Paylaş
Denizde askeri hareketlilik, havada sert açıklamalar, sahada kontrollü gerilim. Bu hikâyeyi sadece görünen üzerinden okumak eksik olur. Çünkü bu kriz, sadece askeri değil. Asıl hikâye sanki perde arkasında yazılıyor.
SAHADA NE OLUYOR?
Hürmüz Boğazı bugün dünyanın en kritik geçiş noktalarından biri. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık üçte biri buradan geçiyor.
Her askeri hareket, doğrudan enerji fiyatlarına yansıyor. Bu nedenle burada yaşanan her gerilim, küresel krizi tetikliyor. Son günlerde tablo şöyle;
- ABD askeri varlığını artırıyor.
- İran Hürmüz konusundaki tehdit dozunu yükseltiyor.
- İsrail söylem dozunu yükseltiyor.
- Doğu yakasında kontrollü bir baskı oyunu sürüyor.
SAVAŞ MI PAZARLIK MI?
Bu bir yeni savaş provası gibi değil, daha çok bir pazarlık zemini kurma süreci. Çünkü ne ABD, ne de İran doğrudan savaşı istiyor. Ama ikisi de masaya güçlü oturmak istiyor.
Resmi açıklamalar sert. Ama gerçek müzakere, liderler üzerinden yürümüyor. Arka planda devrede olanlar var: Ulusal güvenlik danışmanları, istihbarat başkanları, özel temsilciler hatta arabulucu ülkeler. Adeta gölge diplomasisi oynanıyor.
NÜKLEER STOK
İran’ın ABD’ye ilk teklifi için yaklaşık dört gün önceye dönüyoruz. Nükleer dosyanın ayrı tutulmasını isteyen İran’ın gerekçesi; “O konuda konuşulacak bir şey kalmadı” idi. İran ABD’ye şu mesajı verdi;
- “Nükleer stok dediğiniz yok oldu. Erişimi kalmadı. Bizim bile erişemeyeceğimiz bir yere gömdünüz. m Nükleer kapasitemizi yok ettiniz. m Bu konuyu konuşmanın manası kalmadı. İki ülke öncelikle Hürmüz’ü konuşsun.”
İran’ın iddiası buydu ancak ABD Başkanı Trump bu teklifi reddetti. İran’ın nükleer stoğu gerçekten toprak altına gömüldü mü, yoksa İran ABD’yi oyalamaya mı kalktı sorusunun yanıtı belirsiz. Ancak Tahran’ın sunduğu teklifin çerçevesi netti:
- Hürmüz sorunsuz açılır.
- Gerilim düşürülür.
- Ama nükleer dosya şimdilik rafa kaldırılır.
Ancak reddedilince, bu sefer kapsamlı 14 maddelik plan gündeme geldi.
14 MADDELİK PLAN: TAHRAN’IN TALEPLERİ
Diplomatik kaynaklara yansıyan çerçeve geniş ama bir cümlelik özet şöyle yorumlanabilir: “Önce Hürmüz’deki krizi bitirelim, ekonomik nefes alalım; büyük pazarlığı sonra yaparız.” Maddelere genel bir çerçeveden bakacak olursak;
- Bölgede tüm doğrudan askeri çatışmaların durdurulması.
- Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilerin güvenli geçişinin sağlanması.
- Tanker ve ticari gemilere müdahalenin durdurulması ve tüm taciz, el koyma ve deniz operasyonlarının sona erdirilmesi.
- ABD’nin Körfez’deki askeri yoğunluğunu düşürmesi.
- İran’a yönelik fiili deniz baskısının sonlandırılması.
- ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların kaldırılması veya ciddi şekilde gevşetilmesi.
- Yurt dışındaki İran fonlarının erişime açılması.
- İran’ın enerji satışına yönelik engellerin kaldırılması.
- Ekonomik kayıplar için tazminat mekanizmasının tartışılması.
- Rejim değişikliği veya iç müdahale politikalarının terk edilmesi.
- Doğrudan veya dolaylı askeri operasyonların sona ermesi.
- Nükleer müzakerelerin bu paketin dışında tutulması.
- Tarafların adım adım karşılıklı yükümlülükleri yerine getirmesi.
- Anlaşmanın üçüncü taraflarca (uluslararası aktörler) güvence altına alınması.
Bu talepler listesinde özellikle İsrail’in Lübnan’a saldırmayacağının garantisinin bir anlamda ABD tarafından, Hizbullah’ın da İsrail’e saldırmayacağının garantisinin İran tarafından sağlanması konuşulan önemli bir ara başlık. İkinci konu ise bölgesel sorunların bölge ülkeleri ile konuşulması yönteminin İran tarafından dile getirilmiş olması. Burada krizin en başında bu yöntemin yani başta vekil güçler olmak üzere bölgeyi ilgilendiren konuların bölge ülkeleri arasında konuşulmasını önerenin Ankara olduğunu da hatırlatalım.
“Önce yangını söndürelim, sonra büyük anlaşmayı konuşuruz.”
İRAN PENCERESİ VE İRAN GERÇEĞİ
Diyalog süreci bir yandan devem ederken bir yandan da hem İran penceresinden durumu hem de sorunu görmek gerekiyor,
- İran askeri zafer olmasa da uluslararası sistemi kilitleyerek bir zafer kazandığını düşünüyor. Bir anlamda dünya düzenini etkilediğini görüyor.
- Ancak İran yönetiminde uluslararası kamuoyuna açık edilmek istenmese de bir ikilik var. Müzakereciler ve savaştan yana olanlar.
ABD NE İSTİYOR? ‘PARÇA PARÇA DEĞİL, TAM ANLAŞMA’
ABD de kendi penceresinden gelinen noktayı zafer olarak görüyor. İran’ın nükleer kapasitesini bitirmesinden Çin’e daha pahalıya satılan petrolü kendi hanesine artı olarak yazıyor. Diğer yandan ABD’ye göre bu kriz fırsat. Masaya koyduğu çerçeve:
- Nükleer programın sınırlandırılması.
- Balistik füze programının kontrolü.
- Bölgedeki vekil güçlerin durdurulması.
- Hürmüz’ün tamamen güvence altına alınması.
Karşılığında yaptırımlar kaldırılabilir, ekonomik açılım sağlanabilir. Ama burada kritik fark şu, ABD diyor ki: “Hürmüz ayrı, nükleer ayrı olmaz. Hepsi aynı pakette çözülür.”
KIRILMA NOKTASI: AYNI MASA, FARKLI OYUN
Sorun şimdilik burada kilitleniyor: İran aşamalı çözüm istiyor, ABD ise tek paketlik. Bu yüzden ABD bazı teklifleri yetersiz buluyor, İran geçici çözümlere yanaşmıyor.
OYUNUN EN KRİTİK NOKTASI
Halat oyununu hatırlarsınız... Ortada bir halat ve iki ucundan çekiliyor, kim kimi kendine çeker ya da düşürürse kazanır. Bugün ortadaki halat; enerji, ticaret ve küresel sistem. Bir tarafta İran ve vekil güçleri, diğer tarafta ABD ve İsrail var. ABD’nin askeri gücü, donanması ve küresel sistemi kontrolü avantaj. İran’ın ise coğrafı avantajı, asimetrik gücü ve bölgesel etkisi var.
Halat çekmede kimse halatı bırakmaz. Ama kimse de son hamleyi hemen yapmaz. Çünkü bir taraf çok sert çekerse, denge bozulur ve herkes düşebilir. Bugün iki taraf da son çekişi yapmıyor. Bu artık klasik halat çekme de değil, kontrollü halat çekme. Şu an “Hürmüz’de yaşananlar bir savaş değil; iki tarafın halatı bırakmadan birbirini test ettiği uzun bir halat çekme oyunu.”
- Taraflar aslında anlaşmaya karşı değil.
- Ama herkes kendi zamanını oynuyor.
- Halatın ucunda iki farklı dünya var. İran “Önce ateşkes, sonra büyük pazarlık” diyor, ABD “Büyük pazarlık olmadan ateşkes yok” yanıtını veriyor. İşte bu yüzden gerilim düşmüyor.
- Unutulmaması gereken, halatın kopma ihtimali. Halat koparsa iki taraf da yere düşer. Üstelik bu tüm dünyayı alt üst edebilir. Oyun biter ve doğrudan çatışmaya dönüşür.
- Gelelim kazanma ihtimaline. Bu oyunun tam kazananı olmaz, avantajlı çıkan olur. Kısacası halatı koparmadan en fazla avantaj elde edene kazanan denir.
Paylaş