Hande Fırat

Benim de bir fikrim var!

25 Ağustos 2020
Milli Eğitim Bakanlığı, COVID-19 salgını nedeniyle başlattığı uzaktan eğitimi daha iyi bir seviyeye getirmek için çalışıyor. Bu konuda fikri olan herkesi o fikrini paylaşmaya çağırıyor. Bunun için de bir mikrosite açtılar.

Benim de bir fikrim var! Ancak benimkisi içerikten önce altyapıya yönelik. Aslında bu fikri Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’nün çağrısıyla sizlere daha önce aktarmıştım. Altyapısı olmayan yerlere altyapı, bilgisayarı olmayan çocuğa bilgisayar kampanyası. Hepimiz el ele vererek büyük bir kampanya başlatmalıyız. Lütfen buradan, “Devlet yapsın” diyerek sıyrılmayın! Tabii ki devletin de yapması gerekenler var ama sorunlar büyük. Onlar hepimizin çocukları, hepimizin geleceği. Bu yüzden de hepimizin el ele vermesi gerekiyor.

UZAKTAN EĞİTİM YENİ NORMALİN PARÇASI

Gelin önce bir tabloya bakalım...

COVID-19’un henüz küresel çapta bir salgın olarak bilinmediği 10 Şubat 2020’de, Eğitim Bilişim Ağı (EBA) altyapısını “eğitimde fırsat adaleti” anlayışıyla, yapay zekâ sistemleriyle güçlendiren Millî Eğitim Bakanlığı, salgın süreciyle okullardaki eğitime ara verilmesinin ardından dünyada uzaktan eğitime başlayan ilk ülkeler arasındaki yerini aldı.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın uzaktan eğitim platformu EBA, bu süreçte yaklaşık 3.1 milyar tıklanma sayısıyla Türkiye’de en çok ziyaret edilen 10. site, dünyada ise en çok ziyaret edilen 3. eğitim sitesi oldu.

TRT ve TÜRKSAT’la gerçekleştirilen işbirliği ile TRT EBA TV İlkokul, TRT EBA TV Ortaokul ve TRT EBA TV Lise olmak üzere 3 televizyon kanalıyla eğitim verildi.

Ancak hem ciddi bazı eksiklik ve sorunlar var, hem de yeni bir döneme giriliyor. Dünya salgında birinci dalgadan bile kurtulabilmiş değil. Sonbahar ve havaların soğumasıyla birlikte dünya genelinde vaka sayılarında artış bekleniyor. Her ne kadar yüz yüze eğitim hedeflense de bu hedef gerçekleşmeyebilir. Edindiğim bilgilere göre, velilerin yüzde 46’sı salgın sebebiyle çocuğunu okula göndermek istemiyor. Bu ciddi bir rakam. Diğer yandan eğitimciler ve bakanlık çocukların eğitimi açısından da psikolojik açıdan da yüz yüze eğitimi isteseler de ortaya çıkabilecek ve üstlenilmesi zor bir risk var. İşte bu nedenle yeni dönemde uzaktan eğitim yeni normalin bir parçası haline gelecek.

Yazının Devamını Oku

Siz tartışırken kaç kadın öldü?

21 Ağustos 2020
Gazeteleri okuyor musunuz?

Televizyonda haberleri izliyor musunuz? Sosyal medyayı takip ediyor musunuz? Peki kadınların çığlığını duyuyor musunuz, duyabiliyor musunuz? Sadece İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmayı tartıştığınız süre boyunca kaç kadın daha öldürüldü, saydınız mı?

Bu ölümler, bu şiddet, bu tecavüzler yaşanırken “Aileyi koruyalım” diyerek bir kazanımdan vazgeçmek ne kadar doğru? Hangi aileyi koruyacağız? Kadının şiddet gördüğü yerde, kadının hakaret işittiği yerde, çocuğun dövüldüğü evde hangi aileden bahsediyoruz? “E kadın sen de biraz sus, katlan azıcık, aileni koru yeter ki” mi diyeceğiz? Sizi döven bir insanla bırakın aynı yatağa girmeyi, aynı ortamda nefes almak ister misiniz?

Bir de başka boyutu var tartışmanın... Şimdi hepinize soruyorum: Şiddete sadece kadın ya da erkek söz konusu olduğunda mı karşı çıkacağız? Cinsiyeti ne olursa olsun tüm insanlara şiddet uygulanmasına karşı çıkmamız gerekmiyor mu? Hatta hatırlayın izlediğiniz görüntüleri, hayvana da şiddete karşı çıkmamız doğru değil mi?

SAYIN FUAT OKTAY’A ÇAĞRIM

İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin çalışmalar Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın koordinasyonunda ele alınıyor. Oktay’ın çalışma düzeni ve yöntemine bir başka konuda tanık olmuştum. Bir grup meslektaşımla birlikte biz de davet edilmiş ve gayet demokratik bir ortamda tüm önerilerimizi, eleştirilerimizi, kırgınlıklarımızı rahat rahat sıralamıştık. Fuat Oktay saatlerce not alarak dinlemişti bizi. Sadece biz gazetecileri değil, konuyla ilgili tüm paydaşları gruplar halinde ağırlayarak görüşlerini almıştı. Sanıyorum benzer yöntemi şimdi İstanbul Sözleşmesi ile ilgili izleyecek. İlgili bakanlarla ve bazı kadın milletvekilleriyle toplantılar düzenlemiş; onların görüş, öneri ve eleştirilerini dinlemiş. Ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilk sunumu yapmış. Çalışmaların hızlandırılmasına karar verildiğini biliyoruz.

Edindiğim bilgilere göre Oktay, bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle de görüşmeye başladı. Geçen hafta bazı kadın dernekleri temsilcileri de görüşlerini anlatmak için bir grup oluşturarak, Cumhurbaşkanlığı makamına görüşme talebini iletmiş. Sayın Fuat Oktay’a çağrım, tüm bu talepleri değerlendirmesi ve ilgili tüm kadın derneklerinin temsilcilerini, yani bizlerin temsilcilerini dinlemesi. Zaten politik görüşleri ne olursa olsun, tüm kadınlar bu konuda aynı görüşte birleşmiş durumda. Yine parti ayrımı yapmadan kadın vekillerin konuyla ilgili temsilcilerini de dinlerse prensipte hepsinin uzlaştığını görecek. Son olarak, kadın bir gazeteci olarak bu konunun tüm siyasi hesaplardan bağımsız değerlendirilmesi, kazanımlardan geri adım atılmadan bir çözüm bulunması dileğim. Sanki erkekler mağdurmuş gibi suyu bulandırmaya çalışanların çoğunun derdinin “kadına karşı şiddetin önlenmesi” olmadığı aşikâr. Bu hassas konu ne o zihniyetlere, ne tarikatlara, ne de tarikat tabanlarının başka partilere kayma ihtimaline dayalı yapılan hesaplamalara kurban edilmeyecek kadar önemli ve hayati. Tüm kadınları doğrudan ilgilendiren bu konuda görüş alma önceliğinin kadınlara ve onların temsilcilerine verilmesi umuduyla...

Yazının Devamını Oku

Çocuklar için kampanya çağrısı

18 Ağustos 2020
Sevgili okurlarım, son yazımda virüs nedeniyle yüz yüze eğitimin ertelenmesi, uzaktan eğitim kararı konularında görüşlerimi paylaştım. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, Türkiye genelinde bilgisayar hatta televizyon sorunu yaşayan çocuklar olduğunu hatırlatıp iş dünyasına ve imkânı olan tüm bireylere kampanya başlatmak için çağrıda bulundu. Bilim Kurulu üyesi Afşin Emre Kayıpmaz ise sonbaharda tüm dünyada vaka sayılarının artma ihtimali olduğunu belirterek, “Vaka artış hızının yükselmesi durumunda okulların açılma kararı yeniden gözden geçirilebilir” dedi. Sizlere hem bu kampanyanın başlatılmasının önemini, hem de virüsle ilgili son durumu anlatacağım...

ANKARA’DA DURUM CİDDİ Mİ?

Ankara’ya dönünce tüm sohbetlerde duyduğum soru aynı: “Ankara’da hastanelerde yer yokmuş, rakamlar çok yüksekmiş, doğru mu?” Ben de soruyu doğrudan Bilim Kurulu üyesi Afşin Hoca’ya yönelttim:

“Güneydoğu Anadolu bölgemizle Ankara, Konya ve Karaman illerimizi kapsayan Batı Anadolu bölgemizin yeni tanı konan vaka sayılarında ilk iki sırayı paylaştığını görüyoruz. Ülkemizin pandemiyle mücadelede amiral gemisi olan Ankara Şehir Hastanemiz ve fedakâr sağlık çalışanlarımız sayesinde durum kontrol altındadır. Ayrıca birçok ülkede sadece entübe hastalara verilebilen Favipiravir isimli antiviral ilaç, artık ülkemizde üretilebiliyor. Biz de hekimler olarak bu ilacı hastalarımıza hastalığın çok erken döneminde başlayabiliyoruz. Bu da bize risk faktörleri olmayan, yaşamsal bulgularında herhangi bir anormallik olmayan pozitif hastalarımızın evlerinde izole olarak tedavilerini almaları imkânını sağlıyor. Acil servislerdeki yoğunluk görüntülerinin çoğu zaman kaynağının, herhangi bir klinik belirtisi olmayan veya burun tıkanıklığı, boğazda yanma gibi basit belirtileri olan, pozitif bir kişiyle uzaktan temas etmiş kişilerin genel kontrol ve test yaptırmak amacıyla yaptığı başvurular olduğunu söyleyebiliriz. Bu kişilerin de aile hekimlerine veya polikliniklerimize başvurmaları daha uygundur.”

MAKYAJ MALZEMESİ KULLANIMINA, GÜZELLİK SALONLARINA DİKKAT!

Afşin Hoca, hastalığın bulaştırıcılığında veya hastalık yapıcı etkisinde herhangi bir değişiklik olmadığını söyledi. Yani virüs etkisini kaybetmiş değil. Afşin Hoca, bir düğünde aynı makyaj malzemesinin kullanılması sonucu 35 kişinin virüse yakalanması konusunu sorunca önemli uyarılarda bulundu:

“Güzellik salonları, kuaförler, cilt bakımı yapan yerlerde çalışanlar mutlaka maske ile burnunu kapatmalı, siperlik kullanmalıdır. Ayrıca dezenfekte edilmemiş ve makyaj malzemesi gibi dezenfekte edilemeyen malzemelerin kesinlikle ortak kullanılmaması lazım.”

OKULLAR YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLİR

Peki sonbaharda ne olacak?

Yazının Devamını Oku

Okul kararı

14 Ağustos 2020
Sağlık Bakanlığı tarafından her gün açıklanan COVID-19 yeni vaka sayıları iç açıcı değil. İşin uzmanlarına sorduğunuzda hepsinde de aynı endişeyi gözlemleyebiliyorsunuz. Sayıların artıyor olmasından, sonbahara ve grip mevsimine yüksek sayılarla girilme ihtimalinden endişe ediyorlar. Bu yüzden acil tedbir alınması gerektiğini de sık sık dile getiriyorlar. Hatta Sağlık Bakanı Fahrettin Koca son açıklamasında, “Artış bu hızla devam ederse bir daha yaşamak istemediğimiz ağır tedbirlere dönmemiz gerekebilir” dedi.

Dünya üzerinde bazı ülkeler ekonomik, sosyal kaygılar ve bunların yol açabileceği daha ağır krizler nedeniyle tedbirleri uzmanların söylediğinin aksine aşama aşama ve zamana yayarak kaldırmak yerine bir anda kaldırdılar. İnsanların çoğu da ister istemez bir anda rahat davranmaya başladı. Sonuç ortada. Sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde haberler aynı. Vakalar artıyor.

Artan vaka sayıları nedeniyle okulların açılması da ertelendi. Şimdilik 21 Eylül’de aşamalı ve seyreltilmiş yüz yüze eğitimin başlayacağı duyuruldu. Şimdilik diyorum çünkü 21 Eylül’e kısa bir süre kala vaka sayıları ve virüsün yayılma hızı göz önünde bulundurularak bu kararda Milli Eğitim Bakanı ve Bilim Kurulu’nun katılacağı bir toplantıda ele alınacaktır. Çocuklarımızın, büyüklerin, kısacası hepimizin sağlığı açısından bu durumu yadırgamıyorum. Ancak velilerle, öğretmenlerle, okul yönetimleriyle, öğrencilerle yaptığım sohbetlerden yola çıkarak, kendim de bir veli olarak bazı endişeleri ve hassasiyetleri de paylaşmak istiyorum.

ÇOCUKLAR NEREDE DAHA ÇOK GÜVENLİ?

 Okullara gidemeyen çocuklarımız okullar dışında açık olan her yerde olmaya devam edecekler. Parklarda, sokakta, arkadaşlarıyla aynı ortamlarda, AVM’lerde, kafelerde vakit geçirecekler. Ergenlik dönemindekileri evde tutmak neredeyse mümkün değil. Soru şu: Öğretmen gözetimindeki sınıf mı daha güvenli yoksa rahat hareket edebildikleri diğer ortamlar mı?

 Artan vakalar ve ortaya çıkabilecek yeni olumsuzluklar şimdiden göz önünde bulundurularak çocukların psikolojilerine yönelik bir çalışma yapılıyor mu? Bununla birlikte sıkılan, yalnız kalan, kilo alan, bilgiyi unutan, okuldan kopan çocuklarımız olduğunu da hatırlatmak isterim. Kayıp nesil kaygısı her gün daha da artıyor.

 Daha önce özel okulların 15 Ağustos’tan itibaren yüz yüze telafi eğitimi verebilecekleri açıklanmıştı. Birçok okul 17 Ağustos Pazartesi için hazırlık yapmıştı. Şimdi bu okullar telafi eğitimini sanal eğitime çevirmek zorunda. Çoğu 17’sine yetiştiremeyecek. Bu karar biraz daha önce alınamaz mıydı?

UZAKTAN EĞİTİMDEKİ SORUNLAR

 Uzaktan eğitim salgın nedeniyle tüm dünyanın uygulamak zorunda kaldığı bir yöntem haline geldi. Türkiye’de bu konudaki hazırlığını önceden yaparak hemen uygulamaya geçti. Çocukların ekran yorgunu olduğu bir sır değil. Ayrıca uzaktan eğitimde özellikle bilgisayarla yapılan derslerde sorun var. Yaş büyüdükçe bu sorun daha da artıyor. Kurallara çok dikkat eden çocuklarımız da var. Ancak genelde öğrenciler kamera ya da mikrofonlarını ya da her ikisini birden kapatarak derse katılıyorlar. Sadece o anda

Yazının Devamını Oku

Siyasetin gündemindeki çağrı

11 Ağustos 2020
Siyasetin en sıcak başlıklarından biri İYİ Parti konusu, daha doğrusu MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meral Akşener’e yaptığı çağrı. Önce şunu söyleyeyim: Tam da MHP Lideri Bahçeli’nin bu açıklamayı yaparken amaçladığı oldu, konu siyasetin ana gündem maddelerinden biri haline geldi ve sürekli tartışılıyor. Şimdi bu açıklamanın ayrıntılarına ve perde arkasında konuşulanlara bakalım.

Hatırlayacaksınız, CHP kurultayında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Önümüzdeki ilk seçimlerde dostlarımızla birlikte iktidar olacağız” demişti. O dostların kim olduğu uzun süre tartışıldı. Bu tartışmaya ilerleyen satırlarda yeniden döneceğiz. Sonrasında Meral Akşener, Ayasofya’yı ziyaret ederek namaz kıldı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise yaptığı açıklamada önce Akşener’in Ayasofya ziyaretine değinerek, “Bana göre bu ziyareti ve ibadeti ziyadesiyle memnuniyet vericidir” dedi. Ardından da siyasetin gündemine adeta bomba gibi düşen o açıklamayı yaptı: “Sayın Akşener’in böyle gitmeyeceğini, böyle ittifak olmayacağını, olsa bile bir ayağının çukura düştüğünü görüp derhal ve çok kısa süre içinde evine dönmesi doğru ve tutarlı bir davranış olacaktır. Evinde rahatı ve huzuru bulacaktır. İkbal ile idbar arasında sıkışıp kalmak yerine, kaldı ki zillete düşmektense evde olmak isabetli bir tercihtir.”

SİYASETTE HER ŞEY KONUŞULUR

MHP’li kaynaklarıma açık açık şu soruyu sordum: Bu Akşener ve arkadaşlarının MHP’ye dönmesi için bir çağrı mı, yoksa İYİ Parti’nin ‘cumhur ittifakı’na katılması için bir davet mi? Ya da iki seçenek de masada, her ikisine de yanıt mı bekliyor MHP Genel Başkanı? Kaynaklarım bunun bir ayrıntısı olmadığını söylediler. MHP Genel Başkanı’nın ikinci bir açıklama yapıp sözlerine daha da açıklık getirmeye şimdilik ihtiyaç duymadığını belirtiyorlar. Mesele ve sorunun HDP ile birliktelik olduğunun altını çiziyorlar: “Bir yanda HDP ile birliktelikleri var, diğer yanda milliyetçi ve muhafazakâr bir çizgileri. Bu ikilik ortadan kalkmalı. Karar versinler, siyasette her şey düşünülür, konuşulur” yorumunu yapıyorlar. MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin konunun tartışılmasını istediğini de vurguluyorlar.

ESKİ HUKUK

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Bahçeli’nin çağrısını yadırgamadığını söyledi: “Makul çizgide bir davettir. Terör örgütleriyle el ele olmak, milli ve yerli olarak düşündüğümüz İYİ Parti’ye hiç uygun düşmeyebilir. Böyle bir sıkıntının olması hasebiyle, böyle bir davet gerçekleşmiş diye düşünüyorum. Ülke genelinde bir bütünleşmenin gereğini düşünüyorum” dedi. Aslına bakarsanız, son cümlesi ile Cumhurbaşkanı da Bahçeli’nin davetine katkı yapmış oluyor. Burada Erdoğan-Akşener hukukunun eskiye dayandığını da hatırlatmak gerekir. DYP’den istifa eden Akşener, 2001 yılında Fazilet Partisi’nden kopan Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğini yaptığı, yenilikçi kanat olarak adlandırılan oluşuma katılmıştı. Ailevi dostlukları olduğunu da hatırlatalım.

TABAN KABUL ETMEZ

Peki İYİ Parti’de durum ne? MHP ile fırtınalı bir geçmişi olan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Bahçeli’nin çağrısını “siyasi magazin” olarak tanımlayarak, kamuoyu önünde ciddiye almadığı mesajını verdi. İYİ Parti’de zaman zaman yapılan sohbetlerde ‘cumhur ittifakı’nda yer alma olasılığı her ne kadar değerlendirilse de teknik olarak mümkün görülmüyor. Tabanın bunu istemeyeceği ve İYİ Parti’nin ‘cumhur ittifakı’na katılması durumunda tabanın diğer partilere, özellikle de yeni kurulan partilere kayacağı belirtiliyor. ‘Cumhur ittifakı’ ile işbirliğinin iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş temelinde gündeme gelebileceği söyleniyor.

TEMAS YOK

Yazının Devamını Oku

Mesele İstanbul Sözleşmesi değil. Neyin hesabı?

7 Ağustos 2020
Üzerinden hesaplar görülmeye çalışılıyor. Örümcek ağlarından görünmez olan beyinlerin ağızlarından küfürler, hakaretler çıkıyor. Kimi hiç okumadan konuşuyor, kimiyse çağ dışı ve bağnaz gözleriyle okuyup konuşuyor. Oysa ortada bir sorun varsa, işi her boyutuyla uzmanlarına ve o şiddetten en çok mağdur olanların temsilcilerine bırakmak değil midir asıl olan?

Konumuz İstanbul Sözleşmesi. AK Parti’nin yakın bir zamanda konuyu yetkili kurullarında ele alarak bir karar vereceği belirtiliyor. Daha önce de yazdığım gibi, kadın dernekleri, bu işin tarafları, uzmanlar mutlaka dinlenmeli. Mutlaka onların görüşleri alınmalı. Köşelerinde, sosyal medya hesaplarında, cemaatlerinde asanlara, kesenlere, küfredenlere, hakaret edenlere, kendilerine bakmadan kötü söz söyleyenlere, bu tartışmadan mutlaka bir çıkarı olanlara, insanı bir ve eşit görmeyenlere kulaklar tıkanmalı. Yok sayılmalılar. Nedense bazıları bu konuyu iktidar alanı elde etme sorunu haline getirdi. Adeta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kendi kararlarını dayatmaya çalışıyorlar. Bunu da aleni yapıyorlar. Üstelik kimi çirkin üslubuyla, kimi de sözleşmenin içeriğini dahi bilmeden yapıyor. AK Parti’nin kendi yaptırdığı araştırmaya göre, toplumun yüzde 85’inin İstanbul Sözleşmesi’nden haberi yok. Sözleşmeyi okuyanların oranı yüzde 3. Okumadığı halde sözleşmeden çıkılmasını isteyenlerin oranı yüzde 5. Hadi diyelim ki onların deyimiyle “kötülüklerin anası İstanbul Sözleşmesi”nden çıkıldı. Sonra ne olacak? Sonra ne isteyecekler? Gerçekte kadının eşitliğini içine asla sindiremeyen ve çirkin üsluplarıyla sinirlerimizi bozan bu grup, sonra hangi kanuna muhalefet edecek?

BİZ HEPİMİZ AYNI TARAFTAYIZ

Çirkin üslup demişken, burada tekrarlamayacağım o kelimeyi kullanan beyefendi ve ona hak verenler! Yazıklar olsun hepinize! Biz kadınlar siyah-beyaz, başörtülü-başörtüsüz, çocuklu-çocuksuz, o partiden-bu partiden, hepimiz aynı taraftayız. Şiddete, hakarete, cinsel istismara, tecavüze karşı hepimiz birlikteyiz. O yüzden kötü kelimeleriniz hiçbirimize işlemez. Bizi muhafazakâr-muhafazakâr değil diye de bölmeye çalışmayın. Buradan oyun, hesap, iktidar mücadelesi çıkarmayın.

SORUNLU DENİLEN TERİMLER

Sözleşmedeki bazı terimleri sorunlu görenler ve onlara itiraz edenler var. Ancak İstanbul Sözleşmesi’ni okuyanlar terimlerin açıklamalarına da sözleşmede yer verildiğini göreceklerdir. Toplumsal cinsiyet, eşcinsellik yada cinsiyetsizleştirme değildir. Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın ve erkeğe eşit fırsat verilmesi anlamına gelir. Cinsel yönelim kavramı dördüncü maddede geçmektedir. Şiddet ile mücadelede hiç kimseye ayrımcılık yapılmaması, din, dil, ırk vb pek çok unsurla birlikte, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelime dayalı şiddetin de kabul görmemesi gereği vurgulanmıştır. ‘Ama’sız, ‘fakat’sız bu içeriklere itirazı olan var mı?

SAĞDUYU GEREK BİZE

Sağduyu ile hareket etmek gerekiyor. Kadın derneklerinin tüm açıklamalarına rağmen eğer hâlâ bazı kavramlarda muğlaklık olduğu düşünülüyorsa buna aklıselimle yaklaşmakta fayda var. Avrupa Konseyi’ne yorum beyanı gönderilmesi ya da muğlak kavramlar için konseyin toplantıya çağırılması gibi öneriler değerlendirilebilir. Ancak çözüm, şiddet eylemlerinin engellenmesi, mağdurlara yardım edilmesi ve faillerin adalet önüne çıkarılmasını amaçlayan bir kazanımdan vazgeçmek olmamalıdır. Orta yol mutlaka bulunur.

 

Yazının Devamını Oku

COVID her yerde

4 Ağustos 2020
Hatırlayacaksınız, bir önceki yazımda Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ile konuşmuş ve bayramda dikkat edilmesi gereken tedbirleri sizlerle paylaşmıştım. Mehmet Hoca, Bodrum izlenimlerini paylaşmıştı. O izlenimler ve uyarıları çok konuşuldu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca “Birinci dalga sahillere indi” diyerek endişesini dile getirdi. Şimdi sizlerle önce gözlemlerimi paylaşacağım. Sonra da Mehmet Hoca’nın yeni uyarılarını...

COVID-19’LU SAHİLLER

Tabii ki kurallara uyan, dikkat eden insanlar da işletmeler de var. Ancak onların istisna olduğunu söyleyip gördüklerimi sizlere aktaracağım. Sevgili doktor arkadaşım Prof. Dr. Murat Türegün ile birlikte Bodrum sahillerini dolaştık. İşletmelerin önünden geçtik, Türegün “Bu kalabalığın içine asla girilmez” dedi.

 Sosyal mesafe yok! Bodrum’da ve Çeşme’de şezlonglar yan yana, hatta dip dibe!

 Halk plajları ağzına kadar dolu. Sahil de deniz de dolu. Havuzda, denizde sosyal mesafeye dikkat edilmiyor.

 Plaj partilerinde durum vahim. Saat 17.00 gibi başlayan partilerde, eğlence en az üç saat sürüyor. İğne atsanız yere düşmüyor.

 Akşamları çarşılarda, marinalarda gezenlerde maske yok.

 Gece kulüplerinin çoğu önüne ya da bir bölümüne restoran açarak, ruhsatlarına restoranı ekleyerek, gece kulüplerini de hizmete açmış. Bazı yerlerde gece 24.00 kısıtlamasına uyulsa da özellikle Çeşme ve Alaçatı’da tedbirsiz eğlence sabahlara kadar sürüyor.

 İnsanlar birbirlerini gördüklerinde el sıkışıyorlar, sarılıyorlar hatta öpüşüyorlar.

Yazının Devamını Oku

İyi ve mutlaka mesafeli bir bayram dileğiyle

31 Temmuz 2020
Sevgili okurlarım, hepinizin bayramını tebrik ederim. Aslına bakarsanız yine biraz hüzünlü bir bayram.

Kalabalık bayram sofralarından, el öpmelerden, sarılmalardan, kucaklaşmalardan mutlaka kaçınmak gerekiyor. Salgın bitmedi, devam ediyor. Bu nedenle de Mehmet Hoca’yı aradım. Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, Kurban Bayramı’nda beş riskli aktivite olduğunu söyledi. Dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlattı:

BEŞ RİSKLİ AKTİVİTE

1)İNSANLARIN BULUNDUKLARI ŞEHİRDEN BAŞKA YERE GİTMESİ:

Gidişler genelde büyük şehirlerden küçük yerleşim yerlerine oluyor. Yani virüsün yoğun olduğu illerden daha az olanlara. Tabii Güneydoğu Bölgesi hariç. Güneydoğu’da şu an salgın yoğun. Peki bu yerleşim yerlerine nasıl ve hangi araçla gitmeliler? En güveniliri kendi araçlarını tercih etmeleri. Mola verdikleri yerlerde, kısa sürede ihtiyaçları gidersinler. Virüsün miktarı ve virüsle temas süresi önemli. Yemeklerini kalabalık yerlerde yemesinler. Otobüs ya da uçakta pencere kenarını tercih etsinler.

2)BAYRAM NAMAZI: Bayram namazını açık alanda, sosyal mesafe kuralına uyarak ve maske ile kılsınlar. Kapalı alanda kılmaya mecburlarsa, mesafeye mutlaka dikkat etsinler. Yüksek sesle konuşmasınlar. Yüksek sesle konuşmak, bulaş riskini on kat arttırıyor. Cami çıkışlarında toplu bayramlaşmadan kaçınmak gerekir.

3)KURBAN KESİMİ: Virüs hayvanlardan bulaşmaz. Ancak insandan insana bulaşır. Bayram namazından hemen sonra kurban kesimi için yığılma olmamalı. Kurban kesimi dört güne yayılarak yapılmalı. Sosyal mesafe ve maske kuralarına mutlaka uyulmalı. Diyelim ki kurbanı kesende virüs var, diyelim ki keserken hapşırdı. Evde bıçağı, elimizi yıkamak gerekiyor. Sadece COVID-19 için değil başka hastalıklar açısından da çiğ ete değdikten sonra el normalde mutlaka yıkanmalı.

4)TOPLU TAŞIMA ARAÇLARININ KULLANIMI: Bayramlaşma ziyaretleri mutlaka dört güne yayılmalı. Toplu taşıma araçları kalabalık olmamalı.

5)BAYRAMLAŞMA:

Yazının Devamını Oku