Hulusi Akar’dan ABD’ye: Yaptırım kararını gözden geçirmesini bekliyoruz

ABD’nin Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını Savunma Sanayii Başkanlığı’nı hedef alacak şekilde hayata geçirmesinin ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bir grup gazeteci ile bir araya geldi. Bakan Akar, başta yaptırımlar ve ABD ile ilişkiler olmak üzere gündemdeki tüm soruları yanıtladı. S-400 alımının Türkiye’ye yönelik tehdit ve ABD’nin Patriot’ları satmakta ayak diremesinden kaynaklandığını belirten Bakan, “Teknoloji transferi, ortak üretim gibi kriterler konuldu. Şeffaf işlem yapıldı, saklı gizli bir şey yok. Temennimiz ABD’li müttefiklerimizin uygun olmayan karardan dönmeleridir” dedi.

Akar’ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

PKK/YPG’DEN BAŞLAMAK GEREKİYOR

 CAATSA yaptırımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaptırım ne olursa olsun uygun değil. Güveni, dostluğu sarsıyor. Temennimiz uygun olmayan karardan ABD’li müttefiklerimizin dönmeleri, sağduyunun, aklıselimin hâkim olması, orta ve uzun vade planlarımızın dikkate alınması. Biz dostluktan yanayız. ABD’de yönetim değişiyor. Önümüzde neler olabilir, bakacağız. Eski Varşova Paktı ülkelerinden NATO’ya dahil olan dostlarımızda, Ruslardan kalan onlarca mühimmat, Yunan dostlarımızda S-300 var. ABD’li dostlarımızın objektif olmalarını istiyoruz. Diyalog, uzlaşma, hoşgörü ve problemleri çözecek yaklaşım olması lazım. Aramızdaki en büyük problem S-400 değil. PKK/YPG terörist mi değil mi? Önce oradan başlamamız gerekiyor. ABD’li dostlarımızın bunun cevabını vermesi lazım. Bunun adının konulması lazım.

 Yaptırımlar savunma projelerini nasıl etkileyecek?

Sıkıntılar olabilir ama bunların ölümcül olmayacağı da kesin. Bakanlık da Savunma Sanayii Başkanlığı da sıkıntıların tespiti ve çözümü için çalışıyor.

 ABD’nin S-400’leri hangara kaldırma talebi hayata geçer mi?

Ülkemizin ve milletimizin hava ve füze savunması için aldık. Süreç devam ediyor. Kullanmak için aldık, başka ülkelere satışı gündemde değil. Kullanımda Ruslar olmayacak. Kullanım yetkisi, emir-komutası kontrolümüzde olacak.

Hulusi Akar’dan ABD’ye: Yaptırım kararını gözden geçirmesini bekliyoruz

BİNA KORUYACAĞI GERÇEK DEĞİL

 S-400’ler hazır mı, nereye konuşlanacak?

16 lançer, iki batarya var. Bataryalarla ilgili çalışmalar sürüyor. Konuşlanacağı yerle oradaki binaların yapımı, yolu vb ile ilgili çalışmalar olacak. Süreç devam ediyor. Konuşlanacakları yer büyük alanlarla ilgili, birkaç şehri koruma gibi. Bazıları A, B, C binalarına konuşlanacak diyor, bunun gerçekle alakası yok.

 F-35’ler, S-400’lerle etkileşime giriyor mu?

İsrail’de F-35 var. Suriye’de S-400 var, onlar etkileşime mi giriyor, kodlarını mı alıyor? Hayır. F-35’lerle ilgili her yönüyle çalışma yapılıyor.

 F-35 yerine SU-35 ya da SU-57 seçenekler arasında mı?

Genel çalışma yapılıyor. Geniş bir alanda olaya bakıyoruz. Her türlü olasılık var.

FETÖ İLE MÜCADELE

BAKAN Akar, FETÖ ile mücadele kapsamında TSK’dan toplam 20 bin 610 kişinin ihraç edildiğini belirterek, “Bu konuda sıkıntı yok, tereddüt yok. Karar ve azimle mücadeleyi sürdürüyoruz” dedi.

ORDU SİYASETE ÇEKİLMEMELİ

TANK Palet Fabrikası’yla ilgili tartışmalara değinen Hulusi Akar, “‘Ordu satılmış’a gelmesi çok yanlış. Buralara girilmemesi lazım. Onu siyasetin içine çekmemeli. Birtakım siyasi çıkarlar için olayı mecrasından çıkarmayın. Bırakın asker işini yapsın” dedi.

DİN SUBAYLIĞI TARTIŞMASI

BAKAN Akar, din subaylığının yıllardan beri olduğunu hatırlatarak, “Yeni bir durum değil. Olağan” dedi.

SURİYE’DEN AZERBAYCAN’A TÜM BAŞLIKLAR

REJİM STRATEJİK HATALAR YAPIYOR

Bakan Akar, Suriye’den Azerbaycan’a birçok konuda sorulara yanıt verdi. İdlib’de rejim hattındaki gözlem noktalarının temas hattına çekilmekte olduğunu söyleyerek, şöyle dedi: “Biz samimiyetle İdlib’in sulha kavuşması, radikallerin çıkması için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Ancak Ruslardan ve ABD’lilerden de bölgede aynı samimiyeti bekliyoruz. Rejim stratejik olarak hatalar yapıyor. Rejim, İdlib’e asker yığıyor. ‘Biz işgal edeceğiz’ demiyoruz, rejimin oradaki insanları katletmesine engel olmak için orada bulunuyoruz. Ama öbür tarafta petrol gidiyor. Biz ‘Oraya bak’ diyoruz.


PKK/YPG İLE MÜCADELE

Çukur, koridor, hat buna müsaade etmeyeceğiz. 83 milyonu öldürürsünüz, bu koridoru kurarsınız. Hem Bağdat hem Erbil’e dostluğumuz iyi ama teröristlerin sınırlarımıza saldırmalarına izin vermeyeceğiz.

YUNAN KOMŞULARIMIZ GÖRÜŞMEYE GELMİYOR

İyi komşuluk ilişkileri, diyalogdan yana olduğumuzu, hukuktan yana olduğumuzu defalarca söyledik. Bunun için ‘Gelin konuşalım, görüşelim, problemlerin siyasi çözümlerini bulalım’ diyoruz. NATO Karargâhı’ndaki görüşmelere biz gidiyoruz, Yunan komşularımız gelmiyor. AB zirvesinde AB üyesi ülkelerin çoğunlukla sağduyulu davrandıkları ortada.

Mısır ve İsrail ile deniz yetki alanları konusunda anlaşma yapılabilir mi? Temas var mı?

Konjonktür, süreç meselesi. Gelişmelere bakacağız. Çeşitli fırsatlar, ihtimaller var. Bir noktaya geldiğinde, görüşme, konuşma olabilir. Belli bir aşamaya gelince biz de adım atarız.

LİBYA’DA ATEŞKES HATTI ÇALIŞMASI

‘Libya’da bir hat oluşturulsun, ateşkes hattını, askerden arındırılmış bölgeyi polisler korusun’ diye bir çalışma var. Bununla ilgili çok sayıda görüşme yapıldı, yapılıyor. Temel ilkemiz: Tek Libya; Libya bölünmesin.

ORTAK HAREKÂT MERKEZİ AĞDAM’DA

Karabağ savaşının ardından ortak merkez Ağdam’da olacak. İnşaat çalışmaları yapılıyor. Başlarında generalimiz ve diğer personelimiz hazır. Ayrıca oraya patlayıcı madde uzmanlarımızı gönderdik. Hem eğitim veriyorlar, hem de daha sonra arazi arama taramalarını yapacaklar. İki özel mayın arama timi var, mayın arayacak. Ateşkese büyük ölçüde riayet ediliyor. Ruslar bu konuda dikkatli. Gelişmeleri takip ediyoruz.

Karabağ’dan Ermeniler çekildi mi? Türk askeri yerleşecek mi?

Karabağ’ın bir kısmında Ermeniler var. Ruslar, barışı korumak kapsamında mevcudiyetini oluşturdular. Türk askerini istemiyor değil, Türk askerinin varlığı Türkiye-Azerbaycan arasındaki konu. ‘Türk askeri Ermenilerin olduğu yerde olmasın, sorun çıkar’ diye Rusların iddiaları var. Biz Azerbaycan ile konuşacağız.

Nahçivan ve Laçin koridoru ne zaman açılır?

Azerbaycan-Rusya-Ermenistan konuşuyor. Önümüzdeki dönemde gerçekleşecek.

X

Ankara’dan Erivan’a bakış

Ermenistan karıştı... Aslında bir süredir beklenen bir gelişmeydi. Dağlık Karabağ’daki mağlubiyetin ardından Ermenistan Başbakanı Paşinyan protestolarla ve muhaliflerinden gelen istifa çağrıları ile karşı karşıya idi. Gelişmeleri özetleyecek olursak;

Ermenistan’da bir kesim Dağlık Karabağ’daki yenilgiden Başbakan Paşinyan ve hükümetini sorumlu tutuyor. O günden beri de Paşinyan istifa baskısı altında. Meclisi basan protestocular, sadece geçtiğimiz bir hafta boyunca üç büyük protesto gösterisi düzenleyerek Paşinyan için “hain” sloganı attılar.

 Paşinyan ile ordu arasında İskender füzesi krizi yaşandı. Paşinyan füzelerin eski teknoloji ürünü olduğunu söyledi, bir anlamda “patlamıyor” dedi. Ermenistan Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan, füzelerin kullanılması için Paşinyan’dan birkaç kez izin istediklerini ancak başbakanın uluslararası toplumun tepkisinden çekinerek buna izin vermediğini söyledi. Paşinyan’ın Rus yapımı İskender füzelerine ilişkin açıklamaları Rusya’da tepki ile karşılandı.

Ermenistan Genelkurmay Başkanı ve üst rütbeli komutanlar başbakan Paşinyan’ı istifaya çağıran bir bildiri yayımladılar. “Ermenistan silahlı kuvvetleri, Başbakan ve Ermenistan Cumhuriyeti Hükümeti’nin istifasını talep ediyor, aynı zamanda Anavatanı savunurken çocukları ölen insanlara karşı güç kullanmaktan kaçınmaları için uyarıda bulunuyor” dediler.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan, ordunun kendisine yönelik istifa çağrısını ‘darbe girişimi’ olarak niteledi. Destekçilerini sokağa çağırdı.

Paşinyan, Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan’ı görevden aldı.

ANKARA NE DİYOR?

Ermenistan’da yaşanan gelişmelerle ilgili ilk açıklamayı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yaptı. “Her bir ülkede istikrarın olması önemli. Darbe girişimleri ülkelerin istikrarını bozar. Biz dünyanın neresinde olursa olsun darbe ya da darbe girişimlerine karşıyız. Daha detaylı bilgi edinmeye çalışıyoruz, biz de basından takip ediyoruz” dedi. Peki perde arkasında ne oluyor? Ankara ne düşünüyor? Başkentteki öngörüler neler?

Ankara, Dışişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

Reform gündemli bahar

AK Parti’de kongre sürecinde sona geliniyor. 24 Mart günü büyük kongre yapılacak. AK Parti kulislerinde kongre sürecinde, yani önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem kabinede hem de parti yönetiminde bazı değişikliklere gideceği konuşuluyor.

Erdoğan’ın bu değişikliklerle reformlara ve ekonomiye ağırlık vererek, 2023 yılına da hazırlık yapacağı konuşuluyor. Avrupa Birliği ve ABD’ye, onlardan gelen tüm olumsuz adımlara rağmen “kazan-kazan” formülüne dayalı, iyi ilişkiler kurulmak istendiği mesajı veriliyor. Batı’nın Türkiye’den insan hakları ve demokrasi konusunda somut adımlar görmek istediği de biliniyor. Bu kapsamda önümüzdeki süreçte İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklanması bekleniyor.

KISIM KISIM MECLİS’E GELECEK

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Sadece yargı, adalet anlamında değil, toplumun her alanında, her kesiminde insan ve haklarını nasıl geliştiririz, bunlarla ilgili ekonomi çevreleri ile, sivil toplum kuruluşları ile konuştuk, siyasi partilerle Meclis’te ilgili komisyonlarla bir araya geldik. Herkesi dinledik. Bunun sunumlarını yetkili organlarda da yaptık ve çok kabul gördü. Son takvim açıklama sürecindeyiz, yakında kamuoyuyla, milletimizle bunlar paylaşılacak. Daha özgürlükçü bir eylem planını ortaya çıkaracağız” demişti. Son şekli verilmekte olan İnsan Hakları Eylem Planı’nın 9 amacı ve bu 9 amacın ayrı ayrı 49 hedefi bulunuyor. Hayata geçirilmesi için ise yaklaşık 128 kanunda değişiklik yapılması öngörülüyor. Meclis’e kısım kısım getirilmesi planlanıyor.

ÖZGÜR BİREY, GÜÇLÜ TOPLUM

Bazı ayrıntılarını muhabirimiz Gizem Karakış’ın da haberinde bulacağınız İnsan Hakları Eylem Planı’ın vizyonu “özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye” tanımlaması ile ortaya konuluyor. Taslak metinde amaçlar ise şöyle sıralanıyor:

Daha güçlü bir insan hakları koruma sistemi

Yargı bağımsızlığı ve adil yargılama hakkının güçlendirilmesi

Hukuki öngörülebilirlik ve şeffaflık

Yazının Devamını Oku

Gara’nın ardından

Ankara’da siyaset bu kez de Gara harekâtının ardından yaşanan tartışmalarla gergin. Siyaseten açıklamalar yapılacaktır, sorular yöneltilecek, cevaplar aranacak ve cevaplar verilecektir. Ancak;

Türkiye uzun yıllardır PKK terör örgütü ve uzantıları ile mücadele etmektedir, etmeye de devam edecektir. 

PKK ve uzantılarının arkasında ne yazık ki terör örgütlerine maddi, manevi destek vermekten utanmayan koca koca ülkeler bulunmaktadır.

NATO müttefiki ve bir zamanların stratejik ortağı ABD, PKK/YPG’nin hamiliğinden vazgeçmemekte, adeta en yakın müttefiki gibi terör örgütüne her türlü desteği vermektedir. Rusya’nın ABD ile yarıştığı hatta amacının terör örgütünü kendi yanına çekmek olduğunu da söylemek gerek. Birkaç gün önce Rusya’nın Kamışlı’ya yaptığı büyük sevkıyat, bölgede bunun son dönemdeki göstergelerinden biri olarak yorumlandı.

Terörle mücadele zordur ve ciddi riskler içerir. Türkiye Cumhuriyeti ve milleti bu riskleri ne yazık ki yaşamıştır, bilmektedir. 

Ateş en çok düştüğü yeri yakar. Hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızın terör örgütünün elinde bulundukları uzun süre boyunca yaşadıkları ve acıları, ailelerinin yaşadıkları acılar unutulmamalıdır.

Terörle mücadele eden tüm güvenlik, istihbarat ve silahlı kuvvetler personelinin özverisi, ölümle burun buruna kalmaları, vatan ve bizler için hayatlarını hiç düşünmeden feda etmeye hazır oldukları da bir an bile akıldan çıkarılmamalıdır.

Gara harekâtı siyasette doğal olarak sonuç üzerinden tartışılmaktadır. Bu tartışma yürütülürken, terörle mücadelenin sahada asker, polis, istihbarat mensubu tarafından verildiğini ve verileceğini unutmayalım. Siyaset, tartışmalarında devlete ve devlet görevlilerine karşı hassasiyetini korumalıdır.

Siyasi partiler ve liderleri, devletin bekasını doğrudan ilgilendiren bu konularda birbirleriyle kavgadan uzak durmalılar. Bu kavga, kutuplaşma, yüksek tansiyonun her daim Türkiye düşmanlarının ve terör örgütlerinin en sevdikleri ortam olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır.

Yazının Devamını Oku

Gerçekte sözde müttefik kim?

27 Aralık 2001: Avrupa Birliği terör örgütleri listesine PKK’yı dahil etti.

13 Ocak 2004: ABD, PKK ve ona bağlı tüm oluşumları terör örgütü listesine dahil etti.

“Sessiz kalanlar, sesi yeteri kadar gür çıkmayanlar, taziye mesajıyla yetinip, topraklarında listelerine aldıkları terör örgütü mensuplarına ev sahipliği yapanlar... Yalandan açıklamalarla terör örgütünü kınayanlar, kınarken NATO müttefiki bir devleti adeta yalan söylemekle suçlayanlar, örgütle sahada müttefik olanlar, silah yardımı yapanlar, koruyanlar, kollayanlar...”

Avrupa Birliği ülkeleri bundan 20 yıl önce, ABD ise 17 yıl önce PKK ve ona bağlı tüm oluşumları terör örgütü listelerine dahil ettiler. Dahil ettiler de ne oldu? Gerçekte Türkiye’nin lehine somut hiçbir şey olmadı. O yüzden de Türkiye, yıllardır terör örgütüyle mücadelesini onca müttefikine rağmen tek başına yürütüyor. Bırakın mücadelede Türkiye’nin yanında olmayı, terör örgütüyle sahada adeta müttefiklik ilişkisi geliştiren Amerika Birleşik Devletleri’nin son açıklamasından sonra, Antony Blinken’ın ABD Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturmadan hemen önce Türkiye için kullanmış olduğu “sözde müttefik” ifadesini, artık ABD yönetimine aynen iade etmek gerekiyor. 

AÇIKLAMADAKİ SON CÜMLE

Öncelikle, Pençe Kartal-2 harekâtında şehit olan üç askerimizle, terör örgütü PKK tarafından kaçırılan ve öldürülen 13 vatandaşımıza Allah’tan rahmet ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu acı olayın hemen ardından ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price “ABD, Türk vatandaşlarının Irak’ın Kürdistan Bölgesi’nde öldürülmesinden üzüntü duyuyor. NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız ve son çatışmada hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyoruz. Türk vatandaşlarının, terör örgütü PKK’nın elinde öldüğü haberleri doğruysa, bu eylemi en güçlü şekilde kınıyoruz” açıklamasını yaptı.

Sözde müttefikimiz bu açıklamayı hiç yapmasa daha iyi olurdu. En azından yeni yönetim kendini bu kadar açık etmemiş olurdu. Sizden ricam, açıklamanın son cümlesini bir kez daha okumanız: “Türk vatandaşlarının terör örgütü PKK’nın elinde öldüğü haberleri doğruysa, bu eylemi en güçlü şekilde kınıyoruz”...

Biden yönetiminin, NATO müttefiki Türkiye’nin yaptığı açıklamalarla ilgili kuşkusu mu var?

ABD, Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti yetkililerini yalan söylemekle mi itham ediyor?

Yazının Devamını Oku

ABD’nin sözde ayrıştırma politikası

Çok değil, daha bir hafta önce “Gelişmeleri alt alta koymak bile burnumuzun dibinde ABD eliyle bir şeylerin ısıtılmakta olduğunu gösteriyor” demiştim... O gelişmeler sürüyor. Olan biten, yapılan açıklamalar da ABD ve müttefiki SDG’nin yeni oyunlar peşinde olduğunu gösteriyor. Bakın neler oldu ve neler oluyor:

Suriye’de Türkiye’nin oluşturduğu güvenli bölgeye yönelik terör örgütü YPG/PKK saldırıları Beyaz Saray yönetimindeki değişiklikten sonra arttı.

Son dönemde artan saldırıların hedefi, Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı harekâtları ile sağlanan istikrar ve düzen.

ABD’nin saldırıları engellemediğini söyleyip, kınarken terör örgütünün adını zikretmediğine de dikkati çekelim.

Diğer yandan, YPG’nin mevcut pozisyonunda büyük emeği olan isimler Brad McGurk ve Lloyd Austin sahaya çok daha güçlü pozisyonlarda döndüler. Biri Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü, diğeri ise ABD Savunma Bakanı. Bu isimlerin YPG’yi cesaretlendirdiğine şüphe yok. Bu isimlerle birlikte yeni ABD yönetiminin “YPG’yi PKK’dan ayırıp Suriyeli bir örgüt yapma” arayışında olduğuna da şüphe yok.

Bu arayış ve politikanın hızlandığını da söyleyebiliriz. SDG’nin sözde komutanı Mazlum Abdi, “PKK ile kardeşiz ama örgütsel bir bağ yok” açıklamasını yaptı. Tabii bu arada Biden yönetiminden Suriye’de daha etkin rol almasını beklediklerini söyledi.

Ne tesadüf ki ABD’nin eski Kürt diyalogları temsilcisi William Roebuck da aynı konuda konuştu ve “ABD, SDG’yi PKK’nın bir parçası olarak görmüyor fakat DEAŞ ile mücadelenin bir parçası olarak görüyor” dedi.

ABD’nin Ankara büyükelçisi Satterfiel da terör örgütüne yönelik desteğin devam edeceğini gazetecilere açık açık söyledi ve “ABD’nin politikası değişmedi. DEAŞ’ın kuzeydoğu Suriye’de oluşturduğu tehditle, tıpkı bölgenin başka yerlerinde de bu tehdidi ele almak üzere çalıştığımız gibi mücadele etmeye devam ediyoruz. Bu mücadelede, kuzeydoğu Suriye’de, SDF ile çalışmaya devam ediyoruz” dedi.

Madde madde son günlerde yaşananlar böyle. Gelelim sonuca... YPG ve PKK’nın gerçekte ayrıştırılması imkânsız. ABD ve SDG, ‘mış gibi’ yaparak belli ki sorunu çözmeye çalışacak. Ancak Ankara’nın bakış açısı değişmedi, hassasiyetleri de belli, olası gelişmelere karşı hazırlıkları da sürüyor. Bir süredir Irak’ın kuzeyi ile kuzeydoğu Suriye arasındaki lojistik geçişler bakımından stratejik bir nokta olan Sincar’daki PKK ve PKK’ya yakın olduğu bilinen unsurlardan rahatsız olan Ankara özel bir hazırlık içinde. Amaç Suriye’de PYD/YPG etkisinin kırılması ve o bölgeden Kuzey Irak’a aktarılan kaynak akışının kesilmesi. Bununla birlikte son gelişmeler, Sincar dışında da bazı tedbirlerin alınmasını ve hazıklık yapılmasını zorunlu kılıyor. Önümüzdeki süreçte gelişmelere göre, Türkiye’nin Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı harekâtları kapsamındaki bölgelerde istikrar ve düzeni sağlamak, artan saldırıları önlemek için yeni adımlar atması kimse için sürpriz olmayacaktır.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasa

Muhalefet partileri sistem değişikliğini içeren çalışmalar yürütürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti MYK ve Bakanlar Kurulu’nda konuyu dinledikten sonra dikkat çeken bir çıkış yaptı. “Belli ki Türkiye’nin yeni bir anayasayı tartışmasının vakti gelmiştir. Bu çalışmanın milletin gözünün önünde ve temsilcilerin tamamının katılmasıyla gerçekleştirilmesi ve milletin takdirine sunulması gerekir” dedi.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından siyaset hareketlendi. Siyasi partilerin açıklamaları AK Parti tarafından titizlikle takip ediliyor, bakış açıları ile ilgili bir analiz çıkarılıyor. En geç bir-iki hafta içinde çalışmaların yürütülmesi için görevlendirme yapılması bekleniyor. Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğum, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin oluşturulmasında da kritik bir görev üstlenen bir kaynağımın çizdiği genel çerçeve şöyle:

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden geri adım yok. Anayasa sistemle uyumlu hale getirilecek.

Üniter yapı korunacak, yetki devri yok.

İlk üç madde korunacak. Yeniden yazım olsa bile esaslara ilişkin taviz verilmeyecek.

Kaynağım, cumhurbaşkanı seçilmek için aranan 50+1 düzenlemesinden de vazgeçilmeyeceğini söyledi. Son dönemde özellikle Saadet Partisi tarafından dile getirilen, “Cumhurbaşkanı genel başkan olmasın” görüşünü de sordum. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ve başkanlık sisteminde cumhurbaşkanının siyasi katılım hakkının kaldırılamayacağını belirten kaynağım, “Genel başkan ya da üye olabilir. Bunlardan hangisinin olacağına ise siyasi dinamikler ve toplumsal ihtiyaçlar çerçevesinde karar verilir” dedi.

Peki ne olur? Süreçte göreceğiz ama muhalefet partileri zaten Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşı. Yani siyasi partilerin tamamının ana çerçeve üzerinde uzlaşması gerçekçi değil. Bu nedenle siyasette sistem tartışması bitmez. Diğer yandan AK Parti içinde yeni anayasa ihtiyacının toplumsal karşılığının olmadığını, toplumun farklı önceliklerinin bulunduğunu söyleyenler de var.

Yazının Devamını Oku

ABD neyin peşinde?

ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlık koltuğuna oturmasının ardından açıkladığı kabine üyeleri ve bölgeye yönelik yaptığı görevlendirmeler belli ki birilerini çok heyecanlandırmış.

SDG’nin sözde komutanı Mazlum Kobani, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait El Arabiya’nın El Hadath televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “Yeni ABD yönetimi ile SDG arasında ortak bir program hazırlanacak” dedi. Programın ayrıntılarına açıklık getirmedi. Ancak açıklama, yeni yönetim ve görevlendirmelerden beklentilerinin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu yüzden sözde komutanın yaptığı açıklama öncesinde yaşananları alt alta koymakta fayda var.

BIDEN’IN GÖREVLENDİRMELERİ

ABD Başkanı Biden’ın Obama döneminden isimleri göreve getireceği tahmin ediliyordu. Dış politikadaki görevlendirmelerinde yolu Ortadoğu’dan geçen isimleri seçti. Seçti ama Türkiye açısından bazılarının sicili kabarık, bazıları ise göreve gelir gelmez rahatsız eden açıklamalar yaptı.

Antony Blinken: Obama döneminde dışişleri bakan yardımcılığı ve ulusal güvenlik danışman yardımcılığı görevlerinde bulundu. Biden’ın kabinesinde bakanlığı açıklanır açıklanmaz, Türkiye’ye yönelik “sözde müttefik” ifadesini kullandı.

Lloyd Austin: 2010-2011 yılları arasında Irak’taki ABD askerlerine komuta etti. ABD Merkez Kuvvet Komutanlığı yaptı. DEAŞ ile mücadele konusunda Suriye’de YPG/PYD/PKK terör örgütünün silahlandırılmasında ve desteklenmesinde etkili oldu. ABD Başkanı Biden’ın savunma bakanı.

Brett McGurk: Onu terör örgütü üyeleriyle samimi pozlarından, bu pozları da sosyal medyasında paylaşmasından hatırlayacaksınız. YPG/PKK’nın silahlandırılması ve desteklenmesi politikasının başını çekenlerden. DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilciliği görevinden istifa etmişti. Biden, McGurk’ü “Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü” olarak atadı. Yani Suriye, Irak, İran, Libya ve Kuzey Afrika’daki çatışma alanları ile ilgilenecek.

DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR

Bu görevlendirmeler ışığında, son dönemde dikkat çeken bir açıklama ve bir analizi de alt alta koymak gerekiyor:

Yazının Devamını Oku

Ankara, KYB Eşbaşkanı Lahur (Şeyh Cengi) Talabani oyunlarının farkında!

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) kontrolündeki Süleymaniye’de protesto gösterileri ve şiddet olayları yaşanırken yerel güvenlik güçleri terör örgütü PKK’nın bir talimatına ulaşıyor: “PKK tarafından örgüt kadrolarına talimat: Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümetine karşı devam eden gösterilerin bir halk ayaklanmasına dönüşmesi halinde, protestoları organize edin, stratejik noktaları ele geçirin!” O talimatın ardından KYB Eşbaşkanı Lahur Talabani, PKK/KCK yönetimine mesaj gönderiyor. O mesaj, Lahur Talabani ile terör örgütü PKK arasındaki ilişkiyi de gözler önüne seriyor...

YER, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) kontrolündeki Süleymaniye. Tarih, 2 Aralık 2020. Öğretmenler Saray Meydanı’nı dolduruyor. Irak’ın genelinde yaşanan ekonomik darboğaz ve bir türlü ödenmeyen maaşların yarattığı sıkıntı, yaklaşık 2 bin kişinin gösterisinde sloganlara dönüşüyor. Göstericileri dağıtmak için biber gazı kullanılıyor. Ancak KYB ve Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) merkezlerinin de aralarında bulunduğu parti binaları, taşlanarak basılmak isteniyor. Pire Megrun’daki KDP binasına göstericiler tarafından molotof kokteyli ve havai fişek atılıyor, yangın çıkıyor. Maskeli bazı kişilerce PKK/KCK sloganları atılıyor. Yetkililer, göstericiler arasına PKK/KCK mensuplarının da sızdığını, gösteriler sırasında kullanılan silahların örgüt tarafından temin edildiğini açıklıyor. Gösterilerde toplam 3 kişinin öldüğü ve yaklaşık 30 kişinin yaralandığı duyuruluyor. KYB bölgesinde olaylar sürüyor, Erbil cezaevinde ise mahkûmlar yangın çıkarıyor. Tüm bu olayların ortasında yerel güvenlik güçleri terör örgütü PKK’nın talimatına ulaşıyor: “PKK tarafından örgüt kadrolarına talimat: Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümetine karşı devam eden gösterilerin bir halk ayaklanmasına dönüşmesi halinde, IKBY genelinde ve özellikle Süleymaniye’ye bağlı ilçe ve nahiyelerde protestoları organize edin, stratejik noktaları ele geçirin!”

LAHUR TALABANİ’DEN PKK’YA: ‘BİZ BÖYLE Mİ KONUŞMUŞTUK?’

PKK terör örgütünün yukarıdaki mesajı, yani “Halk ayaklanması olursa stratejik noktaları ele geçirin” talimatı, deyim yerindeyse ortalığı karıştırıyor. Edinilen bilgilere göre, o talimatın ardından KYB Eşbaşkanı Lahur Talabani, PKK/KCK yönetimine mesaj gönderir. Birazdan detaylarını okuyacağınız o mesaj, Lahur Talabani ile terör örgütü arasındaki ilişkiyi de gözler önüne sermektedir. Celal Talabani’nin yeğeni, KYB Eşbaşkanı Lahur Talabani, örgüte “KYB’nin lojistik, askeri, barınma, tedavi, silah, sorumlu ve kadroların geçişi gibi birçok konuda yardımcı olduğunu” hatırlatır. Buna karşın, örgütün IKBY hükümetine karşı düzenlenen gösterilere katılıp birçok yerde KYB bürolarına saldırdığını belirterek, “Biz böyle mi konuştuk, anlaşmamız bu muydu, yaptığınız ayıptır” der. Süleymaniye Havaalanı’nın da örgüt yüzünden kapandığını söyleyerek serzenişte bulunur.

KYB’nin geçmişten bu yana PKK desteği bilinmektedir. Ancak yine de Türkiye’nin terörle mücadeledeki kararlılığı sürerken ve bölge tarafından çok iyi bilinirken, Lahur Talabani’nin “Biz böyle mi konuşmuştuk?” sözünün arkasında yatan KYB-PKK anlaşmasının detayları nelerdir?

TERÖR ÖRGÜTÜNe YARDIM EV SAHİBİNİ VURDU

Son dönemde Türkiye’den Irak merkezi hükümetine yapılan ziyaretlerde terörle mücadele başlığı altında bu çarpık ilişki de masaya konmuştur diye düşünüyorum. Şimdi gelelim mesele ile ilgili Ankara’da yapılan tespitlere:

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde yürüttüğü operasyonların ardından terör örgütü sıkıştı. Bu nedenle de dağdan inerek Süleymaniye’ye yerleşti.

Süleymaniye’deki olaylar 10 güne yakın sürede bastırıldı. Yaralılar, ölenler oldu. Gizli aktör PKK idi. PKK’nın o bölgede bu kadar güçlü olmasında ve pervasız davranışlarının arkasında

Yazının Devamını Oku

Siyasette taşlar yeniden döşenir mi?

Siyaset 2021 yılına da hareketli başladı. Siyasetin taşları yeniden döşenir mi, göreceğiz... Ancak her ne kadar iktidar, “Erken seçim yok” dese, muhalefet “Erken seçim şart” yanıtını verse, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, “Yeni sistemde erken seçim kavramı yok, seçimlerin yenilenmesi kavramı var” tezini ortaya koysa da 2021’in şimdiden en çok konuşulan konularından biri seçimlerin ne zaman yapılacağı. Diğeri ise sistem...

Muhalefet partilerinin bazıları, “Sistem yürümüyor, güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sistem getirilmeli” görüşünü savunuyor. Cumhur ittifakından ise “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden dönüş yok” yanıtı veriliyor. Ancak muhalefet, kamuoyuna Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yerine önerdikleri güçlendirilmiş, iyileştirilmiş parlamenter sistemi açıklamaya hazırlanıyor. Kısacası, bu yıl da belli ki sistem tartışması bir süre daha sürecek.

ASİLTÜRK ZİYARETİ

Tüm bu tartışmaların ortasında ise yıla MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi evinde ziyaret ederek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çok kritik bir manevra ile çok dikkat çeken bir ziyaret daha yaptı... Oğuzhan Asiltürk’ü de evinde ziyaret etti. AK Parti kulislerinde yapılan tespitler şöyle:

Ziyaret çok önemliydi.

AK Parti, cumhur ittifakını genişletmek istiyor.

Saadet Partisi’nin tabanında da CHP ve HDP ile aynı safta yer almaktan kaynaklanan ciddi rahatsızlık var.

Saadet Partisi açısından da cumhur ittifakına katılmak bir fırsat. Hem kan kaybetmemek, hem de aynı dili konuştuğu diğer partiler (DEVA Partisi, Gelecek Partisi) arasında kaybolmaması için.

Saadet Partisi’nin muhalif kanadı da konuya objektif yaklaşabilirse siyaset sahnesinde başka bir fotoğraf ortaya çıkabilir.

Yazının Devamını Oku

Bundan sonrası...

Tüm dünya gibi Türkiye de Joe Biden’ın yemin törenini de ilk mesajlarını da dikkatle izledi. Birçok ülke gibi Türkiye açısından da bundan sonrası önemli.  Biden’ın seçim döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Türkiye’ye yönelik tartışmalı açıklamalarına takılıp kalınmayacak ama aynı zamanda da unutulmayacaktır. Yeni bir sayfa açmak için rafa da konulabilir.

Ancak yemin töreninden hemen önce, Antony Blinken’ın dışişleri bakanı adayı olarak ABD Senatosu önünde yaptığı açıklama nereye konulacak? Önce Türkiye’yi de yakından ilgilendiren diğer mesajlarıyla birlikte, politikalarda beklentilere bakalım.

ABD, Çin’e güçlü bir konumda karşı çıkacak.

NATO güçlendirilecek, NATO ittifakı Rusya etrafındaki çemberi daraltacak.

Ortadoğu politikalarında değişiklik bekleniyor, ikili ilişkilerin sertleşebileceği mesajları veriliyor.

Rusya’ya yönelik yukarıdaki net bakış açısına, Blinken’ın yine Senato Dış İlişkiler Paneli’nde Türkiye’nin S-400 almasından sonra stratejik ortak olarak nasıl görüldüğü ile ilgili olarak yaptığı açıklamaları ekleyelim:

Stratejik, sözde stratejik ortağımızın stratejik rekabet içinde olduğumuz Rusya ile aynı çizgide olması kabul edilemez.

Türkiye bir müttefik ama birçok açıdan müttefik gibi davranmıyor.

Bu bizim için büyük bir sınav, durumun farkındayız.

Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Özdağ’a ne dedi?

KRT TV programcısı Afşin Hatipoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ve Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu’na geçmiş olsun.

Yapılan saldırıları kınıyorum. Bu saldırıların önüne geçilmesi tabii ki güvenlik güçlerinin de yargının da görevi. Yargı bu saldırıların önünde arkasında kim var, bunları açığa çıkarmalı. Ancak siyasete de medyaya da görev düşüyor. Tüm siyasi partiler;

Toplumu kutuplaştırmaktan, konsolide etmek adı altında germekten, biz-siz ayrımı yapmaktan artık vazgeçmeli.

Siyasetin doğası gereği rekabet, tartışma vardır. Ancak hem dünya genelinden örneklerde, hem de kendi ülkemizde zor zamanlardan geçildiğini, toplumların sorunlarının arttığını, psikolojilerinin zorlandığını kabul ederek, her zamankinden daha dikkatli ve hassas olmakta fayda var.

Dünya ve Türkiye’nin içinden geçtiği zor dönemi göz önünde bulundurarak ötekileştirme yerine birleştirme, kavga yerine birliktelik ön plana çıkarılmalı.

Şiddetin bir yöntem olarak kullanılması tüm siyaset tarafından açık bir biçimde kınanmalı.

Siyaset birliktelik sergilerse, sergileyebilirse topluma yansıması olumlu olur. Keşke tüm tartışmalar, kavgalar, kısır siyasi çekişmeler, günlük siyasi hesaplar bir kenara bırakılıp hiç değilse bir kere liderler bir masanın etrafında buluşsa, buluşabilse.

Son bir not: Gazeteciler siyasetin ve siyasi partilerin fanatik destekçilerinin hoşlarına gitsin diye haber yapmaz, yapmamalı. Yazı yazmaz, yazmamalı. Lütfen gazetecileri istemeden de olsa hedef gösterebilecek bir üslup kullanılmasın. Siyasi partilerin trolleri, fanatik destekçileri sosyal medyadan gazetecileri linç etmesinler.

GEÇMİŞ OLSUN DİLEKLERİNİ İLETTİ, ‘GEREKLİ TALİMATLARI VERDİM’ DEDİ

Yazının Devamını Oku

Aşı olanlar da rahat davranmayacak!

Türkiye genelinde aşılama, sağlık çalışanları ile başladı. Şu an için 3 milyon doz geldi. Sağlık çalışanlarının ardından yaşlı, engelli, koruma evleri gibi yerlerde kalan ve çalışanlar sonra da 65 yaş üstü bireyler aşılanacak. “Sıra bana ne zaman gelir?” diye soruyorsanız, Sağlık Bakanlığı aşı bilgilendirme platformundan hangi gruba girdiğinizi bulabilirsiniz.

Örneğin ben son aşamada, B1’de, 40-49 yaş arası bireylerde bulunuyorum. Kısacası bekleyeceğim. İkinci ve üçüncü aşamalarda son gruplarda yer alanlar ne kadar bekleyecek? Kısacası sipariş edilen diğer aşılar ne zaman gelecek? Türkiye’de yapılan CoronaVac aşısının Brezilya’daki testlere göre etkinlik oranı yüzde 50,4 çıktı. Bu rakam doğru mu? Doğru ise ne anlama geliyor? Aşılanmak rahata ermek anlamına gelmiyor mu? İddialar doğru mu; Avrupa Birliği, Çin aşısı olanları almayacak mı? Soruları aşı olanlardan Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz’a sordum... Kayıpmaz, önce aşılama anını ve sonrasını anlattı: “Pandemiden kurtuluşumuzda aşının en önemli araç olduğunu düşünüyorum. Çünkü aşı olan insanların bu hastalığı daha hafif atlatacağına inanıyorum. Tıpkı şu anda görmediğimiz çiçek hastalığında olduğu gibi. Aşının uygulandığı sol kolumda kısa süreli bir ağrı dışında çok şükür bir yan etkiyle de karşılaşmadım” dedi. Bu arada hemen ekleyeyim, kime sorsam aldığım yanıt bu. Yani aşının olduğu kolda kısa süreli ağrı. Bunun dışında bir yan etki duymadım.

14 TEMEL KURALA UYMAYA DEVAM

“Aşı oldum, artık rahatım, maskeyi bir kenara atabilir miyim” diyecek miyiz? Hemen yanıt vereyim: “Hayır!”. Bunun Brezilya tarafından açıklanan yüzde 50.4’lük koruma oranı ile ilgisi var mı? Bakın bu konuda Afşin Hoca neler söyledi:

“Aşıyı olanlar sanırım rahat rahat davranamayacaklar. Brezilya’daki çalışma, COVID-19 açısından en yüksek riskli grupta yer alan sağlık çalışanları üzerinde yürütülmüştü. Ayrıca hasta olan kişilerin PCR ile doğrulaması yapılmamış, yalnızca klinik bulgular üzerinden hareket edilmişti. Ülkemizde ise sağlık çalışanları katılımcıların küçük bir kısmını oluşturmaktaydı. Gönüllülerin büyük bölümü sağlık çalışanı olmayan sağlıklı kişilerden oluşmaktaydı. Elbette üç ülkede yapılan çalışmaların en detaylı sonuçlarını, bu çalışmalar makale haline geldikten sonra göreceğiz. Ancak aşı olanlar yalancı bir güven hissine kapılmamalı. Bu oranlardan daha önemlisi, hâlâ elimizdeki tedbirlerdir. Aşı olsak da temel 14 kurala uymaya devam etmek durumundayız.”

Kısacası, aşı da olsanız maske, mesafe ve hijyen başta olmak üzere kurallara uymaya devam etmeniz gerekiyor. Çünkü aşı olan da taşıyıcı olabilir.

İLK DOZU ALANIN İKİNCİ DOZU GARANTİ ALTINDA

Şu an sadece 3 milyon aşı var. İlk aşamada yer alanlar ikinci dozu alacaklar. Peki diğer gruplar, özellikle de benim gibi sonda yer alanlar ne zaman aşılanacak? Afşin Hoca’nın yanıtı şöyle oldu:

“Acil kullanım onaylarının ülkemizde ve Endonezya’da verilmesiyle birlikte önümüzdeki haftalarda aşıların ikinci partisinin de ülkemize geleceğini umuyorum. Zaten planlamalar da gelen dozlara göre yapılıyor. İlk doz aşıyı olan kişilerin ikinci doz aşılaması garanti altına alınmadan herhangi bir adım atılmıyor. Endişeye gerek olmadığını düşünüyorum.”

Yazının Devamını Oku

Yeni dönem

Hem dış politikada, hem de iç politikada mecburiyetlerden, sorunlardan ve bazı konularda ilerleyememekten kaynaklanan yeni dönemin adımlarını görüyoruz. İçeride bir yanda reform çalışmaları, diğer yanda terörle mücadelenin tavizsiz yürütülmesi kararlılığı sürüyor. Bununla birlikte de resmi olarak 2023’te yapılacak görünen, ancak Ankara kulislerinde 2022’de de olabileceği konuşulan seçimlere hazırlık olarak ittifakları güçlendirme ve genişletme çabaları yaşanıyor.

İTTİFAKLARI GENİŞLETMEK YA DA İTTİFAK DEĞİŞTİRMEK KOLAY MI?

Sonda söyleneceği başta söyleyelim, ilerleyen satırları okurken unutmayalım: “Siyasette 24 saat bile uzun bir zaman.” Yeni sistem getirilirken her ne kadar yola “Koalisyonlar devri kapanıyor” diye çıkılmış olsa da, yeni sistem “ittifak” adı altında bir anlamda koalisyonu dayattı. Üstelik koalisyonlarda, koalisyonlara katılan siyasi partiler hükümete ortak olarak, tüm sorumluluğu birlikte üstleniyorlardı. Bu sistemde ise sorumluluk ağırlıklı olarak hükümette olanın üzerinde. İttifaka katılan ama hükümet olmayan diğer parti ya da partilerin üzerinde hukuki bir sorumluluk bulunmuyor. Ancak taleplerini dile getirip, o taleplerin uygulanmasını isteyebiliyorlar. Bazen görüşmelerde, bazense kamuoyuna yapılan açıklamalarla beklentiler, politikalar ortaya konuluyor ve bir anlamda gereğinin yapılması isteniyor.

Konunun diğer boyutu: Siyasi partilerin iktidarda yıpranmaları normal bir süreçtir. Buna oy kaybı, hedeflenen oy oranından uzaklaşma, atılması gereken güçlü adımlar için daha fazla destek bulma arayışı ya da karşı cephe ya da cepheleri zayıflatma arayış ve ihtiyacı eklendiğinde, ister istemez ittifakların başka partilerle güçlendirilmesi ve genişletilmesi arayışına giriliyor. Yaşamakta olduğumuz süreçte izlediğimiz gibi.

Siyasi partiler, iktidarların ittifakında, politikalarını uygulatmak, güçlenmek, isteklerini yerine getirtmek başta olmak üzere birçok sebeple yer almak isteyebilirler. Ya da iktidarın başını çektiği ittifakta yer alan partiler politikalardan memnuniyetsizliği dile getirip, karşı tarafa geçebilirler. Seçimin yapılacağı tarihi 2023 olarak görürsek, henüz önümüzde kesin bir yargıya varabilmek için uzun bir süre var. Bu süreçte birçok denge, ittifaklar açısından değişebilir. Burada unutulmaması gereken siyasi partilerin yönetimsel olarak alacakları bu kararlara, o partilerin seçmenlerinin, tabanlarının ne tepki vereceği... Kutuplaşmanın bu kadar arttığı ülkemizde, üstelik bu kutuplaşma tüm siyasi partilerin kullandıkları dil ve yürüttükleri politikayla körüklenirken, buna alışmış seçmen, bir ittifaktan diğerine geçen siyasi partisine uyum sağlayacak mı? Ya da siyasi partiler, olası bir ittifak değişikliğinde, kendisine destek verenlerin ne kadarını kaybedecek? Siyasi partiler kendi seçmenini kaybetmemeyi mi, yoksa ittifak değiştirerek güçlenmeyi mi tercih edecekler? Tüm bu soruların yanıtlarını zamanla hep birlikte göreceğiz. Unutmayalım, yeni sistemin siyasette yol açabileceği değişikliklere hepimiz ilk kez tanıklık ediyoruz.

EN KRİTİK GRUP Z KUŞAĞI

Siyasetin, siyasetçinin iyi tanıdığı seçmeni ve tabanın yanı sıra, soru işaretleri ile dolu ve oy kullanmaya hazırlanan “Z kuşağı” var. Bu yüzden siyasi partiler harıl harıl Z kuşağını anlamaya çalışıyor. Allah kolaylık versin, işleri zor. Hele de arada bu kadar yaş ve bakış farkı varken. Edindiğim bilgiye göre bu konuda Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politika Kurulu da bir araştırmayı görüşmüş. Kamuoyuna henüz açıklanmayan bu araştırmada, “Z kuşağı apolitik” tanımlaması yapılmış. İşin uzmanı değilim ancak etrafımdaki Z kuşağına mensup gençlerden yola çıkarak, bu tespite katılmam mümkün değil. Diğer yandan bu kuşağın üzerinde çevre politikalarının ve hayvan haklarının etkili olduğu belirtilmiş. Z kuşağına ilişkin beş ayrı rapor hazırlanmasına karar verilmiş. Yine etrafımdaki Z kuşağına mensup gençlerden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Dünyayı umursamaz, sadece bilgisayar karşısında yaşayan, TikTok çeken, sosyal medyada boş boş vakit geçiren gençler olarak tanımlamak hem onlara büyük haksızlık hem de büyük yanılgı olur. Zekâları, mizah anlayışları çoğu zaman dudak uçuklatıyor. Hayvan haklarına, çevreye çok duyarlılar. Aynı zamanda teknolojiye çoğumuzdan daha hâkimler. Bilgiye çok rahat ulaşıyorlar. Başka ülkelerdeki örnekleri inceliyorlar. O yüzden kendileri, ülkeleri, özgürlükleri için daha iyisini istiyorlar. Hiç beklemediğiniz bir anda, hatta “Bu konuyu bilmez” dediğiniz bir anda, öyle bir yorum yapıyorlar ki, ister istemez bir an siyaha düşüyorsunuz. Siyaset onları anlamak istiyorsa mutlaka onları dinlemeli.

 

Yazının Devamını Oku

Dikkat, demokrasi kırılgandır!

2020 yılı boyunca “ABD’de ne oluyor?” dizisini soluksuz izledik. 2021 yılındaki yeni sezon da hızlı başladı. Dünya yine ekranlara kilitlendi. Kimi, “Oh olsun, bize yaşattıklarını kendileri yaşıyor” heyecanıyla, kimi ise “Demokrasi ve özgürlüklerin kalesine ne oluyor” endişesi ile izliyor.

İki yüzyıllık süreçte değişen sahnelerde rol alan Kızılderililer, zenciler, köleler, işçiler, dünyanın dört bir yanından gelen göçmenler; bu çeşitliliğin birbiriyle savaşarak oluşturduğu ya da oluşturmaya çalıştığı devlet, toplum, demokrasi, liberal değerlerin ve demokrasinin yükselişi, vahşi kapitalizmin hikâyesi... Tüm bunlarla birlikte süreçte yaşanan sorunlar, halının altına süpürülmüş nefretin gün yüzüne çıkışı, ırkçılık, aşırıcılık, aşırıcılığı körükleyen siyaset dili, kutuplaştırma, kutuplaşma, hukuk tanımazlık, şiddet, pervasızlık, “Her yol mubahtır” anlayışı, son olarak kongre binasının basılmasına neden oldu. Sürecin neye ya da nereye evrileceğini hep beraber izleyeceğiz.  Bunu Trump’ın normalleşme mesajlarına rağmen söylüyorum. Çünkü yanıt aranacak ve tartışılacak sorular var.

Geçmişteki yaralar kaşınır, üstüne aşırılık, radikallik körüklenirse, yeniden normale dönülmesi için bir zamana ve söyleme ihtiyaç olur. Bu normalleşme sağlanabilecek mi?

Tüm dünyada yıllardır demokrasi ve özgürlüklerin simgesi haline gelmiş ABD, gerçekte de tüm Amerikalılar için demokrasi ve özgürlüklerin simgesi miydi?

ABD normlar ve kurumlar açısından gerçekten tüm dünya için bir model miydi?

Aslında bir modeldi de ABD kötü yönetildiği için mi bu noktaya geldi? Kutuplaşmada ve toplumlardaki gerilimlerde yöneticilerin, siyasetin dili ne kadar suçlu?

ABD temelinde bu sorular tüm dünyada tartışılacaktır. Yanıtlar aranırken ABD Başkanlığı’na seçilen Joe Biden’ın kongrenin basıldığı gün yaptığı konuşmadaki bir cümleyi göz önünde bulundurmanızı isterim. Ben not ettim. Biden, “Demokrasi kırılgandır. Onu korumak için iyi niyetli insanlar, ayağa kalkmaktan korkmayan, güç peşinde olmayan liderler gerektirir” dedi. Amerika Trump ile demokrasinin kırılgan olabileceğini öğrendi. Bakalım sezon finali böyle mi bitecek...

Yazının Devamını Oku

Dünyada aşı adaletsizliği

Yeni bir yıla yeni umutlarla girdik. Hemen hepimizin en büyük dileği salgının sona ermesi. Henüz ufukta sona ereceğine dair bir ışık yok. O yüzden de umut aşılarda... Tabii bulabilirseniz, tabii tüm dünyaya ulaşabilirse... Uzmanlık alanım tabii ki bu değil. Sizler gibi ben de haberleri takip etmeye çalışıyorum, bilim adamlarıyla konuşuyorum.

Virüs hayatlarımızı, ekonomimizi, psikolojimizi bozdu.

Ortaya çıkan mutasyonun doğurabileceği olası sonuçlar konusunda farklı yorumlar var.

Aşıların koruma oranları, koruma süreleri birbirinden farklılık gösteriyor.

Grip aşısı gibi her yıl aşı yaptırmak zorunda kalabileceğimiz söyleniyor.

Toplumsal bağışıklığın kazanılması için nüfusun en az yüzde 60’ının aşılanması gerektiği söyleniyor.

Kısacası aşı tüm dünyaya gerekli. Parası olana da olmayana da... Haberlerde görmüşsünüzdür bazı ülkeler ihtiyaçlarından fazla aşı alırken, bazı ülkeler aşı alamıyor. Bazı ülkeler aşılamaya başlamışken, bazı ülkeler sadece hayal ediyor, kimi ise bir yol arıyor. “Gücü olan, parası olan alır aşıyı. Hızla da vatandaşlarını aşılar” diyenleriniz olacaktır. Ancak dünyadaki adaletsizlikler sadece o ülkelerin insanlarından, iyi yönetilip yönetilmediğinden, tercihlerden kaynaklanmaz. Bu adaletsizliklere bazen başka ülkeler sebep olabilir, bazen ise tek başına belli bir coğrafya bile en ağır adaletsizliği yaşamanın nedenidir. İşte bu yüzden aşı adaletsizliğine isyan ediyorum. Keşke diyorum:

Keşke bunun küresel bir salgın olduğu unutulmasa...

Keşke ihtiyaç fazlası aşı alınmasına müsaade edilmese...

Yazının Devamını Oku

2021’e doğru (2)

Ben 2020’nin son gününde yazıyorum. Sizler ise 2021’in ilk gününde okuyacaksınız bu yazıyı. 2021 güzel ülkemiz ve tüm dünya için sağlık, huzur, sevgi, birliktelik getirsin.

2020’nin son gününde Cumhurbaşkanı Erdoğan yayımladığı yeni yıl mesajında bir kere daha reformların altını çizdi. Erdoğan, “Reformları milletimizin takdirine sunacağız. 2021’de de koşuşturmaya devam edeceğiz. Özgürlükler çıtasını yükselteceğiz” dedi. Bu çok önemli mesajın takibi ve talebi de bizlere düşüyor. Bir önceki yazımda altını çizdiğim gibi ‘ama’sız, ‘fakat’sız, istisnasız herkes için daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, talep etmeliyiz. Batı ya da bir ülke istiyor diye değil; çağın gereğine uygun olarak, kendimiz, çocuklarımız, ülkemiz, geleceğimiz için istemeli ve takipçisi olmalıyız. Özgürlüklerimizi birbirimizin alanlarına saldırmadan, saygı göstererek kullanmalıyız. Hepimizin aynı gemide olduğunu unutmadan, nefret dilini, hakaretleri, kutuplaşmayı artık arkada bırakmalıyız.

LİYAKAT VE BAŞARI

Bu güzel ülkemiz ve insanlarımız başarıyı, demokrasiyi, güçlü ekonomiyi, milli çıkarlarını sonuna kadar korumayı hak ediyor. Haksızlıkları, torpili, akraba ilişkilerini tarihe gömmeliyiz. Liyakati devlette hem ülkemizin başarısı, hem insanlarımızın geleceği ve bu ülkeye yönetimlerine şevk ile bağlanmaları için ana kural haline getirmeliyiz.

EĞİTİM ŞART

Sorun sadece bizde değil. Sorun aynı zamanda tüm dünyada. En önemli sebep ise salgın. Ancak bu salgın da son bulacak ya da biz bu virüsle, virüs de bizimle yaşamaya alışacak. Tüm bunları göz önünde bulundurarak “kayıp nesil” oluşması önlenmeli. Müfredatlar yenilenerek, eksiklikler tespit edilerek, önümüzdeki süreçte çocuklarımızın kaybettikleri, yeteri kadar öğrenmedikleri ne var ise kapsamlı bir çalışma ile telafi edilmesi için yol haritası hazırlanmalı. Gerekirse yaz tatili süresi azaltılmalı.

EKONOMİDE YOĞUN MESAİ

Pandeminin iyice derinleştirdiği ekonomik sorunlar hepimizi vurdu. Yönetim gerekli tedbirleri alarak, demokrasi ve hukuku güvenilir hale getirerek, Türkiye’nin dış dünya ile ilişkilerini daha da iyileştirerek sorunları çözmeli.

EYYY ERKEKLER! YETER ARTIK!

Yazının Devamını Oku

2021’e doğru (1)

Dünya 2020 yılını iyi hatırlamayacak. 2020’ye salgın damgasını vurdu. 2021’e bulunan aşıların umuduyla giriyoruz. Aşının tüm insanlara ulaşması ve o beklenen mutasyonla virüsün ortadan kalkması en büyük dileğim. Salgın hepimizin hayatlarını derinden etkiledi. Bireysel, toplumsal, yönetimler olarak herkesin, her kurumun kendini sorgulaması gereken unsurlar var.

Yalnızlığı öğrendik. Hastalanınca ya da ölüm döşeğinde tek başına kalmanın zorluğunu gördük. Sevdiklerimize dokunamamanın, büyüklerimizi görememenin, onlara sarılamamanın ne büyük eksiklik olduğunu anladık. İnsan çok hızlı unutur. Umarım bu eksikliklerin içimizde yarattığı boşluğu tamamen unutmaz ve bundan sonrasında birbirimize daha çok önem ve değer veririz.

Teknolojinin sayısız faydasını yaşadık. İşlerimizi bir cep telefonundan idare ettik, toplantılarımızı bilgisayarlardan yaptık. Çocuklar uzaktan eğitime geçtiler. Salgın bizi teknolojiye mecbur etti. Ama herkes aynı imkâna sahip olamadı. Bundan sonra her olasılığa karşı hazırlıklı olmanın önemini anladık. Devletlerin teknoloji, teknolojiye erişim, her çocuğa bilgisayar sağlayabilme konularında hazırlık yapması gerekiyor. En kısa sürede normal hayatlarımıza dönmek istiyoruz. Normal hayatlarımıza döndüğümüzde de bir gün yeniden yaşanabilecek bir salgına karşı tüm altyapımızın hazırlıklı hale gelmesi gerektiğine şüphe yok.

Devletlerin süreçten dersler çıkararak, olası bir salgın ya da felakete karşı her an uygulamaya sokulabilecek bir eylem planı hazırlamaları gerekiyor. Alanında uzman isimlerle, kapsamlı, adım adım ne yapılacağının yer aldığı ve gerektiğinde güncellenebilecek bir yol haritası olmalı.

Dünyanın bundan sonraki yıllarda biz insanlar nedeniyle daha çok felaketlerle karşılaşacağını ve bunun mutlaka önlenmesi gerektiğini anlamalıyız. Bir başka salgın ya da en az salgın kadar yıkıcı etkisi olan küresel ısınma... Devletler istemese de vatandaşları baskı yapmalı. Küresel ısınmayla mücadele ve dünyayı korumak için gereken adımlar mutlaka atılmalı. Küresel ısınmanın kuraklık, açlık felaketlerini getireceği ve önlem alınmazsa da bunların kaçınılmaz olacağı unutulmamalı.

Tüm dünya, sağlık sektörüne yatırımın önemini gördü. Hastane kapasitesi, altyapı kadar aşı ve ilaç çalışmalarında da öncü olabilmenin ne kadar hayati olduğu anlaşıldı.

Salgının ekonomi üzerinde yarattığı tahribat ağır. Faturası kimi ülkeler için yıllarca ödenecek. Daha güçlü devletler daha hızlı atlatacak. Bir kere daha güçlü ekonominin önemi anlaşıldı.

Umarım 2021’in ilk aylarında aşıların da etkili olmasıyla salgının yarattığı karanlık dağılmaya başlar. Yarattığı her tahribatın düzelmesi zaman alacaktır. Önemli olan yola dersler çıkararak ve hataları tekrar etmeden devam edebilmektir.

2021 REFORM YILI OLACAK MI?

Yazının Devamını Oku

2020'den 2021 gündemini belirleyecek başlıklar

Zor ve kötü bir yıldı 2020... Dünyanın başına başka ne felaket gelecek endişesi ile geçti. 2020’nin zorlukları ve sorunları her alanda 2021’e taşınıyor. Tüm dünya açısından salgın, salgının yarattığı toplumsal ve psikolojik sorunlar, salgının yol açtığı ekonomik kriz ilk sırada yer alıyor. Sıralama diğer başlıklarda ise ülkeler açısından farklılaşıyor. 2021’de Türkiye açısından salgın ve ekonominin ardından konuşulacak sorunlu başlıklara bakacağız. Bunu yaparken bazı perde arkasında kalan bilgileri de yansıtmaya çalışacağım.

POLEMİKLER SÜRER

Belli ki iç siyasette kutuplaşma, liderler arası polemik son sürat 2021’de de devam edecek. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2020’nin son çeyreğinde söylem değiştirerek “erken seçimi” gündeme taşımasının ardından, muhalefetin önümüzdeki yıl da erken seçim ve sistem tartışmasına ağırlık vereceği öngörüsünde bulunmak yanlış olmaz. Erken seçim söyleminin kendilerine yakın TV ya da internet medyasında, sokak röportajlarıyla gündemde tutulması talebi de bunun önemli göstergelerinden. Diğer yandan İYİ Parti’nin yeni yılın ilk ayında açıklaması beklenen “sistem değişikliği” önerisi de bu tartışmaya yeni bir boyut getirecektir. İYİ Parti bir Anayasa değişikliği üzerinde çalışmıyor. Sistemin A’dan Z’ye nasıl olması gerektiği konusunda bir yol haritası hazırlıyor.

AB İLE İLİŞKİLER

2021 yılının zorlu başlıklarından biri de Avrupa Birliği ile ilişkiler. Kriz ve sorun mart ayına ertelendi. Bu süreçte tarafların atacağı adımlar önemli olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Yeni yılda Amerika ve Avrupa ile olan münasebetlerimizde yeni bir sayfa açmayı arzu ediyoruz” açıklaması, reform çalışmaları ve söylemleri önemli. Diğer yandan Türkiye’nin milli çıkarlarını, haklı taleplerini de unutmamak lazım. Buna rağmen Avrupalı yetkililerin de Türkiye’den beklentileri var. Henüz Oruç Reis denize açılmadan konuştuğum Avrupalı yetkililer, “Mart ayı öncesinde Türkiye Doğu Akdeniz’de tansiyonu düşürmeli. Türkiye bunu yaparsa aramızdaki diğer meselelere de eğileceğiz” demişlerdi. Oruç Reis’in açılması ve Türkiye’nin bundan sonra atacağı olası adımlar, ‘ilişkileri nasıl etkileyecek’ göreceğiz. Türkiye ve Yunanistan arasında yapıcı diyalog isteyen Avrupalı yetkililer, “Türkiye’den partnerlerine yönelik olumlu adımlar gelmeli. Diğer yandan reform söylemleri olumlu karşılanmakla birlikte artık Avrupa bunların hayata geçirildiğini görmek istiyor” ifadesini de kullandılar. Tüm bu sohbetlerde Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş konularına da özel yer ayırdıklarının altını çizmek gerek.

ABD İLE İLİŞKİLER

Reform söyleminin hayata geçmesini bekleyen bir diğer ülke de ABD. 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan Joe Biden ve hükümetiyle yapılacak ilk görüşmeler, yeni yılda önem taşıyacak. Ankara arka kapı diplomasisi ile yeni yönetimle temasta. Şu an ABD’ye göre en sorunlu konu S-400’ler. Ancak Ankara’ya göre ise terör örgütlerine verdikleri destekler. Türk yetkililer bunu kamuoyuna yaptıkları açıklamalar gibi Amerikalı muhataplarına da ilettiler. Görüşmelerde “Aramızdaki en büyük sorun S-400 değil, PKK... YPG ve PKK aynı. Aynı değil derseniz, aklımızla alay etmiş olursunuz. YPG, 24 saat Kandil’den talimat alıyor. Bu konuda Türkiye’nin hiçbir tavizi olamaz” dediler. Diğer taraftan CAATSA’nın devam edip etmeyeceği ya da daha da ağırlaşıp ağırlaşmayacağı da gündemde olacak. Bunu da başkanın kongreye vereceği raporlar belirleyecek. Kısacası iki taraf açısından baktığımızda S-400’ler ve PKK/YPG terör örgütleri iki ülke arasında yeni yılda en çok konuşulacak başlıklar. FETÖ, Halk Bankası gibi başlıklar da önemli sorunlar arasında.

F-35’LER NE OLUR?

Diğer dikkat çeken başlık da bu. Her ne kadar Türk firmalar üretime devam etseler de, Türkiye parasını ödediği halde uçaklarını alamıyor, ortaklığına da son verildi. Peki ne olacak? Türkiye uluslararası hukuk yoluyla hakkını arayacak mı? Cumhurbaşkanlığı’nda bu konuda bir çalışma yürütülüyor. Ancak şunu söyleyelim F-35’lerde 9 ortak için de geçerli olan özel bir mutabakat zaptı var. Ortaklar arası sorunun konuşularak çözüleceğini belirten mutabakat zaptına rağmen Türkiye’ye bir haksızlık yapıldığı açık. Bu nedenle uluslararası alanda neler yapılabileceği araştırılıyor. Diğer yandan Amerikalılardan alınan izlenim, Türkiye’nin zararının karşılanması için görüşmeler yapılabileceği yönünde.

Yazının Devamını Oku

Beyaz sayfa açılır mı?

Joe Biden’ın seçilmesi, 20 Ocak’ta başkanlık koltuğuna oturması ve ABD’nin Türkiye’ye CAATSA yaptırımlarını uygulama kararının ardından Türkiye-ABD ilişkileri nereye gidecek? Öngörüde bulunabilmek için süreçte yaşanan perde arkası gelişmelere bakacağız.

YAPTIRIM SÜRECİ

Bu bölümde ilgili okurların yakından takip ettiği resmi açıklamalara, ABD’ye açık açık söylenenlere girmeyeceğim. Önce “Türkiye neden S-400 almaya karar verdi?” sorusuna yanıt vereceğiz. Türkiye’nin S-400 kararı öncesinde Çin ile görüştüğünü, anlaştığını ve bu durumdan ABD’nin yine rahatsızlık duyduğunu hatırlatmakta fayda var. Süreçte ABD ve Avrupalıların bulunduğu firmalara, Türkiye aynı talep listelerini gönderdi. Bir süre Ankara kendi içinde “savunmaya mı yoksa saldırı sistemine mi ihtiyaç olduğunu” da tartıştı. Çinlilerle anlaşmanın bozulmasının ardından, sistem tartışması sürerken Rus uçağı düştü. Askerlerin savunma sistemine ihtiyaç olduğunu ifade etmesinin ardından, firmalarla yeniden görüşmeler yapıldı. ABD’nin Patriot’lar konusundaki olumsuz tavrının ardından ise S-400’lere karar verildi. Kararda Ruslarla ilişkilerin düzeltilmesi amacının da bir parça etkili olduğu yorumunu yapabiliriz.

YAPTIRIMLARLA İLGİLİ NE MESAJ VERDİLER?

Yaptırımların uygulanacağının açıklanması öncesinde, Amerikalıların bürokrasi düzeyinde yaptıkları temaslarda “yaptırımların ağır olmadığı” mesajını verdikleri öğrendim. Diğer yandan Amerikalı yetkililerle görüşen işinsanlarına da benzer olumlu mesajlar verildi, “Yaptırımlar Türkiye’ye karşı hasımlık değil. Kanunlara uyma mecburiyeti” denildi. Gelinen noktada özel şirketler yaptırım kapsamında değil. ABD ancak ilişkileri daha da germek isterse ve böyle bir adım atarsa, iki ülke ilişkileri farklı bir boyuta taşınır. Ankara şu an böyle bir beklentide değil. Yaptırımların devam edip etmeyeceği ABD Başkanı’nın kongreye vereceği rapora bağlı olacak. Burada da Biden ve ekibi ile yapılacak görüşmeler etkili olacak.

BIDEN VE EKİBİ İLE TEMAS VAR MI?

ABD ile üç yıl önce başlayan, arka kapı diplomasisi olarak da tanımlayabileceğimiz resmi olmayan temaslar sürüyor. Bu kapsamda son dönemde de hem Demokratlarla, hem Cumhuriyetçilerle hem de kurumlarla yine görüşmeler yapıldı. Ankara’nın “ABD ile ilişkilerin iyileştirilmesi isteniyor” mesajı da iletildi, hassasiyetler de... Edindiğim bilgiye göre, Biden’ın seçim dönemi iktidarın değişmesine yönelik sözleri için de Ankara’ya “Seçim konuşmasıydı. İç siyasete yönelikti” mesajı iletildi. Tüm bunlara rağmen ABD ve AB’nin Türkiye’nin reform söylemini olumlu bulduğunu ancak bu sefer hayata geçirilmesi gerektiğini düşündüklerini de ekleyelim.

TİCARİ İLİŞKİLER İLK ADIM OLABİLİR Mİ?

Bu arada TAİK’in mektubuyla iki ülkenin ticaret hedefini 100 milyar dolara çıkarması gereği yeniden dillendirildi. İşinsanları ticarette adım atılırsa, diğer sorunlu alanların da önünün açılabileceğini düşünüyor. Amerika’dan aldıkları mesaj da

Yazının Devamını Oku

F-35’ler için üretime devam

Savunma Sanayii Başkanı (SSB) İsmail Demir gazetelerin Ankara temsilcileriyle buluşarak, ABD’nin CAATSA çerçevesinde Türkiye’ye uyguladığı yaptırımları değerlendirdi. S-400’lerin imzasının 2017 yılından önce atıldığını hatırlatan Demir, “Yaptırıma girmemesi gerekirdi” dedi. ABD yaptırımlarından büyük projelerin etkilenmeyeceğini söyleyen Demir’in açıklamaları özetle şöyle:

YAPTIRIMLAR SADECE SSB’Yİ KAPSIYOR

 Yaptırımlar SSB’nin tedariklerini nasıl etkileyecek? Acil durumda tedarikler TSK üzerinden yapılabilir mi?

SSB’nin doğrudan satın aldığı pek birşey yok. Biz SSB olarak güvenlik güçlerimizin ihtiyaç duyduğu bir projeyi tanımlıyoruz, olgunlaştırıyoruz, ihalesini yapıyoruz, ana yükleniciye veriyoruz ve sonrasında biz takip ediyoruz. Bu süreçte doğrudan alımları da ana yüklenicilerimiz yapıyor. Bu şirketler de yaptırım kapsamında değil. Bu karar Türkiye’ye yaptırım demek değil, bu karar SSB’yi, beni ve ekibimden 3 arkadaşımı kapsıyor. MSB ve savunma sanayii sektörümüz genelde bu kapsamda değil.

 Yaptırımların Türkiye’ye 1,5-2 milyar dolar zararı olur yorumlarına katılıyor musunuz?

Ben o yorumları gerçekçi bulmuyorum. Bu CAATSA yaptırımlarının şu an için açıklanan çerçevesinde olacak bir şey değil. Bunun ötesinde bir uygulama ve niyet varsa o başka bir şey. Uzunca bir süredir yavaşlatma ve engelleme uygulamaları zaten var.

BÜYÜK PROJELERİMİZİ ETKİLEMEZ

 

Yazının Devamını Oku