GeriHande FIRAT Katar’dan Türkiye’ye yatırımlar devam edecek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Katar’dan Türkiye’ye yatırımlar devam edecek

Türkiye-Katar ilişkileri son döneme swap anlaşması ile damgasını vurdu. Bu anlaşmanın başka adımlarla devam edip etmeyeceği merak ediliyor.

Öte yandan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır’ın Katar’a uyguladığı ambargonun üçüncü yılı 5 Haziran günü geride bırakıldı. Başta ambargo olmak üzere birçok alanda beraber hareket eden ve stratejik ilişkilere sahip Katar ve Türkiye’nin Libya’dan Suriye’ye kadar birçok alanda karşısına çıkan ülkeler de ortak. Hem bu durumu, hem de Katar’ın yeni yatırımlar gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini Katar Ankara Büyükelçisi Salim Mübarek el Şafi ile konuştum.

YATIRIMLAR DEVAM EDECEK

Her iki ülkenin geçirdiği zor zamanlarda birbirlerinin yanında durmaktan çekinmediğine dikkat çeken büyükelçi El Şafi, Katar’ın Türkiye’ye yatırımlarının devam edeceğinin mesajını verdi. El Şafi, “Katar devleti 2018 yılında 15 milyar dolarlık bir direkt yatırım sözü vermiştir. Ayrıca swap anlaşmasının tavanını 5 milyardan 15 milyara yükseltmiştir. Doğal olarak bu ilişkiler devam ettiği sürece karşılıklı yatırımlar da devam edecektir” dedi.

Hatırlayacaksınız, 2018 yılında söz verdikleri 15 milyar dolarlık direkt yatırımın 5 milyar doları Merkez Bankası kanalından yerine gelmişti. Belli ki kalan 10 milyar dolar için iki ülke arasındaki görüşmeler sürüyor.

KÖRFEZDE NORMALLEŞME MÜMKÜN AMA ŞARTLAR BELLİ

Hemen her alanda Türkiye ve Katar’ın karşısında yer alan blokla Körfez’de normalleşme mümkün olabilir mi? Katar’ın Ankara Büyükelçisi haksız ambargonun ardından ülkesinin kendi kendine ekonomik yeterliliği sağlama arayışına girdiğine dikkat çekti. Normalleşmenin mümkün olabileceğini belirten El Şafi, “Bu ambargonun kaldırılması hususunda bu devletlerin gerçek bir iyi niyet içinde olmaları, Katar devletinin egemenliğini zedelememeleri, diktelerden uzak durup Katar’ın içişlerine müdahale etmemeleri, uluslararası yasalara saygı ve ülkeler arasındaki eşitlik ilkesine riayet etmeleri şarttır. Bizler, Körfez bölgesinin birlik ve beraberliğini amaçlayan ve gelecekte bunun tekrar etmemesini garantileyen herhangi bir gerçek girişime karşı açığız” dedi.

Ancak ambargonun doğrudan Katar halkını hedef aldığına da dikkat çekti.

Olanlar diplomatik bir düzeyde meydana gelen bir husus değildi. Dini vecibelerin yerine getirilmesinin, öğrenimlerine devam etmelerinin, sağlık hizmetlerinden yararlanmalarının engellendiğini hatırlattı. Büyükelçi bu soruların kolay aşılamayacağını ekleyerek, “Bu gibi durumların tekrarlanmaması garanti altına alınmalıdır” diye konuştu.

TERÖRE VE FİTNEYE YATIRIM YAPAN ÜLKELER

Katar ve Türkiye, Suriye ve Libya’da da aynı tarafta yer alıyor. Özellikle Libya’da Hafter’e destek veren malum ülkeler için büyükelçi El Şafi, “Onlar terör, savaş ve fitnede yatırım yapmaktadırlar. Libya’da uluslararası tanınmış bir yasal hükümet vardır. O da Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’dir. Bu nedenle onun yanında olmamız gayet doğaldır” yorumunu yaptı.

TRUMP VE ERDOĞAN’IN TELEFON GÖRÜŞMESİ

Libya’dan devam edelim. 8 Haziran günü ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telefon görüşmesinin kritik başlığı Libya’daki gelişmelerdi. Son gelişmelerin ardından Rusya’nın Libya’da sıkışmasından ABD’nin içten içe duyduğu mutluluğu öncelikle ifade edelim. İki ülke Libya’da petrol arama dahil nasıl bir ilişki kurabileceklerini çalışacaklar.

ABD’DE FETÖ’CÜLER TRUMP’A KARŞI SOKAKTA

Trump her ne kadar Libya’daki gelişmeleri ilgiyle dinlese de aklının ülkesindeki protestolarda olduğunu söyleyelim. Cumhurbaşkanı FETÖ’nün bu protestolardaki rolüne ilişkin görüşmede Türk istihbarat ve güvenlik makamlarının hazırladığı dosyayı gündeme getirdi. Başta 15 Temmuz darbe girişimi olmak üzere, Türkiye’de FETÖ’cülerin olayları, protestoları nasıl manipüle ettiklerini, kendi çıkarları için nasıl kullandıklarını anlattı. Sosyal medya hesapları ile birlikte isim isim de sayarak FETÖ’cülerin ABD’deki protesto gösterilerinde başı çektiğini söyledi. Buraya bir parantez açıp, FETÖ’cülerin Hillary Clinton’ı desteklemiş olduklarını, maddi destekte bulunduklarını, Trump-Erdoğan yakınlığından rahatsız olduklarını da hatırlatalım.

NÜKTEDAN SOHBET

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump ile telefon görüşmesini TRT ekranlarında anlatırken aralarında nüktedan bir sohbet geçtiğini de söyledi. Nüktedan sohbetin içeriği de merak konusu oldu. Açıklayayım: “Gençlik... Daha doğrusu kimin daha genç göründüğü idi”... Yaşlarını göstermedikleri yönünde karşılıklı yaptıkları iltifatlar liderleri ve ekiplerini de gülümsetti.

 

X

Bir süredir beklenen af

Ankara’da bir süredir beklenen oldu... Lütfi Elvan’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan affı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildi. Ankara kulislerinde uzunca bir süredir Lütfi Elvan’ın faiz başta olmak üzere ekonomi politikaları konusunda Cumhurbaşkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’nın ekonomi danışmanlarıyla uzlaşamadığı biliniyordu.

Toplantılarda Elvan ve ekibinin, Cumhurbaşkanlığı ekonomi danışmanlarıyla tartıştığı bile konuşuluyordu. İstifa edeceği hatta ettiği söylentileri iki hafta önceki grup toplantısında daha da arttı. Çünkü 17 Kasım günü Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti grup toplantısında, “Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam” demiş ve Lütfi Elvan’ın da salonda bulunanların aksine Erdoğan’ı alkışlamaması kameralara yansımıştı. Erdoğan’ın sözlerinin hemen ardından da 18 Kasım Perşembe günü zaten Merkez Bankası faiz indirimine gitmişti. Kulislere o hafta, Elvan’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden affını istediği, Cumhurbaşkanı’nın ise, “Bir süre bekle, zamanı gelince söyleyeceğim” dediği iddiası yansımıştı. Üstelik tüm bu süreçte ekonomi ile ilgili yayınlara çıkmaması, açıklama yapmaması da dikkatlerden kaçmadı. Kısacası Elvan’ın yerine Nureddin Nebati’nin göreve getirilmesi sürpriz olmadı. AK Parti içinde “Yeni politikayı uygulamak için, yeni politikaya inanmak gerekiyor. Bu nedenle görev değişikliği normal” değerlendirmesi yapılıyor.

ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni ekonomi politikası ve hedeflerini TRT ekranlarından, “Faizi düşürmek suretiyle yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve büyüme. Bu dört tane ana başlık bize büyümeyi getirecek. Bizim tahminimiz asgari 10, ama 10’un üzerine de çıkabilir. Yıl sonu itibarıyla enflasyonda da kendisini zaten gösterecek” sözleriyle açıkladı.

İşçisiyle, işvereni ile, emeklisiyle sıkıntılı bir dönemden geçiliyor. Tabii ki yeni ekonomik politikanın başarıya ulaşması ve sıkıntılı sürecin bir an önce geride kalması öncelikli beklenti. Peki bu yeni politika uygulanırken ne gibi adımlar atılmalı? Ya da bu politika sonuç vermezse ne olur? Soruların yanıtlarını yine iktidar partisinin içinde aradım. Konuştuğum isimlerin dikkat çeken önerileri var, bu önerileri sizlerle madde madde paylaşacağım:

Ekonomide dört ana başlıktaki politikalar önem taşıyor; para politikası, maliye politikası, yapısal reformlar ve adalet. Bütüncül bir politika izlenmesi gereklidir.

Yeni ekonomik politikanın en önemli unsurlarından biri yüksek faizle mücadele ve faizde indirimin sürmesi ise o zaman bu süreçte faiz dışı unsurlarda adım atmak gerekiyor.

Yapısal reformların somut sonuçları orta vadede alınır ancak yapısal reform ve takvimini açıklamak hemen beklentilere yansır. Olumlu gidişat başlar. Bu süreçte vakit kaybetmeden gerekli yapısal reformlar açıklanmalıdır.

Adalet alanında uluslararası arenada da beklentileri karşılayacak adımları atmak, güven tesis ederek, sermayeyi cezbeder. Türkiye adalet alanındaki eksiklerini beklentiler çerçevesinde yerine getirmelidir.

Yazının Devamını Oku

Ekonominin aktörleri ne diyor?

Hem sorunların, taleplerin artması ve çeşitlenmesi hem de demokrasinin doğal yapısı gereği yönetimler, politikaları artık tek başlarına oluşturmamalı. Dünya genelindeki yaygın kanı da yönetimlerin tek başına alacakları kararlar yerine çok aktörlü bir ortaklığın daha gerçekçi olduğunu ortaya koyuyor.

Odalar, sivil toplum örgütleri, toplumun ihtiyaçlarını belirleyerek siyasal sisteme iletmek, siyasal sistem politika oluştururken bir anlamda yardım etmek için de vardır. Ekonomik açıdan içinden geçmekte olduğumuz zor günlerde siyasal iktidar da “ortak politika oluşturma” anlayışını yaygınlaştırmalıdır. Eskiden daha doğrusu benim gençlik yıllarımda gazeteciler iktidarların aldıkları kararları mutlaka ilgili odalara, sivil toplum örgütlerine sorarlar; eleştirilerini de haber yaparlardı. İçinden geçtiğimiz süreçte bu köşede ekonominin farklı aktörlerinin önerilerine elimden geldiğince yer vereceğim. Bu çerçevede ATO Başkanı Gürsel Baran ile buluştum.

“TÜRKİYE EKONOMİK VE SİYASİ AÇIDAN GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDA”

ATO Başkanı önce iş dünyasının ana beklentilerini sıraladı:

Türkiye ekonomik ve siyasi açıdan güçlü olmak zorunda.

Stabil, önümüzü görebildiğimiz, geleceğe yönelik hesaplar yapabildiğimiz bir sürece kavuşmak istiyoruz.

Süreçte birlik ve beraberlik içinde olmamız, ülkemizin geleceğini tek hedef olarak belirleyerek, buna göre çalışmamız gerekiyor.

“ASGARİ ÜCRETE DESTEK ARTMALI”

Gelelim, çözüme kavuşturulmasını bekledikleri konulara ve önerilerine... Bunları da sizlerle madde madde paylaşacağım. Gündemin en sıcak konusu asgari ücretle ilgili sözleri şöyle:

Yazının Devamını Oku

Yeni ekonomik model, hedefler ve yoldaki Swap anlaşması

Türkiye’nin en önemli gündem maddesi ekonomideki gelişmeler ve vatandaşın ekonomik sıkıntıları. Salgın ve tüm dünyanın içinde bulunduğu ekonomik sorunlar, Türk ekonomisini de doğal olarak olumsuz etkiledi.

Ancak bu olumsuz gidişte, zamanında atılmayan adımların, ertelenen yapısal reformların, yanlış kararların da etkisi olduğu yadsınamaz. Şimdi Türkiye hem üst düzey ekonomi kaynaklarının hem de hükümet yetkililerinin deyimiyle, “Yüksek faiz, düşük kur modelinin başarılı olmadığı gerekçesiyle, model ve yöntemi değiştirdi.” Hepimizin hayatını yakından etkileyen bu model ve yöntemden beklentiler neler? Bu model ve yöntemde ekonomi ne zaman dengeye oturacak? Bu soruların yanıtlarını ekonomi yönetiminde aradım. Sizlerle o yanıtları paylaşacağım. Ancak önce Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yapılan anlaşmalarla başlayacağız.

SWAP ANLAŞMASI YOLDA

BAE ile Türkiye arasında 9 anlaşma imzalandı. Ancak gözler doğal olarak bir tanesine çevrildi. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ile BAE Merkez Bankası arasında işbirliğine yönelik mutabakat zaptına... Mutabakat zaptı ‘İki ülke arasında SWAP anlaşması yolda mı?’ sorusunu beraberinde getirdi. Sorunun yanıtına geçmeden hemen önce iki ülke arasındaki görüşmelerin çok olumlu geçtiğini belirten hükümet kaynakları, BAE yetkililerinin “Türkiye’ye gelmekte geç kaldık, bu süreci daha iyi değerlendirebilirdik” mesajı verdiklerinin altını çizdiler. Görüşmelere katılan ekonomi yönetimi kaynakları ise BAE’den ilk planda 10 Milyar dolarlık yatırım geleceğini söylediler. Gelelim iki merkez bankası arasındaki görüşmeler ve olası SWAP anlaşmasına. Üst düzey ekonomi yetkilisinin ifadeleriyle, “Çarşama günü imzalanan mutabakat zaptı bir başlangıç. Diğer olası anlaşmaların alt yapısı niteliğinde.” Yani iki banka arasında bir süredir görüşmeler yürütülüyor. BAE’nin 10 milyar dolar yatırımına ek olarak, iki ülke merkez bankaları arasında aynı büyüklükte yani “10 milyar dolarlık SWAP anlaşması kimseye sürpriz olmasın” yorumu yapılıyor. Rakamın son yapılan SWAP anlaşmalarının üstünde olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Sadece BAE değil, Türkiye SWAP anlaşmaları için başka bazı ülkelerle de görüşmeler yürütüyor. Merkez Bankası’nın rezervlerinde SWAP anlaşmalarının da gösterilmesi eleştirilerine ekonomi kaynakları, Hindistan örneği ile yanıt veriyor. Hindistan’daki rezervlerin yüzde 50’sini başka ülkelerle yapılan SWAP anlaşmalarının oluşturduğuna dikkati çekiyorlar.

YENİ MODEL, YENİ YÖNTEM

Gelelim yeni ekonomik modele... Üst düzey ekonomi yönetimine göre şimdiye kadar uygulanan “yüksek faiz, düşük kur modeli” başarılı olmadı. Zaten bu bakış açısını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da açık açık her konuşmasında ortaya koyuyor. Bu nedenle ihracata dayalı büyüme modelinin benimsendiğinin altı çiziliyor. Bu çerçevede hem bazı tespitler yapıyorlar hem de bazı hedeflere dikkati çekiyorlar... Üst düzey kaynaklara dayanarak şu maddeleri sıralayabilirim:

Türkiye’nin dışarıdaki görüntüsü çok olumsuz değil.

Doğrudan yatırımlar tüm ülkelerde azalırken, 2021 yılı içinde şu ana kadar Türkiye’nin aldığı doğrudan yatırım 10 milyar dolar.

Yazının Devamını Oku

Birleşik Arap Emirlikleri’yle yeni dönem

Bir dönem adeta “Her kötülüğün ardındaki” ülkeydi... Türkiye ile bir anlamda nüfuz savaşı yürütüyordu. İlişkilerdeki kötüye gidiş, 2016 yılıyla zirve yaptı ve neredeyse beş yıl sürdü.

Şimdi bu görüntü bir anlamda tersine döndü. İki ülke en üst düzeyde masaya oturdu. Birleşik Arap Emirlikleri’nin güçlü Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan, dokuz yılın ardından Ankara’ya geldi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ekonomiden bölgesel konulara birçok alanda kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi. Peki ama iki ülke arasında 5 yıl süren nüfuz savaşı neden ve nasıl sona erdi?

NELER YAŞANMIŞTI?

15 Temmuz darbe teşebbüsünün arkasındaki ülkeydi. Hatta FETÖ’nün finansörü olmakla suçlandı. Desteklediği medya Türkiye ve Erdoğan’ı uzun süre hedef aldı.

İki ülkenin Müslüman Kardeşler’e bakış açısı örtüşmedi.

İki ülke, Katar ile Körfez ülkelerinin yaşadığı krizde karşı karşıya geldi.

Karşıtlık Suriye’de sürdü. Şam Rejimi’ne destek vermekle suçlandı.

Doğu Akdeniz ve Libya, karşıtlığın zirve yaptığı başlıklardandı. Hafter’in yanında yer aldılar. Wagner’in sahadaki elemanlarının finansmanını sağladıkları iddia edildi.

İki ülke arasındaki nüfuz çatışması son olarak Afrika’ya uzandı, Somali’ye yansıdı.

Yazının Devamını Oku

Asgari ücret ne olmalı?

Türkiye’nin en önemli gündem maddesi, ekonomideki gelişmeler. Vatandaşın gözü kulağı haliyle ekonomik verilerde... Enflasyondaki artış, kurdaki artış, hammaddelerdeki artış hepimizin hayatını yakından ilgilendiriyor.

Gelinen noktada vatandaşın cebi yanıyor. Cuma günü yayımlanan yazımda hükümetin ekonomi politikalarını anlatırken, hedeflerini “Yatırımları arttırmak, işsizliği azaltmak ve alt gelir grubunu rahatlatmak” sözüyle özetlemiştim. Alt gelir grubu başta olmak üzere tüm çalışanlar Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplanmasını bekliyor.

‘GEÇİNEMİYORLAR’

İzmir’de açıklamalarda bulunan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ı aradım. Gelelim sohbetin detaylarına: Atalay son aylarda her gittiği yerde işçilerle sohbet ediyor. Çöpçüden garsona, terziden çırağa Atalay hemen herkesten aynı cümleyi duyuyor: “Geçinemiyoruz, bu para ile geçinme şansımız sıfır.” Bu haklı yakınmaları dinleyen Türk-İş Genel Başkanı, “Devlet enflasyonu yüzde 20 olarak açıklıyor. Ancak markete, şekere, tuza, yağa, benzine bakınca yüzde 20 değil. Devletin açıkladığı rakamla pazardaki fiyat örtüşmüyor” dedi.

Türk-İş masaya bir rakam telaffuz etmeden oturacak. Stratejik açıdan pazarlık güçlerini etkilemesin diye rakam telaffuz etmiyorlar. Ancak altını çizdikleri birkaç nokta var:

Belirlenecek rakam, 7 milyonun üzerindeki asgari ücretle çalışanlar başta olmak üzere tüm çalışanları ve iş dünyasını ilgilendiriyor.

İşçinin karşı karşıya olduğu tablo, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da Çalışma Bakanı’na da Hazine ve Maliye Bakanı’na da anlatıldı, anlatılıyor.

Belirlenecek rakam işçiye nefes aldırmalı, tebessüm ettirmeli.

10 kişinin altında asgari ücretli çalıştırılan işletmeler, toplam işletmelerin yüzde 90’ını oluşturuyor. Belirlenecek rakam küçük işletmecileri zor durumda bırakmamalı. Yani devlet küçük ve zor durumda olan işverenin yüküne ortak olmalı.

Yazının Devamını Oku

Faiz indirimi politikasının nedenleri

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın faize bakış açısı yıllardır hiç değişmedi. Yüksek faize karşı olduğu biliniyor. Ancak ekonomideki veriler, günün koşulları, Türkiye’nin gerçekleri ortadayken, tüm gözler ekranlardaki kur göstergelerini takip ederken, “Neden faiz indiriliyor?” sorusu ortada duruyor.

Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 15’e indirmesinden bir gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada faiz indirimi konusundaki kararlı duruşu soru işaretlerini arttırdı. Üstelik karar da konuşma da politikayı yanlış bulan çevrelerce eleştirildi. Ben de sorunun peşine düştüm... Faiz indirimi politikasının nedenlerini Cumhurbaşkanlığı’ndaki üst düzey kaynaklara sordum. Yanıtları madde madde şöyle:

Hükümet faiz indirimiyle ortaya çıkan faturanın farkında. Bu fatura göğüslenecek. Bir anlamda acı reçete şimdi uygulanacak.

Başlıca nedeni erken seçim olmaması. 2023 seçimlerine kadar ana hedef yatırımları arttırmak, işsizliği azaltmak ve alt gelir grubunu rahatlatmak olacak.

İktidar, 2023 seçimlerine yüksek faiz, yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik oranlarıyla gitmek istemiyor. Yatırımları arttırarak, işsizliğin azaltılması amaçlanıyor.

Bu politikanın seçilmesinde bazı ekonomik verilere güveniliyor.

Bu verilerin başında büyüme geliyor. Türkiye ekonomisi, 2021’in ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21.7 büyüdü. Yıl sonunda ise çift haneye kadar çıkabilecek bir büyüme tahmini yapılıyor.

Diğer veri, ihracat rakamları. İhracat ekimde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 20.2 artışla 20.8 milyar dolar oldu. Ocak-ekim döneminde ise ihracat geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yüzde 33.9 artarak 181.8 milyar dolar oldu.

Hükümet aynı zamanda dünyada genel ekonomik tablonun da sorunlu olduğuna dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

MHP’nin ‘Muhalefet’ açıklamasının anlamı ne?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son çıkışı günlerdir konuşuluyor. Devlet Bahçeli “MHP, Cumhur İttifakı’nın bir ortağı olsa da işlevi ve üstlendiği demokratik sorumluluğu muhalefettir, bunun yanı sıra TBMM’de denge ve denetleme göreviyle mesuldür” demişti. Hemen ardından MHP kanadından benzer bir açıklama da MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya’dan geldi.

Karakaya da AKP ile ittifakları konusunda “Biz hükümetin ortağı değiliz. Bir hükümet ortaklığı, bir koalisyon yok ama biz ittifakız. Hükümetin başarılı olması, bizim için son derece önemli” dedi. MHP’nin yerini “muhalefet” olarak konumlandıran bu açıklamalar, siyasi kulisleri hareketlendirdi. Hem sorular hem iddialar konuşulmaya başlandı. “Bu açıklamalar durup dururken mi yapıldı, iki parti arasında anlaşmazlık mı var?” sorularına yanıt aranırken, iki parti arasında anayasa çalışmaları nedeniyle sorun yaşandığı iddia edildi. Hatta MHP liderinin Cumhur İttifakı’nı bozma yolunda ilk adımı attığı, bunun sonrasının geleceğini ileri sürenler dahi oldu. Bu nedenle başta MHP Genel Başkanı olmak üzere MHP’den yapılan muhalefet açıklamasının peşine düştüm. MHP’li üst düzey isimlerin bu konudaki görüşlerini sizlerle madde madde paylaşacağım:

CUMHUR İTTİFAKI’NA DESTEK SÜRECEK

“Muhalefet” sözünden rahatsız edici bir anlam çıkarılmamalı, çıkmaz da... MHP “muhalefet” sözü ile Cumhur İttifakı’ndan doğan bir sıkıntıyı ifade etmemiştir.

Mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne göre MHP, muhalefettir. Tıpkı diğer partiler gibi. MHP, Cumhur İttifakı’nın ortağıdır ancak koalisyon ortağı değildir.

MHP 15 Temmuz’un ardından Cumhur İttifakı’na katılarak, AK Parti ve hükümeti politik olarak ciddi biçimde desteklemektedir. Bu destek de devam edecektir.

50+1 RAHATSIZLIĞI BİZE İLETİLMEDİ

Peki bu çıkışın ardında

Yazının Devamını Oku

İnsanlığımızı nasıl kaybettik?

Toplum olarak ne kadar hastayız? Ne oldu, ne oluyor? Ne zaman bu kadar kötü, acımasız, saldırgan, sevgisiz olduk? Ne zaman ve neden bu kadar hastalandık? Zaten her gün en az bir kadın cinayeti, tecavüz ya da zorbalık haberi okuyorduk.

Özel günlerde mesaj atıp sloganları birbirimizin gözüne sokmak dışında; sözde normal hayatlarımıza devam ediyorduk. Silah taşınmasına, ateş edilmesine, trafikte ya da bardaki kavganın ölümle sonuçlanmasına bile neredeyse alışmıştık. Birbirimizi linç etmek, karalamak, nefretimizi kusmak ise sıradanlaşmıştı.

Bu kadar kötülüğün ortasında yaşarken, Başak Cengiz’in samuray kılıcıyla öldürülmesi bu kötülüğü başka bir boyuta taşıdı. Hele hele sosyal medyadaki bazı paylaşımlar insanlığımızdan utanmamıza neden oldu. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “Başak Cengiz nezdinde hedef alınan tüm insanlıktır, tüm kadınlarımızdır. Toplumsal olarak kadın cinayetlerine karşı seferber olmamızın vakti gelmiştir ve dahi geçmektedir” açıklamasını okudum. Kesinlikle katılıyorum, seferberliğin vakti geldi de geçiyor... Kadınların karşı karşıya olduğu şiddet, bu toplumun zaten yıllardır kanayan yarası. Peki bu mücadelede elde edilen kazanımlardan neden geri adım atıldı? Bu soruyu düzenli olarak sormaya devam edeceğim. Ancak tartışmayı, her olaydan sonra paylaşımlarda bulunmayı bir kenara bırakarak gerçekten adım atmak gerekiyor. Kaybedilen kazanımların yeniden elde edilmesi gerekiyor. Üstelik toplumsal seferberliğin sadece kadına karşı şiddetle de sınırlı kalmaması gerekiyor. Şiddetin, sevgi ve saygısızlığın her türlüsü ile linç kültürüyle, birbirimizi düşmanlaştırmayla, tahammülsüzlükle ve ruh sağlığı ile ilgili de seferberlik başlatılması gerekiyor.

KOD KIRMIZI

GÜNLÜK kaygılar, siyasi tartışmalar sürerken dünya aslında bir felakete doğru sürükleniyor. Etkilerini şimdiden görmeye başladık, eğer gereken adımlar atılmazsa çocuklarımız ve onların çocukları felakete sürüklenmiş olacaklar. Bu yüzden dünya liderleri bir araya gelerek iklim değişikliği konusunda “Kod Kırmızı” ilan ettiler. Dünya alarmda! Glasgow’da iklim değişikliği zirvesine ev sahipliği yapan İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Sir Dominick Chilcott’un sözleriyle: “İklim değişikliği konusunda korkunç bir sonuçla karşılaşmak istemiyorsak tüm dünyanın önünde son bir şans var...” Ankara’da bir grup gazeteciyle birlikte buluştuğumuz Sir Dominick Chilcott, Glasgow zirvesinde üzerinde uzlaşılan maddeleri şöyle özetledi:

Küresel sıcaklık artışının 1.5 santigrad derecenin üzerine çıkmaması için mücadele etmek.

Zengin ülkelerin, oluşturulan fona katkı yaparak yoksul ülkelerin çalışmalarına destek vermesi.

Sivil toplum örgütlerinin, iş insanlarının, hükümetlerin kısacası konunun tüm taraflarının işbirliği yapması.

Yazının Devamını Oku

ABD’nin demokrasi seçmesi

ABD Başkanı Joe Biden, seçim kampanyasının başından itibaren dış politikasının ana omurgasını “demokrasi” söylemine ayırdı. Kendi deyimiyle amacı “Demokrasi önderliğini tekrar ele alıp dünyada otoriterlikle mücadele etmek” idi. Söylem dünyayı kapsayınca, “Zaten tüm ülkelerin halklarının demokrasiyi hak ettiğine ve demokrasiyle yönetilmeleri gerektiğine şüphe yok” cümlesini rahat rahat söyleyebiliriz.

Yine bu söylem üzerinden, ABD’nin bu yola pragmatik yani çıkarları açısından değil, ahlaki bir kaygı ile çıktığı varsayımında da bulunabiliriz. Tüm bunların sonucunda da ABD tarafından 9-10 Aralık tarihlerinde düzenlenecek olan “Demokrasi Zirvesi”ni, bir anlamda “Dünya Demokrasi Zirvesi” olarak algılayabilir ve hatta tüm dünya adına umutlanabiliriz. Ancak gerçek ne yazık ki böyle değil ve Biden’ın söylemleri de ne yazık ki gerçeği yansıtmıyor... Neden mi? Madde madde özetleyelim:

Zirve davetlilerine ilişkin taslak, medyaya sızdı. Davet edilen ülkeler de edilmeyenler de tartışma yarattı.

Oysa amaç, otoriterlikle mücadele ve tüm dünyada demokrasiyi yerleştirmek ve güçlendirmek ise öncelikle tüm ülkeler o zirveye davet edilmeli. “Zirveye geldi, gelmedi” tartışmasından davet eden değil, davete icabet etmeyen zarar görür. Demokrasi isimli bir zirveye katılmamak, itibar kaybı ile sonuçlanır.

Diğer yandan sızan listeye göre davet edilenler ve edilmeyenlere bakınca, ABD’nin demokrasi mücadelesinin ahlaktan çok, çıkarı öncelediği görülüyor.

Sızan listede Tunus, Mısır, Türkiye, Rusya ve Çin gibi ülkeler yok ama Brezilya, Hindistan, Polonya, Filipinler ve Irak gibi ülkeler var.

Fransa ve İsveç gibi gelişmiş demokrasilerin yanı sıra “İnsan hakları umurumda değil” diyen Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte davetli. Otoriterlikle suçlanan Hindistan Lideri Narendra Modi de. Kadın hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda ciddi bir sapma yaşayan Polonya da davetli listesinde.

Bu garip demokrasi seçmesi akıllara doğal olarak çeşitli soruları getiriyor.

Öncelikle bu liste hangi kriterlere göre yapıldı?

Yazının Devamını Oku

Ekonominin farkındalığı

Salgınla birlikte tüm dünya ekonomiyle boğuşuyor, devletler yeni tedbirler alıyor, çareler arıyor.

Türkiye’nin de gündemindeki en ağır sorun ekonomi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Turkuvaz Medya tarafından düzenlenen Türkiye 2023 Zirvesi’ne gönderdiği video mesajında, “Vatandaşımızın her birinin yaşadığı sıkıntıların ve zorlukların farkındayız. Salgın nedeniyle küresel ölçekte bozulan ekonomik dengelerin yol açtığı maliyetleri içeriye en az şekilde yansıtmak için gereken tedbirleri alıyoruz” dedi. Tablo zor sürecin habercisi:

Yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında yüzde 19.89, yurtiçi üretici fiyatlarında yüzde 46.31 oldu. Böylece son yıllardaki en yüksek üretici enflasyonuna ulaşıldı.

Merkez Bankası geçtiğimiz hafta 2021 sonu enflasyon tahminini yüzde 14.1’den, yüzde 18.4’e yukarı yönlü güncellemişti. Son açıklanan enflasyon verisi, Merkez Bankası tarafından güncellenen ve 4.3 puan yukarıya çekilen yıl sonu tahmininin tutmasının da zor olduğunu gösteriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ağustos 2021 dönemine ait verilere göre, işsizlik oranı yüzde 12.1.

Genç nüfusta işsizlik oranı ise bir önceki aya göre 0.1 puan azalarak, yüzde 22.7, istihdam oranı 0.4 puanlık artışla yüzde 32.6 oldu. Buna göre her dört gençten biri ne yazık ki işsiz.

Ağustos ayında kayıt dışılık ise yüzde 31.4 oldu. Bir başka deyişle ekonominin üçte biri kayıt dışı çalışıyor.

Büyüme verileri ise birçok ülkeden daha iyi. 2021 yılının ikinci çeyreğinde Türkiye yüzde 21.7 oranında büyüdü. Yıl sonunda çift haneli büyüme bekleniyor.

Artan dolar kuruyla birlikte ihracat, ekimde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 20.2 artışla 20.8 milyar dolar oldu. Ocak-ekim döneminde ise ihracat geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yüzde 33.9 artarak 181.8 milyar dolar oldu. Aynı dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı da arttı.

Yazının Devamını Oku

ABD S-400 yanlışını tekrar edecek mi?

Masadan kimse tarafların sorunları bir anda çözerek kalkmasını beklemiyordu. Uzun bir süredir şiddetli türbülansta ilerleyen ABD-Türkiye ilişkilerinde sorunlar çok ve karmaşık.

Bu nedenle iki ülke liderlerinin masaya oturmuş olmaları, konuşmaları, sorunları ele almak için “ortak mekanizma” adı altında bir yöntem üzerinde uzlaşmaları önemli bir gelişmedir. Ancak söylemlerdeki bazı farklara ve bu farkların neden kaynaklandığına da değinmek gerekiyor.

MODEL ORTAKLIKTAN NATO VE SAVUNMA ORTAKLIĞINA

İdeolojik kutuplaşmaya dayalı Soğuk Savaş döneminde Türkiye-ABD ilişkileri “Stratejik İttifak” olarak tanımlanmıştı. Sonrasında Clinton yönetimi tarafından bölgesel konjonktüre dayalı “güçlendirilmiş ortaklık” ardından da “stratejik ortaklık” adlarını aldı. Ancak Biden’ın başkan yardımcılığı yaptığı ve ekolünden geldiği Obama döneminde ise bizzat Obama tarafından 6 Nisan 2009’daki Türkiye ziyareti sırasında iki ülke ilişkileri, “model ortaklık” olarak adlandırıldı. Obama’nın ilk döneminden sonra ilişkiler bozulmaya başladı. Obama’yla aynı ekolden gelen Biden başkanlığına geçen sürede bazı önemli gelişmeler yaşandı:

Çin, ABD’nin öncelikli hedefi oldu.

ABD, Trump’ın başkanlığı ile uluslararası arenadaki liderliği bıraktı.

Türkiye tüm bu süreçte kendi milli çıkarları doğrultusunda hareket etti. Bu nedenle de ABD ve Türkiye’nin çıkarları bir çok önemli başlıkta çatıştı.

Biden dönemiyle adeta türbülansta ilerleyen iki ülke ilişkileri Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Biden’ın yaptığı son görüşme sonrasında ABD tarafından, “NATO müttefiği ve savunma ortaklığı” olarak adlandırıldı. Türkiye’nin ise yapılan açıklamalarda “NATO ittifakı ve stratejik ortaklık zeminine” vurgu yaptığını hatırlatalım. ABD’nin bakış açısının “çıkar çatışmasını ve sorunları” yansıttığını söyleyebiliriz. Ancak bu çıkar çatışmasında ve iki ülke arasındaki sorunlar konusunda ABD’nin “NATO müttefiki” olmanın gereklerini bile yerine getirmediğine de dikkat çekmek lazım. Özellikle de FETÖ ve YPG/PYD’ye destekleri konularında.

SAVUNMA ORTAKLIĞININ F-16 SINAVI

Yazının Devamını Oku

Bu yöntem ve üslup ‘had’ sorunudur

Osman Kavala’nın serbest bırakılması için ortak bildiri yayınlayan 10 büyükelçi krizi, işletilen diplomasi ve ara formülle şimdilik çözüldü. İlişkilerde mutlaka tortusu kalacaktır. Kavala krizi ise sadece ertelendi.

Gözler bu kriz için artık 30 Kasım’daki Avrupa Konseyi Toplantısı’nda olacak. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Kavala’nın 30 Kasım’a kadar serbest bırakılmaması halinde konsey üyesi Türkiye hakkında taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uymadığı gerekçesiyle ihlal prosedürü başlatacağını duyurdu. Bir aylık bir süreç var. Türkiye, Konsey ve ülkeler nezdinde yapacağı görüşmelerle kendi görüşlerini, yargı sürecini gerekçeleriyle anlatacaktır. “Geciken adalet, adalet değildir” sözünü hatırlatarak, Kavala ya da başka davalarda yargılama süreçlerinin hızlandırılmasının ne kadar önemli olduğunun bir kere daha altını çizmek gerek. Bu konuda adım atılması hem Türkiye’de yaşayan herkes için, hem de Türkiye’nin uluslararası kamuoyunda karşılaştığı eleştirilerin önlenmesi açısından önemlidir. Ancak;

Büyükelçiler hangi ülkelerde bu yöntem ve üslupla böyle bir açıklama yapmıştır ya da yapabilmiştir? Üslup ve yöntem bana göre tam anlamıyla hadsizliktir. Yanlış anlaşılmasın, ülkeler başka ülkeler hakkında endişelerini ya da eleştirilerini dile getirebilir. Bunun diplomatik bir üslubu ve yöntemi vardır. Kavala ile ilgili açıklamalarını ilk gördüğümde, “Sanırım aralarında Kavala başlıklı whatsapp grubu kurdular, oradan yazıştılar, ‘açıklamayı koyuyorum haydi siz de rt yapın’ diye konuştular” yorumunu yaptım.

Türkiye’nin başta Fetullah Gülen olmak üzere terörle mücadele konularında bazı ülkelerden talepleri var. Kanıtlara, yaşananlara, şehitlere, stratejik ortak söylemine rağmen bu taleplerin hiçbirine olumlu yanıt verilmedi. Ne garip ki ikili görüşmelerde bu ülkelerden bazılarının devlet başkanlarının gündemi hep Osman Kavala oldu. Yanlış okumadınız, bazı devlet başkanları ikili görüşmelerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önüne Kavala’nın durumunu koydular. Ankara, devlet başkanları düzeyinde sorgulanmasını hep şüpheyle karşıladı.

Bazı ülkelerin Erdoğan ve politikalarına karşı duyduğu antipati sır değil. Üstelik 20 yıldır dünya da kendisini tanıyor, olası tepkilerini hesap edebiliyor. Demem o ki, bu hadsiz üslubu Cumhurbaşkanı’nın kabul etmeyeceğini ve tepki göstereceğini herkes bilir, hesap eder. Büyükelçiler ve ülkeleri bu hesapla hareket edip, “Nasılsa Erdoğan sert tepki gösterecektir, kriz çıkacaktır” demiş olabilirler. Türkiye’nin diplomasisi ve ara formülü bu kötü niyeti de önlenmiş oldu.

Dünyadaki ekonomik gidişat, Türkiye’deki ekonomik sorunlar, ikili ilişkilerin iyileştirilmesini ve profesyonelleştirilmesini gerektiriyor. Bu çerçevede Dünya İklim Zirvesi’nin toplanacağı Glasgow’da yapılması beklenen Biden-Erdoğan görüşmesinde iki ülke ilişkilerinin hiç değilse türbülanstan çıkartılması gerekiyor. ABD, Türkiye’nin stratejik bir bölgede bulunan uzun süreli bir NATO müttefiki olduğunu ve Washington’ın bölgesel çıkarlarının çoğunda yanında yer aldığını, NATO’nun Türkiye’ye Türkiye’nin de NATO’ya ihtiyacı olduğunu unutmamalı.

TEŞEKKÜR
Hayat anlık bir bitişmiş gerçekten... TIR’dan kopan bir lastiğin bize çarpması sonucu ölümden döndük. Tam bir hafta sonra ise biricik kızımın babası, arkadaşım, çok kıymetli Metin Devrimci’yi kaybettik. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Prof. Dr. Erol Göka olmak üzere arayan, soran, mesaj atan herkese çok teşekkür ederiz.

 

Yazının Devamını Oku

Reform yerine misyon

Yıllardır eğitim sorunlarımızı konuşuruz ama bir türlü o sorunlar çözülemez. Yıllardır her gelen bakan iddiasını “Eğitimde Reform” duyurusuyla kamuoyuyla paylaşır.

Tartışma başlar, ya dağ fare doğurur ya da reformun sonu bir türlü gelmez. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ile bir grup gazeteci sabah kahvaltısında bir araya geldik. Bu kez “Reform” kelimesini duymadık. Reform yerine “Misyon” dedi Mahmut Özer. Misyonunu ise dezavantajlı bölgelerin fırsatını artırmak ve fırsat eşitliği olarak tanımladı.

HEDEFLER

Ana sorun fırsat eşitliği. Ana hedef ise tüm Türkiye genelinde nitelikli eğitime ulaşabilmek. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in anlatımlarından yola çıkarak atılacak adımları maddeler halinde sizlerle paylaşayım:

OKUL ÖNCESİ EĞİTİME ÖNCELİK VERİLECEK: Akademik başarı sosyal, ekonomik, ailenin eğitim seviyesiyle yakından ilişkili. Şartlar ve seviyeler arasındaki farkı minimize etmek için okul öncesi eğitime ağırlık vermek gerekiyor. Okul öncesi eğitim kurumları tüm Türkiye genelinde artırılacak. Türkiye genelinde Milli Eğitim Bakanlığı’na ait 2 bin 784 anaokulu var. Hedef bir yılda 3 bin anaokulu daha yapmak. Öncelik dezavantajlı bölgelerde olacak.

TEMEL EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ: Tüm Türkiye’de ilkokulların altyapıları güçlendirilecek ve aynı fiziksel imkânlara kavuşturulacak. Yani Rize’deki ilkokul ile İstanbul Etiler’deki ilkokulun donanımı aynı olacak.

MESLEKİ EĞİTİM GÜÇLENDİRİLECEK: Türkiye katsayı uygulaması travmasını artık geride bıraktı. Mesleki eğitimi artık başarılı öğrenciler tercih ediyor. Mesleki eğitimin tercihinde istihdam öncelik taşıyor. Bakanlık istihdama uygun düzenlemeye öncelik verecek. Mesleki Eğitim Merkezleri’nin öğrenci sayısı istihdama uygun artırılacak.

ÖĞRETMENLERE EĞİTİM:

Yazının Devamını Oku

Dikkat dikkat! Dünya sizin için hâlâ güvensiz bir yer!

“Erkek çocuklarının eğitime erişimi yeterli değil.

Toplumun erkek çocuklarına yönelik tutum ve davranışlarını mutlaka değiştirmemiz gerekir.

Erkeklerimizin ve erkek çocuklarımızın cinsiyetlerinden ötürü maruz kaldıkları eşitsizlik konusunda farkındalığı artırmak gerekiyor.

Erkek çocuklarımızın çocuk yaşta evlendirilmeleri kabul edilemez.

Hedef erkekler ve erkek çocuklarını güçlendirerek, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek, sürdürülebilir kalkınmayı hızlandırmak için çalışmalar yapmaktır.

Gerçek eşitlik, tüm erkek çocuklarının şiddete karşı güvende oldukları, haklarını serbestçe kullandıkları ve yaşamda eşit fırsatlardan yararlandıkları gelecektir.

Söz konusu satırlar hemen hemen tüm ülkeler için geçerlidir. Bazı ülkelerde ise durum daha da vahimdir.”

Sevgili okurlarım lütfen dönün, yukarıdaki cümleleri bir kere daha okuyun. Özellikle erkek okurlarım, acaba bu satırlar sizi rahatsız etti mi? Sizler için bir de “Erkekler Günü” ya da “Dünya Erkek Çocukları Günü” olduğunu düşünün. Kadınların ve kız çocuklarının tüm coğrafyalarda yaşadıklarını sizlerin yaşadığını hayal edin. Örneğin, Türkiye’de sadece bu eylül ayında kadınlar tarafından 37 erkeğin öldürüldüğünü düşünün... Acı değil mi? Kabul edilemez değil mi? Nereden çıktı bu saçma sapan satırlar

Yazının Devamını Oku

‘AK Parti’yle anayasa için masaya oturmayacağız’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir süredir il il Türkiye’yi dolaşıyor, sorunları dinliyor. Mersin’de nakliyecilerle buluşmasına bazı gazeteciler de davetliydi. Bölge büyükşehir belediye başkanlarının ve bazı milletvekillerinin de katıldığı o buluşma öncesinde ise gazetecilerle yemekli akşam sohbetinde bir araya geldi. Aklındaki cumhurbaşkanı adayının bir anlamda robot resmini çizdi. Millet İttifakı’nın seçimi kazanması durumunda sistem değişimine kadar nasıl çalışması gerektiğini anlattı. İki dikkat çeken açıklama yaptı. AK Parti ile anayasa masasına oturmayacaklarını söyledi. 2023 seçimlerine giderken iktidar partisi tarafından gerilimin tırmandırılma olasılığından ve “siyasi cinayetlerden” de endişesi olduğunu açıkladı. Kılıçdaroğlu’nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

AMAÇ GÜNDEM DEĞİŞTİRMEK

(Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden asla dönüş yok açıklaması)

“2017’den bu yana yaşamımızın her alanında geriye gittiğimizi görüyoruz. Sürekli geriye giden ve ülkeyi bir kişinin iki dudağına teslim eden bir yapıyla karşı karşıyayız. Erdoğan sistemden memnun. Erdoğan gerçeklerden koptu, gerçeklerin dışında.

(AK Parti’nin Başkanlık Sistemi’ne ilişkin yeni anayasa çalışması)

Zaten var olan anayasa askıda, hukuk sistemi askıda. Amaçları gündemi değiştirmek. Ekonomiyi, işsizliği gündemden çıkartalım, gereksiz, lüzumsuz anayasa tartışması yapalım istiyorlar. Erdoğan’ın bir Anayasa değişikliğine ihtiyacı yok. Zaten her söylediği yasa hükmünde.

(Erdoğan’ın siyasi partilere yaptığı yeni anayasa çağrısı)

Biz hiçbir zaman AK Parti’yle bir anayasa değişikliği için masaya oturmayacağız. Oturduğunuz andan itibaren otoriter yönetime meşruiyet kazandırmış oluyorsunuz. Onların bizimle oturup anayasa değişikliğini görüşebilmeleri için önce iradelerini kamuoyuna deklare etmeleri lazım. “Biz bu sistemden rahatsızız. Bu sistem, Türkiye’ye büyük zararlar verdi, biz bunu bitirmek istiyoruz” demeleri lazım.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin ABD’den beklentisi

“İKİ NATO ülkesi olarak şu andaki gidiş pek hayra alamet değil. Benim Başbakan, Cumhurbaşkanı olarak yaklaşık 19 yıllık yöneticilik hayatımda Amerika ile olan münasebetlerimde geldiğimiz nokta maalesef iyi bir nokta değil. Ben oğul Bush ile iyi çalıştım, Sayın Obama ile iyi çalıştım, Sayın Trump ile iyi çalıştım ama Sayın Biden ile iyi başladık diyemem.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri çok tartışıldı. Acaba Türk-Amerikan ilişkilerinde açıklanmayan yeni bir olumsuzluk mu yaşandı, yoksa BM Zirvesi sırasında Erdoğan-Biden görüşmesi olmadığı için mi bu sözler söylendi sorularına yanıt arandı. Hayır, ikisi de değil. Aslında Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin nedeni birikim ve ABD yönetiminin Türkiye’nin talepleri karşısında hiçbir adım atmaması. Maddeler halinde sıralayacak olursak:

PYD/YPG ve FETÖ konusunda hiçbir adım atmıyorlar.

Aksine PYD/YPG’ye silah yardımına devam ediyorlar. Üstelik “DEAŞ’a karşı mücadeleyi yürüttüler. Onları yüzüstü bırakamayız. Şimdi de İran ve Rusya’ya karşı politikalarımızda önemliler” mesajı veriyorlar.

CAATSA yaptırımları ve F-35 konularında da ilerleme yok.

Oysa Türkiye haklılığı anlatmaya devam ediyor, ancak bir başkandan diğerine politikaları değişmiyor.

Türkiye üç başlığı ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor.

Ankara Washington’a “Siz bizden bir şey talep ettiğinizde makul ölçüler içinde gerçekleştiriyoruz, ancak siz adım atmıyorsunuz” sitemini iletti.

Yeni bir S-400 alımı gündemde yok. Ankara şartlarda anlaşılırsa Patriot alımını konuşmaya da hazır.

Yazının Devamını Oku

Geciken adalet sorunu ve çözümü

Tarafsız ve bağımsız yargı... Son yıllarda Türkiye’de hukuk ve adaletle ilgili tüm kesimlerce dile getirilen temel istek. Sistemde bir sorun olduğu iktidar tarafından da görülüyor ki hem “tarafsız ve bağımsız yargı” temel talebi dile getiriliyor, hem de sorunları aşmak için yargı reformu strateji belgesi hayata geçirilmeye çalışılıyor.

Haklı olarak özellikle muhalefet “yirmi yıllık iktidarda neden bu eksiklikler giderilmedi?” sorusunu gündeme getirebilir. Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 24. Dönem Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları Kura Töreni’nde yaptığı konuşmadaki şu cümlelere sanırım kimsenin itirazı olmayacaktır. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında geçen şu cümleler aynı zamanda eksiklikleri ve sorunları da ortaya koyuyor:

“Temel hak ve özgürlerin teminat altına alınmadığı, adaletin sağlanmadığı, adalete güvenin zedelendiği bir toplumda siyasi iradenin ekonomik  kalkınma ve ilerleme yönünde yapacağı hamlelerde eksik kalmaya mahkûmdur.”

“Sadece modern ve ihtişamlı binalar yapmakla adaletin tesis edilmeyeceği de bir gerçektir.”

“Temel şart, güçlü tarafsız ve bağımsız ve uluslararası normları özümsemiş bir hukuk sisteminin varlığıdır.”

“Vicdanınızla kararlarınız arasına hiç kimsenin, hiçbir gücün ,hiçbir maddi değerin girmesine müsaade etmeyin.”

“Geciken adalet adalet değildir.”

YARGI TEŞKİLATININ İNSAN KAYNAĞI

Tarafsız ve bağımsız yargı kadar, adaletin gecikmemesi de temel beklenti. Bunun için de hâkim, savcı ve diğer personel sayısının iş yüküyle orantılı bir seviyeye getirilmesi, davaların makul sürede tamamlanması için olmazsa olmaz. Yani insan kaynağındaki açık mutlaka giderilmeli. Üstelik FETÖ operasyonları ve mücadele kapsamında 3 bin 968 hâkim ve savcı görevden alınmıştı. Peki gelinen noktada Türkiye’de durum ne?

Yazının Devamını Oku

Kürt meselesi ve çözüm yeri tartışması

“CHP, ülkemizin coğrafi ve ulusal bütünlüğü ile güvenliğini koruyarak demokratik, sosyal, sürdürülebilir bir çözüm arayışı içindedir. CHP, Kürt meselesinin kalıcı çözümü için atılacak samimi ve sağlıklı sonuçlar verecek bütün adımların destekçisidir. CHP’ye göre çözümün adresi TBMM’dir.”

Bu sözler bugüne ait değil... Mayıs 2013 tarihinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından, gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle yaptığı toplantıda söylendi. 2009-2015 yıllarını kapsayan çözüm sürecinde hemen her ortamda bu sözleri dile getirdi. O yüzden gazeteciler Kılıçdaroğlu’nun bugün tartışmalara neden olan yeni ama gerçekte eski açıklamalarını çok iyi hatırlar. Bugün açıklamaların tartışılmasının temel sebeplerine gelince:

Cumhur İttifakı’na göre Kürt sorununun olmaması ya da bitmesi.

2023 seçimlerine giderken ittifakların nasıl şekilleneceği, HDP oylarının önemi ve Kürt seçmenin oyları.

AK Parti’nin iktidara geldiği günden beri sorunun çözümünde attığı ve hayata geçirdiği önemli adımları kimse reddedemez. Gelinen noktada ve çözüm süreci, hendek savaşları gibi yaşananların ardından iktidar terörle mücadeleye kararlılıkla devam ediyor.

CHP’YE GÖRE KÜRT SORUNU NEDİR?

Peki, Kürt sorunu bitti mi? Bittiyse CHP bunu neden gündeme getiriyor? Partinin bu konudaki en yetkili isimlerinden CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ile konuştum. Açık açık sordum: “AK Parti iktidarında bir dizi adımlar atılmışken, hâlâ Kürt sorunu var mı? Var ise bu sorunlar nedir?”

Salıcı’nın açıklamalarını madde madde sizlerle paylaşıyorum:

“Kürt sorunu var. Ortada bir gerçeklik var. Bu görmezden gelinerek siyaset yürütülemez.

Yazının Devamını Oku

Siyasi manevralar

Bir yanda muhalefet partilerinin 2022 sonbaharı için erken seçim beklentisi, diğer yanda Cumhur İttifakı’nın “Seçimler zamanında, 2023 yılında yapılacak” açıklamaları...

Zamanında da yapılsa, erkene de alınsa, seçim tarihi az biraz öne de çekilse siyaset sahnesi şimdiden hareketli. Bu hareketin temel nedenlerinden birini AK Parti ile MHP’nin birlikte çalıştıkları seçim ve siyasi partiler yasası oluşturuyor.

KAPSAMLI BİR ÇALIŞMA OLUR MU?

Seçim barajının yüzde 7 olarak telaffuz edildiği düzenlemelerin diğer ayrıntıları henüz belli değil. Hatta kapsamlı bir çalışma olup olmayacağı da şu an için belirsizliğini koruyor. Bu durumun nedeni AK Parti kulislerinde, “Üzerinde çalışmalar sürüyor. Ancak henüz çok sayıda madde üzerinde anlaşmış değiliz. Şu haliyle ufak bir revizyon şeklinde” sözleriyle anlatılıyor. Çalışmanın son şekli için de kapsamlı bir hale gelip gelmeyeceği kararı için de gözler iki liderin yani Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin görüşmesine ve üzerinde uzlaşacakları başlıklara çevrilecek. Yine de düzenlemenin ayrıntıları, düzenlemenin yasalaşacağı tarih bile siyaset sahnesinin daha da hareketlenmesine hatta kimileri için kartların yeniden dağıtılmasına yol açabilir.

KİM KAZANÇLI ÇIKAR?

Düzenlemenin sadece yüzde 7 seçim barajı ayrıntısı belli olduğundan, bu durumdan kim kazançlı çıkar, kim kaybeder sorusunun yanıtı da önem taşıyor. Yüzde 10 barajından korkan ve ‘oyum boşuna gitmesin’ diyen seçmenler kendi partilerine geri dönebilir. Bu durum küçük partilerin de yüzde 10 baraj sınırında dolaşan partilerin de oy oranlarını yükseltebilir. Bu durumda küçükler ve yüzde 10 civarında dolaşan partilerin oyları artarken, büyük partilerinki azalabilir. Bu tabloda ittifaklar açısından küçük partileri yanına çekmek de yine önemli olacaktır.

CUMHUR İTTİFAKI GENİŞLER Mİ?

Siyasetteki hareketliliğin bir başka nedeni ise Cumhur İttifakı’nın adayı belli iken, Millet İttifakı’nın çerçevesi ve adayının henüz belli olmaması. Üstelik belki sahnede “üçüncü yol ya da üçüncü bir ittifak” daha boy gösterecek. Üstelik Cumhur İttifakı’nın da genişlemesi bir başka olasılık. Bunu liderlerin manevraları da, açıklamaları da destekliyor. Bu hareketliliğin önümüzdeki bir yıl içinde daha da artacağını da unutmayalım. Hem AK Parti hem de MHP “Cumhur İttifakı’nın bozulabileceği” iddialarına kesin bir dille karşı çıkıyorlar. Erdoğan ve Bahçeli arasındaki kararlılık ve ilişkiye dikkat çeken kurmaylar “Siyasette deprem etkisi yaratacak bir gelişme yaşanmadıkça Cumhur İttifakı’nın yola devam edeceğini” belirtiyorlar. Ancak ittifakın genişlemesi iki parti açısından da bir hedef.

SAADET PARTİSİ’NİN MANEVRALARI

Yazının Devamını Oku

Kuyruklu, üç kulaklı çocuklar saçmalığını bırakın! Ölüm oranları artıyor!

Aşı karşıtlığı “demokratik hak” ve “özgürlük” terimleriyle açıklanıyor. Ben de o terimlerden yola çıkarak, “Aşı karşıtlarına karşıyım!” diyorum. Nedenlerini açıklayacağım. Ancak o nedenlerden önce bir ayda yüzde 50 artan vaka sayılarına ve ölüm sayılarına bakmanız da tek başına yeterli. Daha önceki bir yazımda Fransa örneğini anlatmış, aşı olmayanın eczaneye bile giremediğini aktarmıştım.

Şimdi dönelim Ankara’ya... Ankara’nın büyük alışveriş merkezlerinden ikisine girerken güvenlik görevlileriyle sohbet ettim. Girişte HES kodları okutulurken, görevliler kişinin aşılı olup olmadığı bilgisini de ekranlarda görebiliyor. “Keşke doğrudan aşı kartı gösterilse” dediğimde iki farklı güvenlik görevlisinin de tepkisi aynı oldu. İkisi de, “Birçok dükkân kapanır, çalışanlar arasında aşısız çok” yorumunu yaptı. Alt satırlarda açıklamalarını ayrıntılarıyla aktaracağım Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’ın, “salgınlarda, okullar toplumun aynasıdır” sözünden hareketle, okulların kapanmamasını çocuklarımızın bir yıl daha kaybetmemesini istiyorsak hiç değilse AVM’ler, spor salonları gibi kalabalık ve riskli alanlarda aşıyı zorunlu tutalım.

RAKAMLAR NEDEN ARTIYOR?

Vaka sayıları neden artıyor, ölüm oranları niye yüksek? Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan sorunun yanıtını üç maddeyle açıkladı. Mehmet Hoca’nın sözleri şöyle:

DELTA VARYANTI DAHA ÖLÜMCÜL

Delta varyantı daha ölümcül seyrediyor. İlk iki dalga orijinal virüsle yaşandı. ilk iki dalgada ölüm oranı binde 9 idi. Üçüncü dalga Alfa varyantıyla yaşandı, ölüm oranı binde 7 idi. Şimdi yaşanılan dördüncü dalga ise Delta... Delta varyantının ölüm oranı ise binde 11.

HASTALIK ŞEKİL DEĞİŞTİRDİ

Delta varyantı ile hastalık şekil değiştirdi. Soğuk algınlığı gibi başlıyor. İnsanlar önemseyip hemen hastaneye gitmiyor. Geç kalıyorlar. Geç kalınca geç tanı konuyor ve doğal olarak geç müdahale ediliyor.

ÇOK BULAŞICI

Yazının Devamını Oku