Paylaş
Bir zamanların efsane Hollywood oyuncusu ve aerobik eğitmeni Elizabeth Sparkle (Demi Moore), cinsiyetçi bir yapımcı tarafından yaşı sebebiyle kovuluyor ve yerine genç yetenekler aranıyor.
Kovulması üzerine gençleşmek için gizemli bir yönteme başvuran Sparkle’ın yaşadıkları filmin ana konusu.
Dediğim gibi, bundan sonrası izlemesi hiç kolay değil. Psikolojik olarak sorgulattığı konular ise cabası.
Bir kadının ilgi odağını kaybetmesi, genç ve diri bedenini sarkmış memelere, yaşlanmış bir yüze, pörsümüş popoya ve selülitli bacaklara teslim etmesi hiç kolay değil.
Her kadını kimlik krizine sokan, özellikle kendinden daha gencine tercih edilmişsen hayatla barışmanı son derece zorlayan bir süreç.
Hiçbir kadının psikolojisini buna hazırlaması mümkün değil. Menopozla gelen darbe zaten bir kadının en büyük kırılma noktası.
Film, kendini kabul etmek yerine dış görünüşe tapmanın tehlikelerini anlatan olağanüstü bir yapıt.
Kim olduğunuzu kabul edip onunla barışmadığınız noktada yaşanan psikolojik çatışmayı muazzam bir şekilde ele almış.
Bunu kabul edebilmek kolay mı? Hele günümüzün filtreli dünyasında? Kesinlikle hayır.
Oscar, BAFTA, Emmy ve daha birçok ödül sahibi, 80 yaşındaki Helen Mirren yaşlanmak için “Yalnızlığın güzelliğini kucaklamayı öğrenmektir” der.
Bu süreçte en acımasız davranışların kendi hemcinslerimizden geliyor olması ise durumun en ironik yanı, öyle değil mi?
Acımasızca eleştirdiğimiz her fiziksel noktanın gelip bizi bulmayacağından eminmişiz, hiç o yaşa gelmeyecekmişiz, hiç sarkmayacak, hiç yaşlanmayacakmışız gibi yargılıyoruz da yargılıyoruz.
Konu dönüyor dolaşıyor, kendini geliştirmekte bitiyor.
Sadece dış görünüşe yatırım yapıp kendi sığlığında kalanlar sonunda kendini kaybetme noktasına gelip hırçınlaşarak hayata küsüyor; kendinin daha iyisi olabilmek için bu süreçte kendine yatırım yapanlar ise önce bir sallanıp, sonra duruma adapte olup hayattan ve yaşının verdiği olgunluktan keyif almaya devam ediyor.
Peki siz hangisi olmak istiyorsunuz?
Paylaş