Paylaş
Abdullah Öcalan için statü açığı varsa; bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını öneriyorum.”
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu açıklamaları Ankara’da büyük yankı uyandırdı. PKK’nın feshinin birinci yılında Devlet Bahçeli’nin açıklamaları sıradan bir siyasi değerlendirme değil. Çünkü Bahçeli, uzun süredir devlet güvenlik aklının stratejik başlıklarını kamuoyuna taşıyan isimlerden biri olarak görülüyor. ABD-İsrail-İran gerilimininin Türkiye’nin tüm dengelerini etkileyebilecek büyük bir deprem potansiyeli taşıdığını belirten MHP Lideri’nin sözlerinden hareketle;
- Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Gazze savaşı sonrası dengeler değişti.
- İran baskı altında. ABD yeni bölgesel güvenlik mimarisi kurmaya çalışıyor. İsrail topraklarını genişletme derdinde.
- Suriye dosyası hep masada. Irak’ta yeni denklem oluşuyor.
Tam bu süreçte Bahçeli’nin yaptığı çıkışın zamanlaması tesadüf değil. Çünkü Türkiye artık yalnızca “terörle mücadele” yürütmüyor. Türkiye aynı zamanda yeni bölgesel düzen kurulurken kendi güvenlik kuşağını inşa etmeye çalışıyor. Bu güvenlik kuşağında temel soru şu: PKK tamamen tasfiye edilecek mi? Yoksa bölgesel denklem içinde kontrol altında yeni bir forma mı dönüşecek? İçindeki fraksiyonlar da göz önünde bulundurulursa, başka ülkelerce devşirilecek mi? İşte Bahçeli’nin sözleri tam da bu tartışmanın merkezine oturuyor. Özellikle Abdullah Öcalan’ın “koordinasyon” benzeri bir rol üzerinden tartışılması, klasik güvenlik anlayışının ötesinde yeni bir stratejik yaklaşımın sinyali olarak yorumlanabilir. İsim farklı da olsa, sürecin ilerlemesi için bir mekanizma üzerinde çalışılabilir.
Çünkü artık mesele sadece Kandil değil.
- Suriye sahası,
- Kuzey Irak dengesi,
- ABD’nin SDG/YPG politikası,
- İran sonrası oluşabilecek boşluk,
- İsrail sonrası yeni Ortadoğu hattı,
Hepsi aynı dosyanın içinde.
‘TAKVİMİ MEHÇUL BELİRSİZLİK’ NEDİR?
TBMM çalışmalarını bitirdi, ancak örgütün tamamı silah bırakmadı. Örgüt sınırdaki mağaraların bazılarını boşalttı ama devletin beklentisi bunun sürmesi. Devlet önce silahların tamamının bırakılmasını istiyor, örgüt ise önce yasal düzenlemeyi bekliyor. Bu öncelik tartışmasının “güven sorununa” dönüşme ihtimali var. Bu nedenle de pedal teorisi sürmeli yani bisiklet durmamalı. Güven sorunu riskini okuyan MHP Lideri’nin son dönemde bazı isimlerce dile getirilen “Güvenlik kaynaklarının silah bırakma raporu beklenmeli, tamamının bıraktığı raporlandıktan sonra adım atılmalı” yönündeki söylemlere bazı itirazları olduğu belirtiliyor.
MHP Lideri’nin güvenlik güçlerinin yaklaşık bir buçuk yıldır örgütü ve silah bırakma sürecini takip ettiğine yani ellerinde bir veri olduğuna dikkati çektiği belirtiliyor. Bu veri ışığında da bazı adımların atılması gerektiğini düşündüğü ifade ediliyor. Örgütün atması gereken adım varsa bunun atılmasının sağlanması, düzenlemelerin de bu çerçevede hayata geçirilmesi... Kısacası Bahçeli sürecin “bahane” ile durmasını ya da bitmesini istemiyor. Bölgedeki gelişmeler ışığında sürecin kararlılıkla yürütülmesi gerektiğine inanıyor. Bahçeli’nin “Dış politika ile iç politika birbirinden kopuk değildir” vurgusunun nedeni de bu.
ÖRGÜTÜN İSİM DEĞİŞİKLİĞİ
Örgütün eski modeli mevcut koşullarda artık sürdürülebilir değil. Dağ kadrolarıyla yürüyen klasik yapı artık küresel sistem açısından maliyetli hale geldi. Bunun yerine daha esnek, daha siyasi, daha uluslararası meşruiyet arayan bir model arayışında oldukları görülüyor. Ancak burada Türkiye açısından temel soru şu olacak: Bu dönüşüm gerçekten silah bırakmaya mı gidiyor?
Yoksa yalnızca yeni bir ambalaj mı hazırlanıyor? Ankara’nın önümüzdeki dönemde en dikkat edeceği başlık tam da bu olacak.
PKK NEDEN İSİM DEĞİŞTİRİYOR?
PKK’nın kendisini “Apocu hareket” gibi yeni tanımlarla öne çıkarması yalnızca sembolik değil. Bu aslında üç katmanlı bir dönüşüm operasyonu olabilir.
1- “Terör örgütü” kimliğinden çıkma arayışı: PKK adı Türkiye, ABD, Avrupa Birliği tarafından resmen terör örgütü olarak kabul ediliyor. Bu nedenle de hareket, barış süreci, demokratik siyaset gibi kavramlar öne çıkarılıyor. Amaç silahlı örgüt görüntüsünden siyasi harekete geçiş zemini oluşturmak gibi görünüyor. Bu model dünyada daha önce görüldü. Örneğin IRA siyasete evrildi, FARC partiye dönüştü, ETA silahsızlandıktan sonra dağıldı.
2- Kandil içi güç savaşı: “Apocu hareket” vurgusu aynı zamanda örgüt içindeki mücadeleyle ilgili. Çünkü bugün PKK yekpare değil. Bir tarafta Kandil’deki klasik kadro, diğer tarafta YPG üzerinden Suriye hattı, başka bir tarafta Avrupa yapılanması ve ayrıca DEM Parti siyaseti var. Öcalan’ın yeniden merkeze taşınması, örgütü tek merkezde toplama girişimi olabilir. Çünkü devlet açısından dağınık yapı risklidir. Kontrol edilebilir tek muhatap ise daha yönetilebilir görülür.
Terör örgütü PKK’nın kendisini “Apocu Hareket Yönetimi” olarak tanımlamaya başlaması sıradan bir isim değişikliği değil.
Bu kararın zamanlaması, kullanılan kavramlar ve aynı günlerde Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamalar birlikte okunduğunda ortaya çok daha büyük bir tablo çıkıyor. Çünkü mesele artık yalnızca “silah bırakma” tartışması değil. Mesele; örgütün kendisini yeni döneme nasıl adapte edeceği, devletin hangi stratejik zeminde hareket ettiği ve Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir güvenlik-siyaset dengesi kuracağıdır.
EN KRİTİK NOKTA: TERÖR ÖRGÜTÜ LİSTESİNDEN ÇIKTI MI?
Bu sorunun yanıtı hayır. Uluslararası hukukta yalnızca isim değiştirmek yeterli değil.
Bir örgütün listeden çıkabilmesi için genellikle:
- Silahlı faaliyetlerini tamamen durdurması,
- Örgütsel yapısını feshetmesi,
- Finans ve lojistik ağlarını dağıtması,
- Yeni isim altında devam etmediğinin kanıtlanması gerekiyor. Eğer aynı kadrolar, aynı komuta zinciri, aynı finans ağı, aynı ideolojik yapı devam ediyorsa; uluslararası hukuk çoğu zaman “İsim değişti ama örgüt aynı” değerlendirmesi yapar. Bu nedenle “Apocu Hareket Yönetimi” adı kullanılması, örgütün otomatik olarak meşru hale geldiği anlamına gelmiyor.
Paylaş