"Hande Fırat" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hande Fırat" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hande Fırat

Sen El-Kaide ve DEAŞ ile masaya oturur musun?

19 Ekim 2019

Bu isteğini telefonda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da söyledi. Tepkisini, teröre bakışını telefonda çok açık sözlerle ortaya koyan, “Türkiye’nin terör örgütleriyle masaya oturmayacağını” söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sen El-Kaide ve DEAŞ ile masaya oturur musun?” sorusunu yönelttiği Trump’a “Bizim açımızdan böyle bir şey asla söz konusu olamaz” yanıtını verdi.

Barış Pınarı harekâtı sürerken sadece Erdoğan-Trump değil, Amerikalı-Türk yetkililer arasında çok kritik görüşmeler yapıldı. Trump’ın “arabuluculuk” teklifine, YPG’nin sözde komutanı ile telefon görüşmesi yapmasına, “rezalet” bulunan mektubuna da o görüşmelerde çeşitli seviyelerde yanıt verildi. Yanıtları Ankara’ya gelen ve müzakereyi yürüten heyetteki isimler bizzat Türk muhataplarından duydular.

BİR BAŞKAN NASIL BİR TERÖRİSTLE GÖRÜŞTÜRÜLÜR?

Trump’ın A takımından bir isimle yapılan görüşmede, “Trump-sözde SDG komutanı görüşmesine” atfen Ankaralı üst düzey yetkili, “Bir teröristi ABD Başkanı ile nasıl telefonda görüştürürsünüz, bunu nasıl yapabilirsiniz?” sorusunu yöneltti. Ankara’da sinirler zaten gergindi. Bu gerginlikte ABD Başkanı’nın kaleme aldığı sorunlu mektup da etkili olmuştu. Mektubu ABD Ankara Büyükelçisi David M. Satterfield, “Bizzat elden getirmem konusunda talimat aldım” diyerek Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a getirdi. Cumhurbaşkanlığında yapılan değerlendirmede mektup, içerik açısından da üslup açısından da çirkin bulundu. Sistemin “Obama dönemindeki” sorunlu tüm tezlerin arkasında durduğu yeniden görüldü.

SÜREÇTEKİ TESPİTLER

Bu süreçte Ankara da kendi içinde peş peşe değerlendirme toplantıları yaptı. Başkan Trump’ın bir yandan da ABD içinde çok sıkıştığı tespiti ortaya çıktı. Trump’ın “sağ-dindar-muhafazakâr” tabanı “azil sürecinde” bile kendisini yalnız bırakmazken, Türkiye konusunda Trump’ın karşısına geçti. Oysa Ankara, Trump’ın en başından beri “Suriye’den çekilmeyi” istediğini ancak buna gücünün yetmediğini; “Obama döneminde yerleşen” hatta “geçmişi ve geleceği” olan ve “İran’a, Rusya’ya karşı daha güçlendirmeyi tercih ettiği” terör örgütüyle ilgili politikasında sıkıştığını biliyordu. Sonuçta ABD askerlerini Suriye’nin kuzeyinden çekti, ancak terör örgütüyle angajmanını “şimdilik” bitirmedi.

UZLAŞMANIN SONUÇLARI

ABD Başkanı Trump’ın “A takımını çözüm için gönderme” teklifi ve müzakereler neticesinde ortaya çıkan uzlaşma metnini Ankara’nın nasıl bulduğuna ve bundan sonraki sürece de bakacağız.

Yazının devamı...

‘Yasal müttefik’ ve onun nüktedan başkanı!

18 Ekim 2019

 

Stratejik ittifak, Kıbrıs Barış Harekâtı döneminde büyük bir kırılma yaşamıştır. Johnson mektubu, ABD’nin Türkiye’ye yönelik iki yıl süren silah ambargosu... Eşzamanlı olarak Türkiye’de Amerikan karşıtlığının yükselişi...

Arayışlar, ilişkiler, normalleşen ilişkiler... Körfez krizi, Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişi, Irak savaşı, tezkerenin TBMM’de reddi ve arkasından gelen çuval olayı... 4 Temmuz 2003 günü, Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde ABD 173. Hava İndirme Tugayı’na bağlı Amerikan askerlerinin Bağdat’la önceden yapılmış bir anlaşma uyarınca orada konuşlanmış Türk Özel Kuvvetleri’nin karargâhını basarak 11 Türk askerinin başlarına çuval geçirmesi, prangalaması ve kelepçeleyerek gözaltına alması... İki ordu mensuplarının tarihte ilk kez karşı karşıya gelmesi...

Arayışlar, ilişkiler...

Tüm bu süreçlerde duyduğumuz, “stratejik ortak”, “stratejik müttefik”, “model ortaklık” kavramları...

Tüm dünyada kökeni 18. yüzyıla dayandığı kabul edilen Amerikan karşıtlığı kavramının, geçmişe baktığımızda Türkiye’de en çok Johnson mektubu ve Süleymaniye’deki çuval olayı zamanında yükselmiş olduğu görülür. Yine süreçte Amerikan karşıtlığında ulusal egemenlik kavramının, ulusalcılığın ve sol ideolojinin de etkili olduğu görülür.

BUGÜN

15 Temmuz darbe girişimi...

Yazının devamı...

Barış Pınarı harekâtı... Sahada değişen dengeler

15 Ekim 2019

Bilgilendirmeye başladığı anda da malum ülkelerden tepkilerle karşılaştı. Alanını/süresini soranlar, dar tutulması temennisini getirenler, başka formül bulunmasını önerenler oldu. Türkiye hepsine tek tek güvenlik kaygısını, terör tehdidini, mültecilerin yerleştirilmesi amacını anlattı. Ancak “Türkiye’nin güvenlik kaygılarını anlıyoruz” diye başlayan tüm cümleler “ama”yla ve operasyonun sona erdirilmesini isteyen taleplerle devam etti.

Geldiğimiz noktada Türkiye harekâtına, terörle mücadelesine devam ediyor, edecek. Ancak başlangıçtaki çerçeve, değişen dengeler neticesinde farklılaşabilecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün harekâtın Ayn el Arap (Kobani) ve Haseke’yi de kapsayacağını açıklaması ile Azerbaycan’a giderken söylediği “Münbiç konusunda verdiğimiz kararın uygulama aşamasındayız. Münbiç boşaltıldığında oraya Türkiye olarak biz girmeyeceğiz ki. Oranın gerçek sahipleri Araplar. Yaklaşımımız onların oraya girmesi” sözlerinin şifrelerine bakacağız.

DEĞİŞEN DENGELER

Sahadaki hareketlenme, Türkiye açısından harekâtın başta öngörülen 120 kilometrenin batısına doğru bir kayma olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni sahada değişen dengeler. Kaynaklarım, ABD Başkanı Trump’ın “Suriye’nin kuzeyindeki askerlerimizi güneye çekiyoruz” açıklaması ile sahada dengelerin değişmeye başladığını söyledi. Hemen ardından Esad rejimi ile SDG’nin uzlaşma arayışları, hatta iki tarafın da “Anlaştık” açıklamaları kamuoyuna yansıdı. Esad ordusunun hareketliliği de takip ediliyor.

Ankara’nın yaptığı tespitlere gelirsek...

* ABD’nin Suriye’nin çekilme kararı o alanda bir boşluk yarattı. O boşluğu kim dolduracak? O boşluğu kim kontrol edecek? Ankara’ya göre birinci soru bu. Kısacası herkes boşluğu doldurmanın derdinde.

* YPG/PYD’nin yeni ABD’si kim olacak? İkinci kritik soru da bu. Yeni ABD derken, terör örgütünün hamisi kim olacak? Ankara sahadaki gelişmeleri, pazarlıkları izliyor. Evet, “pazarlık” dedim. Terör örgütü, Esad ile anlaştığını açıklasa da başka ülkelerle de pazarlık yürütüyor. Aslında hem ABD hamisi kalsın diye uğraşıyor, hem de “ABD giderse yerine en iyi şartlarda kimi koyarım” diye uğraşıyor. Bu tek taraflı bir uğraş olarak da görülmesin. Bölgeye meraklı ülkeler de bu pazarlığa çok meraklı.

Kısacası Ankara pazarlıkların farkında, izliyor. Olasılıkları göre politika oluşturuyor. Doğacak boşluktan terör örgütünün yararlanmaması için de yeni planları devreye sokuyor. Harekâtın ilk etapta Menbiç’e kayma ihtimali de bu yüzden.

Yazının devamı...

Trump o gece ne dedi?

11 Ekim 2019

Yeşil ışık mı, kırmızı mı? Yaktı mı yakmadı? Bu tartışmayı bitirecek cümle bu. Pazar gecesi ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan kararını vermiş şekilde konuştu; Türkiye’nin gösterdiği sabra dikkat çekti, ekim ayı olmasına rağmen hâlâ somut adım atılmadığını belirtti ve Türkiye’nin güvenli bölge oluşturacağını söyledi. Bunun üzerine ABD Başkanı Trump, “Madem girmek, bunu yapmak istiyorsunuz, o halde DEAŞ’lılar meselesini siz çözün. Gerisini hallederiz” yanıtını verdi.

Şimdi “gerçeklere” maddeler halinde bakmamız lazım.

İki liderin telefon görüşmesinden sonra Beyaz Saray, “Operasyonu desteklemeyeceğiz, bu operasyona dahil olmayacağız” dedi.

Amerika’da bazı çevreler (siyasetçi, medya vb) Türkiye’nin operasyon kararını büyük bir öfke ile karşıladı.

Trump, en başından beri sadece Türkiye sınırındaki 30 kilometrelik alandan değil, Suriye’den Amerikan askerinin çekilmesinden yana.

Trump’ın başı ABD’de azil soruşturması ile de belada. Bu sebeple Türkiye’ye karşı kıyameti koparanlar Trump’ı başta azil süreci olmak üzere başının belada olduğu konularla sıkıştırmaya devam edecekler.

ABD HAREKÂTI ENGELLEMEDİ

Tüm bunları biliyoruz, ancak altı çizilmesi gereken unsurlar da var. Ankara’daki kaynaklarım tüm tepkilere rağmen

Yazının devamı...

ABD’nin kara propagandası

10 Ekim 2019

Amerika’daki tepkilere bakınca son dönemin moda tabiriyle SDG “güzellemeleri” ve bu güzellemeleri yaparken bizzat ABD ve başkanı Trump tarafından “Bitti” denilen DEAŞ ile korkutmak taktiğinin ön plana çıktığını görüyoruz.

Ankara tüm bu “güzellemelerin”, “korku yaratma gayretinin” ayrıntılarıyla farkında. Trump’a ve Türkiye’nin güvenli bölge kuracak olmasına karşı ABD’de yürütülen kara propagandanın genel çerçevesini maddeler halinde şu şekilde özetleyebiliriz:

- Trump, Kongre’yi ve Amerika’nın müttefiklerini karanlıkta bıraktı.

- DEAŞ ile mücadele eden Kürtler ölüme terk ediliyor.

- Amerika müttefiki SDG’yi kaybediyor.

- Türk ordusunun bu işin sorumluluğunu üstlenecek niyeti, arzusu, kapasitesi yok.

- Trump SDG’ye ihanet ediyor.

- Serbest kalan DEAŞ’lı teröristler terör hücresi kurabilir ya da Avrupa’ya dönebilir.

Yazının devamı...

Fırat’ın doğusu Aralık 2018 ve 800 DEAŞ’lı

8 Ekim 2019

2018 yılının Aralık ayında ABD Başkanı Donald Trump önce önemli bir açıklama yapacağını duyurmuş, sonra da DEAŞ’ı yendiklerini söyleyerek Suriye’den çekileceklerini açıklamıştı. Yine o dönem Trump, “İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer müttefiklerden Suriye’de yakaladığımız 800 DEAŞ militanını teslim alarak yargılamalarını istiyoruz. Hoş olmayan diğer alternatif ise onları serbest bırakmak” demişti. 19 Şubat 2019’da bu konunun perde arkası ile ilgili bu köşede yazdığım yazıda:  800 DEAŞ’lı teröristin SDG’nin elinde olduğunu,  Hapishane olarak adlandırılan birtakım binalarda tutulduklarını,
 PYD’nin, ABD’nin çekilme açıklamasına karşı DEAŞ’lı teröristleri serbest bırakmakla tehdit ettiklerini kaleme almıştım.

O dönem ABD Başkanı, Erdoğan ile peş peşe yaptığı telefon görüşmelerinde “800 DEAŞ’lı teröristin durumu”nu gündeme getirmişti. Ankara ise bugün Beyaz Saray’ın açıklamasında yer alan cümle için o gün çözüm önerisinde bulunmuştu. Ankara, Washington’a “DEAŞ’lılar için Suriye sınırları içinde çözümümüz var, alırız, koyacağımız yer belli” mesajını vermişti.

BİR YILIN KÖŞE TAŞLARI

Bir yıl önceki tablo buydu. Şimdi bugüne geliyoruz. Ama önce bu bir yılda neler yaşandı maddeler halinde sıralayalım. 

 Bir yılda ABD Başkanı’nın açıkladığı gibi bir çekilme olmadı. ABD, Suriye’de kalırken DEAŞ’a karşı sahada kullandığı PYD/YPG’yi içeren SDG’yi her gün silahlandırmaya ve eğitmeye devam etti.

 Ankara’nın o süreçteki “operasyon” açıklamasına Trump sosyal medyadan, “Kürtlere saldırılması durumunda Türkiye’yi ekonomik olarak yerle bir edeceği” yanıtını vermiş, bunun olmaması için güvenli bölge önerisinde bulunmuştu.

 Ankara-Washington hattında güvenli bölge için müzakereler yürütüldü. Ankara’nın tabiriyle

Yazının devamı...

Kamp öncesi 3 günlük toplantı

4 Ekim 2019

Üç gün boyunca süren toplantıda konuşulanlar dikkat çekici. Yapılan tespitleri ve eleştirileri alt alta sıralamakta fayda var.

Yeni bir dil lazım.

AK Parti geçmişte daha çok halktan ve özgürlükten yanaydı. Bu politikasından uzaklaştı.

Ekonomideki sorunlar seçmeni, vatandaşı doğrudan etkiliyor. Güven sorunu aşılmalı. 

AK Parti geçmişte toplumsal duyarlılıklar konusunda öncü idi. Bu rolünü yeniden kazanmalı.

Siyasetçiler partinin yanında değil, halkın yanında olmalı.

Yeni siyasi parti oluşumlarındaki isimler AK Parti’den çıkan, yetişen isimler. Onlara yönelik “hain” tanımlaması doğru değil. Bu oluşumları hor görmek de yanlış. Söz konusu siyasi oluşumlar, AK Parti’ye kızgın seçmenin olası adresleri. AK Parti’ye kızgın seçmen daha fazla küstürülmemeli.

Uygulamaya konulmuş Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin temel taşı 50+1’i yeniden tartışmak, hatta konuşmak bile zafiyet.

Yazının devamı...

Değişen koşullar ve Fırat’ın doğusu

1 Ekim 2019

Cumhurbaşkanı Erdoğan New York’taki BM Genel Kurulu öncesinde Türkiye’nin artık sabrının kalmadığını, istediği koşullarda güvenli bölge oluşturulmazsa Fırat’ın doğusuna harekâtın kaçınılmaz olacağını, bunun için de Türkiye’nin aylarca hatta günlerce beklemeyeceğini açıkça söylemiş; eylül ayının sonuna kadar da süre vermişti. Üstelik BM Genel Kurulu’nda tüm dünyanın önünde Türkiye’nin Fırat’ın doğusunu da terörden temizleyeceğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada “Suriye’de terörden temizlediğimiz bölgelerde okulları, hastaneleri, altyapı ve üstyapı imkânlarını yeniden ayağa kaldırıyoruz. Şimdi aynı amaçla Fırat’ın doğusunu terör örgütlerinden temizlemeye hazırlanıyoruz. Hem ülkemizdeki Suriyelilerin hem de güvenli hale getirdiğimiz bölgede ikamet eden kardeşlerimizin, kalıcı barış sağlanınca Suriye’nin yeniden inşasına katkıda bulunacak bireyler olarak yetişmelerini hedefliyoruz. Sizlerden de Türkiye’nin tüm insanlık adına yürüttüğü bu çabalara destek olmanızı bekliyoruz” dedi.

Ankara’nın beklentisi genel kurul sonrasında New York’ta iki liderin bir araya gelmesi ve güvenli bölge ile pürüzlerin ele alınmasıydı. Görüşme olsa idi, Ankara hem pürüzlerin giderilmesine çalışacaktı hem de kararlılığını bir kere daha gösterecekti. Ancak o görüşme olmadı, olamadı. Trump hakkında azil süreci başlatıldı ve başkan ile adamlarının doğal olarak gündemi altüst oldu.

DERDİ BAŞINDAN AŞKIN

Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York’tan dönerken uçaktaki gazetecilere Trump ile kapsamlı bir telefon görüşmesi yapma ihtimalinden bahsetti. Türkiye’nin verdiği süre dolarken, şu satırların yazılmakta olduğu dakikalara kadar iki lider arasında henüz bir telefon görüşmesi olmadı. Açıkçası Trump’ın derdi başından aşkın. 2020’de yapılacak ABD başkanlık seçimlerine doğru bu süreç “azil” ile noktalanmasa da Trump’ın başını ağrıtıyor ve daha da ağrıtacak. Siyasi açıdan Trump’ı yıpratacağına şüphe yok. O yüzden telefon görüşmesi de hemen olmayabilir, olamayabilir.

Diğer yandan Suriye’de 2011’den beri süren içsavaşı sonlandırmak için BM gözetiminde oluşturulan Suriye Anayasa Komitesi’nin 29 veya 30 Ekim’de Cenevre’de toplanacağı açıklandı. Türkiye’nin de desteklediği süreçte önemli bir dönemece giriliyor. Ayrıca Türkiye tüm gelişmeleri, özellikle de mültecilerin durumunu Rusya, Fransa ve Almanya ile dörtlü zirvede de masaya yatırmak istiyor.

TÜRKİYE YENİDEN GÖZDEN GEÇİRECEK

İşte

Yazının devamı...
Hande FIRAT Kimdir?

.