Ben senden sonra eksiğim...

Ben senden sonra eksiğim.

Biz senden sonra eksiğiz...

Hâlâ gözlerimiz doluyorsa, birbirimize sarılmak istiyorsak, dönüp aynaya bakıp, bulunduğumuz yerlere şükredip aynı zamanda “Daha da iyi olmalıyız, daha güçlü, daha modern, mutlaka hep daha...” diyorsak ve “amasız, fakatsız” saygı duyuyorsak, teşekkür edebiliyorsak evet, eksiğiz...

Geçmişine saygı ve sevgi duymanın yarattığı bu eksikliğin adı 10 Kasım.

1938 yılının hıçkırıkları...

1938 yılının İstanbul’da Karaköy’de pencerelerden atılan düğme sesleri.

O düğme seslerini bize bu 10 Kasım’da bir giyim markası hatırlattı.

10 Kasım’ı 10 saniyede vurucu, ürpertici, tüyleri diken diken edici bir filmle anlattı.

“Markası ne olursa olsun, düğmesi sökülmüş ya da kopmuş ceketlerinizi 9 Kasım günü Kiğılı mağazalarına getirin.

Ücretsiz dikelim.

10 Kasım’da önümüzü birlikte ilikleyelim.”

Düğmenin filme de ilham veren özel bir anlamı var.

1938 yılında Atatürk’ün naaşı Dolmabahçe’den top arabasına konulur, Karaköy’den geçerken “çıt, çıt, çıt” sesleri duyulur. Yahudi kökenli vatandaşlar “keriya” ritüelleri gereği Atatürk’ü düğmelerini kopararak uğurlarlar. Giysiden parça kopartmak “Ben senden sonra eksiğim” anlamına geliyor.

Kiğılı mağazalarının sahibi ve kurucusu Abdullah Kiğılı’yı aradım. Hepimizi etkileyen filmi yaptıkları için tebrik ettim.

Bu kadar ilgi göreceğini tahmin etmemişler, “İnsanlar ceketlerinin düğmelerini kopararak mağazalarımıza geliyor, düğmeleri diktirmek için. Ben 76 yaşındayım, iyi ki varmış Atatürk, iyi ki olmuş Atatürk, keşke biraz daha yaşasaydı. O’na dua ediyorum” dedi. 

Liderliği, önderliği, öğretmenliği, askeri dehası tartışılmaz.

Bir de “karizması ve şıklığı” var.

Uzmanını bulmuşken sordum, “Sizce nasıl giyiniyordu Atatürk?”

Abdullah Kiğılı, “Atatürk gibi giyinen yok, 52 yıldır bu işi yapıyorum, müthiş giyiniyordu” dedi.

HAYDİ KADINLAR SİYASETE!

Tarih: Şubat 1923

Yer: İzmir

Atatürk, gümrük binasında kürsüde konuşmaktadır.

“Bir toplum cinsinden yalnız birinin asrı icaplarını yerine getirmekle yetinirse o toplumun yarıdan fazlası zaaf içinde kalır...

Benim bugün buradan yaptığımı çok arzu ederdim ki hanım arkadaşlarımızdan birisi yapsın ve hanımlarımız bunu yapar. Hiçbir şeri mani ve tabii mani yoktur ve olmamalıdır.”

İpek Çalışlar’ın ‘Mustafa Kemal Atatürk, Mücadelesi ve Özel Hayatı’ isimli kitabında altını çizdiğim bölümlerden biri.

Henüz Cumhuriyet bile ilan edilmemişken, İstanbul’da hâlâ harem düzeni sürerken, kadının giyimi, toplum hayatındaki yeri, ona bakış açışı belli iken...

Atatürk bir kadının lider olabileceğinden, bir kadının meclis başkanı olabileceğinden bahsetmiş ve “Bunun önünde hiçbir engel yoktur” demiştir.

Bir vatandaş olarak, bir kız çocuğu annesi olarak, bir kadın olarak sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum ve bugün de ceketimin önünü manevi huzurunda saygıyla ilikliyorum.

2018 yılında Türkiye yerel seçimlere giderken, tüm siyasi partilere de çağrıda bulunuyorum:

“Belediyelerinize kadın eli değsin.”

Umarım yerel seçimlerde tüm siyasi partiler, hepimizi ayakta alkışlattıracak kadar kadın aday gösterirler.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni dönem

Hem dış politikada, hem de iç politikada mecburiyetlerden, sorunlardan ve bazı konularda ilerleyememekten kaynaklanan yeni dönemin adımlarını görüyoruz. İçeride bir yanda reform çalışmaları, diğer yanda terörle mücadelenin tavizsiz yürütülmesi kararlılığı sürüyor. Bununla birlikte de resmi olarak 2023’te yapılacak görünen, ancak Ankara kulislerinde 2022’de de olabileceği konuşulan seçimlere hazırlık olarak ittifakları güçlendirme ve genişletme çabaları yaşanıyor.

İTTİFAKLARI GENİŞLETMEK YA DA İTTİFAK DEĞİŞTİRMEK KOLAY MI?

Sonda söyleneceği başta söyleyelim, ilerleyen satırları okurken unutmayalım: “Siyasette 24 saat bile uzun bir zaman.” Yeni sistem getirilirken her ne kadar yola “Koalisyonlar devri kapanıyor” diye çıkılmış olsa da, yeni sistem “ittifak” adı altında bir anlamda koalisyonu dayattı. Üstelik koalisyonlarda, koalisyonlara katılan siyasi partiler hükümete ortak olarak, tüm sorumluluğu birlikte üstleniyorlardı. Bu sistemde ise sorumluluk ağırlıklı olarak hükümette olanın üzerinde. İttifaka katılan ama hükümet olmayan diğer parti ya da partilerin üzerinde hukuki bir sorumluluk bulunmuyor. Ancak taleplerini dile getirip, o taleplerin uygulanmasını isteyebiliyorlar. Bazen görüşmelerde, bazense kamuoyuna yapılan açıklamalarla beklentiler, politikalar ortaya konuluyor ve bir anlamda gereğinin yapılması isteniyor.

Konunun diğer boyutu: Siyasi partilerin iktidarda yıpranmaları normal bir süreçtir. Buna oy kaybı, hedeflenen oy oranından uzaklaşma, atılması gereken güçlü adımlar için daha fazla destek bulma arayışı ya da karşı cephe ya da cepheleri zayıflatma arayış ve ihtiyacı eklendiğinde, ister istemez ittifakların başka partilerle güçlendirilmesi ve genişletilmesi arayışına giriliyor. Yaşamakta olduğumuz süreçte izlediğimiz gibi.

Siyasi partiler, iktidarların ittifakında, politikalarını uygulatmak, güçlenmek, isteklerini yerine getirtmek başta olmak üzere birçok sebeple yer almak isteyebilirler. Ya da iktidarın başını çektiği ittifakta yer alan partiler politikalardan memnuniyetsizliği dile getirip, karşı tarafa geçebilirler. Seçimin yapılacağı tarihi 2023 olarak görürsek, henüz önümüzde kesin bir yargıya varabilmek için uzun bir süre var. Bu süreçte birçok denge, ittifaklar açısından değişebilir. Burada unutulmaması gereken siyasi partilerin yönetimsel olarak alacakları bu kararlara, o partilerin seçmenlerinin, tabanlarının ne tepki vereceği... Kutuplaşmanın bu kadar arttığı ülkemizde, üstelik bu kutuplaşma tüm siyasi partilerin kullandıkları dil ve yürüttükleri politikayla körüklenirken, buna alışmış seçmen, bir ittifaktan diğerine geçen siyasi partisine uyum sağlayacak mı? Ya da siyasi partiler, olası bir ittifak değişikliğinde, kendisine destek verenlerin ne kadarını kaybedecek? Siyasi partiler kendi seçmenini kaybetmemeyi mi, yoksa ittifak değiştirerek güçlenmeyi mi tercih edecekler? Tüm bu soruların yanıtlarını zamanla hep birlikte göreceğiz. Unutmayalım, yeni sistemin siyasette yol açabileceği değişikliklere hepimiz ilk kez tanıklık ediyoruz.

EN KRİTİK GRUP Z KUŞAĞI

Siyasetin, siyasetçinin iyi tanıdığı seçmeni ve tabanın yanı sıra, soru işaretleri ile dolu ve oy kullanmaya hazırlanan “Z kuşağı” var. Bu yüzden siyasi partiler harıl harıl Z kuşağını anlamaya çalışıyor. Allah kolaylık versin, işleri zor. Hele de arada bu kadar yaş ve bakış farkı varken. Edindiğim bilgiye göre bu konuda Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politika Kurulu da bir araştırmayı görüşmüş. Kamuoyuna henüz açıklanmayan bu araştırmada, “Z kuşağı apolitik” tanımlaması yapılmış. İşin uzmanı değilim ancak etrafımdaki Z kuşağına mensup gençlerden yola çıkarak, bu tespite katılmam mümkün değil. Diğer yandan bu kuşağın üzerinde çevre politikalarının ve hayvan haklarının etkili olduğu belirtilmiş. Z kuşağına ilişkin beş ayrı rapor hazırlanmasına karar verilmiş. Yine etrafımdaki Z kuşağına mensup gençlerden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Dünyayı umursamaz, sadece bilgisayar karşısında yaşayan, TikTok çeken, sosyal medyada boş boş vakit geçiren gençler olarak tanımlamak hem onlara büyük haksızlık hem de büyük yanılgı olur. Zekâları, mizah anlayışları çoğu zaman dudak uçuklatıyor. Hayvan haklarına, çevreye çok duyarlılar. Aynı zamanda teknolojiye çoğumuzdan daha hâkimler. Bilgiye çok rahat ulaşıyorlar. Başka ülkelerdeki örnekleri inceliyorlar. O yüzden kendileri, ülkeleri, özgürlükleri için daha iyisini istiyorlar. Hiç beklemediğiniz bir anda, hatta “Bu konuyu bilmez” dediğiniz bir anda, öyle bir yorum yapıyorlar ki, ister istemez bir an siyaha düşüyorsunuz. Siyaset onları anlamak istiyorsa mutlaka onları dinlemeli.

 

Yazının Devamını Oku

Dikkat, demokrasi kırılgandır!

2020 yılı boyunca “ABD’de ne oluyor?” dizisini soluksuz izledik. 2021 yılındaki yeni sezon da hızlı başladı. Dünya yine ekranlara kilitlendi. Kimi, “Oh olsun, bize yaşattıklarını kendileri yaşıyor” heyecanıyla, kimi ise “Demokrasi ve özgürlüklerin kalesine ne oluyor” endişesi ile izliyor.

İki yüzyıllık süreçte değişen sahnelerde rol alan Kızılderililer, zenciler, köleler, işçiler, dünyanın dört bir yanından gelen göçmenler; bu çeşitliliğin birbiriyle savaşarak oluşturduğu ya da oluşturmaya çalıştığı devlet, toplum, demokrasi, liberal değerlerin ve demokrasinin yükselişi, vahşi kapitalizmin hikâyesi... Tüm bunlarla birlikte süreçte yaşanan sorunlar, halının altına süpürülmüş nefretin gün yüzüne çıkışı, ırkçılık, aşırıcılık, aşırıcılığı körükleyen siyaset dili, kutuplaştırma, kutuplaşma, hukuk tanımazlık, şiddet, pervasızlık, “Her yol mubahtır” anlayışı, son olarak kongre binasının basılmasına neden oldu. Sürecin neye ya da nereye evrileceğini hep beraber izleyeceğiz.  Bunu Trump’ın normalleşme mesajlarına rağmen söylüyorum. Çünkü yanıt aranacak ve tartışılacak sorular var.

Geçmişteki yaralar kaşınır, üstüne aşırılık, radikallik körüklenirse, yeniden normale dönülmesi için bir zamana ve söyleme ihtiyaç olur. Bu normalleşme sağlanabilecek mi?

Tüm dünyada yıllardır demokrasi ve özgürlüklerin simgesi haline gelmiş ABD, gerçekte de tüm Amerikalılar için demokrasi ve özgürlüklerin simgesi miydi?

ABD normlar ve kurumlar açısından gerçekten tüm dünya için bir model miydi?

Aslında bir modeldi de ABD kötü yönetildiği için mi bu noktaya geldi? Kutuplaşmada ve toplumlardaki gerilimlerde yöneticilerin, siyasetin dili ne kadar suçlu?

ABD temelinde bu sorular tüm dünyada tartışılacaktır. Yanıtlar aranırken ABD Başkanlığı’na seçilen Joe Biden’ın kongrenin basıldığı gün yaptığı konuşmadaki bir cümleyi göz önünde bulundurmanızı isterim. Ben not ettim. Biden, “Demokrasi kırılgandır. Onu korumak için iyi niyetli insanlar, ayağa kalkmaktan korkmayan, güç peşinde olmayan liderler gerektirir” dedi. Amerika Trump ile demokrasinin kırılgan olabileceğini öğrendi. Bakalım sezon finali böyle mi bitecek...

Yazının Devamını Oku

Dünyada aşı adaletsizliği

Yeni bir yıla yeni umutlarla girdik. Hemen hepimizin en büyük dileği salgının sona ermesi. Henüz ufukta sona ereceğine dair bir ışık yok. O yüzden de umut aşılarda... Tabii bulabilirseniz, tabii tüm dünyaya ulaşabilirse... Uzmanlık alanım tabii ki bu değil. Sizler gibi ben de haberleri takip etmeye çalışıyorum, bilim adamlarıyla konuşuyorum.

Virüs hayatlarımızı, ekonomimizi, psikolojimizi bozdu.

Ortaya çıkan mutasyonun doğurabileceği olası sonuçlar konusunda farklı yorumlar var.

Aşıların koruma oranları, koruma süreleri birbirinden farklılık gösteriyor.

Grip aşısı gibi her yıl aşı yaptırmak zorunda kalabileceğimiz söyleniyor.

Toplumsal bağışıklığın kazanılması için nüfusun en az yüzde 60’ının aşılanması gerektiği söyleniyor.

Kısacası aşı tüm dünyaya gerekli. Parası olana da olmayana da... Haberlerde görmüşsünüzdür bazı ülkeler ihtiyaçlarından fazla aşı alırken, bazı ülkeler aşı alamıyor. Bazı ülkeler aşılamaya başlamışken, bazı ülkeler sadece hayal ediyor, kimi ise bir yol arıyor. “Gücü olan, parası olan alır aşıyı. Hızla da vatandaşlarını aşılar” diyenleriniz olacaktır. Ancak dünyadaki adaletsizlikler sadece o ülkelerin insanlarından, iyi yönetilip yönetilmediğinden, tercihlerden kaynaklanmaz. Bu adaletsizliklere bazen başka ülkeler sebep olabilir, bazen ise tek başına belli bir coğrafya bile en ağır adaletsizliği yaşamanın nedenidir. İşte bu yüzden aşı adaletsizliğine isyan ediyorum. Keşke diyorum:

Keşke bunun küresel bir salgın olduğu unutulmasa...

Keşke ihtiyaç fazlası aşı alınmasına müsaade edilmese...

Yazının Devamını Oku

2021’e doğru (2)

Ben 2020’nin son gününde yazıyorum. Sizler ise 2021’in ilk gününde okuyacaksınız bu yazıyı. 2021 güzel ülkemiz ve tüm dünya için sağlık, huzur, sevgi, birliktelik getirsin.

2020’nin son gününde Cumhurbaşkanı Erdoğan yayımladığı yeni yıl mesajında bir kere daha reformların altını çizdi. Erdoğan, “Reformları milletimizin takdirine sunacağız. 2021’de de koşuşturmaya devam edeceğiz. Özgürlükler çıtasını yükselteceğiz” dedi. Bu çok önemli mesajın takibi ve talebi de bizlere düşüyor. Bir önceki yazımda altını çizdiğim gibi ‘ama’sız, ‘fakat’sız, istisnasız herkes için daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, talep etmeliyiz. Batı ya da bir ülke istiyor diye değil; çağın gereğine uygun olarak, kendimiz, çocuklarımız, ülkemiz, geleceğimiz için istemeli ve takipçisi olmalıyız. Özgürlüklerimizi birbirimizin alanlarına saldırmadan, saygı göstererek kullanmalıyız. Hepimizin aynı gemide olduğunu unutmadan, nefret dilini, hakaretleri, kutuplaşmayı artık arkada bırakmalıyız.

LİYAKAT VE BAŞARI

Bu güzel ülkemiz ve insanlarımız başarıyı, demokrasiyi, güçlü ekonomiyi, milli çıkarlarını sonuna kadar korumayı hak ediyor. Haksızlıkları, torpili, akraba ilişkilerini tarihe gömmeliyiz. Liyakati devlette hem ülkemizin başarısı, hem insanlarımızın geleceği ve bu ülkeye yönetimlerine şevk ile bağlanmaları için ana kural haline getirmeliyiz.

EĞİTİM ŞART

Sorun sadece bizde değil. Sorun aynı zamanda tüm dünyada. En önemli sebep ise salgın. Ancak bu salgın da son bulacak ya da biz bu virüsle, virüs de bizimle yaşamaya alışacak. Tüm bunları göz önünde bulundurarak “kayıp nesil” oluşması önlenmeli. Müfredatlar yenilenerek, eksiklikler tespit edilerek, önümüzdeki süreçte çocuklarımızın kaybettikleri, yeteri kadar öğrenmedikleri ne var ise kapsamlı bir çalışma ile telafi edilmesi için yol haritası hazırlanmalı. Gerekirse yaz tatili süresi azaltılmalı.

EKONOMİDE YOĞUN MESAİ

Pandeminin iyice derinleştirdiği ekonomik sorunlar hepimizi vurdu. Yönetim gerekli tedbirleri alarak, demokrasi ve hukuku güvenilir hale getirerek, Türkiye’nin dış dünya ile ilişkilerini daha da iyileştirerek sorunları çözmeli.

EYYY ERKEKLER! YETER ARTIK!

Yazının Devamını Oku

2021’e doğru (1)

Dünya 2020 yılını iyi hatırlamayacak. 2020’ye salgın damgasını vurdu. 2021’e bulunan aşıların umuduyla giriyoruz. Aşının tüm insanlara ulaşması ve o beklenen mutasyonla virüsün ortadan kalkması en büyük dileğim. Salgın hepimizin hayatlarını derinden etkiledi. Bireysel, toplumsal, yönetimler olarak herkesin, her kurumun kendini sorgulaması gereken unsurlar var.

Yalnızlığı öğrendik. Hastalanınca ya da ölüm döşeğinde tek başına kalmanın zorluğunu gördük. Sevdiklerimize dokunamamanın, büyüklerimizi görememenin, onlara sarılamamanın ne büyük eksiklik olduğunu anladık. İnsan çok hızlı unutur. Umarım bu eksikliklerin içimizde yarattığı boşluğu tamamen unutmaz ve bundan sonrasında birbirimize daha çok önem ve değer veririz.

Teknolojinin sayısız faydasını yaşadık. İşlerimizi bir cep telefonundan idare ettik, toplantılarımızı bilgisayarlardan yaptık. Çocuklar uzaktan eğitime geçtiler. Salgın bizi teknolojiye mecbur etti. Ama herkes aynı imkâna sahip olamadı. Bundan sonra her olasılığa karşı hazırlıklı olmanın önemini anladık. Devletlerin teknoloji, teknolojiye erişim, her çocuğa bilgisayar sağlayabilme konularında hazırlık yapması gerekiyor. En kısa sürede normal hayatlarımıza dönmek istiyoruz. Normal hayatlarımıza döndüğümüzde de bir gün yeniden yaşanabilecek bir salgına karşı tüm altyapımızın hazırlıklı hale gelmesi gerektiğine şüphe yok.

Devletlerin süreçten dersler çıkararak, olası bir salgın ya da felakete karşı her an uygulamaya sokulabilecek bir eylem planı hazırlamaları gerekiyor. Alanında uzman isimlerle, kapsamlı, adım adım ne yapılacağının yer aldığı ve gerektiğinde güncellenebilecek bir yol haritası olmalı.

Dünyanın bundan sonraki yıllarda biz insanlar nedeniyle daha çok felaketlerle karşılaşacağını ve bunun mutlaka önlenmesi gerektiğini anlamalıyız. Bir başka salgın ya da en az salgın kadar yıkıcı etkisi olan küresel ısınma... Devletler istemese de vatandaşları baskı yapmalı. Küresel ısınmayla mücadele ve dünyayı korumak için gereken adımlar mutlaka atılmalı. Küresel ısınmanın kuraklık, açlık felaketlerini getireceği ve önlem alınmazsa da bunların kaçınılmaz olacağı unutulmamalı.

Tüm dünya, sağlık sektörüne yatırımın önemini gördü. Hastane kapasitesi, altyapı kadar aşı ve ilaç çalışmalarında da öncü olabilmenin ne kadar hayati olduğu anlaşıldı.

Salgının ekonomi üzerinde yarattığı tahribat ağır. Faturası kimi ülkeler için yıllarca ödenecek. Daha güçlü devletler daha hızlı atlatacak. Bir kere daha güçlü ekonominin önemi anlaşıldı.

Umarım 2021’in ilk aylarında aşıların da etkili olmasıyla salgının yarattığı karanlık dağılmaya başlar. Yarattığı her tahribatın düzelmesi zaman alacaktır. Önemli olan yola dersler çıkararak ve hataları tekrar etmeden devam edebilmektir.

2021 REFORM YILI OLACAK MI?

Yazının Devamını Oku

2020'den 2021 gündemini belirleyecek başlıklar

Zor ve kötü bir yıldı 2020... Dünyanın başına başka ne felaket gelecek endişesi ile geçti. 2020’nin zorlukları ve sorunları her alanda 2021’e taşınıyor. Tüm dünya açısından salgın, salgının yarattığı toplumsal ve psikolojik sorunlar, salgının yol açtığı ekonomik kriz ilk sırada yer alıyor. Sıralama diğer başlıklarda ise ülkeler açısından farklılaşıyor. 2021’de Türkiye açısından salgın ve ekonominin ardından konuşulacak sorunlu başlıklara bakacağız. Bunu yaparken bazı perde arkasında kalan bilgileri de yansıtmaya çalışacağım.

POLEMİKLER SÜRER

Belli ki iç siyasette kutuplaşma, liderler arası polemik son sürat 2021’de de devam edecek. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2020’nin son çeyreğinde söylem değiştirerek “erken seçimi” gündeme taşımasının ardından, muhalefetin önümüzdeki yıl da erken seçim ve sistem tartışmasına ağırlık vereceği öngörüsünde bulunmak yanlış olmaz. Erken seçim söyleminin kendilerine yakın TV ya da internet medyasında, sokak röportajlarıyla gündemde tutulması talebi de bunun önemli göstergelerinden. Diğer yandan İYİ Parti’nin yeni yılın ilk ayında açıklaması beklenen “sistem değişikliği” önerisi de bu tartışmaya yeni bir boyut getirecektir. İYİ Parti bir Anayasa değişikliği üzerinde çalışmıyor. Sistemin A’dan Z’ye nasıl olması gerektiği konusunda bir yol haritası hazırlıyor.

AB İLE İLİŞKİLER

2021 yılının zorlu başlıklarından biri de Avrupa Birliği ile ilişkiler. Kriz ve sorun mart ayına ertelendi. Bu süreçte tarafların atacağı adımlar önemli olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Yeni yılda Amerika ve Avrupa ile olan münasebetlerimizde yeni bir sayfa açmayı arzu ediyoruz” açıklaması, reform çalışmaları ve söylemleri önemli. Diğer yandan Türkiye’nin milli çıkarlarını, haklı taleplerini de unutmamak lazım. Buna rağmen Avrupalı yetkililerin de Türkiye’den beklentileri var. Henüz Oruç Reis denize açılmadan konuştuğum Avrupalı yetkililer, “Mart ayı öncesinde Türkiye Doğu Akdeniz’de tansiyonu düşürmeli. Türkiye bunu yaparsa aramızdaki diğer meselelere de eğileceğiz” demişlerdi. Oruç Reis’in açılması ve Türkiye’nin bundan sonra atacağı olası adımlar, ‘ilişkileri nasıl etkileyecek’ göreceğiz. Türkiye ve Yunanistan arasında yapıcı diyalog isteyen Avrupalı yetkililer, “Türkiye’den partnerlerine yönelik olumlu adımlar gelmeli. Diğer yandan reform söylemleri olumlu karşılanmakla birlikte artık Avrupa bunların hayata geçirildiğini görmek istiyor” ifadesini de kullandılar. Tüm bu sohbetlerde Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş konularına da özel yer ayırdıklarının altını çizmek gerek.

ABD İLE İLİŞKİLER

Reform söyleminin hayata geçmesini bekleyen bir diğer ülke de ABD. 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan Joe Biden ve hükümetiyle yapılacak ilk görüşmeler, yeni yılda önem taşıyacak. Ankara arka kapı diplomasisi ile yeni yönetimle temasta. Şu an ABD’ye göre en sorunlu konu S-400’ler. Ancak Ankara’ya göre ise terör örgütlerine verdikleri destekler. Türk yetkililer bunu kamuoyuna yaptıkları açıklamalar gibi Amerikalı muhataplarına da ilettiler. Görüşmelerde “Aramızdaki en büyük sorun S-400 değil, PKK... YPG ve PKK aynı. Aynı değil derseniz, aklımızla alay etmiş olursunuz. YPG, 24 saat Kandil’den talimat alıyor. Bu konuda Türkiye’nin hiçbir tavizi olamaz” dediler. Diğer taraftan CAATSA’nın devam edip etmeyeceği ya da daha da ağırlaşıp ağırlaşmayacağı da gündemde olacak. Bunu da başkanın kongreye vereceği raporlar belirleyecek. Kısacası iki taraf açısından baktığımızda S-400’ler ve PKK/YPG terör örgütleri iki ülke arasında yeni yılda en çok konuşulacak başlıklar. FETÖ, Halk Bankası gibi başlıklar da önemli sorunlar arasında.

F-35’LER NE OLUR?

Diğer dikkat çeken başlık da bu. Her ne kadar Türk firmalar üretime devam etseler de, Türkiye parasını ödediği halde uçaklarını alamıyor, ortaklığına da son verildi. Peki ne olacak? Türkiye uluslararası hukuk yoluyla hakkını arayacak mı? Cumhurbaşkanlığı’nda bu konuda bir çalışma yürütülüyor. Ancak şunu söyleyelim F-35’lerde 9 ortak için de geçerli olan özel bir mutabakat zaptı var. Ortaklar arası sorunun konuşularak çözüleceğini belirten mutabakat zaptına rağmen Türkiye’ye bir haksızlık yapıldığı açık. Bu nedenle uluslararası alanda neler yapılabileceği araştırılıyor. Diğer yandan Amerikalılardan alınan izlenim, Türkiye’nin zararının karşılanması için görüşmeler yapılabileceği yönünde.

Yazının Devamını Oku

Beyaz sayfa açılır mı?

Joe Biden’ın seçilmesi, 20 Ocak’ta başkanlık koltuğuna oturması ve ABD’nin Türkiye’ye CAATSA yaptırımlarını uygulama kararının ardından Türkiye-ABD ilişkileri nereye gidecek? Öngörüde bulunabilmek için süreçte yaşanan perde arkası gelişmelere bakacağız.

YAPTIRIM SÜRECİ

Bu bölümde ilgili okurların yakından takip ettiği resmi açıklamalara, ABD’ye açık açık söylenenlere girmeyeceğim. Önce “Türkiye neden S-400 almaya karar verdi?” sorusuna yanıt vereceğiz. Türkiye’nin S-400 kararı öncesinde Çin ile görüştüğünü, anlaştığını ve bu durumdan ABD’nin yine rahatsızlık duyduğunu hatırlatmakta fayda var. Süreçte ABD ve Avrupalıların bulunduğu firmalara, Türkiye aynı talep listelerini gönderdi. Bir süre Ankara kendi içinde “savunmaya mı yoksa saldırı sistemine mi ihtiyaç olduğunu” da tartıştı. Çinlilerle anlaşmanın bozulmasının ardından, sistem tartışması sürerken Rus uçağı düştü. Askerlerin savunma sistemine ihtiyaç olduğunu ifade etmesinin ardından, firmalarla yeniden görüşmeler yapıldı. ABD’nin Patriot’lar konusundaki olumsuz tavrının ardından ise S-400’lere karar verildi. Kararda Ruslarla ilişkilerin düzeltilmesi amacının da bir parça etkili olduğu yorumunu yapabiliriz.

YAPTIRIMLARLA İLGİLİ NE MESAJ VERDİLER?

Yaptırımların uygulanacağının açıklanması öncesinde, Amerikalıların bürokrasi düzeyinde yaptıkları temaslarda “yaptırımların ağır olmadığı” mesajını verdikleri öğrendim. Diğer yandan Amerikalı yetkililerle görüşen işinsanlarına da benzer olumlu mesajlar verildi, “Yaptırımlar Türkiye’ye karşı hasımlık değil. Kanunlara uyma mecburiyeti” denildi. Gelinen noktada özel şirketler yaptırım kapsamında değil. ABD ancak ilişkileri daha da germek isterse ve böyle bir adım atarsa, iki ülke ilişkileri farklı bir boyuta taşınır. Ankara şu an böyle bir beklentide değil. Yaptırımların devam edip etmeyeceği ABD Başkanı’nın kongreye vereceği rapora bağlı olacak. Burada da Biden ve ekibi ile yapılacak görüşmeler etkili olacak.

BIDEN VE EKİBİ İLE TEMAS VAR MI?

ABD ile üç yıl önce başlayan, arka kapı diplomasisi olarak da tanımlayabileceğimiz resmi olmayan temaslar sürüyor. Bu kapsamda son dönemde de hem Demokratlarla, hem Cumhuriyetçilerle hem de kurumlarla yine görüşmeler yapıldı. Ankara’nın “ABD ile ilişkilerin iyileştirilmesi isteniyor” mesajı da iletildi, hassasiyetler de... Edindiğim bilgiye göre, Biden’ın seçim dönemi iktidarın değişmesine yönelik sözleri için de Ankara’ya “Seçim konuşmasıydı. İç siyasete yönelikti” mesajı iletildi. Tüm bunlara rağmen ABD ve AB’nin Türkiye’nin reform söylemini olumlu bulduğunu ancak bu sefer hayata geçirilmesi gerektiğini düşündüklerini de ekleyelim.

TİCARİ İLİŞKİLER İLK ADIM OLABİLİR Mİ?

Bu arada TAİK’in mektubuyla iki ülkenin ticaret hedefini 100 milyar dolara çıkarması gereği yeniden dillendirildi. İşinsanları ticarette adım atılırsa, diğer sorunlu alanların da önünün açılabileceğini düşünüyor. Amerika’dan aldıkları mesaj da

Yazının Devamını Oku

F-35’ler için üretime devam

Savunma Sanayii Başkanı (SSB) İsmail Demir gazetelerin Ankara temsilcileriyle buluşarak, ABD’nin CAATSA çerçevesinde Türkiye’ye uyguladığı yaptırımları değerlendirdi. S-400’lerin imzasının 2017 yılından önce atıldığını hatırlatan Demir, “Yaptırıma girmemesi gerekirdi” dedi. ABD yaptırımlarından büyük projelerin etkilenmeyeceğini söyleyen Demir’in açıklamaları özetle şöyle:

YAPTIRIMLAR SADECE SSB’Yİ KAPSIYOR

 Yaptırımlar SSB’nin tedariklerini nasıl etkileyecek? Acil durumda tedarikler TSK üzerinden yapılabilir mi?

SSB’nin doğrudan satın aldığı pek birşey yok. Biz SSB olarak güvenlik güçlerimizin ihtiyaç duyduğu bir projeyi tanımlıyoruz, olgunlaştırıyoruz, ihalesini yapıyoruz, ana yükleniciye veriyoruz ve sonrasında biz takip ediyoruz. Bu süreçte doğrudan alımları da ana yüklenicilerimiz yapıyor. Bu şirketler de yaptırım kapsamında değil. Bu karar Türkiye’ye yaptırım demek değil, bu karar SSB’yi, beni ve ekibimden 3 arkadaşımı kapsıyor. MSB ve savunma sanayii sektörümüz genelde bu kapsamda değil.

 Yaptırımların Türkiye’ye 1,5-2 milyar dolar zararı olur yorumlarına katılıyor musunuz?

Ben o yorumları gerçekçi bulmuyorum. Bu CAATSA yaptırımlarının şu an için açıklanan çerçevesinde olacak bir şey değil. Bunun ötesinde bir uygulama ve niyet varsa o başka bir şey. Uzunca bir süredir yavaşlatma ve engelleme uygulamaları zaten var.

BÜYÜK PROJELERİMİZİ ETKİLEMEZ

 

Yazının Devamını Oku

Hulusi Akar’dan ABD’ye: Yaptırım kararını gözden geçirmesini bekliyoruz

ABD’nin Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını Savunma Sanayii Başkanlığı’nı hedef alacak şekilde hayata geçirmesinin ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bir grup gazeteci ile bir araya geldi. Bakan Akar, başta yaptırımlar ve ABD ile ilişkiler olmak üzere gündemdeki tüm soruları yanıtladı. S-400 alımının Türkiye’ye yönelik tehdit ve ABD’nin Patriot’ları satmakta ayak diremesinden kaynaklandığını belirten Bakan, “Teknoloji transferi, ortak üretim gibi kriterler konuldu. Şeffaf işlem yapıldı, saklı gizli bir şey yok. Temennimiz ABD’li müttefiklerimizin uygun olmayan karardan dönmeleridir” dedi.

Akar’ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:PKK/YPG’DEN BAŞLAMAK GEREKİYOR

 CAATSA yaptırımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaptırım ne olursa olsun uygun değil. Güveni, dostluğu sarsıyor. Temennimiz uygun olmayan karardan ABD’li müttefiklerimizin dönmeleri, sağduyunun, aklıselimin hâkim olması, orta ve uzun vade planlarımızın dikkate alınması. Biz dostluktan yanayız. ABD’de yönetim değişiyor. Önümüzde neler olabilir, bakacağız. Eski Varşova Paktı ülkelerinden NATO’ya dahil olan dostlarımızda, Ruslardan kalan onlarca mühimmat, Yunan dostlarımızda S-300 var. ABD’li dostlarımızın objektif olmalarını istiyoruz. Diyalog, uzlaşma, hoşgörü ve problemleri çözecek yaklaşım olması lazım. Aramızdaki en büyük problem S-400 değil. PKK/YPG terörist mi değil mi? Önce oradan başlamamız gerekiyor. ABD’li dostlarımızın bunun cevabını vermesi lazım. Bunun adının konulması lazım.

 Yaptırımlar savunma projelerini nasıl etkileyecek?

Sıkıntılar olabilir ama bunların ölümcül olmayacağı da kesin. Bakanlık da Savunma Sanayii Başkanlığı da sıkıntıların tespiti ve çözümü için çalışıyor.

 ABD’nin S-400’leri hangara kaldırma talebi hayata geçer mi?

Ülkemizin ve milletimizin hava ve füze savunması için aldık. Süreç devam ediyor. Kullanmak için aldık, başka ülkelere satışı gündemde değil. Kullanımda Ruslar olmayacak. Kullanım yetkisi, emir-komutası kontrolümüzde olacak.

Yazının Devamını Oku

AB açısından Türkiye ile ilişkiler

Türkiye, ABD ve AB’nin çifte yaptırımlar sürecinde. Süreç dememin sebebi, her ne kadar şimdilik AB konusu krize dönüşmeden atlatılmış görünse de, ABD Başkanı Trump Türkiye ile ilgili maddelerin bulunduğu tasarıyı Çin’e yarayacağı gerekçesiyle imzalamayacağını açıklamış olsa da henüz sorunlar çözülemedi ve yaptırımlar dosyası her iki kanatta da kapanmadı.

Öncelikle Avrupa Birliği, Fransa ve Yunanistan’ın taleplerinin aksine Ankara’ya şimdilik sembolik yaptırım kararıyla yetindi. Şimdilik dememin nedeni, ek listelemeler yapılacak ve Türkiye’nin durumunun 25-26 Mart 2021’de yapılması öngörülen AB Liderler Zirvesi’nde bir kere daha masaya yatırılacak olması. Türkiye-AB ilişkileri büyük bir krize girmeden, sorun mart ayına ertelenmiş oldu ve taraflar yaklaşık üç aylık bir süre kazanmış oldu.

AB SORUNU NASIL VE NEDEN MART AYINA ERTELEDİ?

Peki bu karar nasıl çıktı? AB ve Brüksel kulislerinde yapılan değerlendirmeler şöyle:

 NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in Türkiye’nin müttefikliğini önemseyen açıklaması önemliydi.

 Dönem başkanı Almanya, hem birlik içinde hem de ulusal stratejisi olarak Türkiye ile olumlu gündem yürütme hedefine odaklandı. Amaç Türkiye ile köprüleri hiçbir zaman atmamaktı.

 İyi ve dengeli bir çözüme odaklanıldı. Bu kapsamda iki tarafta da yer almayan, başını Almanya’nın çektiği İtalya ve İspanya gibi ülkelerden oluşan üçüncü grup zirve öncesinde taraflarla yoğun bir trafik yürüttü. Bir anlamda uzlaştırma formülünün hayata geçebilmesi için arabulucu rolü üstlendiler.

 Merkel, Biden yönetimindeki yeni ABD hükümetinin olası etkisini başta Fransa olmak üzere üye ülkeler üzerinde kullandı. Biden’ı işaret ederek yeni yönetimin ABD-AB-Türkiye üçgeninde yeni bir ilişki formatını geliştirebileceği mesajını verdi. Bu sonuç bildirgesine de “Türkiye ve Doğu Akdeniz ile ilgili konularda ABD ile koordineli çalışmak istiyoruz” ifadesi ile yansıdı. Bir anlamda AB, hem ABD’nin Türkiye politikasını görmek istiyor, hem de Biden’ın transatlantik ilişiklerini geliştirme hedefine ve bu çerçevede yürüteceği politikalara güveniyor.

AB’NİN TÜRKİYE’DEN BEKLENTİLERİ NELER?

Yazının Devamını Oku

Bir veli yazısı

Sabah zorla uyandırma girişimleri, bilgisayarı açıp önüne koymalar, adeta “Ders çalış” yalvarışları, “Kendini geliştir” tavsiyeleri, “Telefonu ya da oyuncağını kaldır, derse odaklan” talimatları...

Diğer yandan bilgisayarsızlık, internetsizlik, çocuk sayısına yetmeyen televizyon... “Aman çocuğum hastalanmasın, ya okulda virüs kaparsa” ile “Eee ama sokağa çıkıyor” ve “İki yıl kaybetti, nasıl toparlayacak, ne olacak bu çocuğun durumu” arasında gidiş gelişler... Çocukları karşımıza oturtup, durumu anlatıp, kendini geliştirmek için neler yapması gerektiğini söylemek, dil dökmek... “Ekran karşısında bu kadar uzun durma”dan, “Ekranın karşısından sakın kalkma”ya geliş. Sahi, ne olacak bu çocukların hali? Telafi edebilecekler mi kaybettiklerini? Türk Eğitim Derneği Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyesi Selçuk Pehlivanoğlu ile bu konuda uzun uzun sohbet ettik. Bir bölümünü sizlerle de paylaşmak istiyorum. Pehlivanoğlu, dünyadaki araştırmalara da dikkati çekerek, önce “Uzaktan eğitim değil, uzaktan öğretim olur. Üstelik uzaktan öğretim de 15 yaş üstü içindir. Bilimsel açıdan böyledir. Akıllı ya da zengin olmakla ilgili değil. Bu beyin gelişimiyle ilgili” dedi.

EN SON OKULLARI KAPATMALIYDIK

Birçok veli gibi ben de dünya ülkelerinin salgın sürecinde ne yaptığına bakmaya çalıştım. Ülkemizde bir süre her yer açık ama okullar kapalıydı, üstelik yaz aylarını da değerlendiremedik. Bu düşüncelerimi Selçuk Pehlivanoğlu ile paylaşınca şöyle dedi:

“Kesinlikle ve kesinlikle bizim başından beri okulları en son kapatmamız gerekirdi. Dünya böyle yaptı. İl ve ilçe bazlı planlama yapmalıydık. Örneğin Fransa’da sokağa çıkma yasağı var ama okullar açık. Hem dünyada hem Türkiye’de okullara giden çocukların bulaştırıcılığı, gitmeyen çocuklardan çok daha az. Geçtiğimiz yaz aylarını değerlendirebilirdik. Almanya, Fransa gibi ülkelerde yaz tatili 6 hafta. Bizde 13 hafta.”

YENİDEN PLANLAMA ŞART

Olandan ders çıkarmakta fayda var. Ama asıl mesele, kazanımların bile kaybedilme riski bulunduğunu göz önünde bulundurursak, gelinen noktanın nasıl telafi edileceğinde. Ya da son dönemde dile getirilen “kayıp nesil” oluşumunun nasıl önleneceğinde... Selçuk Pehlivanoğlu’nun reçetesi şöyle:

“Doğru planlama ve irade şart.

Aşılama ile birlikte ortaya çıkacak tabloda, yaş gruplarına göre okulların açılması için yeni bir planlama yapılmalı. Yani salgının seyrine göre il, ilçe, köy bazlı ayrı değerlendirmelerle, okullar koşullara göre açılmalı.

Yazının Devamını Oku

Batı ne yapacak?

Kritik bir haftaya girildi. Haftanın aktörleri Batı ve Türkiye. Bir yanda Avrupa Birliği, diğer yanda ise ABD. Temel sorun her ikisinin de Türkiye’ye yaptırım uygulayıp uygulamayacağı ve her ikisiyle de ilişkilerin nasıl bir noktaya geleceğinde. Hem ABD’de hem de AB’de Türkiye’nin yürüttüğü politikalara öfkeli ve bu nedenle Türkiye’nin cezalandırılması gerektiğini düşünen kalabalık siyasi aktörler bulunduğuna şüphe yok.

AB’nin kararı için 11-12 Aralık zirvesi bekleniyor. Dönem başkanı olarak kilit rol üstlenen Almanya’dan son dönemde gelen mesajların olumlu olduğunu söylemek de mümkün değil. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas’ın AB’nin Türkiye’ye yaptırım kararı alacağını ve bunların sadece kısa vadeli değil, orta ve uzun vadeli de olacağını söylediği açıklaması tabloyu daha da kötümser hale getirdi.

Hem AB hem de ABD açısından bakacak olursak, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinin, Libya ve Kafkaslar politikasının, S-400 alımının ve Rusya ile olan ilişkilerinin rahatsız edici başlıklar olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye kendi çıkarları yerine sadece Batı’nın çıkarlarını öncelese, saydığım başlıklarda gerekli adımları atmasa sorun yaşanmayacaktı. Türkiye milli çıkarları doğrultusunda politikalarını oluşturdu ve ne yazık ki tam da bu yüzden ayağına basılan Batı içinde bir grup tehdit ve yaptırımlarla Türkiye’ye ‘dur’ demeye hazırlanıyor. Yine de aklıselim ve AB’nin Türkiye’yle ilgili başta mülteciler olmak üzere çıkarları baskın gelir mi, bu hafta içinde göreceğiz.

ABD açısından duruma bakacak olursak, Joe Biden hükümeti 20 Ocak’ta göreve başlayacak. Ancak CAATSA yaptırımları şimdiden gündemde. İnişli çıkışlı Türkiye-ABD ilişiklerinde son dönemde en dikkat çeken gelişme Dışişleri Bakanı Pompeo’nun tavrı ve açıklamaları oldu. Bir anlamda giderayak Türkiye’yi hedef tahtasına koydu. Türkiye ziyareti sırasında kendisine açılan telefona rağmen “Ankara’ya gelmeyeceğini ve kendisinin bir görüşme gündemi bulunmadığını” söylemesi, ardından da NATO toplantısında Türkiye’ye sert suçlamalar yöneltmesi... Bu şovu NATO’da yaptı. NATO üyelerinin büyük bölümünün AB üyesi ülkelerden oluştuğunu hesaba katarsak, bir anlamda AB’nin önünde yaptı. ABD’de Cumhuriyetçi senatörler Lindsey Graham ve James Lankford’un The Wall Street Journal’a yazdıkları makaleyi de unutmayalım. İki senatör halen ABD Başkanlık görevini yürüten Trump’ı CAATSA yaptırımlarını uygulamaya çağırdılar ve “Türkiye’yi ABD yerine Rusya’yı seçmek konusunda cezalandırmak, açık bir uyarı olur” dediler. Trump gitmeden yaptırımları uygulayacak mı, bilinmez. Ancak belli bir grubun amacı giderayak Trump’a bu yaptırımları uygulatmak.

TÜRKİYE AÇISINDAN DURUM

Hem ekonomideki genel gidişat, hem de salgının dünyada yarattığı etki göz önünde bulundurulursa, Türkiye yaptırımlarla karşılaşmak istemiyor. CAATSA yaptırımlarının Trump tarafından imzalanmaması gerektiği belirtiliyor. Trump imzalamazsa değerlendirme Biden’a kalacak. Bu durumda Türkiye görüşmeler için de zaman kazanmış olacak. Ancak buna rağmen yaptırım seçeneğinin hayata geçebileceği de hesaba katılıyor ve buna göre de hazırlık yapılıyor. Şimdilik ABD açısından bir bekleme dönemine girildi.

Diğer yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye’nin yeri Avrupa” açıklamasının ardında, yeni dönem ve bir dizi çalışma bulunuyor. Bunu “Batı ittifakı, yeni dönem ve bunun için hazırlık” olarak da tanımlayabiliriz. AK Parti içinde bir grubun bu konuda çalıştığı belirtiliyor. AB ve ABD ile ilişkilerin boyutu, reformların altının doldurulması, AB şirketlerinin Türkiye’deki haklarının korunması, ekonomik açıdan ortak hangi adımların atılabileceği konularında çalışma yürütülüyor. Bu çalışmaların yanı sıra NATO’nun Batı ile ortak çalışma alanı olduğuna dikkat çekilerek, Türkiye’nin sahada güçlü adımlar attığı ve bundan sonra da atabileceği söyleniyor. İşte bu söylemin ABD ve AB ile paylaşılması da gündemde. Türkiye önümüzdeki süreçte, NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesini de ön plana çıkarabilir.

Yazının Devamını Oku

Bilim Kurulu tüm seçenekleri gündemine aldı

Gözümüz kulağımız her akşam Sağlık Bakanlığı’nca açıklanan vaka sayılarında. Alınan tedbirlere rağmen rakamların artışı sürüyor. Üstelik henüz aralık ayının başındayız. Dünyadaki aşı çalışmalarındaki olumlu gelişmelere rağmen bahara, yani açık hava avantajına kavuşmamıza daha epey vakit var.

Vaka sayısındaki son durumu konuşmak için Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz’ı aradım. Günlük vaka sayısının 32 bine yaklaştığını hatırlatarak, “Tedbirler mi yetersiz yoksa uygulamada mı sorun var?” sorusunu yönelttim. Kayıpmaz, Bilim Kurulu’nun gündemindeki seçenekleri açıkladı:

CİDDİ DÜŞÜŞ OLMAZSA KAPSAMLI KAPATMA GÜNDEMDE

“Kamu yönetimi aşama aşama tüm tedbirleri devreye sokuyor. Bizim de kısıtlamalara ve bireysel tedbirlere uyarak buna destek vermemiz lazım. İşin sağlık boyutuna baktığımızda, elbette ki tam kapanma vaka sayılarını ve dolayısıyla sağlık hizmetlerinin üzerindeki yükü azaltmak açısından yararlıdır. Bununla birlikte hastalığın bir süre daha yaşantımızda olacağını göz önünde bulundurarak akılcı kapama seçeneklerini de düşünmeliyiz. Bir başka deyişle sağlık, eğitim, temel üretim ve tedarik konularında sürdürülebilirliği sağlayıp riskli grupları korumamız temel olmalıdır. Bununla birlikte şu anki önlemlerle hasta ve ağır hasta sayılarında ciddi bir düşüş sağlanamadığı takdirde daha kapsamlı bir kapatma da gündemimizdedir. Özel sektörde uzaktan çalışma ve esnek mesai uygulamasının da insan hareketliliğini azaltmaya katkısı olacağı açıktır.”

YENİ YIL KARARI VAKA SAYILARINA GÖRE VERİLECEK

Yeni yıl kutlamalarındaki kısıtlama da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları ile gündeme gelmişti. Peki yeni yıl akşamının perşembe gününe denk gelmesi nedeniyle dört günlük bir kısıtlama gündemde olur mu?

“Yeni yılda cuma akşamı saat 9’dan itibaren pazartesi sabahına kadar bir kısıtlama söz konusu. Buna perşembe ve cuma gündüz de ilave edilebilir. Önümüzde bunu değerlendirmek için yaklaşık bir ayımız var. Tarih yaklaştıkça, o zamanki vaka sayılarına göre bir tavsiyemiz olacaktır. Yılbaşında özellikle dikkat etmemiz gereken kalabalık ev kutlamalarından kaçınmak ve yeni yıla sadece hane halkımızla bir arada girmektir.” 

AŞININ UZUN DÖNEMDE BİR YAN ETKİSİ OLUR MU?

Bilim Kurulu’nun son toplantısında Türkiye’de aşılamanın nasıl yapılacağı da konuşuldu. Dört gruba ayrılarak aşılamanın yapılacağı açıklandı. Ancak aşı hangi ülkeden gelirse gelsin bazı kesimler,

Yazının Devamını Oku

194 yıllık CSO’ya yeni bina

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın 62 bin 500 metrekarelik yeni yerleşkesi bu akşam açılıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bu merkezle birlikte Ankara’da bir kültür vadisi oluşturulacağını söyledi.

ANKARA bu akşam, 194 yıllık Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) yeni yerleşkesinin açılışına hazırlanıyor. Açılış öncesinde son hazırlıkların yapıldığı yerleşkede Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy medyanın Ankara temsilcileri ile buluştu. Ersoy hem yerleşke hakkında bilgi verdi hem de yerleşkeyi gazetecilere gezdirdi. Temeli 23 yıl önce atılan binanın inşaatı senelerdir tamamlanamamıştı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un çalışmalarıyla 21 ayda tamamlanan yerleşke 3 ve 4 Aralık’taki konserlerle sanatseverlere kapılarını açacak.

Bina, 62 bin 500 metrekarelik kapalı alandan oluşan üç bölümden oluşuyor. Orkestranın çalışma alanları, koroların çalışma alanları ve performans salonları. Toplam 2023 koltuk kapasiteli ‘Büyük Salon’, 500 koltuk kapasiteli ‘Mavi Salon’ ve 600 kişilik ‘Tarihi CSO Salonu’ndan oluşan bir kampüs.

İŞLETMESİNDE PARİS ÖRNEĞİ

Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, “Burayı bir kültür adası haline getirmeye karar verdik. Tarihi CSO binasını da restore ederek hizmete açacağız. CerModern ve Resim Heykel Müzesi ile birlikte sonuçta bir kültür vadisi oluşacak” dedi. Merkezin işletmesi için Paris örneğinin incelendiğini belirten Bakan, işletme için özel bir yapılanma kurulduğunu söyledi.

MÜZE VE MÜZİK YOLU

BAKAN Ersoy’un anlatımıyla merkezdeki yenilikler şöyle:

Yazının Devamını Oku

‘Karar partim adına normal kendi adıma üzücü’

Hayatını anlattığı ‘Aklımda Kalan’, Kürt meselesiyle ilgili hazırladığı raporlar ve eski yazılarından derlediği ‘Ardımda Kalan’ kitabının ardından verdiği mülakat çok tartışıldı. Hatta mülakattaki bazı ifadeler AK Parti Merkez Yürütme Kurulu’nda görüşüldü ve disiplin kuruluna sevk edildi. Mehmet İhsan Arslan... Kuruluşunda önemli rol oynadığı AK Parti’nin eski milletvekili, Kürt meselesi çalışmalarıyla öne çıkan siyasetçi.

Disiplin kuruluna sevkine neden olan ifadeleri, kuruldan nasıl bir karar beklediğini ve nasıl bir yol izleyeceğini kendisine sorma imkânım oldu. İhsan Arslan partisinin kendisiyle ilgili aldığı disiplin kuruluna sevk kararının ardından ilk kez Hürriyet gazetesine konuşurken “Kararı partimiz adına normal, kendi adıma üzücü buluyorum” dedi. Mehmet İhsan Arslan’a sorularımız ve yanıtları şöyle:

YOL ARKADAŞLARIMI İNCİTTİYSEM HELALLİK DİLİYORUM

 AK Parti tarafından disiplin kuruluna sevk edilmenizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Partimiz adına normal, kendi adıma üzücü buluyorum. Sözlerimin özellikle AK Parti muhalifleri tarafından bambaşka yerlere çekilmeye çalışıldığı bir ortamda, elbette düzeltme yapma ihtiyacı duyuyorum. O mülakata dair bir hususu burada paylaşmak durumundayım. BBC benim özel tercihim değildi. Onlara konuşmam, kitaplarımın yayına hazırlanmasına katkı sunan arkadaşın tavassutu ve ricası üzerine oldu. Röportajı yazıya döktüklerinde, benim onayımı alıp öyle yayımlayacaklardı. Ama öyle yapmadılar. Hal böyle olunca, okurlara sundukları o metinde, yanlış anlaşılmaya ya da benim kastetmediğim anlamlar yüklenmeye müsait ibareler de yer aldı. Nihai metin benim onayım alınarak oluşturulsaydı, bunlar yaşanmazdı. Ama olan oldu. Gereksiz bir tartışmaya sebebiyet vermiş olmak beni tabii ki üzdü. Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Tayyip Bey’e ve partimize ne kadar değer verdiğimi bizim camiada tüm arkadaşlarımız gayet iyi bilirler. O sadece partimizin değil, davamızın da lideridir. Aramızda özel bir hukuk var. Ona ve ailesine daima saygı ve sevgi beslemişimdir. Bu husustaki hassasiyetim herkesin malumudur. İstemeyerek de olsa yol arkadaşlarımızı incittiysem kendilerinden helallik diliyorum.

SİYASETTEKİ SON DURAĞIM AK PARTİ

 AK Parti’den ihraç edilebileceğinizi söyleyenler de var...

Bence herkes işini yapmalı. Hiç kimse kendini disiplin kurulunun yerine koymasın. Partimizdeki ilgili arkadaşlarla meseleyi kardeşçe konuştuk. Takdir arkadaşlarımızındır. Ben AK Parti’ye kuruluş günlerinden itibaren dava şuuruyla gönül vermiş bir insanım. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu davanın bir neferi olmaya devam edeceğim. Benim siyaset serüvenim Milli Nizam’la başlamıştır. Bu fani hayatta siyasetteki son durağım ise AK Parti’dir.

Yazının Devamını Oku

Yeniden vaka sayısı ve önemi

Türkiye, salgında bir süredir izlediği “hasta sayısını açıklama” politikasından vazgeçerek, tüm dünya ülkeleri gibi “günlük vaka sayısı açıklama” politikasına döndü. Bir süredir her ne kadar bilim adamlarının açıklamalarından yola çıkarak kafamızda vaka sayısına ilişkin öngörülerde bulunmaya çalışsak da, bizzat Sağlık Bakanı’ndan resmi günlük vaka sayısını, yani “28 bin 351” rakamını duymak açıkçası beni korkuttu. Kişisel tedbirler başta olmak üzere çok daha dikkatli olunması gereken bir döneme girdiğimiz aşikâr.

Son durumu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ile konuştum. Mehmet Hoca’ya önce “Sadece hasta sayısını açıklamanın ne zararı vardı?” sorusunu yönelttim. Yanıtı şöyle oldu:

“İlki, dünya ile bir karşılaştırma yapamıyorduk. Tüm ülkeler vaka sayısını açıklarken, hasta sayımızla dünyada yerimiz nedir, salgında hangi aşamada olduğumuzun tespitini ortaya koyamıyorduk. İkincisi ise tüm dünyada alınacak tedbirler vaka sayısına göre belirleniyor. Bu nedenle tedbirlerimizi de doğru belirleyememek riski ile karşı karşıyaydık.”

SALGININ EN YOĞUN SEYRETTİĞİ ÜLKELERDEN BİRİYİZ

Şimdi şeffaf bir şekilde vaka sayısını öğrendiğimize göre, mesele artık salgında hangi aşamada olduğumuz ve alınması gereken tedbirlerde. Bu iki önemli başlığı da Mehmet Hoca ile konuştuk:

“Açıklanan vaka sayısı doğrultusunda nüfusa göre dünyada dördüncü, Avrupa’da birinci ülkeyiz. Yani salgının en yoğun seyrettiği ülkelerden biriyiz. Hesaplama ile tespit edilemeyenleri de dahil ederek milyonun üzerinde kişinin şu anda virüs bulaştırma riski taşıdığını söyleyebiliriz. Günlük vaka sayısının açıklanması tedbirlere uyulması açısından bile etkili olacaktır.”

Mehmet Hoca içinde bulunduğumuz tabloyu bu sözlerle anlattı. “Salgında başa çıkılması zor bir dönemdeyiz” diyen Mehmet Hoca’ya göre mevcut tedbirlere yenilerinin ilave edilmesi de şart:

“Eğer bir kapama yapılmayacaksa, mutlaka vakit kaybetmeden ilave tedbirlerin alınması gerekiyor. Üstelik bu tedbirler artık tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde alınmalı. Kademeli ve esnek mesai tüm Türkiye’ye yayılmalı. Özel sektörün de buna uyması sağlanmalı. Zorunlu haller dışında şehirlerarası seyahat sınırlandırılmalı. Toplu taşıma araçlarında kişi sayısı azaltılmalı. Kişilerin toplanmalarına da sınır konulmalı. Örneğin ‘Kapalı alanlarda şu sayıda kişi, açık alanlarda ise şu sayıda kişi bir araya gelebilir’ denilmeli. Açıkçası şu anda kapalı alanlarda üç-beş kişiden fazla sayıda insanın bir araya gelmesi sakıncalı. Kalabalıklaşmaya yol açan her alanda önlem alınması gerekiyor.”

TEDBİR ALINMAZ VE UYULMAZSA KAPATMA ZORUNLU OLUR

Yazının Devamını Oku

Reform söylemi ve yeni dönemde zorlu başlıklar

Salgın, salgının dünya ekonomisi ve düzenindeki etkileri, süper güçte değişen yönetim, bölgesel sorunlar ve zorluklar, içerideki zorluk ve tartışmalar, siyasetin doğası gereği bir sonraki seçimlere hazırlanmak, hasarın atlatılması için gereken sürenin hesabı...

AK Parti’nin “reform ve yeni dönem” söylemi üzerine yapılan tartışmalar açısından konuya baktığımızda, bu söylemde bir önceki cümlede saydığımız etkenlerin bir kısmı ya da tümü etkili olmuş olabilir. Ancak nedenlerle birlikte sonuca, yani iktidarın yeniden reform sürecine döneceğini açıklamasına ve bu açıklamaların doğal olarak nasıl ve ne şekilde hayata geçeceğine ilişkin sürecin takibine odaklanılmasının önemli olduğunu vurgulamak isterim. Açıklamalardan yola çıkarak, reform sürecinin hükümet politikası haline getirildiği hedefini söyleyip yeni dönemde üç başlığın ön plana çıkacağına dikkati çekebiliriz:

 Hukuk reformu.

 Ekonomik restorasyon.

 Dış politikada AB ve ABD eksenine verilecek önem.

Türkiye açısından, bu üç başlıkta yeni dönem vurgusunu gerekli kılan ihtiyaç ve zorunluluklara yukarıda saydığımız nedenlere ek olarak, AB ve ABD’den gelen yaptırım tehditlerini eklemekte fayda var. Hukuk ve ekonomi alanında yapılacak reformlar her şeyden önce Türkiye’nin kendisi ve kendi insanı için gereklidir. Ancak bu iki başlıkta atılacak adımlar ister istemez Türkiye’nin ekonomisine de dış politikasına da zaten olumlu katkılar yapacaktır. Üçüncü başlığı, yani dış politikayı da incelemekte fayda var.

ABD VE TÜRKİYE AÇISINDAN SÜREÇ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’nin yeni yönetimi ile ilgili yaptığı açıklamada, “Amerika ile uzun ve yakın müttefiklik ilişkilerimizi, bölgesel ve küresel tüm meselelerin çözümünde kullanma niyetindeyiz” ifadesi önemli mesajlar taşımaktadır. Türkiye, kimileri tarafından her ne kadar “Trump’çı” gibi gösterilmeye çalışılsa da Cumhurbaşkanı Erdoğan aslolanın devletlerarası ilişkiler olduğuna atıfta bulunmuş, iki ülke arasındaki müttefiklik ilişkisinin devamı ve bu süreçte sorunlu tüm alanlarda müttefiklik çerçevesinde görüşmeye, karşılıklı adım atılmasına da açık olduklarının mesajını vermiştir. Diğer yandan, başkanlık koltuğuna oturacak isim Biden her ne kadar seçim sürecinde iktidar aleyhtarı açıklamaları ile tartışılmış olsa da Obama dönemindeki başkan yardımcılığından Türkiye’yi de Erdoğan’ı da tanıyan bir isim. Biden’ın yakın çalışma ekibine ilişkin isimler ABD basınında yer alıyor. Belli ki Obama döneminden birçok isim Biden’ın yakın çalışma ekibinde olacak. Yani ilk ziyaretini Türkiye’ye yapan Obama’nın başkanlık sürecinde iki ülkenin ve iki liderin inişli çıkışlı ilişkisine tanık olan isimlerden bahsediyoruz. Üstelik ABD açısından önceliğin her zaman kendi çıkarlarında olduğunu, kendi çıkarları için de mutlaka başka ülkelerde iktidardaki isimlerle çalışmanın bir yöntemini bulduklarını, bazı başlıklarda başkanlar değişse de devlet politikasının aslolan olduğunu hatırlatalım. Kısacası, ABD’nin yeni yönetimi de soğukkanlı hareket ederek kendi çıkarları doğrultusunda bir ilişki oturtmaya çalışacaktır. Ancak yine de zorlu başlıklar var:

 S-400’ler ve olası yaptırımlar.

Yazının Devamını Oku

Reform süreci

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik ve yeni bir reform dönemi başlatıyoruz” sözlerinin hayata geçmekte olduğunu görmek önemli.

Siyaseten yapılan tartışmaları bir kenara bırakarak, Türkiye’nin geleceği için yeni reform dalgasını değersizleştirmemek, aksine desteklemek hatta atılması gereken adımların ilgili kurum, sivil toplum örgütleri, üniversiteler tarafından mutlaka iktidar ve kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Güncel bazı gelişmelere de dikkat çekmek isterim. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, Merkez Bankası konusunda bağımsızlık vurgusu yaparak, “Merkez Bankası Kanunu açık. Elbette bağımsızdır. Bu konuda daha fazla söyleyecek bir şeyim yok diye düşünüyorum. Düzenleyici ve denetleyici kurumların kanunları da gayet açık. Kurul başkanlarına ‘Kanun neyi söylüyorsa, neyi emrediyorsa onu yapacaksın’ dedim” ifadesini kullanmıştı. Bu sözlerin hemen ardından da Merkez Bankası faiz kararı geldi. Kamuoyuna ve piyasalara bir kararlılık gösterildi. Bundan sonraki süreçte de hem ekonomi yönetiminin, hem de ekonomi yönetimiyle birlikte Adalet Bakanlığı’nın atacağı adımlar takip edilecektir. Bu dönemde özellikle hukuk ve demokrasi alanlarında, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem de Adalet Bakanı Abdulhamit Gül tarafından dikkat çeken açıklamalar yapıldı. Bu çerçevede, AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın Alaattin Çakıcı ile ilgili, “Savcılık gerekli soruşturmayı başlattı. İlgililerden edindiğim bilgi budur. Hakaret, tehdit, kötü söz kimden gelirse, kime karşı yapılırsa, bu yanlıştır, doğru değildir” açıklaması da bu konuda adım atılması da aslında doğaldır, olması gerekendir. Kim olursa olsun, gücü ne olursa olsun, gücünü nereden alırsa alsın, bir siyasi partinin genel başkanının tehdit edilmesine, üstelik organize suç örgütü lideri tarafından tehdit edilmesine devlet sessiz kalamaz. Kısacası “demokrasi, hukuk, reform” sözcüklerinin havada kalmaması hayata geçirilmesi hayatidir.

BÜYÜK DALGA KAPIDA

“ÇOK büyük dalga, tsunami, ilk dalgadan kötü. Alınan tedbirler yetersiz, tam kapama gerekir!” Bu son birkaç gündür duyduğumuz uyarılar, feryatlar. Peki hükümet neden daha radikal tedbirler almadı? Radikal tedbirler masada mı? Bundan sonraki süreçte ne olacak? COVID-19 salgınıyla ilgili bu soruların yanıtlarına bakacağız. Öncelikle virüs artık daha hızlı bulaşıyor. Ancak istenilen olmadı ve gücünden ya da verdiği zararlardan bir şey kaybetmedi. Bu hepimiz için kötü haber. Diğer yandan her ülkede alınan tedbirler, ekonomik alanda sorunlara neden oluyor. Devletler kendi güçleri oranında tedbirleri hayata geçirmeye çalışıyor. Yani ekonomi, tedbirleri etkiliyor. Peki hastalıkta büyük bir dalga mı geliyor? sorusunu Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz’a sordum:

Hastalıkta büyük bir dalganın geldiğinin belirtileri, dünya çapında ortaya çıkmaya başladı. Ülkeler de sağlık kapasiteleri üzerindeki yükü azaltmak için kapatma ve kısıtlama kararları aldı. Dünyadaki hiçbir ülkenin sağlık kapasitesi sınırsız değildir. COVID-19 hastalarının tedavisinin de yoğun bakımlarda günlerce sürebildiği düşünüldüğünde, bu yükün ne kadar ağır olduğu tahmin edilebilir. Her seferinde tedbirleri ve alınan kararları yetersiz bulup eleştirmek yerine, tedbirlere nasıl daha iyi uyum gösterebileceğimizi ön plana almamız lazım. Kısıtlama kararları başlamadan önce insanların ‘son bir kez’ düşüncesiyle hâlâ daha kapalı ortamlarda, fiziki mesafeyi unutarak sosyalleşmesi en çok sağlık çalışanları olarak bizleri üzüyor. Son 8 aydır acil servislerimizde yalnızca COVID-19 hastaları yok. Kalp krizleri, trafik kazaları, yüksekten düşmeler, inmeler, solunum sıkıntıları, çocuk travmaları gibi birçok hastamızın da tedavisi acil servislerimizde devam ediyor.”

TAM KAPATMA SİSTEM ÜZERİNDE BASKIYI HAFİFLETECEKTİR

Bugün alınan tedbirlere tam anlamıyla uymak, bireysel korunmaya da dikkat etmek gerekiyor. Afşin Hoca bunun başarılamaması durumunda farklı seçeneklerin masada olacağını söyledi:

“Şu anda alınan tedbirlere bireysel tedbirlerle yeteri katkıyı sunabilirsek, yaşamımızı ek bir kapatma olmaksızın kışın da sürdürebiliriz. Elbette 14 veya 21 günlük tam kapatma sağlık sistemi üstündeki baskıyı hafifletecektir. Ancak bunun da uygulanmasında sağlık dışındaki birçok alanda çeşitli sorunlar karşımıza çıkmaktadır. Virüsün bulaşma hızı ilk zamanlara göre daha da arttı. Hastalığın öldürücü gücünde ise ne yazık ki henüz bir azalma yok. Ağır hasta sayımızdaki artış da bunun en büyük işaretidir.”

Yazının Devamını Oku

Hastalık sonrasındaki altı ay da çok önemli!

Bir süredir bazı araştırmalarla ilgili haberler çıkıyor. COVID-19 virüsünü geçirenlerin bir kısmında bir süre sonra kalp rahatsızlıkları meydana gelebildiği, akıl sağlığında sorun yaratabildiği gibi...

Dün de gazetemizde Osman Müftüoğlu’nun “Tsunami kapıda mı?” yazısı yer aldı. Dünyada salgın artıyor, ülkeler yeniden tedbirleri hayata geçiriyor. Çok saygı duyduğum Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’ı aradım. Yine çok önemli uyarılarda bulundu. Sizlerle tespitlerini ve uyarılarını paylaşacağım.

TEK MERKEZ YOK, ARTIK SALGIN HER YERDE

Salgının ilk döneminde ülke ülke ya da il il değerlendirmeler yapıyorduk. Artık bu dönem geride kaldı. Mehmet Hoca’nın bu konudaki görüşleri şöyle:

Tüm dünyada ve Türkiye’de ağır bir vaka artışı var. Durum geçtiğimiz mart, nisan aylarından yüksek.

İlk dönemdeki kısıtlamalar ve hastalığın ciddiye alınması nedeniyle salgını kontrol altına almak kolaydı. Bugün hem tedbirler yeterli değil, hem de yeteri kadar ciddiye alınmıyor.

O dönem örneğin ABD’de New York salgının merkeziydi, Türkiye’de İstanbul. Bugün tüm ülkelerde her yer merkez. Her ülkede kasabalara, köylere yayıldı.

Sonuç alınacak önlemler il ya da ilçe bazında değil tüm ülke genelinde alınmalı.

BEKLENEN MUTASYON HÂLÂ OLMADI

Yazının Devamını Oku

Ankara KDP’nin tavrından memnun

İç gündem hareketliyken, sınırlarımızın hemen ötesinde, Kuzey Irak’ta önemli gelişmeler yaşanıyor. KDP’nin terör örgütü PKK’ya yönelik artan askeri faaliyetlerinden bahsediyorum. Ankara gelişmeleri dikkatle takip ediyor. Bu çerçevede kaynaklarımdan edindiğim bilgileri paylaşacağım:

Türkiye’nin operasyonları ve kararlılığına rağmen terör örgütü PKK, Suriye’nin kuzeyi ve Irak’ın kuzeyinde, Kürtlerin tek hamisi ve temsilcisi olduğu iddia ve yalanını sürdürmeye çalışıyor. Bunun için de ABD’den de destek alarak, bir süredir KDP’ye siyasi ve askeri baskı uyguluyor. Bu gelişmede, Suriye’deki Kürt Ulusal Konseyi görüşmelerinden KDP’nin çekilmesinin de etkili olduğu belirtiliyor.

Bu çerçevede KDP’nin Hakurk ve Sincar gibi taşra hâkimiyetini kırmaya yönelik faaliyetlere ağırlık veren PKK, daha sonra Erbil merkezde suikastlar ve işadamlarını haraca bağlama girişimlerini arttırdı.

PKK üst yönetiminin, Türkiye’nin başarılı operasyonları nedeniyle yaşadığı başarısızlığı perdelemek amacıyla KDP’yi suçlayıcı kara propagandaya hız verdiği değerlendirmesi de yapılıyor.

Sonuç itibarıyla bir süredir KDP, PKK ile bazı alanlarda özel önlem alarak mücadele ediyor. Ankara bu mücadeleden memnun. Erbil’e de “terör örgütü PKK’nın hedefinin ABD’yi de arkasına alarak KDP’yi etkisizleştirmek olduğu” anlatılıyor. Yetkililer, Türkiye’nin PKK ile mücadelesinin ise bağımsız bir şekilde kararlılıkla sürdürüleceğinin altını çiziyor.

ÇELİK’İN ARDINDAN POYRAZ’IN YANITI

Son dönemde Ümit Özdağ’ın iddiaları siyaset gündeminde tartışma yaratıyor. İddialarından biri de İYİ Partili bazı yetkililerle, AK Partili bazı yetkililerin ortak bir anayasa taslağı üzerinde çalıştığı idi. Özdağ iki partiden isim de verdi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz’ın görüştüklerini ileri sürdü. Çok sert bir açıklama yapan Ömer Çelik, “Ümit Özdağ isimli şahıs ahlaksız bir yalan söylemiş” dedi. Konuyla ilgili İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz’ı aradım. Özdağ’ın yalan söylediğini belirten Poyraz, “Sayın Özdağ’ın bir süredir yapmış olduğu açıklamalar sahip olduğu kariyer ve tecrübesi ile örtüşmemektedir. Kendisinden hiç beklenmeyecek bu sıra dışı tutum ve davranışlarını kararlı bir şekilde sergilemesi, kişisel bir sorunu olduğunu gösteriyor. Yaptığı açıklamalarla ilgili partimize değil ama kendisine verdiği zararı üzülerek seyrediyorum” dedi. Ne AK Parti ile ne de Ömer Çelik ile herhangi bir görüşmelerinin olmadığının altını çizen Poyraz, kısa zaman içinde iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter demokrasiye ilişkin bir lansman yapacaklarını da açıkladı.

Yazının Devamını Oku