GeriHasan Ercazip Büyük futbol
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Büyük futbol

 Bir takım deplasmanda olmasına aldırmadan ilk düdükle birlikte sahaya kazanma isteğini koyarsa...

 

“Aman önce 1 puanı cebe koyayım, fazlasını alırsam ne ala!” vasatlığına kapılmazsa...

Orta alan oyuncularını sadece ‘savunma güvenliği’ için değil de, rakip alanda baskı için kullanırsa...

Ve de “Siz topu ceza alanı içine getirin, gerisini bana bırakın” diye haykıran bir santrforu varsa...

Sonuç böyle oluyor işte.

Öyle ki İstanbulspor-Altay maçının ilk 10 dakikası henüz dolmuştu ki, Altay’ın rakibi ezip geçeceği belli olmuştu. İleri uçtaki dört oyuncusunun baskısı ile rakibi bunaltan, orta alandaki Ferhat’ı prese dahil eden, savunmada Gençer ve İbrahim ikilisiyle de rakibin cılız çıkışlarına şans tanımayan Altay; ‘Bu maçta patron benim’ mesajını verdi. Belki 1-2 fırsat kaçtı ama 33’te Paixao’nun yerdeyken yaptığı usta işi vuruş, maçın kilidini açmaya yetti.

Sonrası mı?

Futbol oynayamayınca çareyi tekme atmakta bulan İstanbulsporlu Onur’un takımını 10 kişi bırakması... Altay’ın harika bir duran top organizasyonuyla galibiyeti sigortalaması... 2-0 sona eren ilk yarının ardından ikinci yarıda farkın Altay’ın hak ettiği noktaya taşınması...

Burada bir paragraf da günün yıldızına açmak gerek.

Paixao tepeden tırnağa bir golcü. Portekizli bana Jahovic’i anımsattı. Göztepe, Spor Toto 1.Lig’de oynarken Jahovic rakiplere karşı nasıl durdurulması mümkün olmayan bir görüntü çiziyorsa Paixao’da da aynı hava var. Bu sezon, bu lige damga vuran oyuncu olursa kimse şaşırmasın.

Ve gelelim Alper Avcı’ya...

‘Büyük Altay’ın ne demek olduğunu gösteren, ‘büyük takımın’ nasıl futbol oynaması gerektiğinin resmini çizen ve sahada cesaret dersi veren teknik direktör Avcı’yı kutlamak gerek.

Devam hocam...

Türk futbolundaki vasatlığı, cesaret ortadan kaldıracak.

 

X

Sezar’ın hakkı Sezar’a

 Türkiye’de futbolu sadece mücadele üzerinden okumak gibi bir alışkanlık söz konusu. Evet mücadele bu oyunun olmazsa olmazlarından. Futbolda fizik kapasite, atletizm her geçen gün daha da önemli hale geliyor.

 

Ama bir de kalite faktörü var!

Altay’ın dün Karagümrük karşısında ortaya koyduğu mücadele, ön alan baskısı, istek kesinlikle tek olumsuz söz edilmeyecek türdendi.

Kazanmak için her şeyi yaptı mı?

Evet...

Pozisyonlar üretti mi?

Evet...

Hakemin tartışmaya fazlasıyla açık kararları var mıydı?

Yazının Devamını Oku

Göztepe’nin Pep’i olabilecek mi?

Spartak Trnava’yı 45 yıl sonra şampiyon yaptı, saha kenarındaki tutkusuyla Pep Guardiola ile kıyaslandı. İsim değişikliklerinden savaştan kaçışına, 15’inde aldığı diplomayla hayallerini peşinde düşüşüne karşınızda Nestor El Maestro...

 

Süper Lig’de 5. sezonunu geçiren ve geride kalan süre boyunca hep yerli hocalarla çalışan Göztepe için bir ilk Nestor El Maestro... İsmi gündeme geldiği ilk andan bu yana herkes genç teknik adamı merak ediyor, internette araştırma yapıyor, “Kim bu Maestro” sorusuna yanıt arıyor.
Gelin, Nestor El Maestro’nun o ilginç öyküsüne biraz göz atalım.
Bir savaş mağduru El Maestro. 1983 yılında Belgrad’da dünyaya gelmiş. Babası elinden tutup Kızılyıldız maçına götürdüğü o ilk gün aşık olmuş futbola. Kızılyıldız’da futbola başlamış. Ancak Yugoslavya’daki iç savaş, 8 yaşındayken onun hayatını değiştirmiş. Emlakçı olan babası, ailesinin iç savaştan koruyabilmek için İngiltere’nin yolunu tutmuş. “Bir ay önce arkadaşlarımla sokaklarda oyun oynarken, bir ay sonra kendimi Batı Sussex’te buldum. Okula gidiyordum fakat tek kelime İngilizce konuşamıyordum! Ancak Premier Lig’in sıkı bir takipçisi olmam uzun sürmedi. Premier Lig’in en görkemli günleriydi ve çocukken her şey daha romantik geliyordu” diyor o günleri anlatırken.

Nestor Jevtic, John Smith, El Maestro

El Maestro’nun yaşamında ‘isim değişiklikleri’ hayli ilginç bir yer tutuyor. Asıl ismi Nestor Jevtic... Ancak İngiltere’ye taşındıktan sonra, ülkede Sırplara pek de sıcak bakılmaması nedeniyle ismini değiştirmeye karar veriyor. “İngiltere’de ‘ic’ ile biten soyadların çok sempatik görülmediğini söyleyebilirdim. Ayrıca diktatör Slobodan Milosevic’i dünyanın en kötü insanı olarak görüyordum ve onun gibi ‘ic’le biten bir soyadım olmasını istemedim. İngiltere’de çokça görebileceğiniz John Smith gibi bir ismi seçtim” diyor Göztepe’nin yeni teknik direktörü. O kararını bugün pek beğendiği de söylenemez! “17-18 yaşlarını bilirsiniz, saçma fikirlerle doludur. O yaşlarda yaptırdığınız bir dövmeyi düşünün! O gün, 37-38’lerde nasıl biri olacağınız aklınıza bile gelmez!..”

Yazının Devamını Oku

Yetenek ölmez!

Derbileri farklılaştıran, özel kılan, özlettiren nedir?

Heyecanı, stresi ve kuşkusuz sürprizleri... İzmir olarak 18 yıl sonra heyecanını yaşadığımız Altay-Göztepe mücadelesi de dozunda seyreden sertliği, golleri ve son dakika çözülen düğümüyle kusursuz bir derbiydi bu oyunun tutkunları için.

İlk 11’leri öğrendiğimizde Göztepe adına dikkat çeken, Nestor El Maestro’nın ‘adaleti’ydi. Göztepe’nin yeni hocası, Başakşehir maçını çeviren 11’ini sahaya sürmüş, “Başarılı olan formayı alır” mesajını vermişti.

İlk düdükle birlikte rakip alanda baskıya giden Altay’da Mustafa Denizli’nin vermek istediği mesaj ise “Evin reisi benim”di! Bu mesaj, 21’de yerini bulabilirdi. Ancak Thaciano’nun kaçırdığı penaltı, o ana dek maçın hakimi görünen Altay’ı moral olarak çok etkiledi. Bu şok, 5 dakika sonra Soner’in penaltıdan Göztepe’yi üstünlüğe taşımasıyla ikiye katlandı. Göztepe takım düzenini koruyarak, ekstra işler yapmadan 1-0’ı bulmuş, Altay ise yaptığı baskının karşılığını alamadığı yetmez gibi geriye düşmüştü.

Gol, sanki derbinin ateşini de söndürdü. Göztepe orta alanı Obinha ile direniyor, Altay Pinares’in yokluğunu arıyor, tribünler sessiz sedasız bu gidişatı izliyordu.

İkinci yarı başında Maestro, bir sinyal daha verdi. İlk 45’in etkisiz elemanı Lourency, 1-0’lık üstünlüğe karşın kenara alındı. Altay’da ise ön alana ne katılacağı düşünülürken stoper değişikliği geldi. Mustafa Denizli, sarı kartlı Murat’ı kenara aldı, eksik kalma riskini azalttı.

İkinci yarının başında Altay başta Poko ve Zeki ile orta alanda baskı yapıyor, Cebrail sağda varını yoğunu ortaya koyuyor, Rodriques çırpınıyor, ancak Pinares’in eksikliğinde takım enerjisini üretkenliğe dönüştüremiyordu.

Bu bölümde Halil ve Ndiaye’nin önündeki boş alanlar, bu iki çabuk isme final pası atacak bir orta alan kalitesiyle birleşse, fark 2’ye çıkabilirdi. Ancak ne bu bölümde ne de 1-1’den sonra Soner’in bomboş pozisyonunda 2. golü bulamadı Göz-Göz.

Kader, derbi üzerine ağlarını örmüştü. Artık gözler Altay kulübesindeydi. Kulübede “Bu oyunu değiştirebilir” diye düşündüren tek isim, Türkiye’de bir 1.Lig efsanesi olan Marko Paixao’dan başkası değildi.

Yazının Devamını Oku

Kaf Kaf için göreve

Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın konuğuyduk önceki gece...

 Türkiye’de bir ilke imza attıkları projeleri KSK Fan Zone’u ziyaret ettik. Mavişehir’de, Mustafa Kemal Atatürk Spor Salonu’na yaklaşık 100 metre mesafede, yeşillikler içinde gerçekten çok şık bir mekan... Özellikle basketbol maçları öncesinde, sonrasında o mekanda oluşacak atmosferle kısa sürede Karşıyaka’nın en özel adreslerinden biri olmaya aday.
Ne mutlu ki, bu mekan aynı zamanda Karşıyaka Spor Kulübü’ne de önemli bir ‘akar gelir’ olacak. KSK Fan Zone’un cirosunun yüzde 15’i kulübe aktarılacak.
Öncelikle böyle bir projeyi hayata geçiren Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı ve KSK Başkanı Turgay Büyükkarcı’yı kutlamak gerek. Karşılıklı bir ‘kazan-kazan’ anlaşması olarak düşündüğüm bu proje, umuyorum ki hem belediye hem de kulüp için önemli bir gelir kaynağı olacak.

*

Yemekte Karşıyaka adına aldığımız tek güzel haber KSK Fan Zone da değildi. Büyükkarcı, transfer yasağını kaldırma adına atılan adımları aktarırken artık tünelin ucundaki ışığın göründüğünü anladık. Dile kolay, kulübün önünde dağ gibi duran 120 ayrı dosyadan geriye 11’i kalmış. Hatta yönetim, bu sorunların aşılması durumunda takıma nasıl takviye yapılacağı konusunda da hayli yol almış. Yeni sezon hazırlıkları kapsamında 7 yeni oyuncu, şimdiden takımla birlikte çalışmaya başlamış.

Yazının Devamını Oku

Tokyo’ya giderken...

Yıl 2012... Habertürk Spor’da hummalı bir hazırlık... Londra Olimpiyat Oyunları öncesi müsabakaların çoğunluğu gece olacağı için özel bir gece ekibi oluşturuluyor.


Görevin bana gelmesini beklemeden gönüllü oluyor, Halil Özer müdüre “O iş bende” diyorum. Henüz 20’li yaşların başında 3 genç kardeşimi yanıma alıyor, işe koyuluyorum.
Abartmadan söyleyebilirim ki, o dönem 23 yıllık gazetecilik hayatımın en yorucu, en hareketli ama en keyifli dönemi oluyor. Sevgili Murat Ağca Londra’da, biz İstanbul’da Türk Spor Basını’nın en başarılı, en doyurucu, en zengin olimpiyat sayfalarını yapıyoruz ki, bunun gururu bambaşka.
Geçmişin güzellikleri anılarda, yepyeni bir heyecan kapıda. Tokyo Olimpiyat Oyunları için artık geri sayımdayız.
23 Temmuz’dan 8 Ağustos’a dek tüm branşlarda muhteşem bir şölen bizi bekliyor.
İzmir olarak da heyecanımız yüksek. Bu topraklardan yetişen tam 18 sporcu ile yer alacağız sporun bu en ışıltılı sahnesinde. Ne mutlu İzmir’e, ne mutlu bunun değerini bilenlere.

Yazının Devamını Oku

O şimdi bayrak adam

Süper Lig’de 40 maçın tümünde oynayan tek oyuncu...

Sadece istikrarıyla değil, üretimiyle de geçtiğimiz yıl en parlak performans gösteren Türk kanat oyuncusu...
Dile kolay, tüm kulvarlarda oynadığı 42 maçta 10 gol, 14 asist üretmiş.
Ve bu performansına karşın, dilinden ‘adaleti, hakkı, hukuku’ düşürmeyenler tarafından Euro2020 aday kadrosuna layık görülmemiş.
Bu performans Galatasaray’da, Beşiktaş’ta, Fenerbahçe’de ya da özellikle Trabzonspor’da forma giyen bir oyuncu tarafından sergilenmiş olsa, o oyuncunun Türk Milli Takımı’ndan çıkarılması mümkün olabilir miydi?
Tabii ki hayır!
*
Siz sanıyor musunuz ki, bu tablonun farkında değil Halil?

Yazının Devamını Oku

Yaşasın İzmir modeli

Kıpır kıpır içim... Yeni aşık olmuş delikanlı gibi. Evin içinde coşuyorum, bağırıyorum, kutluyorum... Play-off’un başından bu yana hayalini kurduğumuz İzmir finaline kavuşmanın tadını çıkarıyorum. Bir yandan da maziyi hatırlıyorum.

 

 

***

Tarih 15 Mayıs 2017...
Daha iki hafta önce Göztepe’nin Süper Lig’e yükselişini kutladığımız Antalya’dayız...
Bu kez hedef Altay’ı, 3.Lig’den 2.Lig’e çekmek... Altay finalin galibi oluyor ve o günü şöyle kaleme alıyorum...

“Büyük zaferden de öte bir kazanımın altını çizmek gerek. Kaderi yalnızlık olan bir şehirde bu kez yalnız değildi Altay... Karşıyaka formasının üzerine Altay kaşkolu takan da vardı, Göztepe formasıyla siyah-beyaz tezahüratı yapan da...

Yazının Devamını Oku

Şampiyonun yüreği

NBA’de 1994 yılının şampiyonu olan Houston Rockets için 1995 kabus gibi geçer. Süper yıldızı Hakeem Olajuwon sakatlanmış, Houston play-off biletini son sıradan almıştır. Herkesin burun kıvırdığı o takım, önce finale yürür. Ardından Orlando’yu 4-0’la süpürür ve coach Rudy Tomjanovic mikrofonu eline alıp, gözyaşları arasında o unutulmaz sözleri söyler: Bir şampiyonun yüreğini asla hafife almayın!


*
Sekizli Final öncesi... Covid belası takımın yakasına yapışmış. Antrenöründen sporcusuna, menajerinden çalışanına ‘sağlam’ kimse kalmamış. Ligde maçlar ertelenmiş, Pınar Karşıyaka tam kadro çalışmaya hasret kalmış...
*
Sekizli Final’in ilk maçı... Daha maçın başı. Takımın temel taşlarından Dj Kennedy sakatlanmış, Kaf Kaf bir darbe daha almış...
*
Yarı final... Pınar Karşıyaka çift haneleri yakaladığı maçta 6 sayı geriye düşmüş. Üstüne üstlük son çeyrekte hakemlerden ‘sanki Kaf Kaf’ın fişini çekmek istercesine’, asla kabul edilmeyecek 3 düdük gelmiş.

Yazının Devamını Oku

İzmir modeli ve Rota Koleji

“İzmir’in son 10 yılda yarattığı en parlak marka nedir?”

Bu soruyu bana soracak olursanız, “Altınordu” derim hiç düşünmeden. Seyit Mehmet Özkan’ın vizyonu, çok değerli iki ağabeyim Ali Ergöçmez ve Özgür Özgürengin’in spor iletişimi ve PR alanında harikalar yaratmasıyla bugün Türkiye’de hemen herkesin bildiği bir marka haline geldi Altınordu...

Ne mutlu ki, bugün bu proje altyapı üzerine açılan her sohbette örnek olarak gösteriliyor, takdir topluyor.

 

*

 

Oysa...

Aynı yolda ilerleyen, takdire değer bir noktaya gelmesine karşın bence hakkı yeterince verilmeyen başka bir proje daha var bu şehirde!

 

Yazının Devamını Oku

İki karınca

Çaykur Rizespor, bir önceki deplasmanda Galatasaray’ı 4-3 yenmiş, sezonun önemli sürprizlerinden birine imza atmıştı. Net bir şekilde söyleyebiliriz ki, bu maçı ve Karadeniz temsilcisinin genel deplasman oyununu çok iyi analiz etmiş Göztepe teknik ekibi... Rize kanatlarda boş alan bulduğunda özellikle Baiano ve Samudio ile çok etkili olabiliyor. Maçın ilk yarısında gördük ki, Göztepe için bu tehdidi bertaraf etmek temel hedef gibiydi. Özellikle kanatlardaki ikililer birbirine yardımcı oldu, takım bütünlüğü neredeyse hiç bozulmadı.

 

İşin savunma tarafı tamamdı ama hücumda etkinlik sağlanamayınca, ilk yarıda ortaya izlemesi işkenceye dönen bir maç çıktı maalesef! Öyle ki 45 dakika boyunca kalecilerin adını duymadık neredeyse!

İkinci yarıyla birlikte takım bütünlüğünü koruyarak, baskı kalitesini biraz daha artırdı Göztepe. Bu baskı, defansif anlamda çok da üst düzey bir takım olmayan Rize’nin savunmadaki konforunu kaçırmaya yetti. Kilidi açacak bir gol bekliyorduk ki, Halil günün çilingiri oluverdi.

Yiğidi öldür, hakkını ver...

Göztepe’nin transferlerini ve bir futbol aklıyla hareket etmemesini çok eleştirdim bu köşeden. Ideye’den Mihojevic’e, Megyeri’den Burekovic’e kadar eleştirilerimin de arkasındayım.

Ancak bu sezonun iki kazanımının altını çizmekte biraz geciktiğimin de farkındayım.

Obinna dünkü görüntüsüyle gerçekten bu takım için ne denli önemli bir parça olduğunu gösterdi. Geldiğinde de her topa koşan bir oyuncuydu. Ancak kazandığı topları kullanma becerisi arttıkça çok daha özel bir isim haline geldi.

Ve Ndiaye... Sezona Ideye’nin arkasında başladı, emeğiyle formayı aldı, golleriyle takımına önemli katkı yaptı. Göztepe’nin iki çalışkan karıncası, bu performanslarıyla alkışı hak etti.

Yazının Devamını Oku

Bardağın boş tarafı

Lige verilen iki haftalık ara... Öncesindeki oynanan iki maçta alınan ‘sıfır’ puan, yenilen 8 gol... Böyle bir tabloda, Kayseri sınavının Göztepeli oyuncular için bir ‘başkaldırı’ maçı olmasını bekliyor insan...

 

 

Ama işte, hayaller başka ve hayatlar başka.

İlk yarı bitmiş, rakamlara bakıyorsun. Rakip kalede yarattığın tehlike sıfır... İsabetli şut sıfır... Kullandığın korner sıfır... Futbol olarak sıfırsın, sıfır!

Kayserispor’un direkten dönen şutunu, kaçırdıklarını düşününce, devreyi 1-0 geride kapattığına şükrediyorsun. İşin garibi Ünal Karaman, ikinci yarıya da aynı 11’le çıkıyor. Evet, ikinci yarıda biraz daha kıpırdanıyor, gol buluyor, rakibin baskısına karşın pozisyonlar üretiyor ve 1 puanı alıyor Göztepe. Buraya iki açıdan bakmak mümkün. “Deplasmanda 1 puan iyidir” der, mutlu olabilirsin. Bardağın dolu tarafı...

Ya da “Daha iyisi neden olmuyor” diye düşünebilirsin.

Sizi bilmem ama ben Kayserispor’dan alınan 1 puana düğün-bayram yapacak değilim! Aksine kafama takılan sorulara cevap aramak niyetindeyim.

Örneğin...

Yazının Devamını Oku

Bir utanç bir ders

Yıllar önce... Arkasspor voleybolda bir Avrupa Şampiyonluğu gururu yaşamış, ben de İstanbul’dan röportaj için İzmir’e gelmişim. Meslek hayatımın en keyifli söyleşilerinden birini yapıyorum Lucien Arkas ile... O babacan adam, “Takımla ilgili sizi en çok ne kızdırır” soruma hiç unutmadığım bir yanıt veriyor: Mücadele etmeden yenilmek... O formanın arkasında benim ismim ve İzmir’in adı yazıyor. Ben İzmir’i yerlerde süründürmem!

 

 

Maçta ilk yarı geride kalmış, boş gözlerle tabelaya bakıyorum... İçimde hazmı kolay olmayan skorun öfkesi, aklımda “Sen olsan devre arasında kimi çıkarırsın?” sorusu... Cevap çok zor aslında. İkinci 45’e çıkmayı hak eden tek bir oyuncu yok ki sahada! Sivasspor oynamış, Göztepe izlemiş...

Gradel sahada dalga geçercesine çalımlar atarken Göztepeli oyuncu mücadele etmemiş... Rakip 45 dakikada 4 gol bulurken isyan etmemiş... Utanmamış, sıkılmamış...

Ayıptır beyler!

Futbol bu... Yenmek de var yenilmek de... Ama bu takım sahada böyle ruhsuz, böyle umursamaz o-la-maz!

Lucien Arkas’ın bakış açısıyla sahadaki o 11 kişi, sırtlarındaki Göztepe ismini, İzmir ismini yerlerde süründüremez.

İkinci yarıdaki kıpırdanış, atılan 3 gol böyle bir rezilliğin özrü kabul edilemez.

Yazının Devamını Oku

Kaşıntı!

Futbol tabela üzerinden okunan bir oyun... Hele hele Türkiye’de. Kazanan her zaman haklıdır.

 

Bu pencereden bakıldığında Göztepe bulutların üzerinde. Öyle ya! 3 hafta önce biri çıkıp da “Başakşehir, Fenerbahçe, Kasımpaşa üçgeninden 9 puan gelir” dese, o arkadaşın iyimserliğine şapka çıkarırdık! Ancak üst üste 3 galibiyet geldi, Göztepe ‘tam 35’ puana ulaştı.

Bu bölümle ilgili hem teknik ekibi hem de oyuncuları tebrik etmek boynumuzun borcu...

 

Ancak...

Dünkü galibiyetin ağzımızda ekşi bir tat bıraktığını da belirtmek gerek.

Rakip sahaya 4 eksikle çıkmış... Ki bu eksiklerin ikisi Hodzic ve Thelin gibi hücumdaki başrol oyuncuları... Üstüne üstlük o Kasımpaşa henüz 15. dakikada 10 kişi kalmış. Böyle bir tabloda Göztepe’den ne beklersiniz?

Ev sahibi olarak, eksik rakibine karşı net bir oyun üstünlüğü kurmasını, pas yaparak gardını düşürmesini... Göztepe 10 kişiye karşı 10 dakika sonra tabelayı değiştirdi değiştirmesine. Ancak skordaki üstünlüğünü oyuna taşıyabildi mi derseniz, maalesef hayır.

Yazının Devamını Oku

Nefes

Offf... Öyle bir galibiyet ki, gecenin karanlığında kan ter olduğunuz bir kabustan uyanmak gibi... Buhranların içinde alınan bir derin nefes gibi... Kurumuş boğazdan geçen ilk yudum su gibi...

Bazen bir galibiyet, 3 puandan çok daha fazlasını ifade eder. Göztepe için karanlıkları, korkuları, baskıyı dağıtma adına öyle bir sınavdı Başakşehir maçı. Sahaya çıkan 11’de Zulj ve Jahovic’i görünce, “Budur” dedim içimden. Bu tercih sürpriz değildi belki ama 11’i görenleri şaşırtan hamle savunmadaki Atınç-Alpaslan ikilisiydi. Ligin en güçlü santrforlarından Crivelli’ye karşı Mihojevic’in çok yumuşak kalabileceğini düşünen Ünal Karaman’ın maça farklı stoperlerle başlaması bence doğru karardı.

Teknik kalitesi ve pas becerisi yüksek oyuncuların sahada oluşu, topa hakim olmayı da beraberinde getiriyor. 2 haftadır “Nasıl 11’de olmaz” dediğimiz Zulj 45 dakika boyunca dökülse de ilk yarıdaki Göztepe, sezonun en akıcı oyunlarından birini sergiledi. Soner’in becerisi, Ndiaye’nin solda aldığı topları iyi kullanması keyif veren bir futbolu ortaya çıkardı. Altını çizmek gerekiyor ki, Soner’in attığı gol, ceza alanı içine yaptığı enfes koşunun taçlanmasıydı adeta.

İkinci yarı başında Jahovic’in kazandırdığı penaltıda Zulj’un farkı ikiye çıkarması Göztepe’ye daha da özgüvenli oynama lüksü getirdi. Ancak ne garip ki, bu keyifli macera filminin ‘korkuya’ dönüşü de birkaç dakika içinde oldu. Soldan sağa taşınan enfes bir Göztepe atağında Zulj’un boş kaleye giden topunu Jahovic adeta çizgiden çıkarıp sonrasında skor 2-1’e gelince, özgüven yerini gerilime bıraktı.

Önce Esiti ile orta alanı daha defansif hale getiren, sonrasında Titi ile savunmayı beşleyen Ünal Karaman’ın hamleleri, rakibin hızını kesme adına kabul edilebilirdi.

Sonuçta haneye yazılan 3 puan, Göztepe’yi toparlayacaktır. Ve dünkü performansları çok parıltılı olmasa da Göz-Göz bence Jahovic ve Zulj’u taşıyacak bir yapıyla yola devam etmeli.

Yazının Devamını Oku

Yapma hocam!

Yeni bir kulüpte göreve başlıyorsun… İlk iki maç, sıfır puan.

 

Hele ki bu yenilgilerin birini, ligin dibindeki takıma karşı alıyorsun. Düşme hattıyla puan farkı 4’e inmi

Haliyle biraz gerilir insan... Arayışa girer...

Ne yapar mesela?

İsim olarak bir şeyler vadeden ancak sahaya her çıkışında çıldırtan hatalar yapan Gassama’yı bir de kendi denemek ister... Yanılır! O Gassama, Malatyaspor’un golünde 15 metre gerisinden gelen rakibinin kaleciden dönen topu tamamlayışında ‘genel izleyici’ rolünü üstlenir. Evet Gassama’nın yerine sahaya süreceğin Murat Paluli ‘bir Cafu değil’ ama yapma hocam! İlla deneyeceksen, Kerim’i dene...

 

***

 

Yazının Devamını Oku

Futbolun vefası

Doktorun yüzüme söylediği o söz var aklımda... “Babanı acilen bir üniversite hastanesine yatırın, kurtulma şansı çok az...”

 Gerisi tam bir boşluk...

Çok şükür ki biz babamızı Covid canavarının elinden kurtardık ama geçirdiğim o 15 günü, o gözyaşlarını iyi bilirim.

Biz, hastane sürecini böylesine travmatik yaşarken, sabah babasının haberini alan bir adam işinin başında. Gömmüş acısını içine, 11 yapmış, taktik vermiş maça çıkmış...

Futbolun, kazanmanın, 3 puanın boş olduğu böyle bir noktada Denizlispor Teknik Direktörü Hakan Kutlu’ya önce başsağlığı dilemek, ardından profesyonelliğine şapka çıkarmak boynumuzun borcu.

 

***

 

Denizlisporlu oyuncular, böyle bir günde kendilerini yalnız bırakmayan hocalarına bir galibiyet hediye etmek için hırslı, istekli.

Yazının Devamını Oku

Hoş geldin futbol

Konyaspor maçından sonra tekrar tekrar okudum yazdıklarımı... Aklıma takılan o soruya cevap aradım... Acaba Peter Zulj’a övgüyü biraz fazla mı kaçırmıştım?

Dün gördüm ki, az bile övmüşüm Avusturya Prensi’ni! Adam, tepeden tırnağa kalite... Öyle Brezilya usulü ters çalımlar, göz boyayan hareketler falan değil kalitesini gösteren... Top ayağına geldiğinde, yapılması gereken en doğru hamleyi, en basit şekilde oynaması. Cruyff’un “Futbol basit bir oyundur. Zor olan ise basit futbol oynamaktır” sözünün kelime karşılığı sanki. Dün gol perdesini açan kafa dokunuşu da, buram buram kalite kokuyordu... Neredeyse takımla çıktığı antrenman sayısından fazla gol attı Avusturyalı!

Ancak dünkü parıltılı galibiyetin başrolündeki isim farklıydı... 2 gol attı, 1 attırdı, her şeyin ötesinde oynadığı futboldan keyif aldı, izleyenlere keyif verdi. Sürati ve çabukluğu 2.Lig’de oynadığı günlerde de vardı ama özellikle geçen yıldan bu yana artan skor becerisiyle ciddi fark yaratmaya başladı Halil Akbunar. Ve ne mutlu bize ki, Süper Lig’in önemli kanat oyuncularından biri oluşuna hafta hafta tanıklık ettik.

Türkiye’de futbolun yorumlanışı skor üzerine... Ligin hangi noktasında olursan ol, kötü futbolun bir bahanesi vardır her zaman. İlk haftalarda, takım henüz hazır değildir... Sona yaklaşmışken ‘artık futboldan çok skora bakıldığı dönemlerden’ geçiyorsunuzdur... Cümleler hep aynı şekilde biter: Önemli olan kazanmaktı...

Ancak işin özü öyle değil. Dün sahada kazanmaktan öte şeyler koydu ortaya Göztepe... Üst üste 15 pas yapan, oyunu ters toplarla değiştiren, kanat oyuncularının ceza alanı içi koşularıyla rakibi şaşkına çeviren bir Göztepe’yi izlemek, emin olun 4-0 galibiyet kadar anlamlıydı. Attığı kadarını da kaçıran takım gözlerimizin pasını sildi, bizlere “Hoş geldin futbol” dedirtti...

Daha da önemlisi... Göztepe’de Zulj ile başlayan doğru adımlar artıyor sanki. Trabzonspor’dan kiralanan Diabate de, orta alandaki Zulj-Soner ikilisinden alacağı ‘doğru’ paslarla Göztepe’ye faydalı olmaya aday. Süratli, çabuk, tempolu... Final pası ve son vuruş kalitesini biraz olsun artırabilirse, Tripic’ten alınamayan katkıyı verebilir Göztepe’ye.

Ve finali Ünal Karaman’la yapalım... Duruşu olan, efendiliğiyle tanınan, Trabzonspor’da gençlere verdiği şansla herkesin takdirini kazanan Karaman, görünen o ki Göztepe’nin yeni teknik direktörü olacak. Dünkü maçı tribünden izleyen, sosyal medyadan anlaşıldığı üzere taraftarın gönlünü de daha göreve gelmeden kazanan Karaman, Göz-Göz’e çok yakışacak.

Yazının Devamını Oku

Kalite fark edilir

Hayatın bazen keskin virajları vardır... Orada alacağınız kararlar, gemiyi limana yanaştırıp yanaştıramayacağınızı belirler. Göztepe Yönetimi, şu an öyle bir virajın eşiğinde. Hayır hayır... Yalnızca teknik adam seçimi değil meselem... Kadronun nasıl güçlendirileceğini, teşhis ve tedavinin nasıl ilerleyeceğini merak ediyorum ben.

 

Bu anlamda dünü, ‘umut verici bir başlangıç’ olarak kabul edebiliriz.

Neden mi? Elbette ki, Peter Zulj yüzünden...

Sezon başından bu yana, orta alanın merkezine, santrfora, bir kanat oyuncusuna ve sağ beke takviye ihtiyacı olduğunu yazıp durduk. ‘Kalite’ eksiğine dem vurduk.

Gördük ki, orta alanın merkezine ‘kalite’ katılmış.

Gördük ki, bir oyuncu bir takımın oyununu tek başına bile farklılaştırabiliyor. Bunu Zulj’un attığı 2 golden bağımsız söylüyorum.

Nasıl mı?

Gelin, Göztepe’nin attığı 2. golü kafanızda canlandırın. Zulj gelmeden önce Göztepe’nin kendi ceza alanı önünde kaptığı bir topu, rakip ceza alanına böyle temiz taşımak için iki Soner’e ihtiyacı vardı! Çünkü Soner’in dışında hiçbir oyuncunun atağı başlatan pası Tripic’in kafasına gönderebilecek bir tekniği yoktu! Ve o pası atan adamın, bir anda ceza alanı önüne ‘ışınlanması’ fizik olarak mümkün değildi. Dün Soner atağı başlattı, Tripic’in indirdiği topu Cherif taşıdı, Zulj bitirici koşuyu yaptı ve parıltılı bir vuruşla ağları buldu.1. golde de Halil ile Zulj’un yaptığı doğru verkaç, önce rakip savunmayı bir anda çaresiz kıldı. Finalde de yine ceza alanı içine koşuyu yapan Zulj net bir plaseyle ikinci golünü attı.

Yazının Devamını Oku

Söz sende başkan

Göztepe’de İlhan Palut gitti ama tartışma bitmedi. Şirketteki hisse devrinden Erk Toros’a, hatalı transferlerden yeni oyuncu önerilerine kadar pek çok konu açıklık bekliyor. İşte yatını Başkan Mehmet Sepil’de olan o sorular...



1- Son 6 haftayı 1 puanla geçen ve düşme hattına yaklaşan takımla ilgili tek sorumluluk teknik direktör İlhan Palut’a mı aittir?
2- Size göre Göztepe yeterli ve kaliteli bir kadroya sahip midir? 
3- Süper Lig’de 4. sezonunu geçiren ve bu süreçte 34 yabancı oyuncu transferi gerçekleştiren Göztepe’de Beto, Andre Castro, Jahovic ve Demba Ba dışında akılda kalan tek yabancı olmamasının sorumlusu kimdir?
4- Göztepe kulübünde transfer süreçleri nasıl işlemektedir? Seçimleri kim yapmaktadır? Teknik direktörler bu sürecin neresindedir? İlhan Şahin, Aktuğ Sönmez gibi profesyonellerin transfer sürecindeki görev ve sorumluluğu nedir?
5- Guilherme nerededir? Çin’e transfer olacağı söylenen, haftalardır forma giymeyen oyuncuyla ilgili gelinen son nokta nedir? Takımın en kritik oyuncularından birinin böylesine bir bilmece içinde kaybolması normal midir?

Yazının Devamını Oku

Patlıcan!

Çocuktum... Futbol aşkım yeni yeni başlıyordu.

 

O, Yeni Salihlispor’u ligde tutmak için çırpınıyor, kulübe gelmesi için nasıl ikna edildiğini anlatırken herkesi kahkahalara boğuyordu.
Büyüdüm, gazeteciliğe başladım.
O, İzmirspor’da, Bucaspor’da, zaman zaman yine Yeni Salihlispor’da ‘dara düşen’ kim varsa, kümede tutmak için kolları sıvıyordu.
Can adamdı Ergun Kantarcı. Netti. ‘Mış’ gibi yapmaz, yaşamazdı. Sevinecekse, göbeği gömleğinden taşarcasına sevinir, kızacaksa okkalı bir küfrü yapıştırıverirdi.
Sivri dilliydi, bildiğini söylerdi. Ege futbolunun hafızasına kazanan bir sözü vardı ki, İzmirspor’dan kovulmasına sebep olmuştu.
“Bana patlıcan vermiyorsunuz, musakka istiyorsunuz!”

Yazının Devamını Oku