Göztepe’nin Pep’i olabilecek mi?

Spartak Trnava’yı 45 yıl sonra şampiyon yaptı, saha kenarındaki tutkusuyla Pep Guardiola ile kıyaslandı. İsim değişikliklerinden savaştan kaçışına, 15’inde aldığı diplomayla hayallerini peşinde düşüşüne karşınızda Nestor El Maestro...

 

Süper Lig’de 5. sezonunu geçiren ve geride kalan süre boyunca hep yerli hocalarla çalışan Göztepe için bir ilk Nestor El Maestro... İsmi gündeme geldiği ilk andan bu yana herkes genç teknik adamı merak ediyor, internette araştırma yapıyor, “Kim bu Maestro” sorusuna yanıt arıyor.
Gelin, Nestor El Maestro’nun o ilginç öyküsüne biraz göz atalım.
Bir savaş mağduru El Maestro. 1983 yılında Belgrad’da dünyaya gelmiş. Babası elinden tutup Kızılyıldız maçına götürdüğü o ilk gün aşık olmuş futbola. Kızılyıldız’da futbola başlamış. Ancak Yugoslavya’daki iç savaş, 8 yaşındayken onun hayatını değiştirmiş. Emlakçı olan babası, ailesinin iç savaştan koruyabilmek için İngiltere’nin yolunu tutmuş. “Bir ay önce arkadaşlarımla sokaklarda oyun oynarken, bir ay sonra kendimi Batı Sussex’te buldum. Okula gidiyordum fakat tek kelime İngilizce konuşamıyordum! Ancak Premier Lig’in sıkı bir takipçisi olmam uzun sürmedi. Premier Lig’in en görkemli günleriydi ve çocukken her şey daha romantik geliyordu” diyor o günleri anlatırken.

Göztepe’nin Pep’i olabilecek mi

Nestor Jevtic, John Smith, El Maestro

El Maestro’nun yaşamında ‘isim değişiklikleri’ hayli ilginç bir yer tutuyor. Asıl ismi Nestor Jevtic... Ancak İngiltere’ye taşındıktan sonra, ülkede Sırplara pek de sıcak bakılmaması nedeniyle ismini değiştirmeye karar veriyor. “İngiltere’de ‘ic’ ile biten soyadların çok sempatik görülmediğini söyleyebilirdim. Ayrıca diktatör Slobodan Milosevic’i dünyanın en kötü insanı olarak görüyordum ve onun gibi ‘ic’le biten bir soyadım olmasını istemedim. İngiltere’de çokça görebileceğiniz John Smith gibi bir ismi seçtim” diyor Göztepe’nin yeni teknik direktörü. O kararını bugün pek beğendiği de söylenemez! “17-18 yaşlarını bilirsiniz, saçma fikirlerle doludur. O yaşlarda yaptırdığınız bir dövmeyi düşünün! O gün, 37-38’lerde nasıl biri olacağınız aklınıza bile gelmez!..”
Dövmeleri sildirmek zahmet verici ve zor bir süreç ancak isim değiştirmek öyle değil. John Smith’ten de pek hoşlanmayan Nestor, kardeşi Nikon ile yeni bir arayışa girer. “İsmimi değiştirmeliyim fakat ne olmalı!” diye düşünürken, sahada parıldayan bir futbolcu olan kardeşine takılan “El Maestro” lakabı akıllarına gelir. O artık Nestor El Maestro’dur! İddialı, şairane bir isim... Kısa sürede bu ismi seven Sırp asıllı İngiliz teknik adam, “Nestor Jevtic olduğumdan daha fazla süredir Nestor El Maestro’yum ve çocuklarım da bu soyismi taşıyor” diyor.

Hep hayallerinin götürdüğü yere gitti

Dönelim El Maestro’nun teknik adamlık yolculuğuna... Tutkuyla hayallerinin peşinden koşan insanların özel bir yeri vardır gözümde. El Maestro, profesyonel futbolcu olacak kadar yetenekli olmadığını daha çocukluktan yeni çıktığı günlerde anlamıştı. Ancak futbolu çok seviyordu. Öyleyse, bu güzel oyunun içinde kalmanın bir yolunu bulması gerekiyordu. Henüz 15 yaşında UEFA B Lisansı’nı aldı. Hayali netti; bir Premier Lig kulübünün akademisinde çalışabilmek. Bunun için kolları sıvadı. Oyuncuların video analizlerini yaptı, antrenmanlar planladı, bu çalışmalarını Avrupa’daki çeşitli kulüplere gönderdi. Bir şekilde ‘fark edilmekti’ tek derdi. Rüyasını gerçeğe dönüştüren West Ham’ın o dönemki akademi direktörü Tony Carr oldu. Carr, El Maestro’dan 8-9 yaş takımıyla birkaç antrenmana çıkmasını istedi. Kalıcı bir iş değildi bu. Sadece bir rüyanın ilk adımıydı. Sonrasında ailesi Viyana’ya taşınma kararı aldı. Ancak Nestor’un rotası farklıydı. Juventus’ta Marcello Lippi’nin ekibinin bir parçası olma şansı bulmuştu ve bunu kaçıramazdı. İtalya’ya gitti... Sonrasında ailesinin yanına döndü ve Austria Wien’den bir teklif aldı. 2 yıl burada görev aldıktan sonra rota İspanya’ya çevrildi. Valencia’nın yolunu tuttu, burada İspanyol ekibinin genç takımlarını çalıştırdı. 2006’da ise Schalke’de yardımcı antrenörlüğe başladı. Henüz 23 yaşındaydı ve Bundesliga’nın en genç yardımcı antrenörü olmuştu! Hannover 96 ve Hamburg maceralarının ardından iki yıllık ara sonrası Austria Wien’e geri döndü. Thorsten Fink’in yardımcısıydı. Avrupa Ligi eleme turunda Spartak Trnava’ya rakip oldular. Ve bu eşleşme, El Maestro için teknik direktörlük kapılarının açılması anlamına gelecekti! Trnava yöneticileriyle tanışması, Slovak ekibinin Maestro’nun farklı fikirlerinden etkilenmesi, teknik direktörlük teklifini de beraberinde getirdi.

Göztepe’nin Pep’i olabilecek mi

Pep’le benzerliğimiz, ikimiz de keliz

34 yaşında, Spartak Trnava’nın başına geçtiğinde kimse Slovakya’da tarihi bir başarıya imza atmasını beklemiyordu. Ancak öyle bir sezon geçirdi ki, İngiltere’nin en saygın gazetelerinden The Guardian’a, Observer’e manşet oldu El Maestro, ‘işkolik’ olarak tanıtıldı. Kariyerinin ilk sezonunda Spartak Trnava’yı şampiyonluğa taşımıştı ki, bu Trnava’nın 45 yıllık tarihindeki ilk zaferi olarak tarihe geçti. Göztepe’yle adı geçtiği ilk andan bu yana taraftarların dilinden düşmeyen o efsane sevinç videosu da Spartak Trnava günlerine ait. Ligin bitimine 7 hafta kala Slovan Bratislava’ya karşı alınan ve şampiyonluğun müjdecisi olan 1-0’lık zaferi, yedek kulübesinin üstüne çıkıp çılgınca kutlamış Maestro.
İşte o sevinç, şampiyonluk kadar iz bırakmış Trnava taraftarının üzerinde. Öyle ki, saha kenarındaki ateşli görüntüsü nedeniyle Pep Guardiola’ya benzetilmiş genç çalıştırıcı. Ancak bu benzetmeye pek de katılmıyor El Maestro... “İkimizin arasındaki fark, Bundesliga’yla Slovak 1. Ligi arasındaki farkla aynı! İkimizin de başı kel ve benzerlikler burada bitiyor! Tamamen farklı bir stilde futbol oynuyoruz. Pep’in takımları oyunu topa sahip olarak kontrol etmeyi severken biz oyunu topsuz bir şekilde kontrol etmeye odaklandık.” Evet, sahanın içine bakarsak Pep ile Maestro’nun futbola yaklaşımları farklı, ancak Slovak taraftarlar “maçı yaşama” anlamında iki hocayı birbirine benzetiyorsa, buna kim, ne diyebilir?

En sevdiği: 1-0 olsun, bizim olsun!

“Gerçekçilik” Nestor El Maestro’nun yaşamında en önemli katmanlardan biri. Kısa sürede ayakları yerden kesilen, başarının büyüsüne kendisini kaptıran biri değil. Örneğin Trnava’daki şampiyonluğa karşın şunun altını çiziyor ısrarla: “Buraya geldiğimde aklımdaki tek şey, benden önceki meslektaşımdan daha başarılı olmaktı. Spartak bir önceki yılı 6. sırada bitirmişti ve ben 3. olmayı umuyordum. Ki, bu da bizim için Avrupa kupalarına katılma anlamına geliyordu. Bu Spartak Trnava için gerçekçi bir hedefti.”
Sonrasına dair biraz soru işareti var aslında. Trnava’da geçirdiği bir yılın ardından CSKA Sofya ve Sturm Graz maceraları da birer yılla sınırlı kalıyor. Göztepe’den bir önceki durağı olan Suudi Arabistan’ın Al-Taawoun ekibinde de 6 ay çalışıyor El Maestro. Yani henüz ‘istikrarı’ yakaladığı bir kulüp yok.
Peki saha içine bakışı nasıl? Bu bölüm Göztepelilerin pek hoşuna gitmeyecek olsa da 1-0’lara tutkun bir yapısı var. CSKA Sofya’daki bir röportajında “Kompakt oyunu severim. 1-0’lık galibiyetlerden hoşlanırım” diyor. Çalıştırdığı takımların hep birlikte savunma yapan, dirençli ekipler olmasını istiyor.
Dileğimiz belli... Nestor, Göztepe orkestrasına zafer şarkıları söyleten bir Maestro olsun, kulübenin üzerindeki o efsane sevinçlerini bol bol yaşasın, İzmir futbolunun bir rengi haline gelsin.
Come on coach... You can do it.

 

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI