GeriHande FIRAT Erdoğan-Trump görüşmesine dair
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Erdoğan-Trump görüşmesine dair

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump, kritik bir süreçten geçilirken dikkat çeken bir telefon görüşmesi daha yaptı.

Görüşmenin ana başlıkları S-400’ler, güvenli bölge ve iki ülke arasındaki ticaretti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da telefon görüşmesine ilişkin önemli bilgileri geçen cumartesi akşamı Kanal D-CNN Türk ortak canlı yayınında anlattı. Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o geceki açıklamalarından, hem de kaynaklarımla yaptığım görüşmelerden hareketle telefon görüşmesinin ayrıntılarını değerlendireceğiz. 

Erdoğan-Trump görüşmesinden ve hatta Türkiye-İran-Rusya Soçi zirvesinden önce, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak ABD Başkanı Trump’ın “Türkiye, Rusya’dan S-400 alımından vazgeçsin” isteğini iletmişti. Erdoğan ise bunun “mümkün olmadığını” söyleyerek, “Bu iş bitti” demiş, üstelik ABD’nin “tehdit” mesajlarından rahatsızlığını dile getirmişti.

O görüşmeden sonra konu, Trump-Erdoğan telefon görüşmesinde de ana gündemdi. Ankara görüşmeye hazırlıklı girdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Patriot’larla ilgili süreci, hava savunma sistemine duyulan ihtiyacı, Türkiye’nin aradığı kriterleri anlattı. Erdoğan bu konuda Trump’a söylediklerini canlı yayında da paylaştı. Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamada “Sizin döneminizin değil, Obama döneminin getirdiği neticedir. O zaman biz talep ettik. Obama Kongre’de bunu halledebilseydi bu noktaya gelmeyecektik. Kendisi de ‘Çok haklısınız’ dedi” ifadelerini kullandı.

Bunu bir adım daha öteye taşıyacak olursak, edindiğim bilgiye göre Trump telefon görüşmesinde Erdoğan’ı dinledikten sonra, Obama dönemini açık bir ifade ile suçluyor. Türkiye’nin ihtiyacını ve neden bu adımı attığını anladığını belirtiyor. Sonra da konuya ilişkin neler yapılacağını ortaya koymak için çalışma talimatı vereceğini söylüyor.

İki ülke arasında liderlerin yürüttükleri sürecin yanında, hem ilgili bakanlar hem de kurumlar arasında yürüyen süreçler var. Liderler gündemi belirliyor ya da bir konuda çalışma yapılmasına karar veriyor. Ardından ilgili isimler o konuya ilişkin görüşmeye başlıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sayın Trump ile görüşmelerimizde netice alabiliyoruz. Geçmişte bunlar yoktu” sözleriyle anlattığı süreç yukarıda bahsettiğim şekilde yürütülüyor.

İki ülke arasında halihazırda önemli ve sorunlu alanlar var. ABD yönetiminden Türkiye’nin tezlerine çok uzak, hatta tam karşısında duranlar, Trump’ı Suriye’den çekilme kararından vazgeçirmeye çalışanlar olduğu malum. Tam da bu sebepler nedeniyle Ankara, Erdoğan-Trump arasındaki diyaloğu ve liderlerin koordinasyon için görevlendirdikleri isimlerin düzenli görüşmelerini önemli buluyor.

Çekilme, güvenli bölge gibi hemen sonuçlanması beklenmeyen konular açısından iki liderin yüz yüze ve heyetler arası yapacakları görüşme de birçok başlıkta belirleyici olacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Trump beni ABD’ye davet etti. ‘Önce ben sizi bekliyorum’ dedim” sözleriyle telefon görüşmesinin en dikkat çeken detayını paylaştı. Trump’a Türkiye daveti Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın arasında da görüşüldü.

Trump mı Türkiye’ye gelecek yoksa Erdoğan mı ABD’ye gidecek belli değil. Ancak çekilme sürecinin koordinasyonundan sorumlu iki isim belli ki görüşmeyi programlayacaklar. Tarih ise Cumhurbaşkanı’nın açıklamasından hareketle 31 Mart, yani yerel seçimler sonrası. Nerede ve hangi tarihte olursa olsun, hem iki ülkenin hem de bölge ülkelerinin yakından ve dikkatle takip edeceği bir görüşme olacak.

X

Ekonomideki gidişata CHP ne diyor, ne öneriyor?

Hürriyet Gazetesi Ankara bürosunun kahvaltılı sohbetleri artık bir gelenek haline geldi. Hemen hemen her siyasi partiden, sivil toplum örgütlerinden, meslek kuruluşlarından isimleri her hafta ağırlıyoruz. Bu kez de CHP’nin ekonomi kökenli Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu ile ufuk turu yaptık. Hem ekonomi ile ilgili önemli tespitleri, tüm liderlere çağrısı, hem de TBMM’den geçen Merkez Bankası düzenlemesine ilişkin çarpıcı açıklamaları var. Sırayla gidelim...

‘MANTIĞA AYKIRI’

CHP, yeni ekonomik modeli eleştiriyor. Özellikle de dünyadaki gelişmelere de dikkat çekerek, politikanın değiştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bülent Kuşoğlu’nun mevcut politika ile ilgili açıklamaları şöyle:

Yeni ekonomik model mantığa aykırı. Kur korumalı mevduat Hazine’yi sıkıntıya sokacaktır.

Faiz indirimi bugün için yanlış bir politikadır. Aslında faiz indirimi diye bir şey de yok. Kendi kendimizi kandırmayalım. Politika faizi ile piyasada kullanılan faiz bir değil. Enflasyonun altında faizle, paranın değeri korunabilir mi?

TBMM’ye ekonomi ile ilgili düzenlemeler geldiğinde karşımızda muhatap bulamıyoruz. Soru soruyoruz, yanıt alamıyoruz.

Kuşoğlu partisinin Hazine’den aldığı yardımı kur korumalı mevduat fonunda değerlendirmek istediklerini ancak kendilerine, “Henüz yazı gelmedi” denilerek “ret” yanıtı verildiğini söyledi. Vatandaşların ise genelde dövizlerini bozdurmadıklarına dikkati çekti.

YAPILMASI GEREKENLER

Peki CHP’ye göre atılması gereken adımlar neler?

Yazının Devamını Oku

Yeni konsept Suriye ile de uygulanıyor mu?

Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Mısır gibi ülkelerle birçok alanda yaşanan çıkar çatışması ve milli güvenlik konuları nedeniyle karşı karşıya gelmişlerdi. Hatta 2016 yılındaki darbe girişimi, ilişkileri durma noktasına getirmişti.

TÜRKİYE’NİN YENİ GÖRÜŞME KONSEPTİ

Ancak bu durum:

ABD’deki başkanlık değişimi ve bunun kısmen Körfez politikasına etkisi,

ABD’nin İran ile nükleer görüşmeleri canlandırmasının İran’a bölgede alan açması,

Körfez ülkelerinin İsrail ile İbrahim Anlaşmaları’na imza atması,

Katar ve Körfez ülkeleri arasındaki krizin sona ermesi,

Salgının ardından tüm dünya ve Türkiye’de ortaya çıkan ekonomik sorunlar,

Tüm bunların ortaya çıkartığı yeni konjonktür ile değişti.

Yazının Devamını Oku

Ekonomideki gelişmeler

Ekonomi özellikle yıllık enflasyon oranlarının ulaştığı oranla, Merkez Bankası’nın 48 saatlik bilanço farkı tartışmasıyla, “enflasyonda köpük alınacak” açıklaması ve “ekonomide heterodoks dönemi” tanımlamasıyla yine gündemin ilk sırasında. Yazımın ilk bölümünde ekonomi yönetiminden aldığım perde arkası bilgileri paylaşacağım. İkinci bölümde ise ekonomi kökenli İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta ile yaptığım sohbetten bölümleri...

EKONOMİ YÖNETİMİ NE DİYOR?

YENİ yılın ilk günlerine Merkez Bankası’nın 48 saat içindeki bilanço değişikliği damgasını vurmuştu. 30 Aralık tarihli bilançosunda 70 Milyar TL zarar görünürken, yıl sonu analitik bilançosunda 60 Milyar TL kâr olması tartışma konusu olmuştu. Bu durumun neden kaynaklandığı konusunda ekonomi yönetimi yetkilileri: “Yıl sonu bilanço düzenleniyor. Şu anda dünyanın en şeffaf bilançolarından biri Merkez Bankası’nda. Dünyanın diğer ülkelerine de bakıyoruz, bu kadar şeffafı yok” yorumunu yaptı.

KÖPÜK NASIL ALINACAK?

Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tedbir paketi ile köpüğü almıştık, enflasyon üzerindeki köpüğü de alarak ülkemizi bu görüntüden kurtaracağız” sözüyle neyi kastetti? Ekonomi yönetimi, enflasyonda da “Kötü algı yönetimi” ile karşı karşıya olduğunu düşünüyor. Öte yandan enflasyon sepetindeki bazı ürünlerin oranlarının da değiştirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Fiyat ayarlamaları konusunda ise İsrail’de yürürlükte olan bir düzenleme üzerinde çalışılıyor. Hedef, ürünlerde fiyatın değiştirilmesini kurallara bağlamak. Ayrıca Merkez Bankası’nda yabancı ülkelere ait varlıklara dokunulmazlık verilmesi düzenlemesine dikkat çekiliyor. Birçok ülkeden altın ve mevduatların Türkiye’ye getirilmesi yönünde talep olduğu, bu nedenle böyle bir yasal düzenlemenin torba teklife eklendiği belirtiliyor.

İYİ PARTİ’NİN EKONOMİYE BAKIŞI

İYİ Parti’nin ekonomi kökenli Grup Başkanvekili Erhan Usta ile de Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu süreci değerlendirme fırsatı bulduk. Erhan Usta’nın ana başlıklarda görüşleri şöyle:

(Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin ‘heterodoks politikalar uygulanıyor’ açıklaması) Sanırım sıra dışı, alışılmışın dışında demek istiyor. Ancak bunun ayrıntılarını Türkiye’ye açıklamalı.

(Kurlar dengeye oturdu mu?)

Yazının Devamını Oku

Canavar geri mi döndü?

Tarihe şöyle bir dönüp baktığımızda büyük krizler zamanında üç haneli rakamlara çıktığını biliyoruz... Örneğin 1980’de yüzde 115.6’yı, 1994’de yüzde 125.5’i gördü.

Canavar ismi ise kendisine, daha yakın tarihte takıldı. 90’ların ortasından 2000’lerin başına kadar haberlerde bile “Enflasyon canavarı” ifadesi kullanılır oldu. Özellikle de 2001 ekonomik krizinde... Kısaca hatırlayacak olursak; 19 Şubat 2001 tarihinde, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile yine dönemin Başbakanı Bülent Ecevit arasında Anayasa kitapçığı fırlatılması ile patlayan ekonomik kriz... O yıl tüketici enflasyonu yüzde 68.5 idi... Uygulanmaya başlanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, IMF’ye sunulan niyet mektuplarıyla, “Fiyat istikrarı politikasına devam edileceği ve enflasyon hedeflemesi staratejisinin uygulanabileceği ekonomik koşulların en kısa sürede sağlanacağının” beyan edilmesi ve seçimlerde iktidarın değişmesiyle ekonomide çok yol katedildi. Sadece tüketici enflasyonu açısından AK Parti iktidarındaki rakamlar şöyle oldu:


 

AK Parti’nin özellikle 2018 öncesinde meydanlarda kullandığı argümanların başında, “Enflasyonu tek haneye indirdik” geliyordu.

20 YILIN ARDINDAN NASIL BİR TABLO VAR?

Artık 20 yıllık bir iktidardan bahsediyoruz. İlk kez enflasyon rakamları yıllık yüzde 36.08 ile AK Parti iktidarındaki en yüksek seviyeye ulaştı. Üretici fiyatlarında ise yüzde 79.89 oldu. Doğal olarak bu rakamlar, “Canavar geri mi döndü, ve nasıl yeniden gönderilecek?” sorusunu da beraberinde getirdi. Önce tespitleri sıralayalım:

* Sadece Türkiye’de değil, dünyada büyük ekonomilerde bile (çok daha düşük rakamlarla da olsa) enflasyon yükseliyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni yıl yazısı

Sevgili Okurlarım,

Bugün 2021’in son günü. Zor bir yıldı. Hepimizin 2022’ye dair farklı farklı dilekleri vardır. Ben de gönlümden geçenleri sizlerle paylaşmak istedim:

Virüse, varyantlara, maskeye, mesafeye veda ettiğimiz...

Trolden, linç kültüründen, hakaretten, kutuplaşmadan, sevgisizlik ve saygısızlıktan kurtulduğumuz...

Liderlerin kapılarda bekletilmediği, herkesin herkesle görüşebildiği, liderlerin bir masa etrafında buluşabildiği...

Demokratik hukuk devletinin gerçekten hayata geçirildiği, adaletin gecikmediği...

Liyakatin hâkim kılındığı, eleştiriye açık gönüllerin tebessümle dinledikleri...

Öfke ve bağırmanın bavullara hapsedilip sevgi ve saygının hâkim kılındığı...

Kadın cinayetlerinin son bulduğu, erkeklerin kafalarının gerçekten

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu ile yıl sonu değerlendirmesi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bazı gazetelerin Ankara temsilcileri ile 2021 yılını değerlendirme toplantısında buluştu.

Ekonomideki gelişmelerden Millet İttifakı cephesinde yaşananlara, İçişleri Bakanlığı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda başlattığı teftişe kadar birçok gündem başlığına ilişkin soruları yanıtladı. Ben de köşemi CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına ayırıyorum...

‘BAŞARIMIZI HAZMEDEMİYORLAR’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “İBB’de, terörle iltisaklı 45 bin kişiyi işe aldılar” sözlerinin ardından İçişleri Bakanlığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde işbaşı yaptırılan bazı çalışanların terör örgütleri ile iltisaklı olduğu iddiasıyla özel teftiş başlattığını açıklamıştı. “Bu saldırıyı hangi mantıkla yapıyorlar, anlamak mümkün değil” diyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki açıklamaları şöyle:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’nin seçimdeki ve yerel yönetimlerdeki  başarısını sindiremedi, hazmedemiyor. ‘Ankara’yı, İstanbul’u nasıl kaybettik?’ diyorlar.  Bize en ağır suçlamalar yapıldı. Akıl var, mantık var. Belediye başkanlıklarının Milli İstihbarat Teşkilatı mı var? Belediyelere işçi alımı adli sicil kaydı ile yapılıyor. Adli sicil kâğıdını belediye mi veriyor? Devletin nasıl çalıştığından haberleri yok. Tüm belediye başkanlarımızın telefonlarını dinliyorlar. Allah akıl fikir versin. Böyle devlet yönetimi olmaz. Devlet bir kişinin kinine, öfkesine teslim edilemez. İktidarda kalmak için atmayacakları yalan, iftira yok.”

CHP Lideri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açığa alınması gibi bir adım beklemediğini belirterek, “Müfettişlere istedikleri tüm belgeleri, bilgileri veriyoruz” dedi. Ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile canlı yayına çıkma çağrısını da “İlk 10 dakikada dağıtırım onu. Bütün sinirlerini dağıtırım” ifadesiyle dile getirdi.

‘FİYAT İSTİKRARINDAN YANAYIZ’

CHP Lideri’ne yeni kur korumalı mevduatı da içeren ekonomi politikası hatırlatılarak,

Yazının Devamını Oku

Destici’nin ezber bozan açıklamaları

Tüm Türkiye’nin öncelikli gündemi ekonomi, hem CNN Türk’teki Gece Görüşü Programı’nın hem de bu köşenin de ana gündemini oluşturuyor.

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici’nin siyasi partilerin aldığı Hazine ve seçim yardımları ile birden fazla maaş alan bürokratlar konularındaki açıklamaları çok tartışılmış, son olarak geçen hafta yaptığımız Gece Görüşü programında da konuklarımla bu konuyu uzun uzun konuşmuştuk. BBP Genel Başkanı Destici, gazetemizin Ankara bürosunu ziyaret etti. Sizlere önce Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 68. maddesinin ilgili bölümünü hatırlatıp sonra Destici’nin açıklamalarını aktaracağım.

YETERLİ VE HAKÇA MALİ YARDIM

Anayasa 68. madde diyor ki: “Siyasi partilere devlet, yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın, alacakları üye aidatının ve bağışların tabi olduğu esaslar kanunla düzenlenir.”

Buradaki önemli sözcükler: “yeterli düzeyde ve hakça”... Siyasi partiler ilgili kanuna göre hem Hazine yardımı hem de seçim yardımı alıyorlar. Yeni yılın ilk ayında yaklaşık:

AK Parti 280 Milyon TL,

CHP 150 Milyon TL,

HDP 77 Milyon TL,

Yazının Devamını Oku

Kur korumalı vadeli TL mevduatı ve bundan sonrası

Bir süredir yaşadığımızın tam tersi oldu... Bu ülkeyi sevenler için, paramızın değerlenmesini isteyenler için ne de güzel oldu... Bir süredir gece-gündüz kur yükseliyor, içimize fenalıklar basıyordu. Pazartesi gecesi ekranların önünde, ellerimizde telefon bu kez kurun düşüşünü takip ettik.

Doğal olarak “Kur Korumalı Vadeli TL Mevduatı” kararının ayrıntıları ile bundan sonra atılacak adımların peşine düştüm. Hem ekonominin üst düzey isimleri ile hem de Cumhurbaşkanlığı’nın üst düzey isimleri ile konuştum. Sizlere yine madde madde olanı ve bundan sonraki atılacak adımları anlatacağım.

KARAR ORTAK

Bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomi yönetimiyle üst üste toplantılar yapıyor. Ekonomi ile ilgili çeşitli meslek gruplarından, örgütlerinden gelen “Sorunlar ve çözüm önerilerini” içeren raporları okuyor. Cumhurbaşkanı ve ekonomi yönetiminin toplantısına katılan hemen herkes Türk lirasının değerini arttırmak, vatandaşı yeniden Türk lirasına döndürmek ve güven kazandırmak ama aynı zamanda zarara da uğratmamak için ‘Kur Korumalı Vadeli TL Mevduatı’nı uygulamada uzlaştı. Şimdi gelelim yöneltilen eleştirilere üst düzeyde verilen yanıtlara:

HAZİNE’YE FAZLA BİR YÜK BEKLENMİYOR

Bu ürün ile kurdaki ekonomik temellerden kopuk, spekülatif artış ortadan kalktığı için Hazine’ye fazla bir yük beklemiyoruz.

Üstelik kurda geçtiğimiz günlerde yaşadığımız gerçekçi olmayan artışın, ekonominin her alanında vatandaşa getireceği maliyetle kıyaslandığında Hazine’nin yükleneceği maliyet çok daha önemsiz düzeyde.

Dünya merkez bankaları pandemi döneminde para basıp dağıttı. Türkiye’nin para basma niyeti yok.

Getirilen ürün, Kredi Garanti Fonu’nda uygulananın bir benzeri.

Yazının Devamını Oku

İlaç fiyatları ve alınması gereken tedbirler

Dövizdeki hızlı yükseliş ilaç fiyatlarını nasıl ve ne kadar etkileyecek? İddia edildiği gibi yüzde 120’lik bir zam mı gelecek? İlaç sıkıntısı ne aşamada? Kısa vadede ve uzun vadede atılması gereken adımlar nedir? Bugün bu soruların yanıtlarını sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Ankara Eczacı Odası Başkanı Taner Ercanlı ile uzun uzun sohbet ettik. Önce güne hem zam hem de indirim haberi vereceğimizi söyleyerek başlayayım. Ayrıntılarını muhabirimiz Meltem Özgenç’in haberinden okuyabilirsiniz. Ama kısaca bugünden itibaren 1400 ilaçta yüzde 2 ile yüzde 50’ye varan oranda değişen zam olacak, 700 ilaçta ise indirim.

1400 ilaçtaki zammın gerekçesi kur nedeniyle artan ham madde fiyatları. Üretici firmalar, “Bu artışla üretim yapamayız” dediler.

700 kalemde düşüşün nedeni ise jeneriğinin üretilmiş olması.

ŞUBAT ZAMMI NE KADAR?

Bu ilaçlar da dahil, tüm ilaçlar asıl şubat ayında zamlanacak. Peki oran ne? Ankara Eczacı Odası Başkanı Taner Ercanlı ile sohbetimizden yola çıkarak anlatayım:

Sağlık Bakanlığı her yıl şubat ayında bir önceki yılın Euro ortalamasını alıyor.

2021 yılının şu anki Euro ortalaması 10.38 TL. Şubat ayına kadar 10.60 olacağı hesaplanıyor.

Bakanlık bu ortalamanın yüzde 60’ını baz alıyor. Yani 10.60’dan hesap edersek 6 lira 36 kuruş ediyor. Bu da yaklaşık yüzde 38 zam demek.

Kısacası kura göre yapılacak güncelleme ile gelecek en fazla zam oranı yüzde 38.

Yazının Devamını Oku

Döngü kırılmalı

Dün tüm Türkiye yine ekranlara kilitlendi. Bir yanda Merkez Bankası’nın faiz kararı, diğer yanda ise tüm çalışanları ilgilendiren asgari ücret adeta nefesler tutularak takip edildi. Çalışanın, işverenin, iş bulamayanın, emeklinin, kısacası hepimizin tek gündemi var: Ekonomi ve cebimiz...

Geçtiğimiz birkaç gün boyunca Ankara’nın çeşitli semtlerinde farklı işyerlerini, marketleri, kumaşçıları, aklınıza gelebilecek birçok işyerini dolaştım. Hepsinin tek gündemi hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, dizginlenemeyen döviz kuru, geçmişin deyimiyle enflasyon canavarı. Kasada bekleyenin de, kumaşı kesenin de, dükkân sahibinin de ne kadar bıkkın, sıkıntılı olduğunu görüyorsunuz, duyuyorsunuz. Konuşuyorlar, içlerini döküyorlar.

BİR ÜLKEDE, BİR ÖMRE KAÇ KRİZ SIĞAR?

Ne yazık ki ilk değil bu yaşadıklarımız. Ne yazık ki ikinci ya da üçüncü de değil. Biz de zaten Norveç değiliz. Gerçekçi ama bir o kadar da klişe yaklaşırsak konuya, “Coğrafya kaderdir, ülkemiz çok zor bir coğrafyada, bizimle tarih boyunca uğraşan ülkeler oldu vb” şeklinde açıklamalar da yapabiliriz. Ancak her kriz sadece bu gerçeklerden kaynaklanmadı. Ya da biz gerçek klişeleri on yıllardır bilmemize rağmen ekonomi alanında önlemlerimizi yıllar öncesinden alıp yola o önlemlerle ya da yeni önlemlerle devam etmedik, atılması gereken adımları zamanında atmadığımız da oldu, ekonomiden çok siyaseti öncelediğimiz zamanlar da... Bir süredir ‘ülkemizde bir ömre kaç ekonomik kriz sığar?’ sorusu kafamın içinde dönüp duruyordu. Kendimden yola çıktım. ‘1970’li yıllarda doğan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kaç kriz yaşamıştır?’ diye şöyle bir baktım. Bugünü saymazsanız bir ömre  dış ya da iç kaynaklı tam 9 kriz sığmış...

1974 1. Petrol krizi ve Kıbrıs Harekâtı

1980 krizi, 2. Petrol krizi ve 24 Ocak Kararları

1982 Banker krizi

1990-1991 Körfez krizi

1994 krizi - 5 Nisan Kararları

Yazının Devamını Oku

Yeni Bakan’dan patronlara çağrı ve sanayinin sorunları

Her an hepimizin gözü ekranlarda... Bir yandan kurları takip ediyoruz, bir yandan yeni ekonomi politikasıyla ilgili gelişmeleri.

Altı milyon başta olmak üzere tüm çalışanların gözü kulağı da Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda. Verilecek zam oranı sadece asgari ücretlileri değil, tüm çalışanları yakından ilgilendiriyor. Hayat pahalılığı tüm çalışanları zor durumda bıraktı. Yeni Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati cumartesi günü iş dünyasının temsilcileriyle bir araya gelmişti. O toplantıda bu konuda patronlara verdiği önemli bir mesajla başlayacağız.

PATRONLARA ÇAĞRI

Hazine ve Maliye Bakanı Nebati, iş dünyası ile yaptığı toplantıda asgari ücrete yapılacak zam oranında temel hedefin, mağduriyetin bir ölçüde giderilmesi olduğunu söyledi. Edindiğim bilgilere göre bu açıklamayı yaptıktan sonra da iş dünyasına açık açık, “Çalışanlar mağdur edilmesin. Sizler de maaşları bu çerçevede ayarlayın” çağrısında bulundu. Yıl sonu yaklaşırken, çalışanların zor durumda olduğunu hatırlatarak, asgari ücrette gösterilen ya da gösterilecek olan hassasiyetin işverenler tarafından tüm çalışanlara gösterilmesi gerektiğinin altını çizelim.

ORTAK SÖYLEM NEYDİ?

İşverenin de zorlukları olduğunu biliyoruz. Kiminle konuşsam ekonomi yönetiminde koordinasyon eksikliğinden şikâyet ediyor, bütünsel bir yaklaşımın gerekli olduğunu belirtiyor. Yasal düzenleme yapılırken, önemli bir karar alınırken o sektörün aktörleriyle görüşülmesi, sivil toplum örgütlerinin ve meslek odalarının da fikirlerinin sorulması gerektiğini anlatıyorlar. Cumartesi günü Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’yle yapılan toplantıda iş dünyasının ortak söylemlerini şöyle sıralayabiliriz:

Güven ve öngörülebilirlik şart.

Kur oynaklığına çözüm bulunmalı.

Finansmana erişim kolaylaştırılmalı.

Yazının Devamını Oku

Gıda krizi mi geliyor?

Bir süredir ekonomi ile ilgili hem kulisleri hem de aktörlerin görüş ve önerilerini köşeme taşımaya çalışıyorum. Bu yazımda da ekonominin ve insanlığın şahdamarı, yakın geleceğin silahı, stratejik sektör tarıma bakacağız. İktidar gıda fiyatlarındaki artışla mücadele etmeye çalışıyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da “gıda krizi” uyarısını dile getirdi. Sadece Türkiye için değil, aslında tüm dünya yakın gelecekte gıda krizinden endişe ediyor. Devletler bir yandan bu sorunun yanıtını analiz etmeye çalışırken, bir yandan da şimdiden çaresini arıyor, önlemlerini alıyor. Pandemi süreci boyunca tarımın ne demek olduğunu hepimiz anladık. Önümüzdeki süreçte yeni bir pandemi olasılığı, küresel ısınma ve nüfus artışı bu önemi başka bir boyuta adeta devletler için milli güvenlik boyutuna taşıyor. Şu an ve yakın gelecekte karşı karşıya kaldığımız ve kalacağımız zorlukları sıralayacak olursak:

Küresel ısınma ve iklim değişikliği

Mevcut pandemi ve yeni bir pandemi olasılığı

Kıt kaynaklar

Atıklar ve etkileri

Göç

Algı yönetimi

“Tohuma sahip olan dünyayı yönetir

Yazının Devamını Oku

Ekonomi ve seçim takvimi

Ekonomi, Türkiye’nin ilk ve en önemli gündem maddesi olmaya devam ediyor. Belli ki önümüzdeki en az altı ay açısından da böyle olmaya devam edecek. Ekonomideki mevcut durum ve gidişat, seçim takvimi ile de doğrudan ilgili. Her ne kadar muhalefet erken seçim isteğini mitinglerle meydanlara da taşımış olsa, iktidar erken seçime “ekonomi” nedeniyle karşı.

İktidara göre, uygulanmakta olan politika ve atılacak adımların verilere, vatandaşların cebine, günlük hayata yansıması zaman alacak. Seçime eli güçlü girmek isteyen iktidar da tam da bu nedenle erken seçime karşı. Peki nasıl bir yol haritası izlenecek?

YOL HARİTASI

İhracata dayalı büyüme politikası takip edilirken, atılacak diğer adımlar konusunda hükümet içinde çalışmalar sürüyor. Bazı başlıklar şimdiden belirlendi. Bunları yine madde madde sıralayacak olursak:

Swap anlaşmalarının sayısı artırılacak. Geçtiğimiz günlerde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile swap anlaşmasının ön koşulu olan teknik işbirliği anlaşması imzalanmıştı. Bu kapsamda önümüzdeki günlerde BAE ile swap anlaşmasının yapılması hedefleniyor. Başka ülkelerde de görüşmeler sürüyor. 3 yeni swap anlaşmasının yapılmasının ise sürpriz olmayacağı belirtiliyor. Burada özellikle Körfez ülkelerine ağırlık verileceğinin de altını çizelim. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Katar’a doğru yola çıkarken yaptığı açıklamada Körfez ülkeleri ile ilişkilerin güçlendirileceği mesajını verdi.

Süreçte işletme hakkı devirleri yenilenecek. Limanlar başta olmak üzere birçok alanda özelleştirmeler, belli bir süre için işletme hakkı devri yöntemiyle yapılıyor. Bu modelde süre sona erdiğinde, işletmenin yönetimi tekrar kamuya geçiyor. Bu işletmeler için tekrar ihale açılması, böylece piyasanın hareketlendirilmesi ve kamunun da gelir elde etmesi planlanıyor.

Özelleştirmelerde halka arzlar ön plana çıkarılacak. Bu başlıkta da hali hazırda hisselerinin yüzde 15’i halka arz edilmiş olan Telekom’un konuşulduğunu söyleyebilirim. Telekom’a yabancı ülkelerden talep geldiği ancak böyle bir satışın düşünülmediği belirtiliyor.

Turizmden ise beklenti, 2022 yılı için 30 milyar dolar. 2022 Yılında 32.3 milyon yabancı turistin de Türkiye’yi ziyaret etmesi hedefleniyor. Gelecek yıl ziyaretçi başına ortalama harcama miktarının 800 dolara, ortalama konaklama süresinin 11 geceye ve ziyaretçi başına gecelik gelirin de 72.7 dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Süreçte yapısal reformların bir takvimle açıklanması, adalet alanında yabancılar açısından dikkat çekici ve güven tesis edici adımların atılması, tarım ve hayvancılıkta planlama gibi daha önce de kaleme aldığım önlemler de gündemde.

Yazının Devamını Oku

Bir süredir beklenen af

Ankara’da bir süredir beklenen oldu... Lütfi Elvan’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan affı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildi. Ankara kulislerinde uzunca bir süredir Lütfi Elvan’ın faiz başta olmak üzere ekonomi politikaları konusunda Cumhurbaşkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’nın ekonomi danışmanlarıyla uzlaşamadığı biliniyordu.

Toplantılarda Elvan ve ekibinin, Cumhurbaşkanlığı ekonomi danışmanlarıyla tartıştığı bile konuşuluyordu. İstifa edeceği hatta ettiği söylentileri iki hafta önceki grup toplantısında daha da arttı. Çünkü 17 Kasım günü Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti grup toplantısında, “Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam” demiş ve Lütfi Elvan’ın da salonda bulunanların aksine Erdoğan’ı alkışlamaması kameralara yansımıştı. Erdoğan’ın sözlerinin hemen ardından da 18 Kasım Perşembe günü zaten Merkez Bankası faiz indirimine gitmişti. Kulislere o hafta, Elvan’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden affını istediği, Cumhurbaşkanı’nın ise, “Bir süre bekle, zamanı gelince söyleyeceğim” dediği iddiası yansımıştı. Üstelik tüm bu süreçte ekonomi ile ilgili yayınlara çıkmaması, açıklama yapmaması da dikkatlerden kaçmadı. Kısacası Elvan’ın yerine Nureddin Nebati’nin göreve getirilmesi sürpriz olmadı. AK Parti içinde “Yeni politikayı uygulamak için, yeni politikaya inanmak gerekiyor. Bu nedenle görev değişikliği normal” değerlendirmesi yapılıyor.

ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni ekonomi politikası ve hedeflerini TRT ekranlarından, “Faizi düşürmek suretiyle yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve büyüme. Bu dört tane ana başlık bize büyümeyi getirecek. Bizim tahminimiz asgari 10, ama 10’un üzerine de çıkabilir. Yıl sonu itibarıyla enflasyonda da kendisini zaten gösterecek” sözleriyle açıkladı.

İşçisiyle, işvereni ile, emeklisiyle sıkıntılı bir dönemden geçiliyor. Tabii ki yeni ekonomik politikanın başarıya ulaşması ve sıkıntılı sürecin bir an önce geride kalması öncelikli beklenti. Peki bu yeni politika uygulanırken ne gibi adımlar atılmalı? Ya da bu politika sonuç vermezse ne olur? Soruların yanıtlarını yine iktidar partisinin içinde aradım. Konuştuğum isimlerin dikkat çeken önerileri var, bu önerileri sizlerle madde madde paylaşacağım:

Ekonomide dört ana başlıktaki politikalar önem taşıyor; para politikası, maliye politikası, yapısal reformlar ve adalet. Bütüncül bir politika izlenmesi gereklidir.

Yeni ekonomik politikanın en önemli unsurlarından biri yüksek faizle mücadele ve faizde indirimin sürmesi ise o zaman bu süreçte faiz dışı unsurlarda adım atmak gerekiyor.

Yapısal reformların somut sonuçları orta vadede alınır ancak yapısal reform ve takvimini açıklamak hemen beklentilere yansır. Olumlu gidişat başlar. Bu süreçte vakit kaybetmeden gerekli yapısal reformlar açıklanmalıdır.

Adalet alanında uluslararası arenada da beklentileri karşılayacak adımları atmak, güven tesis ederek, sermayeyi cezbeder. Türkiye adalet alanındaki eksiklerini beklentiler çerçevesinde yerine getirmelidir.

Yazının Devamını Oku

Ekonominin aktörleri ne diyor?

Hem sorunların, taleplerin artması ve çeşitlenmesi hem de demokrasinin doğal yapısı gereği yönetimler, politikaları artık tek başlarına oluşturmamalı. Dünya genelindeki yaygın kanı da yönetimlerin tek başına alacakları kararlar yerine çok aktörlü bir ortaklığın daha gerçekçi olduğunu ortaya koyuyor.

Odalar, sivil toplum örgütleri, toplumun ihtiyaçlarını belirleyerek siyasal sisteme iletmek, siyasal sistem politika oluştururken bir anlamda yardım etmek için de vardır. Ekonomik açıdan içinden geçmekte olduğumuz zor günlerde siyasal iktidar da “ortak politika oluşturma” anlayışını yaygınlaştırmalıdır. Eskiden daha doğrusu benim gençlik yıllarımda gazeteciler iktidarların aldıkları kararları mutlaka ilgili odalara, sivil toplum örgütlerine sorarlar; eleştirilerini de haber yaparlardı. İçinden geçtiğimiz süreçte bu köşede ekonominin farklı aktörlerinin önerilerine elimden geldiğince yer vereceğim. Bu çerçevede ATO Başkanı Gürsel Baran ile buluştum.

“TÜRKİYE EKONOMİK VE SİYASİ AÇIDAN GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDA”

ATO Başkanı önce iş dünyasının ana beklentilerini sıraladı:

Türkiye ekonomik ve siyasi açıdan güçlü olmak zorunda.

Stabil, önümüzü görebildiğimiz, geleceğe yönelik hesaplar yapabildiğimiz bir sürece kavuşmak istiyoruz.

Süreçte birlik ve beraberlik içinde olmamız, ülkemizin geleceğini tek hedef olarak belirleyerek, buna göre çalışmamız gerekiyor.

“ASGARİ ÜCRETE DESTEK ARTMALI”

Gelelim, çözüme kavuşturulmasını bekledikleri konulara ve önerilerine... Bunları da sizlerle madde madde paylaşacağım. Gündemin en sıcak konusu asgari ücretle ilgili sözleri şöyle:

Yazının Devamını Oku

Yeni ekonomik model, hedefler ve yoldaki Swap anlaşması

Türkiye’nin en önemli gündem maddesi ekonomideki gelişmeler ve vatandaşın ekonomik sıkıntıları. Salgın ve tüm dünyanın içinde bulunduğu ekonomik sorunlar, Türk ekonomisini de doğal olarak olumsuz etkiledi.

Ancak bu olumsuz gidişte, zamanında atılmayan adımların, ertelenen yapısal reformların, yanlış kararların da etkisi olduğu yadsınamaz. Şimdi Türkiye hem üst düzey ekonomi kaynaklarının hem de hükümet yetkililerinin deyimiyle, “Yüksek faiz, düşük kur modelinin başarılı olmadığı gerekçesiyle, model ve yöntemi değiştirdi.” Hepimizin hayatını yakından etkileyen bu model ve yöntemden beklentiler neler? Bu model ve yöntemde ekonomi ne zaman dengeye oturacak? Bu soruların yanıtlarını ekonomi yönetiminde aradım. Sizlerle o yanıtları paylaşacağım. Ancak önce Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yapılan anlaşmalarla başlayacağız.

SWAP ANLAŞMASI YOLDA

BAE ile Türkiye arasında 9 anlaşma imzalandı. Ancak gözler doğal olarak bir tanesine çevrildi. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ile BAE Merkez Bankası arasında işbirliğine yönelik mutabakat zaptına... Mutabakat zaptı ‘İki ülke arasında SWAP anlaşması yolda mı?’ sorusunu beraberinde getirdi. Sorunun yanıtına geçmeden hemen önce iki ülke arasındaki görüşmelerin çok olumlu geçtiğini belirten hükümet kaynakları, BAE yetkililerinin “Türkiye’ye gelmekte geç kaldık, bu süreci daha iyi değerlendirebilirdik” mesajı verdiklerinin altını çizdiler. Görüşmelere katılan ekonomi yönetimi kaynakları ise BAE’den ilk planda 10 Milyar dolarlık yatırım geleceğini söylediler. Gelelim iki merkez bankası arasındaki görüşmeler ve olası SWAP anlaşmasına. Üst düzey ekonomi yetkilisinin ifadeleriyle, “Çarşama günü imzalanan mutabakat zaptı bir başlangıç. Diğer olası anlaşmaların alt yapısı niteliğinde.” Yani iki banka arasında bir süredir görüşmeler yürütülüyor. BAE’nin 10 milyar dolar yatırımına ek olarak, iki ülke merkez bankaları arasında aynı büyüklükte yani “10 milyar dolarlık SWAP anlaşması kimseye sürpriz olmasın” yorumu yapılıyor. Rakamın son yapılan SWAP anlaşmalarının üstünde olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Sadece BAE değil, Türkiye SWAP anlaşmaları için başka bazı ülkelerle de görüşmeler yürütüyor. Merkez Bankası’nın rezervlerinde SWAP anlaşmalarının da gösterilmesi eleştirilerine ekonomi kaynakları, Hindistan örneği ile yanıt veriyor. Hindistan’daki rezervlerin yüzde 50’sini başka ülkelerle yapılan SWAP anlaşmalarının oluşturduğuna dikkati çekiyorlar.

YENİ MODEL, YENİ YÖNTEM

Gelelim yeni ekonomik modele... Üst düzey ekonomi yönetimine göre şimdiye kadar uygulanan “yüksek faiz, düşük kur modeli” başarılı olmadı. Zaten bu bakış açısını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da açık açık her konuşmasında ortaya koyuyor. Bu nedenle ihracata dayalı büyüme modelinin benimsendiğinin altı çiziliyor. Bu çerçevede hem bazı tespitler yapıyorlar hem de bazı hedeflere dikkati çekiyorlar... Üst düzey kaynaklara dayanarak şu maddeleri sıralayabilirim:

Türkiye’nin dışarıdaki görüntüsü çok olumsuz değil.

Doğrudan yatırımlar tüm ülkelerde azalırken, 2021 yılı içinde şu ana kadar Türkiye’nin aldığı doğrudan yatırım 10 milyar dolar.

Yazının Devamını Oku

Birleşik Arap Emirlikleri’yle yeni dönem

Bir dönem adeta “Her kötülüğün ardındaki” ülkeydi... Türkiye ile bir anlamda nüfuz savaşı yürütüyordu. İlişkilerdeki kötüye gidiş, 2016 yılıyla zirve yaptı ve neredeyse beş yıl sürdü.

Şimdi bu görüntü bir anlamda tersine döndü. İki ülke en üst düzeyde masaya oturdu. Birleşik Arap Emirlikleri’nin güçlü Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan, dokuz yılın ardından Ankara’ya geldi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ekonomiden bölgesel konulara birçok alanda kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi. Peki ama iki ülke arasında 5 yıl süren nüfuz savaşı neden ve nasıl sona erdi?

NELER YAŞANMIŞTI?

15 Temmuz darbe teşebbüsünün arkasındaki ülkeydi. Hatta FETÖ’nün finansörü olmakla suçlandı. Desteklediği medya Türkiye ve Erdoğan’ı uzun süre hedef aldı.

İki ülkenin Müslüman Kardeşler’e bakış açısı örtüşmedi.

İki ülke, Katar ile Körfez ülkelerinin yaşadığı krizde karşı karşıya geldi.

Karşıtlık Suriye’de sürdü. Şam Rejimi’ne destek vermekle suçlandı.

Doğu Akdeniz ve Libya, karşıtlığın zirve yaptığı başlıklardandı. Hafter’in yanında yer aldılar. Wagner’in sahadaki elemanlarının finansmanını sağladıkları iddia edildi.

İki ülke arasındaki nüfuz çatışması son olarak Afrika’ya uzandı, Somali’ye yansıdı.

Yazının Devamını Oku

Asgari ücret ne olmalı?

Türkiye’nin en önemli gündem maddesi, ekonomideki gelişmeler. Vatandaşın gözü kulağı haliyle ekonomik verilerde... Enflasyondaki artış, kurdaki artış, hammaddelerdeki artış hepimizin hayatını yakından ilgilendiriyor.

Gelinen noktada vatandaşın cebi yanıyor. Cuma günü yayımlanan yazımda hükümetin ekonomi politikalarını anlatırken, hedeflerini “Yatırımları arttırmak, işsizliği azaltmak ve alt gelir grubunu rahatlatmak” sözüyle özetlemiştim. Alt gelir grubu başta olmak üzere tüm çalışanlar Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplanmasını bekliyor.

‘GEÇİNEMİYORLAR’

İzmir’de açıklamalarda bulunan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ı aradım. Gelelim sohbetin detaylarına: Atalay son aylarda her gittiği yerde işçilerle sohbet ediyor. Çöpçüden garsona, terziden çırağa Atalay hemen herkesten aynı cümleyi duyuyor: “Geçinemiyoruz, bu para ile geçinme şansımız sıfır.” Bu haklı yakınmaları dinleyen Türk-İş Genel Başkanı, “Devlet enflasyonu yüzde 20 olarak açıklıyor. Ancak markete, şekere, tuza, yağa, benzine bakınca yüzde 20 değil. Devletin açıkladığı rakamla pazardaki fiyat örtüşmüyor” dedi.

Türk-İş masaya bir rakam telaffuz etmeden oturacak. Stratejik açıdan pazarlık güçlerini etkilemesin diye rakam telaffuz etmiyorlar. Ancak altını çizdikleri birkaç nokta var:

Belirlenecek rakam, 7 milyonun üzerindeki asgari ücretle çalışanlar başta olmak üzere tüm çalışanları ve iş dünyasını ilgilendiriyor.

İşçinin karşı karşıya olduğu tablo, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da Çalışma Bakanı’na da Hazine ve Maliye Bakanı’na da anlatıldı, anlatılıyor.

Belirlenecek rakam işçiye nefes aldırmalı, tebessüm ettirmeli.

10 kişinin altında asgari ücretli çalıştırılan işletmeler, toplam işletmelerin yüzde 90’ını oluşturuyor. Belirlenecek rakam küçük işletmecileri zor durumda bırakmamalı. Yani devlet küçük ve zor durumda olan işverenin yüküne ortak olmalı.

Yazının Devamını Oku

Faiz indirimi politikasının nedenleri

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın faize bakış açısı yıllardır hiç değişmedi. Yüksek faize karşı olduğu biliniyor. Ancak ekonomideki veriler, günün koşulları, Türkiye’nin gerçekleri ortadayken, tüm gözler ekranlardaki kur göstergelerini takip ederken, “Neden faiz indiriliyor?” sorusu ortada duruyor.

Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 15’e indirmesinden bir gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada faiz indirimi konusundaki kararlı duruşu soru işaretlerini arttırdı. Üstelik karar da konuşma da politikayı yanlış bulan çevrelerce eleştirildi. Ben de sorunun peşine düştüm... Faiz indirimi politikasının nedenlerini Cumhurbaşkanlığı’ndaki üst düzey kaynaklara sordum. Yanıtları madde madde şöyle:

Hükümet faiz indirimiyle ortaya çıkan faturanın farkında. Bu fatura göğüslenecek. Bir anlamda acı reçete şimdi uygulanacak.

Başlıca nedeni erken seçim olmaması. 2023 seçimlerine kadar ana hedef yatırımları arttırmak, işsizliği azaltmak ve alt gelir grubunu rahatlatmak olacak.

İktidar, 2023 seçimlerine yüksek faiz, yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik oranlarıyla gitmek istemiyor. Yatırımları arttırarak, işsizliğin azaltılması amaçlanıyor.

Bu politikanın seçilmesinde bazı ekonomik verilere güveniliyor.

Bu verilerin başında büyüme geliyor. Türkiye ekonomisi, 2021’in ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21.7 büyüdü. Yıl sonunda ise çift haneye kadar çıkabilecek bir büyüme tahmini yapılıyor.

Diğer veri, ihracat rakamları. İhracat ekimde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 20.2 artışla 20.8 milyar dolar oldu. Ocak-ekim döneminde ise ihracat geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yüzde 33.9 artarak 181.8 milyar dolar oldu.

Hükümet aynı zamanda dünyada genel ekonomik tablonun da sorunlu olduğuna dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

MHP’nin ‘Muhalefet’ açıklamasının anlamı ne?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son çıkışı günlerdir konuşuluyor. Devlet Bahçeli “MHP, Cumhur İttifakı’nın bir ortağı olsa da işlevi ve üstlendiği demokratik sorumluluğu muhalefettir, bunun yanı sıra TBMM’de denge ve denetleme göreviyle mesuldür” demişti. Hemen ardından MHP kanadından benzer bir açıklama da MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya’dan geldi.

Karakaya da AKP ile ittifakları konusunda “Biz hükümetin ortağı değiliz. Bir hükümet ortaklığı, bir koalisyon yok ama biz ittifakız. Hükümetin başarılı olması, bizim için son derece önemli” dedi. MHP’nin yerini “muhalefet” olarak konumlandıran bu açıklamalar, siyasi kulisleri hareketlendirdi. Hem sorular hem iddialar konuşulmaya başlandı. “Bu açıklamalar durup dururken mi yapıldı, iki parti arasında anlaşmazlık mı var?” sorularına yanıt aranırken, iki parti arasında anayasa çalışmaları nedeniyle sorun yaşandığı iddia edildi. Hatta MHP liderinin Cumhur İttifakı’nı bozma yolunda ilk adımı attığı, bunun sonrasının geleceğini ileri sürenler dahi oldu. Bu nedenle başta MHP Genel Başkanı olmak üzere MHP’den yapılan muhalefet açıklamasının peşine düştüm. MHP’li üst düzey isimlerin bu konudaki görüşlerini sizlerle madde madde paylaşacağım:

CUMHUR İTTİFAKI’NA DESTEK SÜRECEK

“Muhalefet” sözünden rahatsız edici bir anlam çıkarılmamalı, çıkmaz da... MHP “muhalefet” sözü ile Cumhur İttifakı’ndan doğan bir sıkıntıyı ifade etmemiştir.

Mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne göre MHP, muhalefettir. Tıpkı diğer partiler gibi. MHP, Cumhur İttifakı’nın ortağıdır ancak koalisyon ortağı değildir.

MHP 15 Temmuz’un ardından Cumhur İttifakı’na katılarak, AK Parti ve hükümeti politik olarak ciddi biçimde desteklemektedir. Bu destek de devam edecektir.

50+1 RAHATSIZLIĞI BİZE İLETİLMEDİ

Peki bu çıkışın ardında

Yazının Devamını Oku