Bu pencereden bakıldığında Göztepe bulutların üzerinde. Öyle ya! 3 hafta önce biri çıkıp da “Başakşehir, Fenerbahçe, Kasımpaşa üçgeninden 9 puan gelir” dese, o arkadaşın iyimserliğine şapka çıkarırdık! Ancak üst üste 3 galibiyet geldi, Göztepe ‘tam 35’ puana ulaştı.

Bu bölümle ilgili hem teknik ekibi hem de oyuncuları tebrik etmek boynumuzun borcu...

 

Ancak...

Dünkü galibiyetin ağzımızda ekşi bir tat bıraktığını da belirtmek gerek.

Rakip sahaya 4 eksikle çıkmış... Ki bu eksiklerin ikisi Hodzic ve Thelin gibi hücumdaki başrol oyuncuları... Üstüne üstlük o Kasımpaşa henüz 15. dakikada 10 kişi kalmış. Böyle bir tabloda Göztepe’den ne beklersiniz?

Ev sahibi olarak, eksik rakibine karşı net bir oyun üstünlüğü kurmasını, pas yaparak gardını düşürmesini... Göztepe 10 kişiye karşı 10 dakika sonra tabelayı değiştirdi değiştirmesine. Ancak skordaki üstünlüğünü oyuna taşıyabildi mi derseniz, maalesef hayır.

Yazının Devamını Oku

Nefes

Offf... Öyle bir galibiyet ki, gecenin karanlığında kan ter olduğunuz bir kabustan uyanmak gibi... Buhranların içinde alınan bir derin nefes gibi... Kurumuş boğazdan geçen ilk yudum su gibi...

Bazen bir galibiyet, 3 puandan çok daha fazlasını ifade eder. Göztepe için karanlıkları, korkuları, baskıyı dağıtma adına öyle bir sınavdı Başakşehir maçı. Sahaya çıkan 11’de Zulj ve Jahovic’i görünce, “Budur” dedim içimden. Bu tercih sürpriz değildi belki ama 11’i görenleri şaşırtan hamle savunmadaki Atınç-Alpaslan ikilisiydi. Ligin en güçlü santrforlarından Crivelli’ye karşı Mihojevic’in çok yumuşak kalabileceğini düşünen Ünal Karaman’ın maça farklı stoperlerle başlaması bence doğru karardı.

Teknik kalitesi ve pas becerisi yüksek oyuncuların sahada oluşu, topa hakim olmayı da beraberinde getiriyor. 2 haftadır “Nasıl 11’de olmaz” dediğimiz Zulj 45 dakika boyunca dökülse de ilk yarıdaki Göztepe, sezonun en akıcı oyunlarından birini sergiledi. Soner’in becerisi, Ndiaye’nin solda aldığı topları iyi kullanması keyif veren bir futbolu ortaya çıkardı. Altını çizmek gerekiyor ki, Soner’in attığı gol, ceza alanı içine yaptığı enfes koşunun taçlanmasıydı adeta.

İkinci yarı başında Jahovic’in kazandırdığı penaltıda Zulj’un farkı ikiye çıkarması Göztepe’ye daha da özgüvenli oynama lüksü getirdi. Ancak ne garip ki, bu keyifli macera filminin ‘korkuya’ dönüşü de birkaç dakika içinde oldu. Soldan sağa taşınan enfes bir Göztepe atağında Zulj’un boş kaleye giden topunu Jahovic adeta çizgiden çıkarıp sonrasında skor 2-1’e gelince, özgüven yerini gerilime bıraktı.

Önce Esiti ile orta alanı daha defansif hale getiren, sonrasında Titi ile savunmayı beşleyen Ünal Karaman’ın hamleleri, rakibin hızını kesme adına kabul edilebilirdi.

Sonuçta haneye yazılan 3 puan, Göztepe’yi toparlayacaktır. Ve dünkü performansları çok parıltılı olmasa da Göz-Göz bence Jahovic ve Zulj’u taşıyacak bir yapıyla yola devam etmeli.

Yazının Devamını Oku

Yapma hocam!

Yeni bir kulüpte göreve başlıyorsun… İlk iki maç, sıfır puan.

 

Hele ki bu yenilgilerin birini, ligin dibindeki takıma karşı alıyorsun. Düşme hattıyla puan farkı 4’e inmi

Haliyle biraz gerilir insan... Arayışa girer...

Ne yapar mesela?

İsim olarak bir şeyler vadeden ancak sahaya her çıkışında çıldırtan hatalar yapan Gassama’yı bir de kendi denemek ister... Yanılır! O Gassama, Malatyaspor’un golünde 15 metre gerisinden gelen rakibinin kaleciden dönen topu tamamlayışında ‘genel izleyici’ rolünü üstlenir. Evet Gassama’nın yerine sahaya süreceğin Murat Paluli ‘bir Cafu değil’ ama yapma hocam! İlla deneyeceksen, Kerim’i dene...

 

***

 

Yazının Devamını Oku

Futbolun vefası

Doktorun yüzüme söylediği o söz var aklımda... “Babanı acilen bir üniversite hastanesine yatırın, kurtulma şansı çok az...”

 Gerisi tam bir boşluk...

Çok şükür ki biz babamızı Covid canavarının elinden kurtardık ama geçirdiğim o 15 günü, o gözyaşlarını iyi bilirim.

Biz, hastane sürecini böylesine travmatik yaşarken, sabah babasının haberini alan bir adam işinin başında. Gömmüş acısını içine, 11 yapmış, taktik vermiş maça çıkmış...

Futbolun, kazanmanın, 3 puanın boş olduğu böyle bir noktada Denizlispor Teknik Direktörü Hakan Kutlu’ya önce başsağlığı dilemek, ardından profesyonelliğine şapka çıkarmak boynumuzun borcu.

 

***

 

Denizlisporlu oyuncular, böyle bir günde kendilerini yalnız bırakmayan hocalarına bir galibiyet hediye etmek için hırslı, istekli.

Yazının Devamını Oku

Hoş geldin futbol

Konyaspor maçından sonra tekrar tekrar okudum yazdıklarımı... Aklıma takılan o soruya cevap aradım... Acaba Peter Zulj’a övgüyü biraz fazla mı kaçırmıştım?

Dün gördüm ki, az bile övmüşüm Avusturya Prensi’ni! Adam, tepeden tırnağa kalite... Öyle Brezilya usulü ters çalımlar, göz boyayan hareketler falan değil kalitesini gösteren... Top ayağına geldiğinde, yapılması gereken en doğru hamleyi, en basit şekilde oynaması. Cruyff’un “Futbol basit bir oyundur. Zor olan ise basit futbol oynamaktır” sözünün kelime karşılığı sanki. Dün gol perdesini açan kafa dokunuşu da, buram buram kalite kokuyordu... Neredeyse takımla çıktığı antrenman sayısından fazla gol attı Avusturyalı!

Ancak dünkü parıltılı galibiyetin başrolündeki isim farklıydı... 2 gol attı, 1 attırdı, her şeyin ötesinde oynadığı futboldan keyif aldı, izleyenlere keyif verdi. Sürati ve çabukluğu 2.Lig’de oynadığı günlerde de vardı ama özellikle geçen yıldan bu yana artan skor becerisiyle ciddi fark yaratmaya başladı Halil Akbunar. Ve ne mutlu bize ki, Süper Lig’in önemli kanat oyuncularından biri oluşuna hafta hafta tanıklık ettik.

Türkiye’de futbolun yorumlanışı skor üzerine... Ligin hangi noktasında olursan ol, kötü futbolun bir bahanesi vardır her zaman. İlk haftalarda, takım henüz hazır değildir... Sona yaklaşmışken ‘artık futboldan çok skora bakıldığı dönemlerden’ geçiyorsunuzdur... Cümleler hep aynı şekilde biter: Önemli olan kazanmaktı...

Ancak işin özü öyle değil. Dün sahada kazanmaktan öte şeyler koydu ortaya Göztepe... Üst üste 15 pas yapan, oyunu ters toplarla değiştiren, kanat oyuncularının ceza alanı içi koşularıyla rakibi şaşkına çeviren bir Göztepe’yi izlemek, emin olun 4-0 galibiyet kadar anlamlıydı. Attığı kadarını da kaçıran takım gözlerimizin pasını sildi, bizlere “Hoş geldin futbol” dedirtti...

Daha da önemlisi... Göztepe’de Zulj ile başlayan doğru adımlar artıyor sanki. Trabzonspor’dan kiralanan Diabate de, orta alandaki Zulj-Soner ikilisinden alacağı ‘doğru’ paslarla Göztepe’ye faydalı olmaya aday. Süratli, çabuk, tempolu... Final pası ve son vuruş kalitesini biraz olsun artırabilirse, Tripic’ten alınamayan katkıyı verebilir Göztepe’ye.

Ve finali Ünal Karaman’la yapalım... Duruşu olan, efendiliğiyle tanınan, Trabzonspor’da gençlere verdiği şansla herkesin takdirini kazanan Karaman, görünen o ki Göztepe’nin yeni teknik direktörü olacak. Dünkü maçı tribünden izleyen, sosyal medyadan anlaşıldığı üzere taraftarın gönlünü de daha göreve gelmeden kazanan Karaman, Göz-Göz’e çok yakışacak.

Yazının Devamını Oku

Kalite fark edilir

Hayatın bazen keskin virajları vardır... Orada alacağınız kararlar, gemiyi limana yanaştırıp yanaştıramayacağınızı belirler. Göztepe Yönetimi, şu an öyle bir virajın eşiğinde. Hayır hayır... Yalnızca teknik adam seçimi değil meselem... Kadronun nasıl güçlendirileceğini, teşhis ve tedavinin nasıl ilerleyeceğini merak ediyorum ben.

 

Bu anlamda dünü, ‘umut verici bir başlangıç’ olarak kabul edebiliriz.

Neden mi? Elbette ki, Peter Zulj yüzünden...

Sezon başından bu yana, orta alanın merkezine, santrfora, bir kanat oyuncusuna ve sağ beke takviye ihtiyacı olduğunu yazıp durduk. ‘Kalite’ eksiğine dem vurduk.

Gördük ki, orta alanın merkezine ‘kalite’ katılmış.

Gördük ki, bir oyuncu bir takımın oyununu tek başına bile farklılaştırabiliyor. Bunu Zulj’un attığı 2 golden bağımsız söylüyorum.

Nasıl mı?

Gelin, Göztepe’nin attığı 2. golü kafanızda canlandırın. Zulj gelmeden önce Göztepe’nin kendi ceza alanı önünde kaptığı bir topu, rakip ceza alanına böyle temiz taşımak için iki Soner’e ihtiyacı vardı! Çünkü Soner’in dışında hiçbir oyuncunun atağı başlatan pası Tripic’in kafasına gönderebilecek bir tekniği yoktu! Ve o pası atan adamın, bir anda ceza alanı önüne ‘ışınlanması’ fizik olarak mümkün değildi. Dün Soner atağı başlattı, Tripic’in indirdiği topu Cherif taşıdı, Zulj bitirici koşuyu yaptı ve parıltılı bir vuruşla ağları buldu.1. golde de Halil ile Zulj’un yaptığı doğru verkaç, önce rakip savunmayı bir anda çaresiz kıldı. Finalde de yine ceza alanı içine koşuyu yapan Zulj net bir plaseyle ikinci golünü attı.

Yazının Devamını Oku

Söz sende başkan

Göztepe’de İlhan Palut gitti ama tartışma bitmedi. Şirketteki hisse devrinden Erk Toros’a, hatalı transferlerden yeni oyuncu önerilerine kadar pek çok konu açıklık bekliyor. İşte yatını Başkan Mehmet Sepil’de olan o sorular...



1- Son 6 haftayı 1 puanla geçen ve düşme hattına yaklaşan takımla ilgili tek sorumluluk teknik direktör İlhan Palut’a mı aittir?
2- Size göre Göztepe yeterli ve kaliteli bir kadroya sahip midir? 
3- Süper Lig’de 4. sezonunu geçiren ve bu süreçte 34 yabancı oyuncu transferi gerçekleştiren Göztepe’de Beto, Andre Castro, Jahovic ve Demba Ba dışında akılda kalan tek yabancı olmamasının sorumlusu kimdir?
4- Göztepe kulübünde transfer süreçleri nasıl işlemektedir? Seçimleri kim yapmaktadır? Teknik direktörler bu sürecin neresindedir? İlhan Şahin, Aktuğ Sönmez gibi profesyonellerin transfer sürecindeki görev ve sorumluluğu nedir?
5- Guilherme nerededir? Çin’e transfer olacağı söylenen, haftalardır forma giymeyen oyuncuyla ilgili gelinen son nokta nedir? Takımın en kritik oyuncularından birinin böylesine bir bilmece içinde kaybolması normal midir?

Yazının Devamını Oku

Patlıcan!

Çocuktum... Futbol aşkım yeni yeni başlıyordu.

 

O, Yeni Salihlispor’u ligde tutmak için çırpınıyor, kulübe gelmesi için nasıl ikna edildiğini anlatırken herkesi kahkahalara boğuyordu.
Büyüdüm, gazeteciliğe başladım.
O, İzmirspor’da, Bucaspor’da, zaman zaman yine Yeni Salihlispor’da ‘dara düşen’ kim varsa, kümede tutmak için kolları sıvıyordu.
Can adamdı Ergun Kantarcı. Netti. ‘Mış’ gibi yapmaz, yaşamazdı. Sevinecekse, göbeği gömleğinden taşarcasına sevinir, kızacaksa okkalı bir küfrü yapıştırıverirdi.
Sivri dilliydi, bildiğini söylerdi. Ege futbolunun hafızasına kazanan bir sözü vardı ki, İzmirspor’dan kovulmasına sebep olmuştu.
“Bana patlıcan vermiyorsunuz, musakka istiyorsunuz!”

Yazının Devamını Oku

Tabela bizi aldatıyor

Dakika 83... Cebrail’in eline çarpan top... Hakemin penaltı noktasına gidişi... Deniz Kadah’ın vuruşu... Göztepeli binlerce taraftarın gözyaşlarıyla ıslanan Bornova Stadı... Ankaragücü galibiyetiyle Göztepe’nin lige tutunuşu... 2018-2019 yani...

 

Göztepe lige fırtına gibi başlamış, Avrupa şarkıları söyleniyor. Takımın performansı iyi, lig sıralamasındaki yeri sorunsuz. Ama gelin görün ki, takımın kalitesi bu toz pembe tabloyla eşleşmiyor. Bazı şeyler eksik. Yazıyoruz, çiziyoruz ama insanların gözü tabelada! Devre arası transfer dönemi bu pembe atmosferde geçiyor. Tabelada sorun yoksa, onlara göre her şey yolunda!
Ne zaman ligin ikinci yarısı başlıyor, Göztepe 12 maçta sadece 5 puan topluyor, gerçekler çıkıyor ortaya. Ligin son maçında Cebrail’in eli olmasa, o sezon sonunda küme düşme acısını yaşayacak olan takım, adeta Tanrı’nın lütfuyla lige tutunuyor.
Neden mi anlatıyorum bunları?
Sanki benzer şeyleri yaşıyor gibiyim de ondan! Dejavu.
Dost acı söyler.
Evet, Göztepe’nin ligde bulunduğu konum gayet iyi. Toplanan puan Beşiktaş’tan 1 eksik. Buradan bakınca her şey yolunda. Dünkü Hatay yenilgisine de “Şanssızlık” der geçersin!

Yazının Devamını Oku

Acı çekme ‘Özgür’lüğü

Yetenek olarak fakir bir rakip Çaykur Rizespor... Üstüne üstlük, hem ligdeki konumu hem de iç sahada olması dolayısıyla Göztepe’nin üzerine yüklenmek zorunda. Net bir ‘geçiş oyunu’ takımı olan Göztepe için ideal bir rakip kağıt üzerinde.

 

 

Bir sakarlık olmaz, saçma bir hata yapılmazsa Göztepe bu maçı kaybetmez, hatta kazanma ihtimali de yüksek diye düşünüyorum.

İlk 30 dakikadaki görüntü de beni yanıltmıyor. Baskı kurmaya çalışan ama beceremeyen Rize, kontralarıyla gole daha yakın bir görüntü çizen Göztepe... Gel gör ki, atacağı 1-2 doğru pasla maçı çözebilecek fırsatlar ayağına gelen Mossoro, adeta takımını eksik oynatıyor. Yetmiyor, maç öncesinde korktuğumuz ‘sakarlık’ da Brezilyalı’dan geliyor. Yaptırdığı penaltıyla, Göztepe hiç hak etmediği bir şekilde geriye düşüyor.

Ben İlhan Palut’un ikinci yarıya neden aynı 11 ile çıktığını düşünürken, Berkan’ın hamle zamanlamasını kötü yapmasıyla da fark 2’ye çıkıyor.

Sonrası mı?

Oyunu forse eden bir Göztepe...

Napoleoni’nin katılımıyla top önde daha fazla kalıyor, stoperler yarı alana kadar çıkıyor, ceza alanına kalabalık bir şekilde giriliyor. Rizespor adeta ‘nefes alamaz’ hale geliyor. Ve Göztepe haklı bir şekilde 2-2’yi yakalıyor.

Yazının Devamını Oku

Topa sahip yeteneğe değil

 Pep Guardiola’nın Barcelona’daki Xavi-Iniesta merkezli, önde Messi soslu o enfes ‘tiki-taka’sı, kuşkusuz dünya futbol tarihinin en lezzetli yemeklerinden biri olarak anılacak yıllar boyunca. 2008-09 sezonunda Katalan ekibine 6 kupa ile zirve yaptıran bu futbol, bu leziz yemek ne gariptir ki ‘protein zehirlenmesine’ dönüşüyor bazı bünyelerde.

 

Topa sahip olmayı başarının ‘olmazsa olmazı’ gören teknik adamlar, futbol yorumcuları az değil. Oysa topa sahip olmak, belli becerilere, yeteneğe sahip olmayan takımlar için hiçbir anlam ifade etmiyor.

Örnek mi?

Dün Göztepe’nin ilk yarıdaki topla oynama oranı yüzde 67’ydi. ‘Rakibe top göstermedi’ denecek türden! Ama “Bu oranının üretimsel karşılığı ne” diyecek olursanız, yanıt koskoca bir sıfır! 45 dakikada rakip kaleye atılan şut 1, isabetli şut 0! Kayserispor ise topla oynadığı sınırlı anlarda 6 şut üretmiş, bunların 4’ü kaleyi bulmuş, İrfancan’ın başarısı Göztepe’nin geriye düşmesini önlemiş.

Neden mi?

Çünkü, Göztepe set oyunu oynayabilen, topa sahip olduğunda etkili olan bir takım değil asla. Baskıyla rakibi bozmak, geçiş oyunuyla sonuca gitmek bu takımın tek sihri. Ancak ‘kurt’ Samet Aybaba, bu tuzağa düşmemek için topu Göztepe’ye teslim edip, önde baskıyla ‘avcı’ rolünü benimsedi dün. Rakibi ‘ana planından’ yoksun bıraktı, Göztepe’yi büyük ölçüde kendi silahıyla vurdu.

 

Gelelim büyük resme...

Yazının Devamını Oku

Bu futbol bize yetmiyor

Hava kurşun gibi ağır... Kalbimiz yıkık, yitirdiklerimiz çıkmıyor aklımızdan. Ruhumuz yıkık, gözümüz her an avizede. Şehir yorgun, şehir bitkin... Şehir tıpkı Göztepe’nin forması gibi simsiyah.

 

 

Göztepe’de de sıkıntı büyük. İlk 11’inden 4 oyuncusu kadroda yok. Yedek sağ bek, maçın başında sakatlanıyor, orta sahadan devşirme bir sağ bek oyuna giriyor. Her şeye rağmen ‘takım kimliği’ ayakta tutuyor Göztepe’yi. Elindeki topu kornere gönderen rakip kalecinin beceriksizliği, Halil’in oyuna olan tutkusu ile birleşiyor, Ndiaye ile gol de geliyor.

 

Peki sonrası?

 

Koskocaman bir hiç.

 

Yazının Devamını Oku

Yeniler göreve

Soru işaretleriyle başlanan bir sezonun ilk 3 haftasında alınan 5 puan... İlk 11'inden, takımın omurgasından 4 oyuncunun vedası sonrası. Kötü denebilir mi? Hayır...

 

Peki daha iyisi olabilir miydi? Evet...

Sarı Kırmızılılar adına sahada yapılan ışıltılı işler de var, geliştirilmesi gereken noktalar da.

Örneğin Göztepe, ligde kanat ikilisini hem toplu hem topsuz oyunca en efektif kullanan ekipler arasında. Mesela Halil... Yıllarca 'hızı ve çabukluğuyla takımını ve topu öne taşıyan bir oyuncu' iken, artık rakip defans arkasına attığı koşularla Göztepe'nin en önemli gol silahı haline geldi.

Mesela Tripic... Norveçli sahada gözlerinden fışkıran hırsı, üretime çeviriyor topu ayağına her alışında. Her hareketinde bu yıla damga vurmaya aday olduğunu gösteriyor.

Dün yenilen iki gole karşın savunmada Atınç-Alpaslan ikilisi genel olarak uyumlu. Solda Berkan geçen yılın biraz gerisinde de olsa Göztepe adına bu bölgeyi 'sorunsuz' kılıyor.

Ancak kale, sağ bek ve orta alandaki üçlünün çok yeterli olduğunu söylemek güç. Daha doğrusu Soner'in yanındaki ikilinin... Mossoro teknik kalite olarak benim için özel oyunculardan. Ancak tempo olarak eksik kalıyor. Özellikle dün ilk yarıda takımını neredeyse eksik oynattı. Günü bir asistle kapatmasına karşın biraz daha ekonomik, hamle oyuncusu olarak kullanılması daha doğru olacak gibi. Genç Yalçın takıma yavaş yavaş ısınıyor, yeteneği de umut veriyor. Ancak temposunu biraz daha artırması şart.

Ideye Brown'ı ise son iki yıl buradan çok kulağını çınlattığımız Cameron Jerome'un ikizi olarak tanımlamak mümkün. Emek yoğun, beceri eksik bir santrfor.

Yazının Devamını Oku

Göztepe ve futbol aklı

 Göztepe ile ilgili 10 Nisan’da bir yazı yazmış, takımın borçsuz oluşu, yeni stada geçilmesi gibi avantajlara değinmiş ve şöyle bitirmiştim: “Ancak geçen yılın son 5 dakikasına ligde kalmayı başaran takımla, bu yıl Avrupa hayalleri kuran takım arasındaki uçurumu ortadan kaldırmanın yolu, sağlıklı bir yapıyı oluşturmaktan, doğru bir futbol aklını bulmaktan geçiyor.”

 

 

Evet kurumsal, kalıcı, takımın bugünü ve yarınına yön verecek donanıma sahip bir futbol aklı.

 

Futbolumuzda sirkülasyonu en fazla olan teknik direktörler değil söz ettiğim. Hocalar değişse bile, futbol takımının direksiyonunu elde tutacak, rotayı çizecek bir irade.

 

Peki Göztepe bu açıdan ne durumda? Nasıl bir futbol aklı tarafından yönetiliyor. Ya da (cidden bilmediğim için soruyorum) Göztepe’nin bir futbol aklı var mı? Örneğin bu kulüpte transfer nasıl yapılır, listeler nasıl belirlenir? Seçimler sadece menajerler tarafından sunulan oyuncular arasından mı belirlenir? Göztepe’nin oyuncu tarama ekibi var mıdır? Varsa hangi ülkeler takiptedir? Hoca seçiminde temel kriterler nelerdir?

 

Yazının Devamını Oku

Meze edemezsiniz!

Türk futbolunun hali bu... Çuvaldızı kendimize batıracak olursak, Türk basınının da!

 

 

Altınordu’yu bir futbol fabrikası haline getirsen de...

Cengiz Ünder, Çağlar Söyüncü, Barış Alıcı, Berke Özer, Erce Kardeşler gibi değerleri Türk futboluna armağan etsen de...

Yarının yıldızları Ravil’i, Burak’ı daha lise yaşlarında vitrine çıkarsan da...

Türkiye liglerinin en istikrarlı hocası olsan da...

Yetmiyor!

Adının gazetelerin manşetlerini süslemesi için illa bir Fenerbahçe bağlantısı (Galatasaray veya Beşiktaş da tabii) gerekiyor!

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI