Lokal hareketler çoğalmalı

Önceden Türk markaları dendiğinde herkes kafasını çevirir, burnunu kıvırırdı.


Beğenseler bile tasarımcısının veya markasının Türk olduğunu öğrenince hemen yerine geri bırakılırlardı.
Çünkü Türk markaları taklitten öteye gidemezdi.
Ama artık gün geldi devran döndü.
Yurtdışında bilinen o kadar iyi markalarımız var ki.
Mesela Gül Ağış’ın tasarladığı Lug Von Siga, mesela Beste ve Merve Manastır’ın ayakkabı ve çanta markası Manu Atelier, mesela Seda Çeliktürk’ün tasarladığı Common Leisure, mesela Zeynep Tansuğ’nun tasarladığı Piece of White gibi daha onlarca marka sayabilirim.
Şimdi dünyanın en seçkin online alışveriş siteleri, en ünlü mağazaları bu markaların sadece kendilerinde satılması için özel anlaşmalar yapabilmek kendi içlerinde yarış halinde.
İnanın seramikten ayakkabıya, kıyafetten çantaya kadar çok ama çok iyi markalara sahibiz.
Tepeden tırnağa marka kıyafet giyen kadınlardan ziyade, Türk tasarımcılarına ait kıyafetleri kombinleyen kadınları daha çok seviyorum.
Çünkü bu markalardan alışveriş yapan kadınlar gerçekten bu işi bilen kadınlar.

Yerli seçkiler

Pandemi ve kur farkının kötüye gitmesi Türk tasarımcıların daha da parlamasına sebep oldu.
Karaköy’de eskiden beri sevdiğim ve yükselişlerini takip ettiğim Bey Karaköy’ün sahiplerinden Nil Ertürk “Lokal Hareketler” adı altında çok güzel bir oluşum başlattı.
Artık mağazada, yerli markaların seçkilerinden oluşan bir bölüm var.
Ben de bu sayede daha önce hiç bilmediğim markaları keşfetmenin keyfini yaşıyorum.
Özellikle Galataport projesi bittikten sonra bu oluşumun yabancılar tarafından da çok sevileceğini düşünüyorum.

Birlik olma duygusu

Bir yerli isim daha: Demet Müftüoğlu Eşeli...
Eşeli, “Kültürümüze Yolculuk” teması adı altında, Bodrum Maçakızı Otel’de ’74 Escape Store & Gallery’yi açtı ve Türk seramik sanatçılarıyla tasarımcılarını bir araya getirdi.
Pandemi sürecinin ardından birlik olma duygusu ile Türkiye’nin en yetenekli seramik sanatçıları ve zanaatkarları bu coğrafyadan çıkan yeni bir hikaye yazdılar.
Bu hikayenin tüm eserlerini de burada görebilirsiniz.
Butikte en sevdiğim markalardan olan Marche İstanbul’dan Rumisu’ya, Begum Khan’dan Anim Living’e, Gülsüm Uzel’den Mesut Öztürk’e kadar aklınıza gelen en iyi markaların olduğu olağanüstü bir seçki var.
İçeriye girdiğinizde gördüğünüz her parçayı alma isteğinden kaçmanız imkansız.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yaktın bizi online eğitim

Çalışan bir anne olarak online eğitimden yıldığımı söylesem ayıplar mısınız beni?

İşlerimle mi ilgileneyim, evde çocuğumla mı ilgileneyim, okulların bitmek tükenmek bilmeyen istekleriyle mi ilgileneyim bilemiyorum.
“Şu saatler aralığında çocuğunuzun başında durabilecek misiniz” diye gelen maillerden fenalık geçirmek üzereyim.
“Durabileceğim” desem, işlerimi yetiştirememiş oluyorum, “duramayacağım” desem okula karşı kendimi suçlu hissediyorum. Çok ciddi duygu karmaşası içindeyim.
Sabah erken kalkıp, 13.00-13.30 arası yemek saatini yakalayabilmesi için yemek yapmaktan, o sırada evi toparlayıp, maillerimi cevaplayıp, öğleden sonra işlerimi yetiştirmeye çalışmaktan çok yoruldum.
Ne içeride verimli olabiliyorum, ne dışarıda. Kiminle konuşsam aynı dertten mustarip. Konun özü bilgisayarda sürekli sistemsel problem yaşadıkları için IT’ci olmaktan, ders saatlerinde ses çıkarmama zorunluluğundan bir an önce istifa etmek istiyorum...
Geçenlerde bir telefon şirketinin lansmanı vardı. Teknolojinin üst düzey mühendislikle birleşerek geldiği nokta gerçekten insanı büyülüyor. Instagram ve telefon bağımlılığından kurtulmaya çalıştıkça karşımıza çıkan bu cezbedici model, ekran kalitesi, ekranın katlanması ve fotoğraf kalitesiyle çok iyi. Tanıtım sırasında Ipad ve PlayStation’ın başından kavga gürültü kaldırdığımız, ne olacak bu çocukların hali diye söylenip durduğumuz gamer neslinden ne farkımız vardı acaba?
O gün telefonu keşfetmek, güzel fotoğraf çekmek uğruna çocuklar gibi gülüp eğlenerek saatlerimizi geçirdik.

Yazının Devamını Oku

Yeni trend ecoDrone’lar

Bio organikler, vegan formüller, geri dönüştürülmüş malzemeden üretilmiş ambalajlar, yeşil teknolojiyle bir araya gelmeye devam ediyor.

Çevreye duyarlı, sorumluluk sahibi marka olmak tüketici için artık yeterli değil. Bunun arkasında duran, üretimden yapım aşamasına kadar adil ve etik tutum sergileyen markaları daha çok tercih etmeye başladılar.
Geçen gün Nuxe Organic ve Ecording’den bir paket geldi.
İçinde ürünlerin yanı sıra doğaya olan minnettarlıklarını göstermek için drone’lar ile tohum topu atışı gerçekleştirdiklerinden bahsettikleri bir kit vardı.
İlk defa duyduğum Ecording nedir diye araştırdım.
Ağaçlandırma çalışmalarına yeni bir bakış açısı getirip, ecoDrone’larla erişimi zor alanlarda kalkış sağlayarak sadece 10 dakikada 2 bin 500 tohum atışı gerçekleştiriyorlarmış.
Ecording’in geliştirdiği “Ağacım Nerede” uygulamasıyla atışı gerçekleşen tohumlarınızın doğa ile nasıl buluştuğunu görebiliyor ve fidanınızın durumunu takip edebiliyormuşsunuz.
Ben bana gelen karttaki QR kodundan sedir ağacı tohumları seçtim, şimdi drone ile fırlatılmalarını bekliyorum.

Yazının Devamını Oku

Profesyonellik bunu gerektirir

Son 1 haftadır Gülşen ve Edis’in “Nirvana”sı ile çalkalanıyor ortalık.

 Ne kadar hasret kalmışız böyle ses getiren işlere...Son 1 haftadır Gülşen ve Edis’in “Nirvana”sı ile çalkalanıyor ortalık. Ne kadar hasret kalmışız böyle ses getiren işlere...Şarkıya çekilen klibin senaryosu aslında yeni bir fikir değil. 90’larda konteyner içinde çekilen çok klip oldu ama “Nirvana” neden ilk defa yapılmış gibi hepimizi cezbetti biliyor musunuz? Çünkü buram buram ekip işi ve profesyonellik kokuyor. “Türk müzik sektöründe kendini en çok kim geliştirdi” diye sorsanız, kesinlikle “Gülşen” derim.Yıllar içinde evrildiği kadını hayranlıkla izliyorum.Ne istediğini bilen, en iyi ekiplerle çalışan bir kadın var karşımızda.Her klibinde, her şarkısında ayrı bir güç görüyorum. Her adımında daha da devleşiyor sanki.Çünkü yıldığımız “En iyisi olsun ama bütçemiz bu” zihniyetinden tamamen uzakta. Her şeyin en iyisinin olması için, sektörün en iyileriyle çalışan, yani şu an bulunduğu konuma gelmek için çok para harcayan bir Gülşen’den bahsediyoruz.Bu bir ekip işidir.Madonna sadece kendisi olduğu için değil, arkasında en iyilerden oluşan dev gibi bir ekibi olduğu için “Madonna” haline geldi.  Mesela Gülşen styling’i için birkaç yıldır Mahizer Aytaş’la çalışıyor. Bence Mahizer, ‘stylist’ olmama rağmen benim bu sektörün en iyisi diyebileceğim isimlerin başında gelir.Birlikte muazzam bir sinerji yarattılar.Gülşen, Mahizer’den sonra daha da kendini buldu. Ama kendini bulmak para harcamadan olmuyor maalesef.“Ben Gülşen’im, bunları bana ücretsiz yollasınlar” demeden, müthiş bir vizyonla bu stile kavuştu.Çünkü profesyonellik bunu gerektiriyor.Benim “Nirvana”m da böyle kaliteli işleri ve işbirliklerini izlediğimde ortaya çıkıyor. Diğer taraftan oyunculara bakalım. Bence herkes Gülşen’den ders almalı.Bir yere gelmek için kendilerine asla yatırım yapmayan, ajanslarının buldukları stylist’le galalara katılan ünlüleri anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum.Ünlülerden daha ünlü olmaya çalışan ajans çalışanları ve sahipleri başlı başına kanayan yara zaten.Bu, filmin senaryosuna bakıp “ben asla öpüşmem” denilmesiyle aynı mantık benim için.İşte bu yüzden yabancı oyuncular dünya starı oluyorken bizimkiler yerinde sayıyor.Oscar ödüllü oyuncular yeri geliyor tüm film boyunca sevişiyor, yeri geliyor çırılçıplak dolaşıyor, yeri geliyor 20 kilo alıyor. Çünkü oyunculuk mesleği bunu gerektiriyor.Basında stilleriyle, güzellikleriyle kendilerinden söz ettirmek isteyen oyuncuların bunu stylist’e, tasarımcıya, markaya para harcamadan, kendilerini komple o kişiye teslim etmeden gerçekleştirmeleri çok zor.Bu işi bilenlerle çalışmanın ve çalıştıkları kişiye teslim olmanın nasıl sonuçlar doğurduğunu görmek için Gülşen ve Edis’in “Nirvana” şarkısını dinleyip, klibini izleyebilirler.Tüm ekibin ellerine sağlık. Sözünden aranjesine, styling’inden çekimine kadar ortaya hayranlık uyandıran, iyi bir iş çıkmış.

Yazının Devamını Oku

Sezon öncesi detoks zamanı

Sürdürülebilir odaklı koleksiyonlar ve yeni çıkan markalar artmaya devam ediyor... Bir nebze de olsa tekstil sektörünün çevreye verdiği zararı minimalize etme çabaları mutluluk verici.

H&M marka iş birliklerine bir yenisini ekledi... Kusursuz terziliğiyle tanınan, kaliteli kumaşlarla uzun ömürlü moda yaratma konusunda tutkulu, lüks İtalyan giyim markası Giuliva Heritage’le sürdürülebilir odaklı, zamansız parçalardan oluşan yeni bir koleksiyona imza attılar.
H&M X Giuliva Heritage koleksiyonunda klasik erkek giyim silüetlerini, kadın giyim dünyasına taşıyarak maskülen ve elegan kesimler güzel harmanlanmış.
Her üründe, geri dönüştürülmüş kaynaklı malzemeler kullanılarak İtalyan mirasına modern bir bakış yaratılmış ve benim için her kadının gardırobunda olması gereken parçalar ortaya çıkmış.
Geri dönüştürülmüş yünlerden tasarlanmış krem rengi takım ve organik pamuklardan tasarlanmış dik yakalı kazakları muhakkak gardırobunuza ekleyin derim. Koleksiyon, 3 Eylül’den itibaren satışta olacak, bu tarihi şimdiden not etmenizde fayda var.
Yeni sezondan bahsetmişken ve sezona adım atmadan önce gardırobunuzu da yeniden düzenlemenin tam zamanı.
Bunca senelik hizmet hayatımda giyim odasına sığan ve yeteri kadar kıyafeti olduğunu savunan bir kadınla hiç karşılaşmadım.
O gardıroplar hep ağzına kadar doludur hatta evde sürekli tekrar eden, “giyecek hiçbir şeyim yok, alışverişe çıkmam lazım” kavgası da bitmez.

Yazının Devamını Oku

Pandemide anne olmak

Okulların açılma tarihi yaklaştıkça aklıma sürekli YouTube’da çok popüler olan dört çocuklu İsrailli bir annenin, pandemi sırasında geçirdiği sinir krizi videosu geliyor.


Hem çalışıp, hem evi çekip çevirip, hem de online eğitim alan çocuklara göre her şeyi organize etmeye çalışmak...
Ne güzel geçen sene bu zamanlarda “Ay çok şükür okullar açılıyor” diye kendi aramızda gülme krizine girerdik.
Hele okulun ilk açıldığı gün yok mu?
Off şölen olurdu biz annelere, şölen.
Şimdi biz dışarıda çalışırken, çocukların evde online eğitim alması nasıl olacak bilemedim?
Kabus dolu günler geliyor yani.

Yazının Devamını Oku

İlk defa erkekler, bizlerden 1-0 önde

Kate Moss, Madonna gibi ikonik kadınların son hallerinin çekiştirildiği farklı ortamlarda tesadüf eseri bulundum.

“Kate Moss’un göbeğini gördün mü?”, “Kadın neydi ne olmuş”tan tutun da “Madonna ne hale gelmiş peki”, “Ahh yazık, mahvetmiş kendini” gibi devam eden bir sürü cümle duydum...
Bahsettiğimiz isimler, 17 yaşlarından itibaren bildiğimiz, dünyaya mal edilmiş güzelliğe ve başarıya sahip en önemlisi de artık 45 olmuş kadınlar.
Hâlâ aynı kalmasını nasıl bekleyebiliriz ki? Ben küçüktüm Kate Moss vardı, 40 yaşıma geldim hâlâ var. Nasıl putlaştırmışsak artık onları, göbekli, sarkık yüzlü görmek bizler için kabul edilemez bir fikre dönüşmüş.
Hayat, kadınlara çok acımasız bu bir gerçek ama kadınların kadınlara yaptığını da anlamak mümkün değil.
Diğer taraftan erkekleri ele alalım, sakallarının altına gizledikleri sarkıklıkları, çizgileri, yaşlanma ibareleri bizimle hiç adil savaşmıyor. Halı altına süpürülen tozlar gibi tüm yaşı sakallarının altına süpürüp hiçbir şey yokmuş gibi devam ediyorlar.
Hele bir de kır saçlarının hepsine yakışması durumu yok mu? İşte o daha da sinir bozucu. Sadece yaşlanma konusunda bizden şanslı oldukları kesin.

Moda Operandi’deki Türk markası

Geçen yazılarımda Türk tasarımcılarının dünyada rüştünü ispatladıklarını yazmıştım.

Yazının Devamını Oku

Ne zor şey kadın olmak

Bir kadının güzel olduğu neye göre belirlenir?


Bunu kim belirler? Güzellik standartları nelerdir? gibi sorular uzun zamandır kafamı kurcalıyor.
Toplumun kadına dayattığı kurallardan, modanın kadını şekillendirmesinden, genç kızların takip ettikleri kadınların filtreli hayatlarına inanıp, o siluete sahip olabilmek için verdikleri savaşlardan her geçen gün daha fazla rahatsızlık duyuyorum.
Kadın formunun temeli aynı kalsa da güzellik algısı ve mükemmel vücut tasviri yıllar içinde hep değişmiştir.
Antik Yunan Çağı’nda başlayan dolgun göğüs, ince bel, geniş kalça figürleri, altın oran diye tasvir edilen simetrik yüzle birleşince ortaya kusursuz kadın çıktı ve bu kadının ana hatları günümüze kadar geldi.
Aynı kadın yeri geldi bulumik zayıflıkla güzel bulundu, yeri geldi atletik fiziksel özelliği zorunluluğu getirildi.
Ama şimdi kadınlar özgürlüğünü ilan etmeye başladı.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyanın gücü

Günlerdir kadına yönelik şiddete son vermek ve kadın haklarını korumak adına instagram üzerinden #ChallengeAccepted hastag’i ile kadınlar dikkati üzerlerine çekmeye çalışıyor.


O kadar sesleri çıktı ki Türkiye’den çıkıp dünyada seslerini duyurmayı başardılar.
Jessica Biel’dan Charlize Theron’a kadar birçok ünlü İstanbul Sözleşmesi’ne ve kadın haklarının korunmasına destek olmak için siyah beyaz fotoğraflarıyla hepimizin yanında oldular.
Yani “Yerini bil kadın!” diyenlere gerçekten yerini bildirmek için kollar sıvanmış durumda...
Ne kadar üzücü ki kanunların, yetkililerin yapamadığını bir kez daha sosyal medya yapıyor.
İnsanlıktan yoksun, yavru köpeğe tecavüz ederek öldürecek kadar sapkınlıktan gözü dönmüş caninin tutuklanması için herkes ayaklanmışken, komşusunun köpeğini, haneye tecavüz ederek öldüren ve toplum içinde tehlike arz eden şahıs sayesinde tahammül sınırları zorlandı artık.
Günlerdir çığ gibi büyüyerek artan tepki ile Alp Erkin’in distribütör’ü olduğu şirket mail yağmuruna tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Hayaller Capri gerçekler daha güzel

Pandemi yüzünden yurtdışına gidemeyenlerin serzenişleri devam ededursun, ben bu yaz ülkeme bir kere daha âşık oldum.

Dünyanın birçok noktasını görmüş biri olarak söyleyebilirim ki gerçekten cennet ama kesinlikle değerini bilmediğimiz ve her toprağı karış karış sömürülmüş bir ülkede yaşıyoruz.

Tekne sahipleri çoğunlukla Hisarönü körfezinde demirlemiş olmalarına rağmen Yunan adalarına gidemedikleri için mutsuz.

Bizim koylarımızla asla kıyas kabul edilemez olduğu halde.

Gün batımı için Santorini’ye gitmeyi seven çok fazla kişi tanıyorum, ama farkında bile değiller ki Bodrum’daki Allium Villas Resort’te izlenen gün batımı Santorini’den çok daha güzel.

Urla’nın Toscana’dan farkı yok.

Arabayla giderken geçtiğiniz yollarda kendinizi Güney Fransa’da hissediyorsunuz.

Aynı yolu diğer ülkelerde yapsak kendimizi kaybederiz ama elimizin altında olunca neden değerini bilemiyoruz?

Veya yabancı ülkelere gittiğimizde yaşadığımız hayranlık kendi ülkemize gelince neden aynı tadı vermiyor?

Yazının Devamını Oku

Dijital defilelere geçiş

Moda haftaları içinde en beğenerek takip ettiğim Paris Haute Couture Moda Haftası, dünya devi markalar tarafından tarihinde ilk defa dijital defile olarak bizlere aktarıldı.


Acaba nasıl olacak diye beklerken, Dior inanılmaz bir prodüksiyonla “Le Mythe Dior”u fantastik bir dünyada, kısa film olarak bizlerle buluşturdu.
Bomboş sokaklarda fotoğrafçıların olmadığı, defile öncesi fotoğraf çılgınlığının yaşanmadığı bir moda haftası nasıl olacak diye düşünürken, pandemi sonrası sunulan ilk defileler bambaşka bir dönemin başlangıcı oldu.
Moda ve sanatın bir araya geldiğinde uçsuz bucaksız vizyonla nasıl devleşebileceğini bir kez daha deneyimlemiş olduk. Hem de bu sefer dijital gibi bir gerçek varken...
Defilelerde podyum tasarımına, davetlilere, defile sonrası gerçekleşen yemeklere, partilere ve basına gönderilecek hediyelere ayrılan bütçeler yönetmenlere ayrılınca ortaya kuşkusuz çok ses getirecek işler çıkacak.
Dior; görsel yapımları ile dikkat çeken filmleri, gölge ve ışık oyunları, buğulu sahneler ve sosyal drama işleri ile nam salmış İtalyan yönetmen Matteo Garrone ile sonbahar-kış defilesini sürrealist bir filmle anlattı. Müzikler, sanat yönetmenliği, ışık şahaneydi.
Grand Palais’te her seferinde podyum tasarımlarıyla nefis defileler gerçekleştiren Chanel ise, 2020 sonbahar haute couture koleksiyonunun hikayesini önce Instagram üzerinden yayınladığı teaser’lar ile anlattı. Daha sonra dijital ortamda defilesini sundu.

Yazının Devamını Oku

Kadınlar susmuyor!

Öfkenin verdiği kontrolsüzlükle, kendinden fiziksel olarak daha zayıf bir kadına şiddeti meşru görmek...


Dünyanın en iyi oyuncusu olsan bile insan olamadıktan sonra kaç yazar?
Dizi senaryolarına bakıyorsun, kadına fiziksel veya sözlü şiddet, erkek egemen bir hiyerarşi...
Okumuş kesime bakıyorsun, alkolün etkisinden kaynaklı şiddet... Bitmek bilmeyen farklı farklı varyasyonlarla kadınlara yaptığınız eziyetleri her gün okuyoruz.
Ünlü, ünsüz, okumuş, okumamış her türlü aciz erkeğin şiddetine dur diyen, onlara kafa tutan cesur kadınların sayısı her geçen gün artıyor.
Günlerdir Ozan Güven’in güzeller güzeli Deniz Bulutsuz’a uyguladığı kabul edilemez şiddeti okuyoruz. Darp fotoğrafları olayın boyutunu gözler önüne seriyor.
Kadınları küçümseme, örseleme, şiddet uygulama hakını nereden buluyorsunuz ey erkekler?

Yazının Devamını Oku

Küresel iklimin moda üzerindeki etkisi

Küreselleşmenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerini iyice hissetmeye başladık.


Yazın ortasında hortumlar, Sibirya’nın sıcaklık rekorunu kırması, bir anda gelen seller...
Yıllardır doğaya verdiğimiz zararın etkisini her geçen gün daha fazla hissediyoruz.
Hatta bu etkiye şahitlik eden ilk nesiliz ama küresel iklime karşı ciddi farkındalıkla büyüyen Z kuşağı bu gidişata dur diyebilmek ve zamanı tersine çevirebilmek için canını dişine takmış durumda.
Son zamanlarda dilimizden düşmeyen sürdürülebilirlik kavramı, onlar için yaşam biçimine dönüşmeye başladı bile.
Yani kendi ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da düşünerek üretmeye baş koymuş durumdalar.
Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun raporuna göre sürdürülebilirliğin tanımı “İnsanlık; doğanın gelecek nesillerin gereksinimlerine yanıt verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçları temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir” diye yapıldı.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’dan son haberler!

Günümüzde otellere olan güven çok önemli oldu. Yeni normal sonrası nasıl hizmet vereceklerini deneyimlemek istedim. Aynı zamanda da tasarımcı Bünyamin Aydın’ın bizleri riske atacak hiçbir organizasyona dahil olmayacağından emin ama yine de ister istemez otele gidiyor olmanın tedirginliğiyle Les Benjamins’in Edition Otel içindeki pop up mağazası açılışı için Bodrum’a gittim.


Otele ilk adım attığım andan itibaren alınan tedbirler karşısında içim rahat etti.
Otele girişte kontroller daha siz aracınızın içindeyken başlıyor. Rutin ateş ölçümü, el dezenfektanı ve temiz maske eşliğinde otele giriş yapabiliyorsunuz.
Valizleriniz içeriye sokulmadan direkt dezenfekte edilmeye götürülüyor ve temizlendikten sonra odanıza gönderiliyor.
Valizlerinizle aynı anda içeriye giriş yapamıyorsunuz yani.
Check-in’iniz tamamen temassız olarak kurgulanmış.
Kimseyle temas halinde bulunmadan işlemlerinizi yaptıktan sonra odanıza geçiyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı bir ten, güçlü bağışıklık sistemi

Bütün kış evlere kapandık, sürekli yedik durduk, bikini sezonu açıldı, şimdi de neremizi kamufle edeceğimizi şaşırır olduk.


Selülitlerimizle mi uğraşalım, aldığımız kiloları vermekle mi uğraşalım, uzaktan uzağa içimiz sahil kesimlerine gitse de, korkudan gitmemek için direnen nefsimizle mi uğraşalım bilemez haldeyiz.
Ama artık kesin olan bir şey var ki yeni trend sağlıklı ve fit görünmek.
Pandemi süresince ülkemizde ve dünya genelinde insanların en çok izlediği yayınlar sağlıkla ilgili olanlardı.
Sağlıklı bir ten, güçlü bir bağışıklık sistemi ve sağlıklı iç organlar sonunda kılık kıyafetten daha önemli bir yere geldi.
İnsanlar artık sadeleşmek, organik yaşamak, sağlıklı beslenmek ve doğaya katkı sağlamak istiyor.
Yakında birçok kişi Avusturya’da bulunan dünyanın en iyi sağlıklı yaşam merkezi olan Vivamayr’ın felsefesini benimsemeye başlayacak.

Yazının Devamını Oku

Bodrum, Bodrum!

Geçen yaz Mandarin Otel’de açılan Türkiye’nin ilk sezonluk butiği olan Chanel’in üzerine, bu yaz Yalıkavak Marina’da açılacak Dior’un Türkiye’deki ilk yazlık pop-up mağazası olan “Dioriviera”ya yine Bodrum ev sahipliği yapacak.


Mağazada sadece 2020 yaz koleksiyonu olmayacak...
Bodrum için sınırlı sayıda üretilen Bodrum baskılı çanta, mayo, aksesuvar, terlik ve bileklikler de olacak.
Geçen sene aynısı Capri ve Forte dei Marmi için tasarlanmıştı ve birçok yabancı trendsetter, bu ürünleri elde edebilmek için bu sahil yörelerine akın etmişlerdi.
Umarım aynısı güzel ülkemin incisi Bodrum içinde geçerli olur.
Bodrum bu sezon yabancıların radarına girmeye devam ediyor.
Dünyanın her noktasında tekne kiralaması yapan Book the Boat’un sahibi Barış Selamioğlu ile konuştuğumda çok fazla ülkeden özellikle Bodrum ve Hisarönü koyları için ciddi oranda talep olduğunu söyledi.

Yazının Devamını Oku

Sadeliğin ne kadar önemli olduğu anlaşıldı

Şöyle bir etrafıma bakıyorum da herkes kişisel gelişime, enerjilere ve astrolojiye ciddi derecede kendini kaptırmış durumda.


YouTube’da yoga ve meditasyon videolarının tıklanma oranlarında dünya genelinde ciddi artış olmuş.
Peki bu kadar içe ve maneviyata dönmemizin sebebi sadece pandemi süreci mi?
Yoksa kendimize daha fazla tahammülümüz kalmadı mı?
Ya da ne kadar hırslı olduğumuzu, elimizdekiyle yetinmeyi bırakıp, bizde olmayanın peşine düşmekten helak olduğumuzu, bu uğurda kimleri kolaylıkla gözden çıkartabileceğimizi görüp kendimizden korkar mı olduk?
Bundan mı maneviyata, doğaya dönme çabamız?
Kendimizden daha zor durumda olanlara yardım etmekten mutlu olan, “Bu bana çok iyi geldi” diyen çok kişi tanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Tüm hücrelerimde yazın özlemi var!

Günlerdir burnuma deniz kokusu geliyor.

O kadar özledim ki Güney’i, Ege’yi, denize girip ağaç gölgesinde kestirmeyi.
Tamam az kaldı, neredeyse bitiyor, normale dönüş başlıyor, yakında hepsi geride kalacak derken; son birkaç gündür okuduklarım ve Amerika’daki yetkililerin 3.5 saat boyunca senatörlerin sorduğu sorulara canlı yayında verdikleri cevaplar, 2020-21 dönemine ait öngörü paylaşımları ve Asya’da hayat normale dönmeye başlamışken eğlence mekanlarının yeniden kapatılması ve vaka sayılarında artışların başlaması üzerine “eyvah bitmeyecek mi” endişesiyle baş başa kaldım.
Hayat “yeni normal”e döndürülmeye başlandıkça, aldığımız tedbirler de aynı oranda gevşiyor ve saat aksi yönde ilerlemeye başlıyor.
Bu sarmal ne zaman bitecek hiçbirimiz bilmiyoruz.
Aşı bulunmadığı sürece bitmesi çok zor deniyor.
Uzun süreler test edilmemiş bir aşının deneği olmak da var.
Kaldı ki Covid-19’un biyolojik silah olduğunu düşünenlerdenim, o yüzden çıkacak aşıya da kesinlikle güvenmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Ben evden çıkmaya hiç hazır değilim!

Bitmek bilmeyen son sürat hayatımdan şikayet edip “evden çıkmak” istemiyorum dedim, evren bana “sırf seni değil hepinizi evde tutacağım” dedi.


Sonra topluca “zorunlu” evde kalmak fikrinden rahatsız olduk.
Aradan aylar geçti bu düzene alıştık mı alıştık.
Şimdi “yeni normale dönüş” zamanı ve eski tempoma dönmeye hiç hazır değilim.
Biraz daha kalaydık iyiydi aslında.
Bu sakinlik bana ve gözlemlediğim kadarıyla birçok kişiye çok iyi geldi.
Yeni normale hazır mıyız peki? Hiç sanmıyorum.

Yazının Devamını Oku

Lüks tüketim ne olacak?

Dünya modasına yön veren isimler, şu an içinde bulunduğumuz krizin farkına varıp, senelerdir kısır döngüye girmiş olan moda sektöründeki abuk sistemi kırmak adına seslerini yükseltmeye başladı.

Farkındaysanız mağazalarda yazın kış, kışın yaz sezonu alışverişlerine maruz bırakılıyoruz.
Sektörün öncüleri tüketim çılgınlığının önüne geçmek için hazırlıklara başladılar bile. Artık altı sezonu bulan koleksiyon üretiminin, iki sezona inmesine, yazın yaz, kışın kış ürünlerinin satılmasına, üretim kaynaklarının plansızca tüketilmesine ve işçilerin sömürülmesine karşı yapılan boykotlar dünya çapında artmaya başladı.
Zaten olması gereken bu değil miydi?
Tüketim çılgınlığı çığrından çıkıp, aç gözlülük alıp başını gitmişken pandemi sayesinde birilerinin buna dur demesine çok seviniyorum.
Peki, lüks tüketimin akıbeti ne olacak?
Bilirkişiler bu konuyla ilgili çok farklı bilgiler ortaya atıyorlar ama herkesin hemfikir olduğu tek bir ortak nokta var ki, o da lüksün daha az üretilip daha pahalıya satılacağı yönünde.

Peki pandeminin markalar üzerindeki etkileri

Dior, Louis Vuitton, Prada gibi dünya devi markaların tıbbi tulum ve maske üretimi yapmaya devam etmelerinden bahsetmeyeceğim.

Yazının Devamını Oku