GeriHande FIRAT Tahliyenin perde arkası ve havaalanı görüşmeleri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tahliyenin perde arkası ve havaalanı görüşmeleri

Türkiye bir süredir Taliban, Taliban’ın müzakerelerde bulunduğu Afgan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah ve eski siyasetçi Gulbeddin Hikmetyar’ın da aralarında bulunduğu isimlerle, Pakistan ve Katar ile görüşmeler yürütüyordu.

Amaç eğer Taliban ile şartlarda uzlaşılabilirse muharip nitelikte olmayan Türk askerinin Uluslararası Hamid Karzai Havaalanı’ndaki görevinin ve havaalanı işletmesinin sürdürülmesiydi. Ankara, uzlaşma olmaması durumunda ya da bir aksilik yaşanması halinde her ihtimale göre de hazırlık yapmıştı. Türk askerinin hiçbir şekilde riske atılmaması için, 24 saat içinde tahliye planı en başından hazırlanmıştı. Görüşmelerden Türk askerinin kalması için olumlu bir sonuç çıkmadı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türk askerinin tahliye kararının “çeşitli temaslar, mevcut durum ve şartlar değerlendirilerek” alındığını söyledi. Peki o temaslar neydi? Taliban ne söyledi, endişesi ne idi?

GÖRÜŞMELERİN NİTELİĞİ VE İÇERİĞİ

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve MİT ile görüşmeler yürüttü. Pakistan ve Katar’ın yanı sıra Taliban ile de bazı seviyelerde doğrudan görüşmeler yapıldı. Taliban başından beri Ankara’ya “Türk askerinin varlığı ile ilgili soru işaretlerini” iletti. Türk askerinin kalmasına sıcak bakmadıklarını söylediler. Gerekçe olarak da Türk askerine müsaade etmeleri durumunda yarın öbür gün Rusya, Pakistan, Çin gibi ülkelerin de asker konuşlandırmaya kalkabileceğini ifade ettiler. Ancak Taliban, Ankara’dan havalimanını işletmesini istedi.

HAVAALANININ İŞLETİLMESİ GÖRÜŞMELERİ

Bu konuda Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın da NTV’ye yaptığı açıklamada, “Sivil uzmanlarımız havalimanı için destek verebilir. Bununla ilgili müzakereler devam ediyor. Bunu Türkiye’nin devam ettirmesi konusunda bir irade de ortaya koyuyorlar” demişti. Gelelim ayrıntılara... Edindiğim bilgilere göre, Türkiye ile Taliban arasında havaalanının işletilmesi yönünde görüşmeler sürüyor. Ağırlıklı olarak Türk Hava Yolları üzerinde duruluyor. Özel bir şirketin de gündeme gelebileceği belirtiliyor. Ancak buradaki sorun havaalanının güvenliği. Taliban güvenliği sağlayacağını söyledi. Ankara ise tek başına silahlı Taliban mensuplarıyla havaalanı güvenliğinin sağlanamayacağını anlatıyor. Havaalanlarında özel bir sistem kurulması, hatta özel bir güvenlik şirketinin görevlendirilmesi gerektiği de konuşuluyor. Karşılıklı şartlar şimdilik masada. Türkiye’nin talepleri kabul edilirse, iki taraf uzlaşırsa Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’nın Türkiye tarafından işletilmesi gündeme gelebilir. Bu konudaki görüşmeler kadar Taliban yönetimiyle Afganistan’daki güvenlik meselesinin de Türkiye açısından önemli olduğunu söyleyelim.

MÜZİKSİZ BİR ÜLKE

Dünyanın gözü Taliban’da... Kaos sona erecek mi? İnsan hakları ve kadın hakları uygulanacak mı? Bu soruların yanıtları sözde değil uygulamada görülmek isteniyor. Taliban Sözcüsü Zabuhullah Mücadid, New York Times’a yaptığı açıklamada Afganistan’daki kadınların uzun vadede günlük rutinlerine dönebileceğini ancak 2 günden uzun yolculuklar için yanlarında bir erkek olması gerekeceğini söyledi. Öncelikle umarım Afganistan’daki kadınların günlük rutinleri 2021 yılı biterken Pakistan’daki, Türkiye’deki, Almanya’daki kadınlar gibi olması gerektiğini anlarlar. Dünyanın gündeminde küresel ısınma, uzay yolculukları varken, ülkeleri perişan haldeyken kadınlarla ve onlara çerçeve çizmekle uğraşmaktan vazgeçerler. Bir de müzik konusuna takıklar... Taliban Sözcüsü verdiği demeçte, kamuya açık alanlarda müzik çalınmayacağını da söyledi. Ah işte biraz da bundan oluyor bu geri kalmışlık, mutsuzluk, huzursuzluk... Oysa müzik ruhun gıdasıdır. Biraz müzik dinleseler belki hayata bakışları da biraz yumuşar.

 

X

Reform yerine misyon

Yıllardır eğitim sorunlarımızı konuşuruz ama bir türlü o sorunlar çözülemez. Yıllardır her gelen bakan iddiasını “Eğitimde Reform” duyurusuyla kamuoyuyla paylaşır.

Tartışma başlar, ya dağ fare doğurur ya da reformun sonu bir türlü gelmez. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ile bir grup gazeteci sabah kahvaltısında bir araya geldik. Bu kez “Reform” kelimesini duymadık. Reform yerine “Misyon” dedi Mahmut Özer. Misyonunu ise dezavantajlı bölgelerin fırsatını artırmak ve fırsat eşitliği olarak tanımladı.

HEDEFLER

Ana sorun fırsat eşitliği. Ana hedef ise tüm Türkiye genelinde nitelikli eğitime ulaşabilmek. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in anlatımlarından yola çıkarak atılacak adımları maddeler halinde sizlerle paylaşayım:

OKUL ÖNCESİ EĞİTİME ÖNCELİK VERİLECEK: Akademik başarı sosyal, ekonomik, ailenin eğitim seviyesiyle yakından ilişkili. Şartlar ve seviyeler arasındaki farkı minimize etmek için okul öncesi eğitime ağırlık vermek gerekiyor. Okul öncesi eğitim kurumları tüm Türkiye genelinde artırılacak. Türkiye genelinde Milli Eğitim Bakanlığı’na ait 2 bin 784 anaokulu var. Hedef bir yılda 3 bin anaokulu daha yapmak. Öncelik dezavantajlı bölgelerde olacak.

TEMEL EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ: Tüm Türkiye’de ilkokulların altyapıları güçlendirilecek ve aynı fiziksel imkânlara kavuşturulacak. Yani Rize’deki ilkokul ile İstanbul Etiler’deki ilkokulun donanımı aynı olacak.

MESLEKİ EĞİTİM GÜÇLENDİRİLECEK: Türkiye katsayı uygulaması travmasını artık geride bıraktı. Mesleki eğitimi artık başarılı öğrenciler tercih ediyor. Mesleki eğitimin tercihinde istihdam öncelik taşıyor. Bakanlık istihdama uygun düzenlemeye öncelik verecek. Mesleki Eğitim Merkezleri’nin öğrenci sayısı istihdama uygun artırılacak.

ÖĞRETMENLERE EĞİTİM:

Yazının Devamını Oku

Dikkat dikkat! Dünya sizin için hâlâ güvensiz bir yer!

“Erkek çocuklarının eğitime erişimi yeterli değil.

Toplumun erkek çocuklarına yönelik tutum ve davranışlarını mutlaka değiştirmemiz gerekir.

Erkeklerimizin ve erkek çocuklarımızın cinsiyetlerinden ötürü maruz kaldıkları eşitsizlik konusunda farkındalığı artırmak gerekiyor.

Erkek çocuklarımızın çocuk yaşta evlendirilmeleri kabul edilemez.

Hedef erkekler ve erkek çocuklarını güçlendirerek, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek, sürdürülebilir kalkınmayı hızlandırmak için çalışmalar yapmaktır.

Gerçek eşitlik, tüm erkek çocuklarının şiddete karşı güvende oldukları, haklarını serbestçe kullandıkları ve yaşamda eşit fırsatlardan yararlandıkları gelecektir.

Söz konusu satırlar hemen hemen tüm ülkeler için geçerlidir. Bazı ülkelerde ise durum daha da vahimdir.”

Sevgili okurlarım lütfen dönün, yukarıdaki cümleleri bir kere daha okuyun. Özellikle erkek okurlarım, acaba bu satırlar sizi rahatsız etti mi? Sizler için bir de “Erkekler Günü” ya da “Dünya Erkek Çocukları Günü” olduğunu düşünün. Kadınların ve kız çocuklarının tüm coğrafyalarda yaşadıklarını sizlerin yaşadığını hayal edin. Örneğin, Türkiye’de sadece bu eylül ayında kadınlar tarafından 37 erkeğin öldürüldüğünü düşünün... Acı değil mi? Kabul edilemez değil mi? Nereden çıktı bu saçma sapan satırlar

Yazının Devamını Oku

‘AK Parti’yle anayasa için masaya oturmayacağız’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir süredir il il Türkiye’yi dolaşıyor, sorunları dinliyor. Mersin’de nakliyecilerle buluşmasına bazı gazeteciler de davetliydi. Bölge büyükşehir belediye başkanlarının ve bazı milletvekillerinin de katıldığı o buluşma öncesinde ise gazetecilerle yemekli akşam sohbetinde bir araya geldi. Aklındaki cumhurbaşkanı adayının bir anlamda robot resmini çizdi. Millet İttifakı’nın seçimi kazanması durumunda sistem değişimine kadar nasıl çalışması gerektiğini anlattı. İki dikkat çeken açıklama yaptı. AK Parti ile anayasa masasına oturmayacaklarını söyledi. 2023 seçimlerine giderken iktidar partisi tarafından gerilimin tırmandırılma olasılığından ve “siyasi cinayetlerden” de endişesi olduğunu açıkladı. Kılıçdaroğlu’nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

AMAÇ GÜNDEM DEĞİŞTİRMEK

(Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden asla dönüş yok açıklaması)

“2017’den bu yana yaşamımızın her alanında geriye gittiğimizi görüyoruz. Sürekli geriye giden ve ülkeyi bir kişinin iki dudağına teslim eden bir yapıyla karşı karşıyayız. Erdoğan sistemden memnun. Erdoğan gerçeklerden koptu, gerçeklerin dışında.

(AK Parti’nin Başkanlık Sistemi’ne ilişkin yeni anayasa çalışması)

Zaten var olan anayasa askıda, hukuk sistemi askıda. Amaçları gündemi değiştirmek. Ekonomiyi, işsizliği gündemden çıkartalım, gereksiz, lüzumsuz anayasa tartışması yapalım istiyorlar. Erdoğan’ın bir Anayasa değişikliğine ihtiyacı yok. Zaten her söylediği yasa hükmünde.

(Erdoğan’ın siyasi partilere yaptığı yeni anayasa çağrısı)

Biz hiçbir zaman AK Parti’yle bir anayasa değişikliği için masaya oturmayacağız. Oturduğunuz andan itibaren otoriter yönetime meşruiyet kazandırmış oluyorsunuz. Onların bizimle oturup anayasa değişikliğini görüşebilmeleri için önce iradelerini kamuoyuna deklare etmeleri lazım. “Biz bu sistemden rahatsızız. Bu sistem, Türkiye’ye büyük zararlar verdi, biz bunu bitirmek istiyoruz” demeleri lazım.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin ABD’den beklentisi

“İKİ NATO ülkesi olarak şu andaki gidiş pek hayra alamet değil. Benim Başbakan, Cumhurbaşkanı olarak yaklaşık 19 yıllık yöneticilik hayatımda Amerika ile olan münasebetlerimde geldiğimiz nokta maalesef iyi bir nokta değil. Ben oğul Bush ile iyi çalıştım, Sayın Obama ile iyi çalıştım, Sayın Trump ile iyi çalıştım ama Sayın Biden ile iyi başladık diyemem.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri çok tartışıldı. Acaba Türk-Amerikan ilişkilerinde açıklanmayan yeni bir olumsuzluk mu yaşandı, yoksa BM Zirvesi sırasında Erdoğan-Biden görüşmesi olmadığı için mi bu sözler söylendi sorularına yanıt arandı. Hayır, ikisi de değil. Aslında Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin nedeni birikim ve ABD yönetiminin Türkiye’nin talepleri karşısında hiçbir adım atmaması. Maddeler halinde sıralayacak olursak:

PYD/YPG ve FETÖ konusunda hiçbir adım atmıyorlar.

Aksine PYD/YPG’ye silah yardımına devam ediyorlar. Üstelik “DEAŞ’a karşı mücadeleyi yürüttüler. Onları yüzüstü bırakamayız. Şimdi de İran ve Rusya’ya karşı politikalarımızda önemliler” mesajı veriyorlar.

CAATSA yaptırımları ve F-35 konularında da ilerleme yok.

Oysa Türkiye haklılığı anlatmaya devam ediyor, ancak bir başkandan diğerine politikaları değişmiyor.

Türkiye üç başlığı ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor.

Ankara Washington’a “Siz bizden bir şey talep ettiğinizde makul ölçüler içinde gerçekleştiriyoruz, ancak siz adım atmıyorsunuz” sitemini iletti.

Yeni bir S-400 alımı gündemde yok. Ankara şartlarda anlaşılırsa Patriot alımını konuşmaya da hazır.

Yazının Devamını Oku

Geciken adalet sorunu ve çözümü

Tarafsız ve bağımsız yargı... Son yıllarda Türkiye’de hukuk ve adaletle ilgili tüm kesimlerce dile getirilen temel istek. Sistemde bir sorun olduğu iktidar tarafından da görülüyor ki hem “tarafsız ve bağımsız yargı” temel talebi dile getiriliyor, hem de sorunları aşmak için yargı reformu strateji belgesi hayata geçirilmeye çalışılıyor.

Haklı olarak özellikle muhalefet “yirmi yıllık iktidarda neden bu eksiklikler giderilmedi?” sorusunu gündeme getirebilir. Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 24. Dönem Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları Kura Töreni’nde yaptığı konuşmadaki şu cümlelere sanırım kimsenin itirazı olmayacaktır. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında geçen şu cümleler aynı zamanda eksiklikleri ve sorunları da ortaya koyuyor:

“Temel hak ve özgürlerin teminat altına alınmadığı, adaletin sağlanmadığı, adalete güvenin zedelendiği bir toplumda siyasi iradenin ekonomik  kalkınma ve ilerleme yönünde yapacağı hamlelerde eksik kalmaya mahkûmdur.”

“Sadece modern ve ihtişamlı binalar yapmakla adaletin tesis edilmeyeceği de bir gerçektir.”

“Temel şart, güçlü tarafsız ve bağımsız ve uluslararası normları özümsemiş bir hukuk sisteminin varlığıdır.”

“Vicdanınızla kararlarınız arasına hiç kimsenin, hiçbir gücün ,hiçbir maddi değerin girmesine müsaade etmeyin.”

“Geciken adalet adalet değildir.”

YARGI TEŞKİLATININ İNSAN KAYNAĞI

Tarafsız ve bağımsız yargı kadar, adaletin gecikmemesi de temel beklenti. Bunun için de hâkim, savcı ve diğer personel sayısının iş yüküyle orantılı bir seviyeye getirilmesi, davaların makul sürede tamamlanması için olmazsa olmaz. Yani insan kaynağındaki açık mutlaka giderilmeli. Üstelik FETÖ operasyonları ve mücadele kapsamında 3 bin 968 hâkim ve savcı görevden alınmıştı. Peki gelinen noktada Türkiye’de durum ne?

Yazının Devamını Oku

Kürt meselesi ve çözüm yeri tartışması

“CHP, ülkemizin coğrafi ve ulusal bütünlüğü ile güvenliğini koruyarak demokratik, sosyal, sürdürülebilir bir çözüm arayışı içindedir. CHP, Kürt meselesinin kalıcı çözümü için atılacak samimi ve sağlıklı sonuçlar verecek bütün adımların destekçisidir. CHP’ye göre çözümün adresi TBMM’dir.”

Bu sözler bugüne ait değil... Mayıs 2013 tarihinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından, gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle yaptığı toplantıda söylendi. 2009-2015 yıllarını kapsayan çözüm sürecinde hemen her ortamda bu sözleri dile getirdi. O yüzden gazeteciler Kılıçdaroğlu’nun bugün tartışmalara neden olan yeni ama gerçekte eski açıklamalarını çok iyi hatırlar. Bugün açıklamaların tartışılmasının temel sebeplerine gelince:

Cumhur İttifakı’na göre Kürt sorununun olmaması ya da bitmesi.

2023 seçimlerine giderken ittifakların nasıl şekilleneceği, HDP oylarının önemi ve Kürt seçmenin oyları.

AK Parti’nin iktidara geldiği günden beri sorunun çözümünde attığı ve hayata geçirdiği önemli adımları kimse reddedemez. Gelinen noktada ve çözüm süreci, hendek savaşları gibi yaşananların ardından iktidar terörle mücadeleye kararlılıkla devam ediyor.

CHP’YE GÖRE KÜRT SORUNU NEDİR?

Peki, Kürt sorunu bitti mi? Bittiyse CHP bunu neden gündeme getiriyor? Partinin bu konudaki en yetkili isimlerinden CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ile konuştum. Açık açık sordum: “AK Parti iktidarında bir dizi adımlar atılmışken, hâlâ Kürt sorunu var mı? Var ise bu sorunlar nedir?”

Salıcı’nın açıklamalarını madde madde sizlerle paylaşıyorum:

“Kürt sorunu var. Ortada bir gerçeklik var. Bu görmezden gelinerek siyaset yürütülemez.

Yazının Devamını Oku

Siyasi manevralar

Bir yanda muhalefet partilerinin 2022 sonbaharı için erken seçim beklentisi, diğer yanda Cumhur İttifakı’nın “Seçimler zamanında, 2023 yılında yapılacak” açıklamaları...

Zamanında da yapılsa, erkene de alınsa, seçim tarihi az biraz öne de çekilse siyaset sahnesi şimdiden hareketli. Bu hareketin temel nedenlerinden birini AK Parti ile MHP’nin birlikte çalıştıkları seçim ve siyasi partiler yasası oluşturuyor.

KAPSAMLI BİR ÇALIŞMA OLUR MU?

Seçim barajının yüzde 7 olarak telaffuz edildiği düzenlemelerin diğer ayrıntıları henüz belli değil. Hatta kapsamlı bir çalışma olup olmayacağı da şu an için belirsizliğini koruyor. Bu durumun nedeni AK Parti kulislerinde, “Üzerinde çalışmalar sürüyor. Ancak henüz çok sayıda madde üzerinde anlaşmış değiliz. Şu haliyle ufak bir revizyon şeklinde” sözleriyle anlatılıyor. Çalışmanın son şekli için de kapsamlı bir hale gelip gelmeyeceği kararı için de gözler iki liderin yani Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin görüşmesine ve üzerinde uzlaşacakları başlıklara çevrilecek. Yine de düzenlemenin ayrıntıları, düzenlemenin yasalaşacağı tarih bile siyaset sahnesinin daha da hareketlenmesine hatta kimileri için kartların yeniden dağıtılmasına yol açabilir.

KİM KAZANÇLI ÇIKAR?

Düzenlemenin sadece yüzde 7 seçim barajı ayrıntısı belli olduğundan, bu durumdan kim kazançlı çıkar, kim kaybeder sorusunun yanıtı da önem taşıyor. Yüzde 10 barajından korkan ve ‘oyum boşuna gitmesin’ diyen seçmenler kendi partilerine geri dönebilir. Bu durum küçük partilerin de yüzde 10 baraj sınırında dolaşan partilerin de oy oranlarını yükseltebilir. Bu durumda küçükler ve yüzde 10 civarında dolaşan partilerin oyları artarken, büyük partilerinki azalabilir. Bu tabloda ittifaklar açısından küçük partileri yanına çekmek de yine önemli olacaktır.

CUMHUR İTTİFAKI GENİŞLER Mİ?

Siyasetteki hareketliliğin bir başka nedeni ise Cumhur İttifakı’nın adayı belli iken, Millet İttifakı’nın çerçevesi ve adayının henüz belli olmaması. Üstelik belki sahnede “üçüncü yol ya da üçüncü bir ittifak” daha boy gösterecek. Üstelik Cumhur İttifakı’nın da genişlemesi bir başka olasılık. Bunu liderlerin manevraları da, açıklamaları da destekliyor. Bu hareketliliğin önümüzdeki bir yıl içinde daha da artacağını da unutmayalım. Hem AK Parti hem de MHP “Cumhur İttifakı’nın bozulabileceği” iddialarına kesin bir dille karşı çıkıyorlar. Erdoğan ve Bahçeli arasındaki kararlılık ve ilişkiye dikkat çeken kurmaylar “Siyasette deprem etkisi yaratacak bir gelişme yaşanmadıkça Cumhur İttifakı’nın yola devam edeceğini” belirtiyorlar. Ancak ittifakın genişlemesi iki parti açısından da bir hedef.

SAADET PARTİSİ’NİN MANEVRALARI

Yazının Devamını Oku

Kuyruklu, üç kulaklı çocuklar saçmalığını bırakın! Ölüm oranları artıyor!

Aşı karşıtlığı “demokratik hak” ve “özgürlük” terimleriyle açıklanıyor. Ben de o terimlerden yola çıkarak, “Aşı karşıtlarına karşıyım!” diyorum. Nedenlerini açıklayacağım. Ancak o nedenlerden önce bir ayda yüzde 50 artan vaka sayılarına ve ölüm sayılarına bakmanız da tek başına yeterli. Daha önceki bir yazımda Fransa örneğini anlatmış, aşı olmayanın eczaneye bile giremediğini aktarmıştım.

Şimdi dönelim Ankara’ya... Ankara’nın büyük alışveriş merkezlerinden ikisine girerken güvenlik görevlileriyle sohbet ettim. Girişte HES kodları okutulurken, görevliler kişinin aşılı olup olmadığı bilgisini de ekranlarda görebiliyor. “Keşke doğrudan aşı kartı gösterilse” dediğimde iki farklı güvenlik görevlisinin de tepkisi aynı oldu. İkisi de, “Birçok dükkân kapanır, çalışanlar arasında aşısız çok” yorumunu yaptı. Alt satırlarda açıklamalarını ayrıntılarıyla aktaracağım Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’ın, “salgınlarda, okullar toplumun aynasıdır” sözünden hareketle, okulların kapanmamasını çocuklarımızın bir yıl daha kaybetmemesini istiyorsak hiç değilse AVM’ler, spor salonları gibi kalabalık ve riskli alanlarda aşıyı zorunlu tutalım.

RAKAMLAR NEDEN ARTIYOR?

Vaka sayıları neden artıyor, ölüm oranları niye yüksek? Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan sorunun yanıtını üç maddeyle açıkladı. Mehmet Hoca’nın sözleri şöyle:

DELTA VARYANTI DAHA ÖLÜMCÜL

Delta varyantı daha ölümcül seyrediyor. İlk iki dalga orijinal virüsle yaşandı. ilk iki dalgada ölüm oranı binde 9 idi. Üçüncü dalga Alfa varyantıyla yaşandı, ölüm oranı binde 7 idi. Şimdi yaşanılan dördüncü dalga ise Delta... Delta varyantının ölüm oranı ise binde 11.

HASTALIK ŞEKİL DEĞİŞTİRDİ

Delta varyantı ile hastalık şekil değiştirdi. Soğuk algınlığı gibi başlıyor. İnsanlar önemseyip hemen hastaneye gitmiyor. Geç kalıyorlar. Geç kalınca geç tanı konuyor ve doğal olarak geç müdahale ediliyor.

ÇOK BULAŞICI

Yazının Devamını Oku

İdlib’de neler oluyor?

İdlib’de Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde üç askerimizin şehit olmasının ardından, gözler hem bölgeye hem de Türkiye-Rusya ilişkilerine çevrildi. Üstelik Türkiye ve Rusya’dan gelen açıklamalar “Mutabakata kim uymuyor?” sorusunu da gündeme getirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İdlib’de Suriyeli muhaliflerle teröristleri ayırma çalışmalarının, “hedeflenenden çok uzak” olduğunu söyleyerek, Türk meslektaşlarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iki yıl önce üzerinde anlaştığı maddeleri uygulamaya çağırdı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise “Rusya Federasyonu ile yaptığımız görüşmeler sonrasında imzalanan mutabakatlar var. Biz bu mutabakatlara uyuyoruz. Muhataplarımızın da bu mutabakatlara uymalarını bekliyoruz” dedi. Bu iki dikkat çeken açıklamanın ardından, mutabakatın içeriği ve Türkiye’nin meseleyi nasıl yorumladığı konusunda görüşmeler yaptım. Ankara’nın bakış açısını ve öngörüsünü şöyle özetleyebilirim:

TSK’ya yönelik saldırıyı sosyal medyada bir bildiri ile Ebubekir Sıddık Bölüğü üstlendi. DEAŞ bağlantılı bir bölük olduğu bilgisi paylaşılıyor.

Türkiye başından beri kendisine yönelik bir tehdit oluştuğunda, üslerine ya da üslerinin yakınlarına ateş açıldığında misliyle karşılık veriyor.

Ankara’ya göre Rusya ile varılan mutabakatta “Türkiye’nin ateşkes sağlaması ve bu ateşkesi devriyelerle sürdürmesi yönünde” yazılı bir angajman bulunuyor.

Ankara, Moskova’nın her fırsatta dile getirdiği “Radikal örgütleri yok etmek ya da çıkarmak Türkiye’nin sorumluluğunda” şeklinde bir yükümlülüğünün bulunmadığını belirtiyor.

Rusya’nın bölgede söz konusu radikal örgütlere yönelik hava saldırıları sürüyor.

Esad rejimi ise daha çok sivilleri tehdit görüyor. Rejim kendi hâkimiyetindeki bölgelere sivillerin geri dönmesini istemiyor.

Son yaşanan gelişmeler için Ankara’da

Yazının Devamını Oku

Siyaset kazanı ve gerçekler

Erken seçim yok denilse de sanki varmış gibi siyaset kazanı fokur fokur kaynıyor, kaynatılmak için de özel çaba harcanıyor. Bir yanda ittifakların kendileri ve birbirlerine yönelik hesapları, diğer yanda siyasi partilerin içindeki aktörlerin ve destekçilerinin hesapları... Masaya oturmak, oyun kurmak, sandalye kapmak, kâğıtları yeniden karmak, güçlenmek isteyenler sahnede. İddialar, kulis bilgileri, hesaplar masada. Her yerde aynı sorular:

Cumhur İttifakı biter mi? Devlet Bahçeli, AK Parti’ye sürpriz yapar mı? AK Parti, MHP’den vazgeçip, yeniden çözüm süreci ile HDP’ye yönelir mi?

Millet İttifakı çatlıyor mu? İki liderin arası kötü mü? İYİ Parti, Cumhur İttifakı’na katılır mı?

Bir de Abdullah Gül meselesi var... Son iki haftada durum iyice tuhaflaştı. Cumhur İttifakı’ndan aday olacak diyen de oldu, Kılıçdaroğlu’nun adayı ama Akşener engel diyen de...

Peki ne oluyor? Birkaç günümü üst düzey isimlere ayardım. Soruların yanıtlarını siyasi partilerin üst düzey isimlerinden aldım. Sizlerle de paylaşmak isterim.

CUMHUR İTTİFAKI

AK Parti’nin MHP’yi, MHP’nin AK Parti’yi bırakma niyeti yok. Her iki parti de “Yarı yolda bırakmayız, bırakmayacağız. İki lider gayet iyi anlaşıyor. Cumhur İttifakı yaşayacak. 2023’ü de böyle ve Erdoğan’ın adaylığı ile karşılayacağız” diyor. “Ama siyaset bu...” hatırlatmasına ise “Ayrılık için siyasette büyük bir deprem olması gerekir. Aksi mümkün değil” yanıtını veriyorlar. AK Parti’nin MHP’den ayrılıp HDP’ye yakınlaşacağı iddialarını da AK Partili üst düzey isimler kesin bir dille reddediyor; “Bunu dile getirenlerin akılları yok” diyerek, Cumhur İttifakı’nın iki tarafı da seçimlerin zamanında yapılacağında ısrarcı. AK Partililer, “Gündemimiz ekonomi, seçimlere kadar geçecek sürede ekonomiyi iyileştirme amacındayız” diyor.

MİLLET İTTİFAKI

Gelelim Millet İttifakı’na... İYİ Partili

Yazının Devamını Oku

Nihayet yüz yüze eğitim

Tüm dünya ve insanlık iki yıldır aynı sorunu yaşadı, yaşıyor, salgın ve salgınla mücadele. Bu süreçte kimi ülkeler okullarını kapatıp uzaktan eğitime geçti, geçmek zorunda kaldı.

Kimi ülkeler ise okulları kapatmayı son çare olarak gördü, mümkün olduğunca açık tuttu. Her ülke bu kararları salgının seyri başta olmak üzere ekonomik gerçekleri de içeren kendine özgü koşullara göre aldı. Türkiye yaklaşık iki yıl boyunca ağırlıklı olarak uzaktan eğitim ile yola devam etti. Nihayet bu sene tüm öğrenciler için okullar gerçek anlamda açıldı.

BİR VELİ OLARAK...

Diyelim ki altyapınız, eğitim ordunuz, aile disiplininiz, çocuğun kendi iç disiplini dört dörtlük. Ben yine de uzaktan eğitime karşı olan velilerdenim. Eğitimin mutlaka yüz yüze, okul ortamında, sporuyla, sanatıyla, sosyal ortamıyla gerçekleşmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Aşılamanın başlaması ile tüm ülkeler nispeten rahat bir nefes almaya başladı. Fransa gibi başından beri okulları kapatmayan ülkelerde de Türkiye gibi ağırlıklı uzaktan eğitimi sürdüren ülkelerde de okullar kapılarını öğrencilere açtı. Şimdi önemli olan o kapıların kış boyunca mümkün olduğunca açık tutulması. Kendimizi kandırmayalım... “Sabahları uyanmıyor, gece geç yatıyor, hiçbir şey dinlemiyor, önünde ders ekranı açık ama o oyun oynuyor, kamerayı kapatıp uyuyor, kilo aldı, öğrendiklerini unuttu...” Aranızda bu cümleleri kullanan veliler yok mu? Bu yakınmaları duymayanınız var mı? Artık kaybedecek vakit yok, kalmadı. Çocuklarımızın bir sene daha kaybetmemeleri çok önemli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada, “Milli Eğitim Bakanlığı’nda kurduğumuz dijital altyapı ile okullarımızdaki süreci, hastalığın seyrini yakından izliyoruz, izleyeceğiz. Yüz yüze eğitimi devam ettirmekte kararlıyız” dedi.

Gazetemizde Nuran Çakmakçı’ya konuşan Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer de yüz yüze eğitime katılımın zorunlu olduğunu söyledi. Şimdi yapılması gereken artık belli... Toplumda herkesin bu çocukların ve ülkesinin istikbalini düşünerek, mutlaka aşı yaptırması. Toplumsal bağışıklık kazanılmadığı sürece, yeni varyantların da etkisiyle salgınla mücadele başarısız oluyor. Bu durum hepimizi ama en çok da geleceğimiz olan çocukları etkiliyor.

DAHA SIKI TEDBİRLER GELİR Mİ?

Aşı karşıtlarının, hâlâ aşı yaptırmayanların bu inatlarından vazgeçmeleri gerekiyor. Bununla birlikte devlet de gerekirse önlemleri daha da sıkılaştırmalı.

Biliyorsunuz artık, aşısız veya aşısı tamamlanmamış kişiler için PCR testi uygulaması başladı. Aşı olmayan ya da hastalığı geçirmemiş olanlardan, okul, sinema, tiyatroya girişlerde ya da şehirlerarası toplu taşıma kullanırken negatif PCR test sonucu istenmeye başladı. Bu kural 18 yaş üstü herkes için geçerli. Bu kuralların uygulaması hassasiyetle takip edilmeli. Öte yandan ben tedbirlerin gerekirse daha da sıkılaştırılmasından yani aşı olmayanlara bazı yasakların getirilmesinden yanayım. Sizlerle birkaç günlüğüne özel bir nedenle gittiğim Fransa’daki gözlemlerimi de paylaşmak istiyorum:

Bazı örneklerin aksine Türkiye, Fransa tarafından kırmızı listeye alındığı halde girişte hiçbir sorun yaşamadık. Sağlık Bakanlığı’nın uygulamalarından hazırlanan aşı karnelerini hem telefondan, hem de basılı haliyle yetkililerle paylaştık.

Yazının Devamını Oku

Göç endişesi

Zaten 2.2 milyon Afgan, Afganistan’a komşu ülkelerde yaşıyor. Taliban’ın kontrolü ele geçirmesiyle binlercesi kaçmaya çalışıyor. Tüm dünyanın endişesi düzensiz göç... Türkiye’nin de...

Bu yüzden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den İngiltere Başbakanı Boris Johnson’a, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel’e kadar yaptığı görüşmelerde düzensiz göç konusuna öncelik veriyor, kitlesel göçe karşı uyarıda bulunuyor. Türkiye’de Suriye’den gelenler nedeniyle bu konuda zaten sorunlar yaşanıyor. İşin ekonomik boyutu da düşünülürse Türkiye’nin kitlesel bir göçe dayanmasını beklemek hem gerçekçi değil hem de büyük bir haksızlık. Tam da böyle bir ortamda İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace’ın Mail On Sunday için kaleme aldığı makale ve o makalenin aktarılış biçimi tartışma yarattı. Savunma Bakanı makalesinde, “İngiltere’ye getirmekle yükümlü olduğumuz Afganlar için Afganistan dışındaki bölgede bir dizi merkez kuracağız” dedi. Ancak bu sözler yabancı basın kuruluşları tarafından İngiltere’nin Türkiye ve Pakistan gibi ülkelere merkez kuracağı şeklinde yansıdı. Önce Dışişleri Bakanlığı ardından İletişim Başkanlığı açıklama yaparak haberi yalanladılar. Şu tespitleri yapmakta fayda var:

Siyasiler bazen açık açık söyleyemedikleri hedeflerini, taleplerini basına sızdırırlar. İngiltere’nin aklında Türkiye’de merkez kurmak var idiyse yanıtını aldı. Ankara açık açık “Böyle bir talep yok, böyle bir talep iletilse de kabul etmemiz mümkün değil” dedi.

Afganistan’da yaşananlar kimsenin hoşuna gitmiyor. Ancak bu, ülkelerin düzensiz göçe kapı açması anlamına gelmez.

Türkiye de vatandaşları da yıllardır göç yükünü çekiyor. Biraz da taşın altına elini başkaları soksun. Mesela ülkeleri bu hale getirenler...

YİNE YENİDEN S-400 KRİZİ Mİ?

ABD-Türkiye ilişkilerinin sorunlu başlıklarından biri Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400’ler. Bu nedenle ABD, Türkiye’ye “hafif düzeyde” ifadesiyle adlandırabileceğimiz yaptırımları devreye soktu. Türkiye ve ABD arasında bu yaptırımların kaldırılması konusunda görüşmeler yapıldı. Ancak iki taraf bir uzlaşmaya varamadı. Henüz bu sorun çözülememişken, Rus askeri ihracat şirketi Rosoboronexport’un Genel Direktörü Aleksandr Miheyev’in basına yansıyan açıklamaları tartışma yarattı. Rosoboronexport’un Genel Direktörü Miheyev, açıklamasında Türkiye’ye yapılması planlanan ikinci parti S-400 sevkiyatına yönelik anlaşmanın yakında imzalanacağını duyurdu. Bu açıklama “Türkiye-ABD ilişkileri ne olur, yaptırımlar ne seviyeye yükseltilir?” sorularını da beraberinde getirdi. Bu yazının yazılmakta olduğu saatlerde Türkiye’den resmi bir açıklama yapılmamıştı. Ancak güvenlik kaynaklarıyla yaptığım görüşmelere dayanarak şu bilgileri paylaşabilirim:

Rusya ile görüşmelerde yeni bir durum yok.

Rusya’dan böyle bir açıklamanın neden yapıldığı anlaşılmadı.

Yazının Devamını Oku

Taliban ve göç sorunu

“Taliban Afganistan’da iktidarı yeni ele geçirmiş ve erkeklerin tıraş olmasını yasaklamıştı... Halka kendi katı hukukunu dayatmıştı. Taliban, din kurallarının en saf haliyle uygulanmasını savunan bir Sunni Vahhabi inancına bağlıydı... Kafa kesme, el kesme ve külliyen kadın düşmanı bir perspektif, Taliban’ın eğlencenin her biçimine yönelik düşmanlığı ile kolayca örtüşüyordu...”

“Taliban’ın yeni yasaları, Sovyet işgalinin ardından sınır bölgelerine kaçan milyonlarca Afgan mültecinin yaşadığı çamur deryasındaki hayatlarının bir devamıydı. Taliban’ın silahlı adamları, hastalığın kol gezdiği Pakistan’daki o kamplarda birer mülteci olarak büyümüşlerdi. Her tür eğitimden ve eğlenceden yoksundular. Taliban hatırlamadığı bir ülkeyi yeniden inşa etmek için değil, mülteci kamplarını daha geniş bir ölçekte kurmak için gelmişti. Bu yüzden eğitime de gerek yoktu, televizyona da. Kadınlar evde oturmalıydı.”

Bu satırlar 1996’dan 2001’e kadar Afganistan’ın neredeyse dörtte üçüne hükmeden Taliban’ın ilk dönem yönetimine ilişkin gazeteci Robert Fisk’in tespitleri. Dünya şimdi birçok sorunun yanıtının peşinde... Bunlardan biri de ikinci kez ülkenin tamamını ele geçirmişken, Taliban’ın verdiği “ılımlı mesajlar” gerçek mi, yoksa dünyaya hala 1996 yılında mülteci kamplarından yeni çıkmış zihinleriyle mi bakıyorlar?

TANINMAK İSTİYORLAR

Bu kez tanınmak istiyorlar. Komşularına ve ülkelerindeki yabancılara karşı bazı ılımlı mesajlar veriyorlar. Türkiye’nin de olumlu bulduğu mesajlar. Dünya, Afganistan’da her kesimi kapsayıcı bir hükümetin kurulmasını bekliyor. Taliban en son geçtiğimiz çarşamba günü eski Devlet Başkanı Hamid Karzai ve eski Devlet Başkanı Yardımcısı Abdullah Abdullah ile görüştü. Her kesimi kapsayıcı bir geçiş hükümetinin kurulmasının yanı sıra özelikle Batı’nın beklentileri arasında terör ve radikalleşmeye müsaade edilmemesi, insan hakları ve kadın hakları konusunda hassasiyet gösterilmesi de var. Ilımlı mesajların yanında şimdiden Taliban’ın ne olduğunu bir kez daha gösteren ya da hatırlatan açıklamalar da var. Taliban sözcüsü Vayadullah Haşimi’nin Reuters’a yaptığı açıklamalar gibi... Haşimi, “Demokratik sistem hiç olmayacak çünkü ülkemizde bunun bir tabanı yok. Afganistan’da ne tür bir siyasal sistem uygulayacağımızı tartışmayacağız çünkü bu çok açık: şeriat. Kızların okula gitmesine izin verilip verilmeyeceğine ulemalarımız karar verecek” dedi. Kısacası Taliban’ın uyum mesajlarının tutup tutamayacağını, Afganistan’daki farklı unsurları “geçiş sürecine” dahil edip etmeyeceklerini, insan hakları ve kadınlar konusunda ne kadar açılım yapabileceklerini yakında göreceğiz.

GÖÇ SORUNU

Bu ülkeyi kim ya da kimler bu hale getirdi? Kimlerin vebali var? Tarihe bakmak yetiyor. Çoğu şimdi terörden ya da mülteci akınından korkuyor. Daha şimdiden ikinci Taliban dönemi bir anlamda yollara düşen, uçakları dolduran, kaçan Afganlıların hikâyesi oldu. Afganistan’ın iç burkan insan hikâyelerini romanlaştıran Khaled Hosseini; “Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar” diyor. Bir insanın ülkesini terk etmesi zor... Yüz binlerce insana kapı açmak da... Kapıyı açıldığında da mülteci meselesinin bir fay hattına çevrilmesi an meselesi. Üstelik işin ekonomik boyutu da unutulmamalı. Türkiye, Amerikalıların ya da Avrupalıların hatalarının sonucunu göçmen kampına dönerek ödeyecek ülke değil, olmamalı da... Mesele uluslararası arenada ama kaynağında yani o topraklarda çözülmeli. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda yaşayabileceği “Suriyeli sorunu”na ek bir başka büyük sorun daha öncelikle kendi çocuklarımıza büyük haksızlık olur.

 

Yazının Devamını Oku

‘Kabil havaalanıyla ilgili yeni şartlar oluştu, durumu değerlendiriyoruz’

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Afganistan’la ilgili son durumu Hürriyet’e anlattı: ‘Taliban’ın yönetim anlayışını olumlu karşılıyoruz’ demedik. Kendi menfaatlerimiz için herkesle görüşmek lazım. Önceliğimiz dönmek isteyen vatandaşlarımızın tahliyesi. (Kabil Havaalanı’nı koruma görevi) Şimdi yeni şartlar var. Henüz koruma kararı vermedik.

TÜRKİYE, Afganistan’daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ürdün temasları sırasında da anbean bilgi aldı. Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nı koruma planını iptal ettiği iddiasının gündeme gelmesiyle, Ürdün’deki temasları sırasında, kendisiyle telefonda görüştüm. Söz konusu iddia için “Bunu söylemek için erken” diyen Dışişleri Bakanı, hem Ankara’nın yol haritasını anlattı hem de Afganistan’daki son durumu... Karar için bir süre gelişmelerin ve görüşmelerin bekleneceğini belirten Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Hürriyet’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

KARAR İÇİN HENÜZ ERKEN

(Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nı koruma görevini iptal ettiği iddiası) Bunu söylemek için erken çünkü şimdi yeni şartlar oluştu. Kabil Havaalanı’nda askeri kanattayız. Sivil kanatta ise kaos var. Uçakların iniş kalkışlarında da problem oldu. Maalesef bazı kişiler de öldü. Çok üzüldük. Buradan tahliyeler yapılıyor, misyonlar tahliye ediliyor. Bir grup vatandaşımızı getirdik.

Havaalanında tahliye ve diğer konularda başta ABD olmak üzere diğer ülkelerle birlikte çalışıyoruz. Önceliğimiz geri kalan vatandaşlarımızın, dönmek isteyen vatandaşlarımızın tahliyesini gerçekleştirmek. Şu anda önceliğimiz farklı. Askerlerimizle ilgili kararı Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hep beraber vereceğiz.

AFGANİSTAN İÇİNDEKİ MÜZAKERELER ÖNEMLİ

(Karar için ne bekleniyor? Taliban ile görüşmeler ne aşamada?) Taliban ile müzakere için Afganistan içinde, Dr. Abdullah Abdullah, Karzai ve Hikmetyar’ın da içinde olduğu bir komisyon oluşturdular. Bunlar daha önce Taliban ile müzakere eden insanlar. Şimdi Afganistan’ın yönetimi ile ilgili müzakere edecekler. Kendi aralarında barışçıl yöntemlerle anlaşmaya varmalarını umuyoruz. Bunlar yapıldıktan sonra, bu tür şeyler konuşulabilir. Şu an bu tür şeyleri konuşmak için erken.

AMERİKA GÖRÜŞÜNCE SORUN YOK, BİZ GÖRÜŞÜNCE VAR

Amerika oturuyor, Taliban ile anlaşma imzalıyor, onda sorun yok. Biz görüştüğümüz zaman sorun var. Kendi menfaatlerimiz için herkesle görüşmek lazım. Bu onları benimsediğimiz, onların yönetimini ya da ideolojisini benimsediğimiz anlamına gelmez. Çin, Rusya, İran, Taliban ile görüşüyor. Herkes pragmatik davranıyor. Bunlar normal şeyler.

Yazının Devamını Oku

Kabil düştü, Ankara ne yapacak?

“ABD bir süredir dost ve müttefiklerini yarı yolda bırakıyor. Trump’ın çekilme kararını Biden müttefikleriyle istişare etmeden, üstelik plansız ve kötü bir uygulama ile hayata geçirdi. Sonuç olarak Amerika, Afganistan’ı Taliban’a teslim etti.”

Bu sözler Kabil’in düşmesini değerlendiren üst düzey bir kaynağıma ait... Gelişmeleri yakından ve dikkatle takip eden Ankara, gelinen noktada ABD ile bu konuda ne konuşulacağını; “Konuşulacak ne kaldı?” diyerek sorguluyor. Peki, Türkiye Kabil Havalimanı’nda koruyucu ve işletmeci olarak kalacak mı, kalabilecek mi? Yoksa Türk askeri ve büyükelçilik çalışanları tahliye edilecek mi? Ankara ne yapıyor? Neyi bekliyor? Soruların yanıtlarını aradım, üst düzey isimlerle konuştum.

SİYASİ SÜREÇ BEKLENECEK

Türkiye’nin birçok koldan yürüttüğü görüşme trafiği var. İlerleyen satırlarda ayrıntılarına değineceğim. Bu kapsamlı görüşme trafiğinden yola çıkarak Ankara’da yapılan değerlendirmeler şöyle:

Türkiye Afganistan’dan ABD başta olmak üzere Batı’nın yaptığı gibi apar topar çekip gitmeyecek. Zaten Türkiye hemen gitsin diye bir talep de yok.

Geçmişte olduğu gibi uluslararası arenada tecride uğramak istemeyen hatta bu nedenle bazı komşularıyla ilişki düzenleyen Taliban’ın nasıl bir hükümet kuracağı önem taşıyor. Diğer yandan Taliban uluslararası arenada kabul edilmek istiyor.

Taliban ile müzakere etmek üzere Afgan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah ve eski siyasetçi Gulbeddin Hikmetyar’ın da aralarında bulunduğu koordinasyon konseyinin geleceği merak ediliyor. Ankara’daki bilgi Abdullah Abdullah ile Hikmetyar’ın Eşref Gani’ye, Taliban Kabil’e girmeden iki gün önce, “Sen git, gerilim artmasın” yönünde telkinde bulunduğu şeklinde.

Ankara siyasi sürecin tamamlanmasını beklemekten yana.

Üst düzey kaynaklarım genel çerçeveyi bu şekilde çiziyorlar. Ancak burada bazı gerçekleri de hatırlatmak gerekiyor. İçsavaş olmasa da, Taliban şimdilik farklı kesimleri de kucaklayan bir hükümet kursa da bazı gerçekler ciddi risk yaratıyor: 

Yazının Devamını Oku

Cumhur ittifakı belli, millet ittifakı için yuvarlak masa kurulacak

Olağanüstü bir durum olmazsa seçimler 2023 yılında yapılacak. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı sözlerinden ya da icraatlarından bazı kesimler “AK Parti erken seçime gidiyor” yorumunu çıkarmak istese de, ufukta bugünün koşullarında bir erken seçim yok.

Ancak cumhur ittifakında özellikle de AK Parti açısından seçimlere erkenden hazırlık var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarında milletvekillerine ve parti teşkilatına verdiği “Seçim için çalışmaya başlayın” mesajının arkasında da bu hazırlık yatıyor. AK Parti, 2023 seçimleri için bugünden. özellikle bu yazdan itibaren sahada çalışmaya başlayacak.

2023’ÜN ÖNEMİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2023 seçimleri çok önemli hale geldi” diyerek; seçimlerin sadece cumhur ittifakı için değil, Türkiye’nin kritik konulardaki politikaları nedeniyle adeta bir kader seçimi olacağı mesajını verdi. Bu konuda AK Parti kurmayları Türkiye’nin beka sorunu haline gelen dış politikada milli adımların sürebilmesi ve terör örgütleriyle mücadelesinin tavizsiz devam edebilmesi için 2023 seçimlerinin kritik bir öneme sahip olduğunun altını çiziyorlar. Siyasette her an her şey değişebilir olasılığını bir kenarda tutarak, cumhur ittifakı açısından şu tespitleri sıralayabiliriz:

Cumhur ittifakı yola ana gövdeyi oluşturan AK Parti ve MHP ile devam edecek. Ancak ittifakın genişlemesi için çalışmalar da sürecek.

Türkiye’nin ekonomi başta olmak üzere öncelikli sorunları masaya yatırılarak, seçime kadar reformlarla birlikte adım atılması planlanıyor.

Dış politikada diyalog ve uzlaşma dilinin ön planda olacağı belirtiliyor ancak milli meselelerde Türkiye’nin haklarının kararlılıkla savunulacağının altı çiziliyor.

Cumhur ittifakının adayı da belli. Bu nedenle de millet ittifakı gibi “aday tartışması” yaşamıyor.

YUVARLAK MASA FORMÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Seçime iki yıl varken...

“2023 Seçimleri çok önemli hale gelmiştir.”

Ankara kulislerinde ekonomiden dış politikaya, terörle mücadeleye kadar birçok başlık konuşulurken sohbetlerde söylenen bu cümle dün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açık açık dile getirildi. Siyasette 24 saat uzun bir süredir, seçim tarihi de dahil tabii ki her şey değişebilir. Ancak bugün itibarıyla 2023’te yani yaklaşık iki yıl sonra yapılacak seçimler siyasetin neredeyse ana gündemini oluşturuyor. Erkene aldırmak isteyeni de var, blöf yapanı da, zamanında olacak diyeni de... Mesele peş peşe sandığa gitmekten yorulmuş bir ülkede, henüz iki yıl varken, politika üretmek yerine seçimin neden gündemde tutulduğunda... Nedenlerini Ankara kulislerinde konuşulanlarla, açıklamalarla değerlendirmeye çalışacağız.

ERDOĞAN’IN SÖZLERİNİN ŞİFRELERİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmanın seçimlerle ilgili bölümü ile başlayalım. Erdoğan:

“Dünyanın siyasi, askeri olarak en güçlü ülkeleri arasına girmek için 2023 virajını kazasız belasız dönmemiz gerekiyor. 2023 seçimleri çok önemli hale gelmiştir. Terör örgütlerinden asırlık acılara kadar her konuyu kullananlar seçimler için muhalefete açık çek vermiş gözüküyor. Muhalefetin giderek çirkinleşen, buram buram kin ve nefret kokan üslubu 2023 için telaşlarını da ele veriyor. Seçimlere kadar önümüzde yaklaşık 2 yıllık vakit var.”

Cumhurbaşkanı muhalefet kesiminin aktörlerinin terör örgütlerinden, Avrupa’dan Amerika’ya kadar her yerdeki yeminli Türkiye düşmanlarının desteğine layık olmak için canhıraş bir uğraş içinde olduğunu da iddia ederek, cumhur ittifakına da özel olarak vurgu yaptı.

Ankara kulislerinde konuşulanlarla birlikte, bu açıklamaları değerlendirirsek:

Bugün itibarıyla Erdoğan’ın aklında erken seçim yok. Seçimlerin 2023 yılında yapılmasından yana. “Ekonomideki gidişat zorunlu kılacak” iddiaları karşısında kaynaklarım; “Sürecin zor olduğu biliniyor. Ancak iki yıllık süreç iyi değerlendirilecek. Seçimler zamanında yapılacak” yanıtını veriyor.

Sistemin aksaklıklarının da bu süreçte cumhur ittifakının ortak çalışmasıyla giderilmesi hedefleniyor.

Yazının Devamını Oku

Kırmızı alarm ve bilek güreşi

Uyarı bu kez Afganistan’dan çekilen ya da bir anlamda adeta arkasına bakmadan kaçan ABD askerlerinin komutanından geldi.

AFGANİSTAN’DA KIRMIZI ALARM

Amerikan güçlerinin komutanı Orgeneral Scott Miller, “Şu anda güvenlik durumu iyi değil. Şu anki haliyle devam ederse, içsavaş kesinlikle gerçekleşebilecek bir ihtimal. Bu, dünyayı kaygılandırmalı” dedi.

Dünyanın bir kısmı, bir süredir, bir içsavaş olasılığı nedeniyle zaten endişeli. Ancak bu ihtimalin Afganistan’dan ayrılırken, Amerikalı bir komutan tarafından dile getirilmesi, endişeyi daha da artırdı. Üstelik başta Amerikalılar olmak üzere NATO Afganistan’ı terk ederken, Taliban’ın ilerleyişi sürüyor. ABD Başkanı Joe Biden 3 bin 500 Amerikan askerinin 11 Eylül’e kadar ülkeyi terk etmesi talimatı verdiğinden beri sahada bir anlamda Taliban, NATO’yu tasfiye ediyor. Kabil’e her gün biraz daha yaklaşıyor. Bölge ülkeleri ve dünya gelişmeleri dikkatle izliyor. İzliyor, çünkü içsavaş olasılığından teröre, yeni ve büyük bir göç dalgasına kadar küresel anlamda bir dizi sorun yaşanabilir. Türkiye açısından ise durum daha da karmaşık bir boyuta ulaşabilir. Küresel anlamda ve Türkiye açısından olasılıkları detaylandıracak olursak:

- Biden’ın Afganistan’dan askerleri çekme kararında, Katar’da Taliban ve Afgan hükümeti arasında yapılan barış görüşmelerinin başarılı olma ihtimalinin düşük olmasının, bu durumda ABD kuvvetlerinin saldırıya uğrama ihtimalinin kuvvetli olmasının, istihbaratçılar tarafından kendisine El Kaide’nin yeniden yapılanmasının en az iki yıl alacağı bilgisinin verilmesinin etkili olduğu belirtiliyor.

- Karardan bu yana Taliban’ın ilerleyişi ivme kazandı. Afganistan’ın ulusal hükümetinin 11 Eylül’e kadar ayakta kalıp kalamayacağı veya ne zamana kadar kalabileceği merak ediliyor.

- Halihazırda bir içsavaş görüntüsü var. Bunun artmasından ve Afganistan’ın uluslararası terör için elverişli bir coğrafyaya dönmesinden ise endişe ediliyor.

- Afganistan’daki bir içsavaş, büyük bir göç dalgasına yol açabilir. Bu durum sadece sınırı olan ülkeler için değil, Türkiye ve Avrupa açısından da büyük sorun.

- ABD’nin çekilmesiyle güç boşluğunu doldurmak için sahada kimler yarışacak? Rusya, Çin ve İran ile Türkiye’nin ilişkileri Afganistan bağlamında nasıl etkilenecek?

Yazının Devamını Oku

Üçüncü doz

Ülkemizde salgın nedeniyle uygulanan kısıtlamalar sona erdi, hayat normale dönmeye başladı.

Başladı ama Türkiye de tüm dünya da Delta varyantı nedeniyle alarmda ya da alarmda olması gerekir. Şu artık kesin ki “hayat normale dönmeye başladı” ifadesinden, artık “salgın öncesi normal”i anlamamak gerekiyor. Salgın öncesi normale dönmek için tüm dünyanın önünde ne yazık ki daha vakit var. Bu salgından kurtulmanın en etkili yolu ise hızlı aşılama...

ÜÇÜNCÜ DOZ KARARI

Sağlık Bakanlığı iki doz aşısını olan 50 yaş ve üzeri vatandaşlar ile sağlık çalışanlarının üçüncü doz aşılarının uygulanması kararını hayata geçirdi. Hem bu kararı hem de Delta varyantı ile ilgili gelişmeleri Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ile konuştum. Mehmet Ceyhan üçüncü doz kararını alan tek ülke olduğumuzu hatırlatarak şu dikkat çeken değerlendirmeyi yaptı:

“BioNTech gibi aşılarda üçüncü doza ihtiyaç var mı? Henüz böyle bir bilimsel çalışma yok. Ancak Sinovac aşısının bağışıklığı uyarma gücü diğer aşılara göre düşük. Delta varyantı ile ilgili ise bilimsel bir verisi yok. Bu nedenle bizim önerimiz virüsle çok sık karşılaşan ve Sinovac aşısı yaptırmış olan sağlık çalışanlarına bir doz BioNTech yapılması yönündeydi.”

ÜÇÜNCÜ DOZ KİMLERE, NASIL YAPILMALI?

Mehmet Hoca’nın bu sözlerinin ardından peş peşe aklımdaki soruları sıraladım. Üçüncü doz aşı neye göre olunmalı, hangi aşı seçilmeli? Mehmet Hoca’nın yanıtlarını şöyle sıralayabilirim:

- İstediğiniz aşı ile üçüncü dozu olun demenin bilimsel bir mantığı yok.

- Dünyadaki örneği sadece organ nakli olanlara yönelik. Organ nakli olanlara 6 ila 12’nci ayda üçüncü doz aşı (BioNTech) uygulaması yapanlar oldu.

Yazının Devamını Oku