GeriHande FIRAT Sağduyu çağrısı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sağduyu çağrısı

Ben korktum. Görüntü korkunçtu. Bir şehit cenazesi ve cenazede linç girişimi...

Ben korktum. Görüntü korkunçtu. Bir şehit cenazesi ve cenazede linç girişimi...

Bir siyasetçinin linç girişiminden kurtarılabilmesi için eve sokulması, bir buçuk saat oradan çıkamaması ve çıkartılamaması... Yumruk, taşlar ve “Ev yakılsın” çığlığı.

Pazar günü Türkiye çok tehlikeli bir kavşaktan döndü, pazar günü Türkiye çok büyük bir badire atlattı.

Pazar günü yaşananlardan herkesin, hepimizin çok acil ders çıkartması lazım.

Ancak ne yazık ki “büyük bir badire atlatmış” bir ülkeden çok, birbiriyle çelişen, birbirini suçlayan, hedef alan açıklamaların yapıldığı, kısacası son anda ucundan dönülen uçurumun farkında olmayan bir ülke görüntüsü var.

OLAY AYDINLATILMALI

Öncelikle bu olayın tüm boyutları ile soruşturulması, aydınlatılması gerekiyor. “Organize mi, değil mi” sorusunun yanıtı bulunmalı. Akkuzulu Köyü Muhtarı Halil Kökmen, “Tezgâh yok, halk orada bir anda patladı” dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Olayın dışarıdan bir provokasyonla ilgisi olduğuna dair bir bulguya, delile, kişiye ve kişilere rastlamadığımızı ifade etmek isterim” açıklamasını yaptı. Ancak dün “Geçmiş olsun” ziyaretinde bulunduğumuz CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu aynı fikirde değil. Kılıçdaroğlu saldırıyı “organize bir linç girişimi” olarak tanımladı, “Sopa dağıtan insanlar vardı, görüntüler de var elimizde” dedi. Bu iddia doğru mu? Köylüleri organize eden, provoke eden birileri var mıydı? Sopa dağıtıldı mı, dağıtıldıysa kim ya da kimlerdi? Bu da önemli ve yanıtlanması gereken bir soru.

GÜVENLİK ZAFİYETİ VAR MI?

Kılıçdaroğlu cenazeye katılacaklarını Emniyet’e önceden bildirdiklerini açıkladı. Ancak İçişleri Bakanı önceden bildirilmediğini söyledi. Bunu hem düzenlediği basın toplantısında hem de telefon görüşmemizde tekrarladı. İçişleri Bakanı’nın telefonda anlattıklarını sizlerle paylaşıyorum... Buna göre Kılıçdaroğlu’nun güvenlik ekibi cumartesi gecesi 22.00’de ve pazar sabahı saat 10.03’de Koruma Şube Müdürlüğü’nü arıyor. Birinde şehit ailesinin telefonunu, diğerinde ise cenazenin yerini soruyor. Bakan’ın anlatımı ile Koruma Şube Müdürlüğü “Gidecek olursanız haber verin” diyor, güvenlik ekibi ise “Henüz belli değil” yanıtını veriyor. İçişleri Bakanı, “Normalde yazılı bildirim şart, ancak sözlü bile gideceklerini söyleseler önceden ona göre önlem alınır” dedi. Bu durumda “Kılıçdaroğlu’nun güvenlik ekibi cenazeye katılacaklarını neden bildirmedi? Nerede ve neden bir kırılma yaşandı” sorularının yanıtları ortaya konulmalı.

ÜSLUP SORUNU

Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor, bu sorunun kaynağı hepimiziz. Siyasetçisinden gazetecisine, vatandaşına kadar... CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu sohbetimiz sırasında “Siyasette rakiplerimizin ayrımcı bir dil kullanması, bunun kini ve öfkeyi besleyen bir dile dönmesi bizi rahatsız ediyor” dedi. İktidar, muhalefet, ayrım yapmadan medya... Öyle bir dil kullanılıyor ki gerildikçe geriliyoruz, gerdikçe geriyoruz. Yay kopar! Artık sakinleşmek, normalleşmek, biz olmayı yeniden öğrenmek gerekiyor.

TÜRKİYE İTTİFAKI

Tam da böyle bir ortamda “Türkiye ittifakı” kulağa ne de hoş geliyor değil mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye ittifakı olarak hareket etmeliyiz” sözü Ankara kulislerini hareketlendirmişti. “Tartışmalar, kavgalar, gerginlikler geride kalacak, siyasette yeni bir sayfa açılacak” yorumları yapılmıştı. “Belki liderler zirvesi olur” diyenler bile vardı. O sözlerin ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye ittifakı ile ne kast edildi bilmiyoruz, bizim ittifakımız cumhurladır” dedi.

AK Parti ile bu sözleri için özel olarak temasa geçilmedi. Ancak Cumhurbaşkanı’nın bu sözlere bir anlamda açıklık getirmesi de bekleniyor. MHP Genel Başkanı’nın hassasiyeti ve duruşu çok net. Bahçeli, “Bir olalım, ‘Herkes eşittir Türkiye’ gerçeğinde birleşip milli bekamızı sonuna kadar koruyalım” yaklaşımını sürdürüyor. Yani HDP’yi bir şekilde meşrulaştıracak her türlü adıma, girişime karşı.

Diğer yandan AK Parti’nin de zaten böyle bir niyeti yok. Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarının yanlış anlaşılmaması gerektiğine işaret eden bir kaynağım, “Önemli sorunlar var, seçimlerin ardından bu sorunlara eğilmek gerekiyor. Türkiye’nin birliği, beraberliği bu süreçte önemli. Ancak ittifakımız MHP ile. MHP ile ittifakımızdan memnunuz, bir başka hesapta da değiliz” dedi.

BUGÜN O GÜN

BUGÜN o gün. Yani 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Hani şarkısı var, “Bir barış bırakın biz çocuklara, ulaşsın şarkımız Güneş’e Ay’a...” Biz büyüklerin bu şarkıyı hatırlaması gerekiyor. Çocuklarımıza barış bırakacaksak, önce kendi aramızda barışmamız gerekiyor.

X

Kuyruklu, üç kulaklı çocuklar saçmalığını bırakın! Ölüm oranları artıyor!

Aşı karşıtlığı “demokratik hak” ve “özgürlük” terimleriyle açıklanıyor. Ben de o terimlerden yola çıkarak, “Aşı karşıtlarına karşıyım!” diyorum. Nedenlerini açıklayacağım. Ancak o nedenlerden önce bir ayda yüzde 50 artan vaka sayılarına ve ölüm sayılarına bakmanız da tek başına yeterli. Daha önceki bir yazımda Fransa örneğini anlatmış, aşı olmayanın eczaneye bile giremediğini aktarmıştım.

Şimdi dönelim Ankara’ya... Ankara’nın büyük alışveriş merkezlerinden ikisine girerken güvenlik görevlileriyle sohbet ettim. Girişte HES kodları okutulurken, görevliler kişinin aşılı olup olmadığı bilgisini de ekranlarda görebiliyor. “Keşke doğrudan aşı kartı gösterilse” dediğimde iki farklı güvenlik görevlisinin de tepkisi aynı oldu. İkisi de, “Birçok dükkân kapanır, çalışanlar arasında aşısız çok” yorumunu yaptı. Alt satırlarda açıklamalarını ayrıntılarıyla aktaracağım Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’ın, “salgınlarda, okullar toplumun aynasıdır” sözünden hareketle, okulların kapanmamasını çocuklarımızın bir yıl daha kaybetmemesini istiyorsak hiç değilse AVM’ler, spor salonları gibi kalabalık ve riskli alanlarda aşıyı zorunlu tutalım.

RAKAMLAR NEDEN ARTIYOR?

Vaka sayıları neden artıyor, ölüm oranları niye yüksek? Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan sorunun yanıtını üç maddeyle açıkladı. Mehmet Hoca’nın sözleri şöyle:

DELTA VARYANTI DAHA ÖLÜMCÜL

Delta varyantı daha ölümcül seyrediyor. İlk iki dalga orijinal virüsle yaşandı. ilk iki dalgada ölüm oranı binde 9 idi. Üçüncü dalga Alfa varyantıyla yaşandı, ölüm oranı binde 7 idi. Şimdi yaşanılan dördüncü dalga ise Delta... Delta varyantının ölüm oranı ise binde 11.

HASTALIK ŞEKİL DEĞİŞTİRDİ

Delta varyantı ile hastalık şekil değiştirdi. Soğuk algınlığı gibi başlıyor. İnsanlar önemseyip hemen hastaneye gitmiyor. Geç kalıyorlar. Geç kalınca geç tanı konuyor ve doğal olarak geç müdahale ediliyor.

ÇOK BULAŞICI

Yazının Devamını Oku

İdlib’de neler oluyor?

İdlib’de Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde üç askerimizin şehit olmasının ardından, gözler hem bölgeye hem de Türkiye-Rusya ilişkilerine çevrildi. Üstelik Türkiye ve Rusya’dan gelen açıklamalar “Mutabakata kim uymuyor?” sorusunu da gündeme getirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İdlib’de Suriyeli muhaliflerle teröristleri ayırma çalışmalarının, “hedeflenenden çok uzak” olduğunu söyleyerek, Türk meslektaşlarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iki yıl önce üzerinde anlaştığı maddeleri uygulamaya çağırdı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise “Rusya Federasyonu ile yaptığımız görüşmeler sonrasında imzalanan mutabakatlar var. Biz bu mutabakatlara uyuyoruz. Muhataplarımızın da bu mutabakatlara uymalarını bekliyoruz” dedi. Bu iki dikkat çeken açıklamanın ardından, mutabakatın içeriği ve Türkiye’nin meseleyi nasıl yorumladığı konusunda görüşmeler yaptım. Ankara’nın bakış açısını ve öngörüsünü şöyle özetleyebilirim:

TSK’ya yönelik saldırıyı sosyal medyada bir bildiri ile Ebubekir Sıddık Bölüğü üstlendi. DEAŞ bağlantılı bir bölük olduğu bilgisi paylaşılıyor.

Türkiye başından beri kendisine yönelik bir tehdit oluştuğunda, üslerine ya da üslerinin yakınlarına ateş açıldığında misliyle karşılık veriyor.

Ankara’ya göre Rusya ile varılan mutabakatta “Türkiye’nin ateşkes sağlaması ve bu ateşkesi devriyelerle sürdürmesi yönünde” yazılı bir angajman bulunuyor.

Ankara, Moskova’nın her fırsatta dile getirdiği “Radikal örgütleri yok etmek ya da çıkarmak Türkiye’nin sorumluluğunda” şeklinde bir yükümlülüğünün bulunmadığını belirtiyor.

Rusya’nın bölgede söz konusu radikal örgütlere yönelik hava saldırıları sürüyor.

Esad rejimi ise daha çok sivilleri tehdit görüyor. Rejim kendi hâkimiyetindeki bölgelere sivillerin geri dönmesini istemiyor.

Son yaşanan gelişmeler için Ankara’da

Yazının Devamını Oku

Siyaset kazanı ve gerçekler

Erken seçim yok denilse de sanki varmış gibi siyaset kazanı fokur fokur kaynıyor, kaynatılmak için de özel çaba harcanıyor. Bir yanda ittifakların kendileri ve birbirlerine yönelik hesapları, diğer yanda siyasi partilerin içindeki aktörlerin ve destekçilerinin hesapları... Masaya oturmak, oyun kurmak, sandalye kapmak, kâğıtları yeniden karmak, güçlenmek isteyenler sahnede. İddialar, kulis bilgileri, hesaplar masada. Her yerde aynı sorular:

Cumhur İttifakı biter mi? Devlet Bahçeli, AK Parti’ye sürpriz yapar mı? AK Parti, MHP’den vazgeçip, yeniden çözüm süreci ile HDP’ye yönelir mi?

Millet İttifakı çatlıyor mu? İki liderin arası kötü mü? İYİ Parti, Cumhur İttifakı’na katılır mı?

Bir de Abdullah Gül meselesi var... Son iki haftada durum iyice tuhaflaştı. Cumhur İttifakı’ndan aday olacak diyen de oldu, Kılıçdaroğlu’nun adayı ama Akşener engel diyen de...

Peki ne oluyor? Birkaç günümü üst düzey isimlere ayardım. Soruların yanıtlarını siyasi partilerin üst düzey isimlerinden aldım. Sizlerle de paylaşmak isterim.

CUMHUR İTTİFAKI

AK Parti’nin MHP’yi, MHP’nin AK Parti’yi bırakma niyeti yok. Her iki parti de “Yarı yolda bırakmayız, bırakmayacağız. İki lider gayet iyi anlaşıyor. Cumhur İttifakı yaşayacak. 2023’ü de böyle ve Erdoğan’ın adaylığı ile karşılayacağız” diyor. “Ama siyaset bu...” hatırlatmasına ise “Ayrılık için siyasette büyük bir deprem olması gerekir. Aksi mümkün değil” yanıtını veriyorlar. AK Parti’nin MHP’den ayrılıp HDP’ye yakınlaşacağı iddialarını da AK Partili üst düzey isimler kesin bir dille reddediyor; “Bunu dile getirenlerin akılları yok” diyerek, Cumhur İttifakı’nın iki tarafı da seçimlerin zamanında yapılacağında ısrarcı. AK Partililer, “Gündemimiz ekonomi, seçimlere kadar geçecek sürede ekonomiyi iyileştirme amacındayız” diyor.

MİLLET İTTİFAKI

Gelelim Millet İttifakı’na... İYİ Partili

Yazının Devamını Oku

Nihayet yüz yüze eğitim

Tüm dünya ve insanlık iki yıldır aynı sorunu yaşadı, yaşıyor, salgın ve salgınla mücadele. Bu süreçte kimi ülkeler okullarını kapatıp uzaktan eğitime geçti, geçmek zorunda kaldı.

Kimi ülkeler ise okulları kapatmayı son çare olarak gördü, mümkün olduğunca açık tuttu. Her ülke bu kararları salgının seyri başta olmak üzere ekonomik gerçekleri de içeren kendine özgü koşullara göre aldı. Türkiye yaklaşık iki yıl boyunca ağırlıklı olarak uzaktan eğitim ile yola devam etti. Nihayet bu sene tüm öğrenciler için okullar gerçek anlamda açıldı.

BİR VELİ OLARAK...

Diyelim ki altyapınız, eğitim ordunuz, aile disiplininiz, çocuğun kendi iç disiplini dört dörtlük. Ben yine de uzaktan eğitime karşı olan velilerdenim. Eğitimin mutlaka yüz yüze, okul ortamında, sporuyla, sanatıyla, sosyal ortamıyla gerçekleşmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Aşılamanın başlaması ile tüm ülkeler nispeten rahat bir nefes almaya başladı. Fransa gibi başından beri okulları kapatmayan ülkelerde de Türkiye gibi ağırlıklı uzaktan eğitimi sürdüren ülkelerde de okullar kapılarını öğrencilere açtı. Şimdi önemli olan o kapıların kış boyunca mümkün olduğunca açık tutulması. Kendimizi kandırmayalım... “Sabahları uyanmıyor, gece geç yatıyor, hiçbir şey dinlemiyor, önünde ders ekranı açık ama o oyun oynuyor, kamerayı kapatıp uyuyor, kilo aldı, öğrendiklerini unuttu...” Aranızda bu cümleleri kullanan veliler yok mu? Bu yakınmaları duymayanınız var mı? Artık kaybedecek vakit yok, kalmadı. Çocuklarımızın bir sene daha kaybetmemeleri çok önemli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada, “Milli Eğitim Bakanlığı’nda kurduğumuz dijital altyapı ile okullarımızdaki süreci, hastalığın seyrini yakından izliyoruz, izleyeceğiz. Yüz yüze eğitimi devam ettirmekte kararlıyız” dedi.

Gazetemizde Nuran Çakmakçı’ya konuşan Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer de yüz yüze eğitime katılımın zorunlu olduğunu söyledi. Şimdi yapılması gereken artık belli... Toplumda herkesin bu çocukların ve ülkesinin istikbalini düşünerek, mutlaka aşı yaptırması. Toplumsal bağışıklık kazanılmadığı sürece, yeni varyantların da etkisiyle salgınla mücadele başarısız oluyor. Bu durum hepimizi ama en çok da geleceğimiz olan çocukları etkiliyor.

DAHA SIKI TEDBİRLER GELİR Mİ?

Aşı karşıtlarının, hâlâ aşı yaptırmayanların bu inatlarından vazgeçmeleri gerekiyor. Bununla birlikte devlet de gerekirse önlemleri daha da sıkılaştırmalı.

Biliyorsunuz artık, aşısız veya aşısı tamamlanmamış kişiler için PCR testi uygulaması başladı. Aşı olmayan ya da hastalığı geçirmemiş olanlardan, okul, sinema, tiyatroya girişlerde ya da şehirlerarası toplu taşıma kullanırken negatif PCR test sonucu istenmeye başladı. Bu kural 18 yaş üstü herkes için geçerli. Bu kuralların uygulaması hassasiyetle takip edilmeli. Öte yandan ben tedbirlerin gerekirse daha da sıkılaştırılmasından yani aşı olmayanlara bazı yasakların getirilmesinden yanayım. Sizlerle birkaç günlüğüne özel bir nedenle gittiğim Fransa’daki gözlemlerimi de paylaşmak istiyorum:

Bazı örneklerin aksine Türkiye, Fransa tarafından kırmızı listeye alındığı halde girişte hiçbir sorun yaşamadık. Sağlık Bakanlığı’nın uygulamalarından hazırlanan aşı karnelerini hem telefondan, hem de basılı haliyle yetkililerle paylaştık.

Yazının Devamını Oku

Tahliyenin perde arkası ve havaalanı görüşmeleri

Türkiye bir süredir Taliban, Taliban’ın müzakerelerde bulunduğu Afgan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah ve eski siyasetçi Gulbeddin Hikmetyar’ın da aralarında bulunduğu isimlerle, Pakistan ve Katar ile görüşmeler yürütüyordu.

Amaç eğer Taliban ile şartlarda uzlaşılabilirse muharip nitelikte olmayan Türk askerinin Uluslararası Hamid Karzai Havaalanı’ndaki görevinin ve havaalanı işletmesinin sürdürülmesiydi. Ankara, uzlaşma olmaması durumunda ya da bir aksilik yaşanması halinde her ihtimale göre de hazırlık yapmıştı. Türk askerinin hiçbir şekilde riske atılmaması için, 24 saat içinde tahliye planı en başından hazırlanmıştı. Görüşmelerden Türk askerinin kalması için olumlu bir sonuç çıkmadı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türk askerinin tahliye kararının “çeşitli temaslar, mevcut durum ve şartlar değerlendirilerek” alındığını söyledi. Peki o temaslar neydi? Taliban ne söyledi, endişesi ne idi?

GÖRÜŞMELERİN NİTELİĞİ VE İÇERİĞİ

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve MİT ile görüşmeler yürüttü. Pakistan ve Katar’ın yanı sıra Taliban ile de bazı seviyelerde doğrudan görüşmeler yapıldı. Taliban başından beri Ankara’ya “Türk askerinin varlığı ile ilgili soru işaretlerini” iletti. Türk askerinin kalmasına sıcak bakmadıklarını söylediler. Gerekçe olarak da Türk askerine müsaade etmeleri durumunda yarın öbür gün Rusya, Pakistan, Çin gibi ülkelerin de asker konuşlandırmaya kalkabileceğini ifade ettiler. Ancak Taliban, Ankara’dan havalimanını işletmesini istedi.

HAVAALANININ İŞLETİLMESİ GÖRÜŞMELERİ

Bu konuda Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın da NTV’ye yaptığı açıklamada, “Sivil uzmanlarımız havalimanı için destek verebilir. Bununla ilgili müzakereler devam ediyor. Bunu Türkiye’nin devam ettirmesi konusunda bir irade de ortaya koyuyorlar” demişti. Gelelim ayrıntılara... Edindiğim bilgilere göre, Türkiye ile Taliban arasında havaalanının işletilmesi yönünde görüşmeler sürüyor. Ağırlıklı olarak Türk Hava Yolları üzerinde duruluyor. Özel bir şirketin de gündeme gelebileceği belirtiliyor. Ancak buradaki sorun havaalanının güvenliği. Taliban güvenliği sağlayacağını söyledi. Ankara ise tek başına silahlı Taliban mensuplarıyla havaalanı güvenliğinin sağlanamayacağını anlatıyor. Havaalanlarında özel bir sistem kurulması, hatta özel bir güvenlik şirketinin görevlendirilmesi gerektiği de konuşuluyor. Karşılıklı şartlar şimdilik masada. Türkiye’nin talepleri kabul edilirse, iki taraf uzlaşırsa Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’nın Türkiye tarafından işletilmesi gündeme gelebilir. Bu konudaki görüşmeler kadar Taliban yönetimiyle Afganistan’daki güvenlik meselesinin de Türkiye açısından önemli olduğunu söyleyelim.

MÜZİKSİZ BİR ÜLKE

Dünyanın gözü Taliban’da... Kaos sona erecek mi? İnsan hakları ve kadın hakları uygulanacak mı? Bu soruların yanıtları sözde değil uygulamada görülmek isteniyor. Taliban Sözcüsü Zabuhullah Mücadid, New York Times’a yaptığı açıklamada Afganistan’daki kadınların uzun vadede günlük rutinlerine dönebileceğini ancak 2 günden uzun yolculuklar için yanlarında bir erkek olması gerekeceğini söyledi. Öncelikle umarım Afganistan’daki kadınların günlük rutinleri 2021 yılı biterken Pakistan’daki, Türkiye’deki, Almanya’daki kadınlar gibi olması gerektiğini anlarlar. Dünyanın gündeminde küresel ısınma, uzay yolculukları varken, ülkeleri perişan haldeyken kadınlarla ve onlara çerçeve çizmekle uğraşmaktan vazgeçerler. Bir de müzik konusuna takıklar... Taliban Sözcüsü verdiği demeçte, kamuya açık alanlarda müzik çalınmayacağını da söyledi. Ah işte biraz da bundan oluyor bu geri kalmışlık, mutsuzluk, huzursuzluk... Oysa müzik ruhun gıdasıdır. Biraz müzik dinleseler belki hayata bakışları da biraz yumuşar.

 

Yazının Devamını Oku

Göç endişesi

Zaten 2.2 milyon Afgan, Afganistan’a komşu ülkelerde yaşıyor. Taliban’ın kontrolü ele geçirmesiyle binlercesi kaçmaya çalışıyor. Tüm dünyanın endişesi düzensiz göç... Türkiye’nin de...

Bu yüzden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den İngiltere Başbakanı Boris Johnson’a, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel’e kadar yaptığı görüşmelerde düzensiz göç konusuna öncelik veriyor, kitlesel göçe karşı uyarıda bulunuyor. Türkiye’de Suriye’den gelenler nedeniyle bu konuda zaten sorunlar yaşanıyor. İşin ekonomik boyutu da düşünülürse Türkiye’nin kitlesel bir göçe dayanmasını beklemek hem gerçekçi değil hem de büyük bir haksızlık. Tam da böyle bir ortamda İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace’ın Mail On Sunday için kaleme aldığı makale ve o makalenin aktarılış biçimi tartışma yarattı. Savunma Bakanı makalesinde, “İngiltere’ye getirmekle yükümlü olduğumuz Afganlar için Afganistan dışındaki bölgede bir dizi merkez kuracağız” dedi. Ancak bu sözler yabancı basın kuruluşları tarafından İngiltere’nin Türkiye ve Pakistan gibi ülkelere merkez kuracağı şeklinde yansıdı. Önce Dışişleri Bakanlığı ardından İletişim Başkanlığı açıklama yaparak haberi yalanladılar. Şu tespitleri yapmakta fayda var:

Siyasiler bazen açık açık söyleyemedikleri hedeflerini, taleplerini basına sızdırırlar. İngiltere’nin aklında Türkiye’de merkez kurmak var idiyse yanıtını aldı. Ankara açık açık “Böyle bir talep yok, böyle bir talep iletilse de kabul etmemiz mümkün değil” dedi.

Afganistan’da yaşananlar kimsenin hoşuna gitmiyor. Ancak bu, ülkelerin düzensiz göçe kapı açması anlamına gelmez.

Türkiye de vatandaşları da yıllardır göç yükünü çekiyor. Biraz da taşın altına elini başkaları soksun. Mesela ülkeleri bu hale getirenler...

YİNE YENİDEN S-400 KRİZİ Mİ?

ABD-Türkiye ilişkilerinin sorunlu başlıklarından biri Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400’ler. Bu nedenle ABD, Türkiye’ye “hafif düzeyde” ifadesiyle adlandırabileceğimiz yaptırımları devreye soktu. Türkiye ve ABD arasında bu yaptırımların kaldırılması konusunda görüşmeler yapıldı. Ancak iki taraf bir uzlaşmaya varamadı. Henüz bu sorun çözülememişken, Rus askeri ihracat şirketi Rosoboronexport’un Genel Direktörü Aleksandr Miheyev’in basına yansıyan açıklamaları tartışma yarattı. Rosoboronexport’un Genel Direktörü Miheyev, açıklamasında Türkiye’ye yapılması planlanan ikinci parti S-400 sevkiyatına yönelik anlaşmanın yakında imzalanacağını duyurdu. Bu açıklama “Türkiye-ABD ilişkileri ne olur, yaptırımlar ne seviyeye yükseltilir?” sorularını da beraberinde getirdi. Bu yazının yazılmakta olduğu saatlerde Türkiye’den resmi bir açıklama yapılmamıştı. Ancak güvenlik kaynaklarıyla yaptığım görüşmelere dayanarak şu bilgileri paylaşabilirim:

Rusya ile görüşmelerde yeni bir durum yok.

Rusya’dan böyle bir açıklamanın neden yapıldığı anlaşılmadı.

Yazının Devamını Oku

Taliban ve göç sorunu

“Taliban Afganistan’da iktidarı yeni ele geçirmiş ve erkeklerin tıraş olmasını yasaklamıştı... Halka kendi katı hukukunu dayatmıştı. Taliban, din kurallarının en saf haliyle uygulanmasını savunan bir Sunni Vahhabi inancına bağlıydı... Kafa kesme, el kesme ve külliyen kadın düşmanı bir perspektif, Taliban’ın eğlencenin her biçimine yönelik düşmanlığı ile kolayca örtüşüyordu...”

“Taliban’ın yeni yasaları, Sovyet işgalinin ardından sınır bölgelerine kaçan milyonlarca Afgan mültecinin yaşadığı çamur deryasındaki hayatlarının bir devamıydı. Taliban’ın silahlı adamları, hastalığın kol gezdiği Pakistan’daki o kamplarda birer mülteci olarak büyümüşlerdi. Her tür eğitimden ve eğlenceden yoksundular. Taliban hatırlamadığı bir ülkeyi yeniden inşa etmek için değil, mülteci kamplarını daha geniş bir ölçekte kurmak için gelmişti. Bu yüzden eğitime de gerek yoktu, televizyona da. Kadınlar evde oturmalıydı.”

Bu satırlar 1996’dan 2001’e kadar Afganistan’ın neredeyse dörtte üçüne hükmeden Taliban’ın ilk dönem yönetimine ilişkin gazeteci Robert Fisk’in tespitleri. Dünya şimdi birçok sorunun yanıtının peşinde... Bunlardan biri de ikinci kez ülkenin tamamını ele geçirmişken, Taliban’ın verdiği “ılımlı mesajlar” gerçek mi, yoksa dünyaya hala 1996 yılında mülteci kamplarından yeni çıkmış zihinleriyle mi bakıyorlar?

TANINMAK İSTİYORLAR

Bu kez tanınmak istiyorlar. Komşularına ve ülkelerindeki yabancılara karşı bazı ılımlı mesajlar veriyorlar. Türkiye’nin de olumlu bulduğu mesajlar. Dünya, Afganistan’da her kesimi kapsayıcı bir hükümetin kurulmasını bekliyor. Taliban en son geçtiğimiz çarşamba günü eski Devlet Başkanı Hamid Karzai ve eski Devlet Başkanı Yardımcısı Abdullah Abdullah ile görüştü. Her kesimi kapsayıcı bir geçiş hükümetinin kurulmasının yanı sıra özelikle Batı’nın beklentileri arasında terör ve radikalleşmeye müsaade edilmemesi, insan hakları ve kadın hakları konusunda hassasiyet gösterilmesi de var. Ilımlı mesajların yanında şimdiden Taliban’ın ne olduğunu bir kez daha gösteren ya da hatırlatan açıklamalar da var. Taliban sözcüsü Vayadullah Haşimi’nin Reuters’a yaptığı açıklamalar gibi... Haşimi, “Demokratik sistem hiç olmayacak çünkü ülkemizde bunun bir tabanı yok. Afganistan’da ne tür bir siyasal sistem uygulayacağımızı tartışmayacağız çünkü bu çok açık: şeriat. Kızların okula gitmesine izin verilip verilmeyeceğine ulemalarımız karar verecek” dedi. Kısacası Taliban’ın uyum mesajlarının tutup tutamayacağını, Afganistan’daki farklı unsurları “geçiş sürecine” dahil edip etmeyeceklerini, insan hakları ve kadınlar konusunda ne kadar açılım yapabileceklerini yakında göreceğiz.

GÖÇ SORUNU

Bu ülkeyi kim ya da kimler bu hale getirdi? Kimlerin vebali var? Tarihe bakmak yetiyor. Çoğu şimdi terörden ya da mülteci akınından korkuyor. Daha şimdiden ikinci Taliban dönemi bir anlamda yollara düşen, uçakları dolduran, kaçan Afganlıların hikâyesi oldu. Afganistan’ın iç burkan insan hikâyelerini romanlaştıran Khaled Hosseini; “Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar” diyor. Bir insanın ülkesini terk etmesi zor... Yüz binlerce insana kapı açmak da... Kapıyı açıldığında da mülteci meselesinin bir fay hattına çevrilmesi an meselesi. Üstelik işin ekonomik boyutu da unutulmamalı. Türkiye, Amerikalıların ya da Avrupalıların hatalarının sonucunu göçmen kampına dönerek ödeyecek ülke değil, olmamalı da... Mesele uluslararası arenada ama kaynağında yani o topraklarda çözülmeli. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda yaşayabileceği “Suriyeli sorunu”na ek bir başka büyük sorun daha öncelikle kendi çocuklarımıza büyük haksızlık olur.

 

Yazının Devamını Oku

‘Kabil havaalanıyla ilgili yeni şartlar oluştu, durumu değerlendiriyoruz’

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Afganistan’la ilgili son durumu Hürriyet’e anlattı: ‘Taliban’ın yönetim anlayışını olumlu karşılıyoruz’ demedik. Kendi menfaatlerimiz için herkesle görüşmek lazım. Önceliğimiz dönmek isteyen vatandaşlarımızın tahliyesi. (Kabil Havaalanı’nı koruma görevi) Şimdi yeni şartlar var. Henüz koruma kararı vermedik.

TÜRKİYE, Afganistan’daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ürdün temasları sırasında da anbean bilgi aldı. Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nı koruma planını iptal ettiği iddiasının gündeme gelmesiyle, Ürdün’deki temasları sırasında, kendisiyle telefonda görüştüm. Söz konusu iddia için “Bunu söylemek için erken” diyen Dışişleri Bakanı, hem Ankara’nın yol haritasını anlattı hem de Afganistan’daki son durumu... Karar için bir süre gelişmelerin ve görüşmelerin bekleneceğini belirten Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Hürriyet’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

KARAR İÇİN HENÜZ ERKEN

(Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nı koruma görevini iptal ettiği iddiası) Bunu söylemek için erken çünkü şimdi yeni şartlar oluştu. Kabil Havaalanı’nda askeri kanattayız. Sivil kanatta ise kaos var. Uçakların iniş kalkışlarında da problem oldu. Maalesef bazı kişiler de öldü. Çok üzüldük. Buradan tahliyeler yapılıyor, misyonlar tahliye ediliyor. Bir grup vatandaşımızı getirdik.

Havaalanında tahliye ve diğer konularda başta ABD olmak üzere diğer ülkelerle birlikte çalışıyoruz. Önceliğimiz geri kalan vatandaşlarımızın, dönmek isteyen vatandaşlarımızın tahliyesini gerçekleştirmek. Şu anda önceliğimiz farklı. Askerlerimizle ilgili kararı Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hep beraber vereceğiz.

AFGANİSTAN İÇİNDEKİ MÜZAKERELER ÖNEMLİ

(Karar için ne bekleniyor? Taliban ile görüşmeler ne aşamada?) Taliban ile müzakere için Afganistan içinde, Dr. Abdullah Abdullah, Karzai ve Hikmetyar’ın da içinde olduğu bir komisyon oluşturdular. Bunlar daha önce Taliban ile müzakere eden insanlar. Şimdi Afganistan’ın yönetimi ile ilgili müzakere edecekler. Kendi aralarında barışçıl yöntemlerle anlaşmaya varmalarını umuyoruz. Bunlar yapıldıktan sonra, bu tür şeyler konuşulabilir. Şu an bu tür şeyleri konuşmak için erken.

AMERİKA GÖRÜŞÜNCE SORUN YOK, BİZ GÖRÜŞÜNCE VAR

Amerika oturuyor, Taliban ile anlaşma imzalıyor, onda sorun yok. Biz görüştüğümüz zaman sorun var. Kendi menfaatlerimiz için herkesle görüşmek lazım. Bu onları benimsediğimiz, onların yönetimini ya da ideolojisini benimsediğimiz anlamına gelmez. Çin, Rusya, İran, Taliban ile görüşüyor. Herkes pragmatik davranıyor. Bunlar normal şeyler.

Yazının Devamını Oku

Kabil düştü, Ankara ne yapacak?

“ABD bir süredir dost ve müttefiklerini yarı yolda bırakıyor. Trump’ın çekilme kararını Biden müttefikleriyle istişare etmeden, üstelik plansız ve kötü bir uygulama ile hayata geçirdi. Sonuç olarak Amerika, Afganistan’ı Taliban’a teslim etti.”

Bu sözler Kabil’in düşmesini değerlendiren üst düzey bir kaynağıma ait... Gelişmeleri yakından ve dikkatle takip eden Ankara, gelinen noktada ABD ile bu konuda ne konuşulacağını; “Konuşulacak ne kaldı?” diyerek sorguluyor. Peki, Türkiye Kabil Havalimanı’nda koruyucu ve işletmeci olarak kalacak mı, kalabilecek mi? Yoksa Türk askeri ve büyükelçilik çalışanları tahliye edilecek mi? Ankara ne yapıyor? Neyi bekliyor? Soruların yanıtlarını aradım, üst düzey isimlerle konuştum.

SİYASİ SÜREÇ BEKLENECEK

Türkiye’nin birçok koldan yürüttüğü görüşme trafiği var. İlerleyen satırlarda ayrıntılarına değineceğim. Bu kapsamlı görüşme trafiğinden yola çıkarak Ankara’da yapılan değerlendirmeler şöyle:

Türkiye Afganistan’dan ABD başta olmak üzere Batı’nın yaptığı gibi apar topar çekip gitmeyecek. Zaten Türkiye hemen gitsin diye bir talep de yok.

Geçmişte olduğu gibi uluslararası arenada tecride uğramak istemeyen hatta bu nedenle bazı komşularıyla ilişki düzenleyen Taliban’ın nasıl bir hükümet kuracağı önem taşıyor. Diğer yandan Taliban uluslararası arenada kabul edilmek istiyor.

Taliban ile müzakere etmek üzere Afgan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah ve eski siyasetçi Gulbeddin Hikmetyar’ın da aralarında bulunduğu koordinasyon konseyinin geleceği merak ediliyor. Ankara’daki bilgi Abdullah Abdullah ile Hikmetyar’ın Eşref Gani’ye, Taliban Kabil’e girmeden iki gün önce, “Sen git, gerilim artmasın” yönünde telkinde bulunduğu şeklinde.

Ankara siyasi sürecin tamamlanmasını beklemekten yana.

Üst düzey kaynaklarım genel çerçeveyi bu şekilde çiziyorlar. Ancak burada bazı gerçekleri de hatırlatmak gerekiyor. İçsavaş olmasa da, Taliban şimdilik farklı kesimleri de kucaklayan bir hükümet kursa da bazı gerçekler ciddi risk yaratıyor: 

Yazının Devamını Oku

Cumhur ittifakı belli, millet ittifakı için yuvarlak masa kurulacak

Olağanüstü bir durum olmazsa seçimler 2023 yılında yapılacak. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı sözlerinden ya da icraatlarından bazı kesimler “AK Parti erken seçime gidiyor” yorumunu çıkarmak istese de, ufukta bugünün koşullarında bir erken seçim yok.

Ancak cumhur ittifakında özellikle de AK Parti açısından seçimlere erkenden hazırlık var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarında milletvekillerine ve parti teşkilatına verdiği “Seçim için çalışmaya başlayın” mesajının arkasında da bu hazırlık yatıyor. AK Parti, 2023 seçimleri için bugünden. özellikle bu yazdan itibaren sahada çalışmaya başlayacak.

2023’ÜN ÖNEMİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2023 seçimleri çok önemli hale geldi” diyerek; seçimlerin sadece cumhur ittifakı için değil, Türkiye’nin kritik konulardaki politikaları nedeniyle adeta bir kader seçimi olacağı mesajını verdi. Bu konuda AK Parti kurmayları Türkiye’nin beka sorunu haline gelen dış politikada milli adımların sürebilmesi ve terör örgütleriyle mücadelesinin tavizsiz devam edebilmesi için 2023 seçimlerinin kritik bir öneme sahip olduğunun altını çiziyorlar. Siyasette her an her şey değişebilir olasılığını bir kenarda tutarak, cumhur ittifakı açısından şu tespitleri sıralayabiliriz:

Cumhur ittifakı yola ana gövdeyi oluşturan AK Parti ve MHP ile devam edecek. Ancak ittifakın genişlemesi için çalışmalar da sürecek.

Türkiye’nin ekonomi başta olmak üzere öncelikli sorunları masaya yatırılarak, seçime kadar reformlarla birlikte adım atılması planlanıyor.

Dış politikada diyalog ve uzlaşma dilinin ön planda olacağı belirtiliyor ancak milli meselelerde Türkiye’nin haklarının kararlılıkla savunulacağının altı çiziliyor.

Cumhur ittifakının adayı da belli. Bu nedenle de millet ittifakı gibi “aday tartışması” yaşamıyor.

YUVARLAK MASA FORMÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Seçime iki yıl varken...

“2023 Seçimleri çok önemli hale gelmiştir.”

Ankara kulislerinde ekonomiden dış politikaya, terörle mücadeleye kadar birçok başlık konuşulurken sohbetlerde söylenen bu cümle dün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açık açık dile getirildi. Siyasette 24 saat uzun bir süredir, seçim tarihi de dahil tabii ki her şey değişebilir. Ancak bugün itibarıyla 2023’te yani yaklaşık iki yıl sonra yapılacak seçimler siyasetin neredeyse ana gündemini oluşturuyor. Erkene aldırmak isteyeni de var, blöf yapanı da, zamanında olacak diyeni de... Mesele peş peşe sandığa gitmekten yorulmuş bir ülkede, henüz iki yıl varken, politika üretmek yerine seçimin neden gündemde tutulduğunda... Nedenlerini Ankara kulislerinde konuşulanlarla, açıklamalarla değerlendirmeye çalışacağız.

ERDOĞAN’IN SÖZLERİNİN ŞİFRELERİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmanın seçimlerle ilgili bölümü ile başlayalım. Erdoğan:

“Dünyanın siyasi, askeri olarak en güçlü ülkeleri arasına girmek için 2023 virajını kazasız belasız dönmemiz gerekiyor. 2023 seçimleri çok önemli hale gelmiştir. Terör örgütlerinden asırlık acılara kadar her konuyu kullananlar seçimler için muhalefete açık çek vermiş gözüküyor. Muhalefetin giderek çirkinleşen, buram buram kin ve nefret kokan üslubu 2023 için telaşlarını da ele veriyor. Seçimlere kadar önümüzde yaklaşık 2 yıllık vakit var.”

Cumhurbaşkanı muhalefet kesiminin aktörlerinin terör örgütlerinden, Avrupa’dan Amerika’ya kadar her yerdeki yeminli Türkiye düşmanlarının desteğine layık olmak için canhıraş bir uğraş içinde olduğunu da iddia ederek, cumhur ittifakına da özel olarak vurgu yaptı.

Ankara kulislerinde konuşulanlarla birlikte, bu açıklamaları değerlendirirsek:

Bugün itibarıyla Erdoğan’ın aklında erken seçim yok. Seçimlerin 2023 yılında yapılmasından yana. “Ekonomideki gidişat zorunlu kılacak” iddiaları karşısında kaynaklarım; “Sürecin zor olduğu biliniyor. Ancak iki yıllık süreç iyi değerlendirilecek. Seçimler zamanında yapılacak” yanıtını veriyor.

Sistemin aksaklıklarının da bu süreçte cumhur ittifakının ortak çalışmasıyla giderilmesi hedefleniyor.

Yazının Devamını Oku

Kırmızı alarm ve bilek güreşi

Uyarı bu kez Afganistan’dan çekilen ya da bir anlamda adeta arkasına bakmadan kaçan ABD askerlerinin komutanından geldi.

AFGANİSTAN’DA KIRMIZI ALARM

Amerikan güçlerinin komutanı Orgeneral Scott Miller, “Şu anda güvenlik durumu iyi değil. Şu anki haliyle devam ederse, içsavaş kesinlikle gerçekleşebilecek bir ihtimal. Bu, dünyayı kaygılandırmalı” dedi.

Dünyanın bir kısmı, bir süredir, bir içsavaş olasılığı nedeniyle zaten endişeli. Ancak bu ihtimalin Afganistan’dan ayrılırken, Amerikalı bir komutan tarafından dile getirilmesi, endişeyi daha da artırdı. Üstelik başta Amerikalılar olmak üzere NATO Afganistan’ı terk ederken, Taliban’ın ilerleyişi sürüyor. ABD Başkanı Joe Biden 3 bin 500 Amerikan askerinin 11 Eylül’e kadar ülkeyi terk etmesi talimatı verdiğinden beri sahada bir anlamda Taliban, NATO’yu tasfiye ediyor. Kabil’e her gün biraz daha yaklaşıyor. Bölge ülkeleri ve dünya gelişmeleri dikkatle izliyor. İzliyor, çünkü içsavaş olasılığından teröre, yeni ve büyük bir göç dalgasına kadar küresel anlamda bir dizi sorun yaşanabilir. Türkiye açısından ise durum daha da karmaşık bir boyuta ulaşabilir. Küresel anlamda ve Türkiye açısından olasılıkları detaylandıracak olursak:

- Biden’ın Afganistan’dan askerleri çekme kararında, Katar’da Taliban ve Afgan hükümeti arasında yapılan barış görüşmelerinin başarılı olma ihtimalinin düşük olmasının, bu durumda ABD kuvvetlerinin saldırıya uğrama ihtimalinin kuvvetli olmasının, istihbaratçılar tarafından kendisine El Kaide’nin yeniden yapılanmasının en az iki yıl alacağı bilgisinin verilmesinin etkili olduğu belirtiliyor.

- Karardan bu yana Taliban’ın ilerleyişi ivme kazandı. Afganistan’ın ulusal hükümetinin 11 Eylül’e kadar ayakta kalıp kalamayacağı veya ne zamana kadar kalabileceği merak ediliyor.

- Halihazırda bir içsavaş görüntüsü var. Bunun artmasından ve Afganistan’ın uluslararası terör için elverişli bir coğrafyaya dönmesinden ise endişe ediliyor.

- Afganistan’daki bir içsavaş, büyük bir göç dalgasına yol açabilir. Bu durum sadece sınırı olan ülkeler için değil, Türkiye ve Avrupa açısından da büyük sorun.

- ABD’nin çekilmesiyle güç boşluğunu doldurmak için sahada kimler yarışacak? Rusya, Çin ve İran ile Türkiye’nin ilişkileri Afganistan bağlamında nasıl etkilenecek?

Yazının Devamını Oku

Üçüncü doz

Ülkemizde salgın nedeniyle uygulanan kısıtlamalar sona erdi, hayat normale dönmeye başladı.

Başladı ama Türkiye de tüm dünya da Delta varyantı nedeniyle alarmda ya da alarmda olması gerekir. Şu artık kesin ki “hayat normale dönmeye başladı” ifadesinden, artık “salgın öncesi normal”i anlamamak gerekiyor. Salgın öncesi normale dönmek için tüm dünyanın önünde ne yazık ki daha vakit var. Bu salgından kurtulmanın en etkili yolu ise hızlı aşılama...

ÜÇÜNCÜ DOZ KARARI

Sağlık Bakanlığı iki doz aşısını olan 50 yaş ve üzeri vatandaşlar ile sağlık çalışanlarının üçüncü doz aşılarının uygulanması kararını hayata geçirdi. Hem bu kararı hem de Delta varyantı ile ilgili gelişmeleri Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ile konuştum. Mehmet Ceyhan üçüncü doz kararını alan tek ülke olduğumuzu hatırlatarak şu dikkat çeken değerlendirmeyi yaptı:

“BioNTech gibi aşılarda üçüncü doza ihtiyaç var mı? Henüz böyle bir bilimsel çalışma yok. Ancak Sinovac aşısının bağışıklığı uyarma gücü diğer aşılara göre düşük. Delta varyantı ile ilgili ise bilimsel bir verisi yok. Bu nedenle bizim önerimiz virüsle çok sık karşılaşan ve Sinovac aşısı yaptırmış olan sağlık çalışanlarına bir doz BioNTech yapılması yönündeydi.”

ÜÇÜNCÜ DOZ KİMLERE, NASIL YAPILMALI?

Mehmet Hoca’nın bu sözlerinin ardından peş peşe aklımdaki soruları sıraladım. Üçüncü doz aşı neye göre olunmalı, hangi aşı seçilmeli? Mehmet Hoca’nın yanıtlarını şöyle sıralayabilirim:

- İstediğiniz aşı ile üçüncü dozu olun demenin bilimsel bir mantığı yok.

- Dünyadaki örneği sadece organ nakli olanlara yönelik. Organ nakli olanlara 6 ila 12’nci ayda üçüncü doz aşı (BioNTech) uygulaması yapanlar oldu.

Yazının Devamını Oku

Sonsuz savaş biterken (!) Afganistan...

Sonsuz savaşı bitireceğini ve askerlerinin tamamını 11 Eylül 2021 tarihine kadar çekeceğini açıkladı.

ABD Başkanı Joe Biden’ın açıklamalarının ardından sonsuz savaş ABD için bitse de, Afganistan için, bölge için, küresel aktörler için ve Türkiye için ne olacak? Kuşkusuz yeni dönem birçok riski ve fırsatı barındırıyor.

HAVAALANININ ÖNEMİ

ABD ve NATO müttefiklerinin askerleri yaklaşık 20 yıldır Afganistan topraklarında. Onlardan önce ise Rusya vardı o topraklarda. Zorlu topraklar... Amerika’nın müttefikleri, Usame Bin Ladin’i, en başlarda, Ruslara karşı desteklemişlerdi. Sonra ise malum en büyük düşman ilan etmişlerdi. Düşmanlık, El Kaide ve Bin Ladin’in 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi binaları ve Washington’daki Pentagon’a uçaklarla düzenlediği saldırılarla farklı bir boyuta geçmişti. ABD; Bin Ladin’in koruma altında olduğu gerekçesiyle, Afganistan’a önce hava, sonra kara operasyonu başlatmıştı. Gazeteci Robert Fisk ‘Büyük Medeniyet Savaşı - Ortadoğu’nun Fethi’ kitabında, Afganistan işgalleri ile ilgili şu çarpıcı bilgiyi paylaşır: “Savaş Ruslara 35 milyar dolar civarında bir paraya mal oldu. Amerikalılar ise 10 milyar dolar harcadıklarını iddia edeceklerdi. Suudi Arabistan ise Afgan muhalif partileri ve onların Arap destekçileri için sadece iki yılda 525 milyon dolar harcadığını, 1986’da bizzat açıklayacaktı. Pakistanlı kaynaklar sonradan savaş boyunca Afganistan’da her zaman üç ila dört bin Arap savaşçının bulunduğunu, toplam 25 bin Arabın savaşa katıldığını söyleyecekti.” Dikkatinizi çekerim, burada son 20 yılın bilançosu ya da maliyeti yok. 20 yıl hem NATO açısından hem de tek tek ülkeler açısından ayrı ayrı açıklanacaktır. Şimdi ABD tam 20 yılın ardından zorlu topraklardan çekiliyor. Ancak Taliban hâlâ etkili olduğu için Afganistan’daki kritik noktaların, özellikle de Kabil Havalimanı’nın güvenliği hayati önem arz ediyor. Havalimanı, Afganistan’ın dış dünya ile bağı. Ülkelerin diplomatik misyonları, hava taşımacılığı, uluslararası yardım kuruluşlarının ülkeye ulaşımı açısından da önemli. 14 Haziran 2021’de NATO Zirvesi sırasında bir araya gelen ABD Başkanı Joe Biden ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın görüşmelerinin ardından, iki ismin Afganistan konusunda bir mutabakata vardığını öğrendik. Türkiye, ABD ve NATO’nun çekilmesinin ardından, Kabil’deki havalimanının güvenliğini sağlamaya devam etmeyi önermişti.

TÜRKİYE’NİN ŞARTLARI VE MUTABAKAT BELGESİ

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Bizim şartlara bağlı olarak Afganistan’da kalma niyetimiz var. Şartlarımız nedir? Siyasi, mali ve lojistik destek. Bunlar yapıldığı takdirde, biz Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nda kalabiliriz” açıklamasını yapmıştı. ABD ve Türkiye arasında teknik heyet görüşmeleri başladı. Türkiye’nin havaalanı işletme maliyetinin karşılanmasını da talep ettiği biliniyor. Nasıl bir uzlaşmaya varılacak, Türkiye’nin hangi talepleri karşılanacak, önümüzdeki günlerde netleşecek. Ancak şunu söyleyebiliriz: İki ülke arasında kapsamlı bir mutabakat belgesinin hazırlanması bekleniyor. Bu belgede statü, teknik, lojistik, güvenlik ve maddi tüm unsurların ayrıntılarıyla yer alacağı belirtiliyor.

Son olarak bazı tespit ve soruları da sıralayalım:

- Anlaşma olursa Afganistan’daki Türk askeri sayısının artacağı belirtiliyor. Bu durumda TBMM’den yeni bir tezkere çıkartılacak mı?

- En büyük sorun Taliban’ın Türkiye’nin önerisine karşı olması. Tüm yabancı askerlerin çekilmesini isteyen Taliban, ülkedeki kontrol ettiği alanı genişletiyor.

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinde önemli bir eşik

Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları dün başladıkları toplantılarına bugün de devam ediyorlar.

Salgınla mücadele ve Rusya ile ilişkilerin yanı sıra gündemlerinin en dikkat çekici başlığı Türkiye ile ilişkiler. Bu başlıkta ise iki önemli konu bulunuyor:

- Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğalgaz arama faaliyetleri.

- 18 Mart 2016 tarihli mülteci mutabakatının güncellenmesi.

YAPTIRIM BEKLENMİYOR

Zirve öncesi Almanya Başbakanı Angela Merkel’in verdiği mesajlar dikkat çekti. Şansölye Merkel, “Mart ayında anlaştığımız üzere AB olarak ortak çıkarlar üzerindeki işbirliğimizi ilerletmek için şimdi Türkiye ile diyalog gündemini hızla hayata geçirmeliyiz” dedi. Bazı konulardaki görüş ayrılıklarına rağmen Merkel, stratejik işbirliğinin ilerletilmesi gerektiğini de açık açık söyledi. Merkel’in bu mesajlarının yanı sıra, Doğu Akdeniz’de bir süredir devam eden Türkiye ve Yunanistan arasındaki görüşmelerle tansiyon düştü. Bu süreçte Türkiye’den verilen mesajlar da hep olumlu ve yapıcı oldu. Hatırlayacak olursak, Avrupa Birliği, Kasım 2019’da, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğalgaz faaliyetleri gerekçesiyle yaptırımlar için yasal çerçevede uzlaşmıştı. Sonradan ise dondurulmasına karar vermişlerdi. Ek yaptırım kararlarının ise bu zirveye bırakılmasında uzlaşılmıştı. Sonrasında yaşanan diyalog sürecinde ise birlik ile Türkiye arasında pozitif gündemin oluşturulabilmesi için harekete geçilmişti. Gelinen noktada, Doğu Akdeniz’de, Türkiye’nin istikrara katkıda bulunması beklentisinde olan Avrupa Birliği’nin; Türkiye’nin izlediği gerilimi düşürücü politikalardan yola çıkarak, yaptırım kararı almaması bekleniyor. Avrupa, Türkiye’yi dışarıda bırakmak istemiyor. Bunda Avrupa’nın kendi çıkarları özellikle de mülteciler konusu önemli rol oynuyor. Diğer yandan Kıbrıs meselesinin de zirvenin gündeminde olduğunu hatırlatalım. Avrupa Birliği’nde Kıbrıs konusunda bir endişe olduğu, iki devletli çözüm seçeneğine olumlu bakmadıkları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 Temmuz’da KKTC’den ne mesaj vereceğini de merakla beklediklerini söyleyelim.

MALİ YARDIM GÜNDEMDE

Mülteci meselesinde zirve öncesinde dikkat çekici açıklamayı yine Almanya Başbakanı Merkel yaptı. Bu açıklama yeni bir mutabakatla ilgili adımların atılabileceğinin de işaretini verdi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, mülteci mutabakatının uzatılması gerektiğini ve AB’nin Türkiye’ye desteğinin sürmesi gerektiğini söyledi. Başta Almanya olmak üzere birçok AB üyesi, Türkiye-AB arasındaki göç mutabakatının yenilenmesini savunuyor. Türkiye, her fırsatta mutabakatın unsurlarının yerine getirilmediğinin altını çiziyor. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve Türk vatandaşlarına vize serbestisi getirilmesi gibi başlıklarda bir sonuç çıkmadı. Türkiye, göç mutabakatı ile ilgili mali yardımların da artırılması talebini birçok kez gündeme getirmişti. Liderler zirvesi gündeminde mali yardımla ilgili yeni bir düzenleme var. Liderlerin, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilere mali yardım paketini yenileme önerisini prensipte kabul etmeleri bekleniyor. Mali paketin büyüklüğünün en az 3 milyar euro olduğu söyleniyor.

GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN 

Yazının Devamını Oku

Yeni bir çağ ve NATO - En büyük tehdit kim ya da ne?

Bir bilimkurgu filminden alınmış görüntüler gibiydi... Maskeli dünya liderleri... Temassız... Mesafeli... Dünyanın çoğunluğunu elinde bulunduranların, birlikte hareket etmek için kurdukları bir örgütün çatısı altında önümüzdeki yılların olası tehditlerini yeniden sıralamak ve çoğu zaman sadece kendi çıkarları için işletmedikleri birlikteliklerini “yeni bir çağda” daha iyi işletebilmek için bir araya geldikleri toplantı...

Kaygıları, 10 yıl içerisinde büyük belirsizliklere neden olabilecek radikal değişimler yaşanabilecek olmasıydı... Onlar bu kaygı ile hazırlanan NATO’nun yeni konsept filmini birbirlerine mesafeli bir duruşla izlerken, kendi kendime söyleniyordum: “Olası tehditler için kafa yormayın, 10 yıl içinde büyük belirsizliklere neden olabilecek en büyük tehdit biziz, sizsiniz, insanlar ve yönetimleri...” Tehdit sıralamasında gerçekte ilk sırada ne Rusya var, ne de Çin... Hiç şüphe yok ki ilk sırada temelinde insanın neden olduğu felaketler ve o felaketlerin durdurulmazsa bir gün insanlığın sonunu getirecek olması var. NATO, “Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” raporuyla ortaya koyduğu gibi, yeni strateji belgesine bu en büyük tehdidi “iklim değişikliği, doğal afetler ve salgınlar” ifadesiyle ekliyor. İklim değişikliğinin de, doğal afetlerin de, hatta salgınların da sorumlusu insan... NATO ve tüm dünya bu konularda gerçek anlamda bir mücadele ortaya koyamazsa, tehdit olarak sıraladığı diğer başlıklar ve o tehditlerle mücadele edecek NATO üyeleri zaten ortada olmayacak. Çıkarları nedeniyle başka konularda tam olarak uzlaşamayan ülkeler umalım ki gerçekten yeni bir çağ, insanlık ve gelecek için uzlaşabilsin.

NATO’NUN DEĞERLERİ

Kuruluşu itibarıyla mücadelesinin en önemli bileşeni müttefik devletlerin birlikte hareket etmesiydi. Ancak özellikle 2010 ve 2020 yılları arasında müttefikler arası anlaşmazlıklar, çıkarların örtüşmemesi, birlikte hareket etme kabiliyetinin azalması gibi olumsuzluklar yaşandı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, her ne kadar “Beyin ölümü gerçekleşti” dese de, komada görülen NATO’yu hayata döndürmek amacıyla bir reçete hazırlandı. Üç ana amaç belirlendi:

Müttefiklerin birliğinin, dayanışmasının ve uyumunun güçlendirilmesi.

Müttefikler arasındaki siyasi istişarenin ve eşgüdümün artırılması.

İttifak’ın güvenliğine yönelik mevcut ve gelecekteki tehditlere ve sınamalara cevap verebilmek için NATO’nun siyasi rolünün ve ilgili araçlarının güçlendirilmesi.

Bu üç ana amacın yanı sıra NATO komadan gerçekten çıkarılabilirse, kendisinden beklenen yeniçağda belirlenen tehditlere karşı tüm müttefiklerinin birlikte ön alması ve mücadele etmesi. Yeniçağda yeni eklenen tehditler de gündemde, geçmişten beri gelenler de.... Rusya, Çin, konvansiyonel silahlar ve bu silahlara kolay erişim, kitle imha silahları, devlet dışı aktörler, terör örgütleri, yeni hibrit saldırı yöntemleri, iklim değişikliği, doğal afetler, salgınlar...

Yazının Devamını Oku

Türkiye-ABD ilişkilerinde kritik tarihe doğru

Obama döneminden bu yana türbülansa giren Türk-Amerikan ilişkilerinin bundan sonraki seyrini belirleyecek kritik görüşmeye sayılı günler kaldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden, 23 Nisan’da yaptıkları telefon görüşmesinde uzlaştıkları üzere, 14 Haziran’da Brüksel’de bir araya gelecekler.

Tarih yaklaşırken, iki tarafın yetkilileri kamuoyuna yaptıkları açıklamalarla, görüşme öncesi son mesajlarını veriyorlar. Açıklamalar ve liderler buluşması öncesi yapılan temaslar ışığında, şu genel tespitleri yapabiliriz:

İki ülkenin de birinci hedefi masanın devrilmemesi ve ilişkileri sürdürmek.

S-400’ler, terör örgütleri gibi anlaşmazlıklar bir görüşme ile hemen ve kolay kolay çözülecek başlıklar değil. Bu nedenle iki ülke daha çok işbirliği alanlarına odaklanacaktır.

ABD tarafından yapılan açıklamalar, her konunun gündeme getirileceğini, yani paranteze alınmayacağını ancak bu sorunlu başlıkların da işbirliği yapılan ve yapılacak alanları gölgelemesine müsaade edilmeyeceğini gösteriyor. Belli ki bu hassasiyet yapılacak açıklamaya yansıtılacak.

Trump döneminden farklı olarak göreve geldiği ilk günden beri demokrasi ve insan hakları vurgusu yapan ABD Başkanı Biden ve yönetiminin bu başlığa önem vermesi bekleniyor. Şimdilik yazılı yapılması beklenen açıklamada, insan hakları ve demokrasi vurgusu sürpriz olmayacaktır.

Tüm bu gerçekler ışığında Biden’ın az sayıda liderle baş başa görüşme yapacak olması ve bu az sayıda lider arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yer alması tek başına önemli bir mesaj olarak yorumlanabilir. Yine masadaki sorunlar ve bunların hemen çözülemeyeceği göz önünde bulundurulursa, liderlerin söylemleri ile üslupları yani görüşmenin tonu dikkatle takip edilecektir.

ANKARA AÇISINDAN...

Hem Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

NATO Zirvesi’nin kritik görüşmeleri

ABD Başkanı Joe Biden’ın dünya liderleriyle yapacağı görüşmelere bir haftadan az bir süre kaldı. Doğal olarak dünya kamuoyu Biden ve Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki görüşmeyi dikkatle takip edecek.

Türkiye açısından ise ilk sırada ABD Başkanı Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı görüşme var. Görüşmeye sayılı günler kala, iki ülke açısından da gündeme ilişkin ana bir çerçeve çizilmiş durumda. Hem iki ülke yetkililerinin telefon görüşmelerinde hem de ABD’li yetkililerin Türkiye ziyaretlerinde, iki liderin görüşme gündemleri masaya yatırıldı. Tahmin edeceğiniz gibi Amerikalılar masaya talep dosyaları koydu. Yine tahmin edeceğiniz gibi “Bu talepler karşısında Türkiye’nin de şu isteğini yerine getirelim” demediler... Biden başkanlığındaki Amerikan yönetimi, benzer tavrı Rusya için de gösteriyor. Her ne kadar ABD Başkanı Biden Washington Post için kaleme aldığı makalede “Rusya ile stratejik istikrar ve silah kontrolü gibi konularda çalışabileceğimiz, istikrarlı ve öngörülebilir ilişkiler istiyoruz” dese de, Putin görüşmenin “kazan-kazan” stratejisinde geçeceğini düşünse de; ABD yönetimi açısından Putin’in POTUS ile görüşecek olması tek başına büyük bir kazanım. Rusya’nın önüne de bir dizi talep konulduğunu ve konulacağını unutmayalım. ABD yönetiminin tüm bu görüşmelere kendini “tek patron” gören tavrıyla hazırlandığını da göz önünde bulunduralım.

ABD’NİN S-400 TEKLİFİ

Amerikan yönetiminin yukarıdaki satırlarda anlatmaya çalıştığım tavrı, Ankara’ya yapılan S-400 teklifinde de ziyadesiyle kendini gösterdi. Hatırlayacaksınız Biden-Erdoğan görüşmesinin hazırlığı için Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman, Hürriyet Gazetesi ve CNN Türk’e verdiği mülakatlarda “S-400’leri almak, NATO ittifakında sorun yaratıyor. Alternatif sunduk, tam olarak ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Umarım ortak bir yol bulabileceğiz. Bu teknik detay bir konu değil, siyasi bir şey değil. Türkiye durumun farkında, atması gereken adımları biliyor. Nasıl bu adımların atılacağını da görüştük, bu Türkiye’nin kararı olacak” demişti. Sherman’ın deyimiyle sundukları alternatifin yani teklifin peşine düştüm. Amerikalı yetkililerden Türkiye’ye sunulan teklife ilişkin edindiğim izlenim şöyle:

Amerikan yönetimi Türkiye’den S-400’leri aktive etmediğine ve etmeyeceğine ilişkin yazılı bir taahhüt istiyor.

ABD yönetimi Türkiye’ye yönelik yaptırımların son bulması için bu yazılı taahhüdü Kongre’ye sunmayı planlıyor.

ABD yönetimine göre, S-400’ler konusunda Kongre’nin ikna edilmesi önemli ve gerekli.

S-400’lerin aktive edilmediğinin denetimi Amerikan askeri uzmanları tarafından yapılacak. Bu denetim formülü taahhütte de yer alsın istiyorlar.

Amerikalı yetkililerin genel bir çerçeve ile anlattıkları S-400’ler teklifini ilk duyduğumda,

Yazının Devamını Oku

Haziran savaşları: Batı’ya göre Türkiye kritik bir dönemeçte

14 Haziran 2021 NATO Zirvesi, 15 Haziran 2021 ABD-AB Zirvesi, 23 Haziran 2021 Berlin Konferansı (Libya meselesi), 24-25 Haziran AB Liderler Zirvesi...

Haziran ayında Türkiye açısından bir dizi kritik toplantı yapılacak. ABD ve Avrupa Birliği ile süreç ve toplantılar ayrı gibi görünse de öyle değil. Biri diğerini kolluyor, takip ediyor. Bir anlamda Türkiye konusunda bir bütün politika izleniyor. Türkiye açısından ilk kritik tarih 14 Haziran. Batı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özellikle ABD Başkanı Biden ve Yunanistan Başbakanı Kriakos Miçotakis ile görüşmesinin olası sonuçlarına odaklandı. Olası sonuçlarla, Türkiye’den beklentilerin ABD-AB ortak zirvesinde de ele alınması bekleniyor. Libya meselesinin ele alınacağı Berlin Konferansı sürecinde ise Türkiye üzerinde baskının artması gündemde. Bu ayın son kritik tarihi ise 24-25 Haziran’daki Avrupa Birliği Zirvesi. Birlik, Türkiye ile yola nasıl devam edeceğini konuşacak. Bu toplantılar öncesinde ABD ve AB’den batılı diplomatların dile getirdiği ve Türkiye’ye iletilen görüşleri şöyle sıralayabiliriz:

- Türkiye, Batı ile ilişkilerinde uluslararası ilişkilerden, bölgesel sorunlara, demokrasi ve hukuk başlıklarında kritik bir dönemeçte. Türkiye’den bu kez somut adımlar bekleniyor.

- S-400’ler konusunda Türkiye’nin önerileri kabul görmüyor. Türkiye, ABD’nin taleplerini kabul etmeli.

- Türkiye, Libya’dan asker çekmeli. Türkiye’nin jest niteliği taşısa da asker çekmesi Rusya’yı da aynı yönde hareket etmek için mecbur bırakacaktır.

- Yunanistan ile diyalog süreci takip ediliyor. Batı, Kıbrıs konusunda yeni bir sürprize açık değil. Bu yüzden Erdoğan’ın 20 Temmuz konuşması beklenecek.

PEKİ YA TÜRKİYE’NİN HAKLI TALEPLERİ?

Biden görüşmesi ve AB Liderler Zirvesi öncesi Batı ittifakı masaya sadece taleplerini koyuyor, sadece istiyor ama kendi adım atmıyor. Şu ana kadar yapılan görüşmeler neticesinde Ankara’nın bakış açısını maddeler halinde şöyle özetlemek mümkün:

- S-400’ler konusunda ABD’nin talepleri yakışıksız ve karşılanabilir nitelikte değil. Bir çözüm bulunamadığından konu

Yazının Devamını Oku

İsim konuldu: ‘NATO ortağı ve stratejik müttefik’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden ile yapacağı görüşmeye az bir süre kaldı. İki ülke ilişkileri, tarihinin en sıkıntılı ve sorunlu süreçlerinden birinden geçiyor. Yeni dönemde belirleyici unsurlardan olacak Erdoğan-Biden zirvesi öncesi; ABD’nin Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman Ankara’da temaslarda bulundu. Hürriyet Daily News Ankara Temsilcisi Serkan Demirtaş’a konuşan Sherman’ın açıklamalarından yola çıkarak şu tespitleri yapabiliriz:

Gelinen noktada iki ülke arasındaki ilişkinin adı Sherman tarafından “NATO ortağı ve stratejik müttefik” olarak konuldu.

NATO ortağı ifadesi Sherman tarafından öylesine kullanılmadı. ABD yönetimi Sherman’ın deyimiyle NATO üyesi olarak Türkiye’nin Rus sistemlerini (S-400’ler) almasının NATO’ya karşı bir eylem gibi göründüğünü bilmesini istiyor.

ABD’nin insan hakları ve demokrasi konusunda kaygıları var.

ABD’nin bu kaygısı ekonomi ile de bağlantılı. İki ülke açısından potansiyel yüksek ama ABD’ye göre iş dünyası öngörülebilirlik, kuvvetli parasal politikalar ve hukukun üstünlüğünü de görmek istiyor.

ABD, DEAŞ’a karşı gördüğü terör örgütü YPG ile yaptığı işbirliğini belli ki sürdürecek.

Sorunlu alanlardan çok ilk etapta işbirliği alanlarına odaklanılacak.

Türkiye de zirveye ABD’nin terör örgütü YPG ile işbirliğinden, FETÖ konusundaki vurdumduymazlığına kadar haklı eleştiri ve taleplerini taşıyacaktır. Tam 14 gün sonra iki liderin yapacağı görüşmede, iki ülkenin önce işbirliği alanlarına odaklanıp, sorunlu alanları yöneterek yeni bir dönemi başlatıp başlatamayacakları belli olacak.

Yazının Devamını Oku