GeriHande Can Bu yılın ana teması “umut”
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu yılın ana teması “umut”

Butik otellerin gastronomi etkinliklerine ev sahipliği yapmasını çok seviyorum.


Kaz Dağları’na komşu olan, zamanın durduğu Adatepe köyünün gizli cenneti İda Blue, çok sevdiğim şeflerden biri olan Murat Deniz Temel ve ekibi ile geçen günlerde nefis bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.
Ege Bölgesi’nin zengin ot çeşitleriyle yapılan yemeklerinin lezzeti ve İstanbul’dan kısa bir süre uzaklaşmanın verdiği huzur ile yaz özlemimizi bir nebze de olsa giderebildik.
Sağlıklı yaşam trendlerini takip eden Chef Seasons markası ile Alaf Restaurant’ın ikonik tatları bir araya gelince 2021 lezzet trendleri raporuna göz atmadan geçemedim.
Bu yılın öngörülerine göre, 2021’in mega trendi “mutlu günler”, ana teması ise “umut” olarak belirlenmiş.
Yani bilimsel yönden de kanıtlanan bazı yiyeceklerin mutlu ettiği bilgisinden hareketle, 2021’de psikolojik ve duygusal sağlığı ön planda tutan, vitamin ve mineral içeriği yoğun, depresyonu ve yorgunluğu azaltan, stres atmaya yardımcı yiyecek ve içeceklere ilgi artacakmış.
Veganlık, doğal ve organik gıdalar, sezgisel beslenme ve şekersiz içerikler 2021’de insanların vazgeçilmezleri haline gelecekmiş.
Yazın yaklaşması ile diyet furyası da başladı.
Yani etrafımızın açlık yüzünden agresifleşecek arkadaşlarımızla dolup taşması an meselesi.
Bence herkese bu raporu okutmakta fayda var.
Kısacası kalorileri saymak yerine, yediğiniz besinlerin bize ne hissettirdiğine, kalitesine ve enerji seviyemizi nasıl etkilediğine daha çok dikkat edeceğimiz günler bizi bekliyor.

Refik Anadol’dan dijital sergi

Medya sanatçısı ve yönetmen Refik Anadol’un insan ve makine zekasının işbirliğinden doğan, daha önce sergilenmemiş son dönem çalışmalarının yer aldığı “Makine Hatıraları: Uzay” temalı dijital sergisi, Samsung sponsorluğunda 25 Nisan’a kadar Pilevneli Dolapdere’de sergilenecek.
Dijital evrenin ve teknolojinin insanlığa dayattığı olasılıklar ve zorluklar ile yapay zeka çağında insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulamamızı sağlayan bu dijital sergi, bizi veri ile çevrili bir simülasyonun içinde bambaşka boyuta taşıyor.
Daha önce Refik Anadol’un dünyasını keşfetme olanağınız olmadıysa bu sergiyi kaçırmamanızı tavsiye ederim.
Gerçekten çok farklı bir deneyim ile karşı karşıya kalacaksınız.

X

Skinny jean tarih oldu

Son 2 sezondur Celine, Valentino, Saint Laurent, Dior gibi markaların podyum-larında denim kullanmaları bir tesadüf değildi.

Her ne kadar bu markaların DNA’sına jean yakıştıramıyor olsam da Z kuşağı yine dengeleri değiştirmeyi başardı.
Eşofman altı dönemi şimdilik rafa kalktı, tahtını da jean pantolonlara bıraktı. Ama soru şu: “Şimdi hangi model trend?”
Buna cevap vermek çok zor ama bildiğimiz bir şey var ki bunun kesinlikle skinny jean olmadığı...
Hatta skinny’nin bir 10 sene daha hayatımızda olmayacağı.
Jean, Amerikan işçi kıyafetinden doğdu ve 1950’lerin ortalarından itibaren genç baş kaldırısının sembolü oldu. Bu ikonik parçalar, birçok markada kendine yer edindi ve erkeklik ile kadınlık arasındaki oyunla özelleştirildi ya da kişiselleştirildi.
Dünya üzerinde moda dünyasına damga vuran öyle jean’ler vardır ki üzerinden kaç sene geçerse geçsin asla eskimiyor.
Yani artık klasikleşmiş bir hal alıyor.

Yazının Devamını Oku

Kendimize döneceğimiz 17 gün

Geçen sene bu zamanlar tam kapanma şaşkınlığı içinde ne yapacağımızı bilemez vaziyette debelendik durduk.


Evlerde yeni kuracağımız sisteme alışmak, psikolojik olarak hepimizi etkiledi ama bu seferki farklı.
Artık nasıl neler yapıp neler yapmamamız gerektiğini bilecek kadar profesyonelleştik.
Mesela artık ekmek yapmayacağımızı, kilo alıp evlerimizden çıkmayacağımızı, salonda bile sporsuz bir anımızın olmayacağını gayet iyi biliyoruz.
Fakat düzelme ümidi beklerken, yine tam kapanmaya girmekten ve kapanma kaynaklı ekonomik sıkıntıların verdiği yılgınlıktan dolayı artık sabrımızın da son demlerinde olduğumuz doğru.
Bazı ülkelerde maske zorunluluğu yavaş yavaş ortadan kalkmışken, yeniden sosyal hayata, konserlere, toplu organizasyonlara dönmeye başlamışlarken bizdeki bu durum sinir sistemimizi altüst etti.
Ama bu yılgın bakış açısından çıkmak için yapılacak çok fazla şey var. Uzun zamandır evlerimizin içinde kala kala dekorasyonumuzda değişiklik yaptık, gözümüze batan her yeri sıcak yaşam alanlarına çevirdik.

Yazının Devamını Oku

Hayat normale dönmeye başlıyor mu?

Moda dünya-sının Oscar’ları sayılan ve yılın en önemli organizasyonu olarak kabul edilen Met Gala’nın bu sene pandemiye rağmen yapılacağı açıklandı.


İkonik Vogue dergisinin genel yayın yönetmeni ve Met Gala’nın başkanı Anna Wintour’un host ettiği gecenin konusu da belli: “Amerikan modası.” Geçen seneki gala pandemi sebebiyle iptal edildiği için bu sene iki farklı aşamada kutlama yapılacak.
Daha önce hiç “co-host’luğu” yapılmayan gecede ilk kez Amanda Gorman’ın co-host’luk yapacağı dedikodular arasında...
Met Gala’nın bağlı olduğu Kostüm Enstitüsü dedikoduları yalanlamıyor ama tam olarak kabul etmiş de değil.
Pandemi, ekonomik kriz, modanın durağanlaşması, sürdürülebilirliğin önemi ve Amerikan modası bir araya gelince tasarımcıları zorlayıcı bir tema ortaya çıkmış gibi gözüküyor. Ama uzun zamandır böyle event’lere hasret kalındığı için kocaman bir şaşaa ile karşı karşıya kalacağımız kesin.
Oscar de la Renta, Ralph Lauren, Tommy Hilfiger, Tom Ford ve Vera Wang gibi Amerika kökenli markaların şov yapacağından hiç şüphem yok.
Eylül ayında New York’ta bulunan Metropolitan Museum of Art’ta gerçekleşecek gece için şimdiden heyecan dorukta.

Geri dönüşümü ileri dönüştürecek kumaşlar

Yazının Devamını Oku

Doğa ile yeniden bağ kurduranların dönemi

Lüksün tanımının yalnızca fiziksel değil, ruhumuzu da beseleyen deneyimlere göre değişmeye başladığını daha önceki yazımda bahsetmiştim.


Gerçekten lüksü sağlık ve konforda arar olduk. Betûl Mardin’in çocukluğunun geçtiği tarihi iki yalıda hizmet vermeye başlayan Six Senses Kocataş Mansions bunun en iyi örneklerinden.
Kendi kristal su rafinerisini yöneten, karbon ayak izini düşük tutup plastik şişe kullanmadan yüksek kaliteli içme suyu üreten bir otelden bahsediyorum.
Organik sebze bahçesi ile çevresel ayak izini daha da azaltma amacını destekleyip ambalaj ve atıkları minimumda tutup yeniden kullanmayı hedefliyorlar.
İşte yeni lüks anlayışı bu ve bunun gibi felsefelerden oluşuyor.
Misafirlerini yeniden doğa ile buluşturan, bağ kurmasına yardımcı olan her otel, marka, restoran veya hizmet bundan sonra tercih sebebi olacak.
Six Senses’i beğenmemin sebeplerinin büyük bir bölümü bunlar olsa da asıl sebebi farklı.

Yazının Devamını Oku

Lüksün tanımı değişti

1 senedir hayatımızın merkezine yerleşen pandemi sayesinde lüksü sağlık ve konforda arar olduk. 2021, hatta 2022 ve sonrasında yeni lüksten beklentimiz, bize iyi gelen, sakinleştiren deneyimlerin çoğalması... Yalnızca fiziksel değil ruhumuzu da beslediğimiz deneyimlerden bahsediyorum.


Onun için doğaya olan özlem, içsel sorgularımız, anda kalmak isteği lüksün tanımını değiştirmeye başladı.
Bain&Company’nin yayınladığı rapora göre tüketicilerin yüzde 79’u sağlıklı olmayı, zengin olmaya tercih ediyor.
Yani şehirden kaçış, açık hava aktiviteleri, kişiselleştirilmiş sağlık, spor bu senenin ve hatta sonrasının yükselen eğilimlerinden olacak. Bunu moda tarafında da görmüyor muyuz zaten?
Rahatlığın ön planda
olduğu, pandemi zamanı hayatımıza giren “athleisure” trendine uygun koleksiyon yapan markalar, spor markalarıyla işbirliği yapmak için neredeyse sıraya girmiş durumda.
Bu değişimin yakın zamanda iş dünyasının kodlarına da gireceğine inanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Denim altın çağını yaşıyor

Pandemi döneminde evde geçirdiğimiz günlerde edindiğimiz alışkanlıklar baharın yaklaşması ve kısıtlamaların sınırlan-dırılmasıyla yavaş yavaş dışarıya çıkma eğiliminde artış gösterdi. 

Dışarıya çıkmak istiyoruz ancak ne eşofmanlarımızı ne de rahat terliklerimizi terk etmeye niyetimiz var. Bunun farkında olan moda evleri son bir senedir üzerinde yaşadığımız parçaları yaz koleksiyonlarına taşıdı. Rahatlık ve konforu bir araya getirip buna eş olabilecek markalarla işbirliği yapan moda evlerinin başında Valentino geliyor. Gardıroplarımızın vazgeçilmez jean’i Levi’s 501’i defilesine taşıyan Valentino, günlük hayatımıza dokunuyor.

Yüksek modayı ikonik modellerle birleştirmek bu dönem için çok akıllıca bir çözüm. Sonuçta sokaklar yeniden ele geçirilecek ama alıştığımız konfordan eskiye dönüş olacak mı? işte onu zaman gösterecek.

Denim demişken mevsim geçişlerini kolaylaştıran ‘denim on denim’ trendinin tam zamanı. Spor ayakkabı ve tişörtle cool’luğun kitabını yazmış olan bu ikili, uzun zaman sonra ilk defa aynı ton yerine farklı tonlar ile karşımızda olacak.

Mesela siyahtan beyaza doğru bir geçiş yapabilirsiniz. Hatta bu geçişte cesur davranarak stilinizde farklılık yaratabilirsiniz. Birçok şey gibi denim de kendini nostaljiye teslim etti.

70’lerin İspanyol paçası, bot kesimler ve 90’ların yırtık jean’leri bu yaz yeniden gardırobumuzun olacaklar.

GEÇMİŞLE GÜNÜMÜZÜ HARMANLAYIN

Trend değiştikçe eskilerle bağı olup, her şeyi saklamayı sevenler için bir güzel haber daha. Sandıklardan bu jean’lerinizle beraber denim elbiselerinizi de gönül rahatlığı ile çıkartabilirsiniz.

Hatta modellerin üzerinde oynama yapıp günümüze uyarlayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Her adım bir yardım

Yurtdışında yaygın olan sağlık ve sağduyu uygulamaları ülkemizde de çoğalmaya başladı.

Bunların en güzellerinden bir tanesi ise Help Steps.

Uygulama, kullanıcılarını hem yürümeye hem de yardım etmeye teşvik ediyor. Gün içinde attığınız her adım, kullandığınız işletim sistemine göre Apple Health veya Google Fit verileri üzerinden alınıp Help Steps ekranına aktarılıyor.

Ne kadar çok adım atarsanız o kadar fazla yardım etme imkanına sahip oluyorsunuz.

Önemli olan gece 00.00’dan önce attığınız adımları bir reklam izleme karşılığında dönüştürmeyi unutmamanız.

İzlediğiniz reklamlar sayesinde adımların maddi değeri oluyor ve böylece yardım kuruluşlarına bağış yapma imkanına sahip oluyorsunuz.

Sağlıklı ve fit kalabilmek için her gün ortalama 10 bin adım atmak gerekirken ve yaz geliyor diye sahiller yürüyüş yapan insanlarla dolup taşmışken bu attığınız adımların kendi bedeniniz haricinde ihtiyaç sahiplerine de gideceğini bilmek sizi daha fazla motive etmez mi?

Ben sırf bunun için ekstradan bir tur daha atmaya gönüllü olabilirim. Mesela 21 yaşında Cerebral Palsy hastası Umut Özer için tekerlekli sandalyeye ihtiyaç var.

HAÇİKO, TEMA, TOG, UNICEF gibi dernekler olmasına rağmen ben şimdilik adımlarımı Umut için dönüştürüyorum. Sizleri de yürüyüşe beklerim.

Yazının Devamını Oku

En doğa dostu kıyafet markası

Uzun zamandır sürdürülebilirliği destekleyen ve kurumsal kimliklerini bu çerçeve doğrultusunda değiştiren markaları inceliyorum.

Sürdürülebilirlik için kim ne aksiyon almış, bundan sonraki marka planlamaları için ne gibi adımlar atmayı ön görmüş hepsini tek tek radarıma alıyorum.

Geçen gün bir sohbet sırasında doğa dostu kıyafet markasının ilk sıralarında Jack Wolfskin olduğunu öğrendim.

Hatta sürdürülebilirilik konusunda sessiz bir lider olmaları daha da dikkatimi çekti.

Dünya çapında birçok mağazası olan Alman asıllı marka, çevreye verdiği sözlerle kendini en tepeye çıkarması gerekirken bunu dillendirmiyor olması ise beni çok şaşırttı.

Tedarik zinciri şeffaflığı, Fair Wear Vakfı (Adil Giyim) üyeliği, organik pamuk, geri dönüştürülmüş polyester ve kürke karşı duruşuyla sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarını ve duruşlarını duyurmamaları mütevazılıktan öte bence bu dönem için büyük bir hata niteliğinde.

Çevreye en çok zarar veren sektörlerin başında tekstil sektörünün olduğunu düşünürsek, Jack Wolfskin gibi
oyunun kurallarını değiştirmede öncülük edecek markaların daha çok ses çıkarması ve diğerlerine  rol model olması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’de Spx mağazalarında satılan Jack Wolfskin’in sadece cool modelleri için değil sadece bu duruşu için bile gardırobumuzun baş köşesinde olması gerek.

Yazının Devamını Oku

Fiziksel ve dijitalin harmanı: “Fijital alışveriş”

Mağazalar pandemi sonrası müşterilerine temassız, hızlı ve kolay alışveriş deneyimi sağlamak için dijital dünyanın kolaylığı ve hızını birleştirerek müşteri memnuniyeti adına çok ciddi yatırımlar yapıyorlar.

Tekstil markaları için online alışveriş siteleri ile bu nispeten daha kolay ama iş market alışverişine gelince benim gibi sebze ve meyveyi kendi gözüyle görmeden alamayanlar için durum biraz daha farklı.

Geçen gün Metro’ya gittim ve ilk defa giriş kapısından çıkışına kadar “fijital” alışverişin deneyimini yaşadım.

Metro Fast adı altında yeni bir sistem kurmuşlar.

Hiç kimseye temas etmeden, tüm alışverişimi tamamlayıp çıktım.

İnanın o kalabalık kasa kuyruğunda beklemeden rahat ve sorunsuz bir şekilde çıkmak gerçekten çok güzel bir deneyim oldu. Bu hizmetin tam olarak ne olduğunu deneyimlediğinizde daha iyi anlayacaksınız ve o noktadan sonra hizmete olan bakışınız gerçekten çok değişecek.

En azından benim için öyle oldu. Galiba pandemi sonrası içime sinmeyen ve bir türlü istediğim hizmetin ne olduğunu tanımlayamadığım, hatta bire bir alışverişten kaçma içgüdüsünü yenmemi sağlayan formülün ne olduğunu sonunda buldum.

Dışarıya adım attıktan sonra içimden geçenler ise şöyle oldu:

“İşte bu! Neden bu sistem diğer mağazalarda yok?”

Yazının Devamını Oku

Kabarık etekler geri döndü

En sevdiğimiz pijamalarımız ve eşofmanlarımızdan vazgeçtiğimiz noktada içinde en rahat hissedeceğimiz kıyafet hangisi olacak düşündünüz mü?

Ya da şöyle sorayım...

Bahar ayına yavaş yavaş yaklaşırken üzerinize yapışmış eşofmanlardan sizi ne vazgeçirecek?

Hemen söyleyeyim:

Kabarık etekler.

1947’de, savaş sonrası Christian Dior’un kum saati elbiseleri ve dar belli kabarık etekleri geri geldi, hem de hiç olmadığı kadar modernize edilmiş bir şekide.

Dior’un ikonik bar kostümünün modern yorumlarını Prada’dan Miu Miu’ya, Fendi’den Chloe’ye kadar birçok markanın defilesinde gördük.

Bu sezon kabarık etekler, basic tişörtler, ipek bluzlar, rahat trikolar, hatta biker ceketlerle kombinlenecek.

İlkbahar/yaz podyumlarına pandemi ile hayatımızın odak noktası haline gelen sayısız konfor trendleri devam etse de özlediğimiz zarif ve minimal en kadınsı parçalar mağazalarda yerlerini almaya başladı bile. Gerçi bunları giymek kolay, yeter ki gidebilecek yerimiz olsun...

Yazının Devamını Oku

18 Şubat’ı kaçırmayın

H&M’in senede iki defa sunulan Studio koleksiyonu,  “Sonsuz Hazine” temalı koleksiyonuyla karşımızda.

Günü yakala ruhuyla oluşturulan koleksiyon tuhaf ve umursamaz fantezi ve masallara saygı duruşunda bulunmuş.

Pandeminin etkisinden olsa gerek, bu saygı duruşunu son dönemlerde birçok markada hissediyoruz.

H&M’in Studio parçaları, değer verme mantığıyla tasarlandığı için yıllar geçtikçe daha da özel ve dikkat çeken parçalar haline geliyorlar.

Birkaç sezon sonra giydiğinizde bile “Üzerindekini nereden aldın?” sorusu ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Bu sene ilk defa Studio müşterileri, geçmiş koleksiyonlardan değerli parçaları keşfetmeye davet ediliyor.

Maalesef özel arşiv parçalarından oluşan seçki sadece Berlin’deki Mitte ve Stockholm’deki Sergels Torg’da satışa sunulacak.

Sürdürülebilir kaynaklı malzemelerden üretilen koleksiyonun kilit parçaları siyah saçaklı kadife elbise, vega derisi diz üstü siyah çizme ve pantolonlar.

Bej ve siyah ağırlıklı koleksiyon, mercan turuncusu ve neon sarılardan oluşan elektrikli renk paletleriyle dengelenmiş.

Yazının Devamını Oku

Sezonun trend kodu “athleisure”

Pandemi ile birlikte pik yapan ve günlük hayatımızın vazgeçilmezi olan eşofman takımlar, maske ile birlikte hayatımızın vazgeçilmezi oldular.

Spor yaptığımızda giydiğimiz kıyafetlerin gündelik hayatımıza sızmasını ifade eden “athleisure” akımının, özellikle yaşadığımız süreci ve kısıtlamalardan dolayı sokakla ev arasında mekik dokuduğumuzu da göz önünde bulundurursak yeniden popüler olması hiç şaşırtıcı değil.
Aslında bizi bu akımla ilk tanıştıran Lady Diana olmuştu.
Oversize sweatshirt’leri, renkli taytlar ve aksesuvarlarla birleştirerek kullanan Diana’nın favori görünümlerinden biri olan athleisure, modanın rahatlamasına en büyük etken.
Hollywood starlarından, influencer’lara, sokak modasından, moda çekimlerine kadar her yerde gördüğümüz bu akım, zahmetsiz, bol ve marshmallow tonlarında olduğu sürece 2021 yazının yükselen trendleri arasında olmaya devam edecek.
Farklı stillerde, farklı desen ve renklere ev sahipliği yaparak defilelerde kendini gösteren bu akıma karşılık moda tasarımcıları “İnsanlara eşofman takımlardan başka ne verebiliriz?” sorusu ile baş başa kalmış durumdalar.
Nefes alan kumaşlar, sürdürülebilir tasarımlar, bakımı hızlı ve kolay kullanılan parçalar derken athleisure’ın aslında gelip geçici bir akım olmadığı hatta ilerleyen zamanlarda pandemi akımı diye adlandırılacağı kesin.
Peki, topuklu giymeyi özlemediniz mi? Her ne kadar eşofmanları şıklaştırmaya devam etsek ve athleisure’a kolay kolay sırtımızı dönemeyecek olsak da benim eşofmana karşı olan toleransım bitmiş durumda.

Yazının Devamını Oku

Kadın modası tamam da peki ya erkek modası?

Kadın modası deyince aksesuvar dahil yurtdışında kendini kanıtlamış birçok yerli markamızı sayabiliriz ama konu erkek modasına gelince globalde bizi temsil edebilecek marka bulmak oldukça güç.

Büyük markalar ve zincir mağazalar haricinde erkeklerin kaliteli, sürdürülebilir kumaşlarla üretilen, tasarım odaklı, iddialı modellere sahip olması hiç kolay değil, özellikle Türkiye’de.

O yüzden ister algıda seçicilik deyin, ister mesleki deformasyon deyin erkeklerin ne giydiğine kadınlardan daha çok dikkat ediyorum.

Eğer güzel bir model görüyorsam da muhakkak nereden olduğunu soruyorum.

Son zamanlarda birkaç farklı ismin üzerinde çok güzel parçalar gördüm ve hepsi en beğendiğim kadın markalarından da biri olan Yasemin Özeri koleksiyonuna ait çıktı.

Vegan ve çevre dostu kumaşlardan oluşturduğu koleksiyonuyla benim favori markalarımdan birisidir aslında. Özellikle minimal, vücuda uyum gösteren, basit ve güçlü formları, kalitesi ve zamansız güzellik anlayışına hitap etmesi ile gardırobumun demirbaşlarındandır ama Museum by Yasemin Özeri adı altındaki erkek koleksiyonu inanın ayrı bir güzel.

Hele ki bazı parçalar var ki bizler için bile zamansız. Günümüzün hızlı tüketimi hedefleyen moda anlayışına karşı, yavaş ve etik bir moda anlayışını benimsemek istiyor ve cinsiyetsiz tasarımları beğeniyorsanız hem kadın, hem erkek koleksiyonundan çok özel parçaları gardırobunuza ekleyebilirsiniz. 

Ayrıca Yasemin’in çok yakın zamanda yurtdışında çok iyi yerlere geleceğine eminim. Hatta yabancı dergilerin radarına girmeyi başarmış bile.

Bir sonraki adım yurtdışı satış noktaları olsun da göğsümü kabartacak bir markanın daha haklı gururunu yaşayalım.

Yazının Devamını Oku

Hayaller Alpler gerçekler daha güzel

Pandemi sayesinde Türkiye’nin tadını çıkarmaya, hiç gitmediğimiz, görmediğimiz cennet köşelerini deneyimlemeye başladık.

Deneyimledikçe bir kez daha âşık olduğumuz Türkiye’ye sonunda kar yağdı ve hasretle beklediğimiz dağ sezonu açıldı.
Kapılar kapalı olduğu için yurtdışına gidemeyenler için söyleyebileceğim şey şu ki boşuna Alplerin hayalini kurmayın, burnumuzun dibinde Alpler gibi Eciyes var(mış).
Yıllardır kayak yapan biri olarak yurtiçi ve yurtdışında birçok yeri deneyimledim ama Türkiye’de Erciyes’in pistleri kadar güzelini görmedim.
Bir pistten diğer piste kayarak gitmenin keyfi maalesef çok az lokasyonda mevcut ama saatlerce kayma lüksü ülkemizde konum itibarıyla maalesef yok diye düşünürken, ne kadar yanıldığımı anladım.
Hep aynı yerlere gitmekten, her fırsatta başka ülkelerin imkanlarından yararlanmaktan dolayı ülkemden ne kadar uzak olduğumun farkına vardım.
Daha önce gitmediğim yerlere gittikçe yabancıların kendi topraklarımdan daha fazla bilgi sahibi olduğunu görmek kendimi kötü hissettirdi açıkçası.
Hep Erciyes’in methini duyduğum halde bir türlü önceliklerim arasına koymamıştım. Ta ki birkaç gün öncesine kadar.

Yazının Devamını Oku

Moda ve sanat aşkı hiç bitmesin

Moda, sanat ve müziğin iç içe geçerek ortaya çıkarılan işbirliklerine bayılıyorum.

Bunların en yenisi New York’ta bulunan Juilliard School öğrencilerinin yer aldığı caz performansıyla Fendi Renaissance–Anima Mundi projesi.

Fendi farklı bir yaklaşım ile genç caz müzisyenlerinin yeteneklerini göstermeyi ve sanatçılarla dünya arasındaki bağını vurgulamayı seçiyor.

Hatta onları desteklemek için öğrenci burslarını kapsayan özel bir bağış programı da başlatıyor.

Son zamanlarda yapılmış en iyi proje.

YouTube’da yayınlanan bu muhteşem caz performansını dinlemenizi tavsiye ederim.

Kaliteli müziğe hasret kaldığımız bu günlerde kulağınızın pasını silmeniz için şahane bir seçenek.

Son ses caz eşliğinde özlediğimiz New York silüetini izlemek apayrı bir keyif.

New York demişken, 38 saniye süren “Sex and the City” tanıtımı kafamızda bir sürü sorunun dolaşmasına sebep oldu.

Yazının Devamını Oku

Hayatınızı kolaylaştıracak online alışveriş tavsiyeleri

Hayatımızın büyük bir yerini dijitalleşmenin kapladığı bu dönemde, internet üzerinden yapılan alışverişin de dünya genelinde yükselişe geçtiği bilinen bir gerçek. Trend ve ekonomi raporlarına göre 2025 yılına kadar ve tabii ki daha sonrasında online alışveriş, yaşamımızın merkezi haline gelecek. Teknoloji çağına doğmuş Z kuşağı için çocuk oyuncağı olan online alışveriş, geleneksel kesim için bir türlü benimsenemeyebiliyor.

Dolayısıyla online alışveriş, bazıları için eğlence veya ihtiyaç olmaktan çıkıp zulüm haline dönüşüyor.
Herkes için online alışverişi kolaylaştıran ve daha avantajlı hale gelmesini sağlayan püf noktaları var.
Mesela online kıyafet alışverişinden uzak duranların en yaygın gerekçesi, bir ürünü denemeden satın almak istememeleri. Aslında internet, şüpheci moda meraklıları için dipsiz bir kuyu. Önemli olan bilginin nasıl kullanılması gerektiğini çözmek.
Eğer almak istediğiniz markanın kalıplarını biliyorsanız yani normal hayatınızda mağazasından alışveriş yapıyorsanız işiniz çok kolay. Ama hiç bilmediğiniz bir markadan alışveriş yapacaksanız, ilk yapmanız gereken ürün bilgisine odaklanmak.
Birçok marka fotoğrafta kıyafeti giyen mankenin vücut ölçülerini veriyor...
En doğrusu bu ölçülerle kendinizinkini karşılaştırıp kalıp detaylarını okumak.
O zaman hata payınız sıfıra düşüyor.

Yazının Devamını Oku

Tokat gibi inen bir yılın ardından

Haydi bit artık  diye gün saydığımız 2020’yi geride bırakırken insanlık için yeni bir dönemin başlangıcı olan o seneye “lanetli” yaftası vurmak bana büyük bir haksızlık geliyor.

Her ne kadar sağlık ve ekonomi anlamında insanlığı zora soksa da hangimizin hayatını düzene sokmadı ki?

Evet, yapış şekli hepimizi hırpaladı ama şöyle geçen senenize uzaktan baktığınızda hiç mi uzun zamandır şikayet ettiğiniz, yorulduğunuz, mutsuz olduğunuz, yapmaya cesaret edemediğiniz şeyleri “madem sen yapamıyorsun, ben sana zorla yaptırırım” dediğini fark etmediniz?

2020 ezber bozan bir yıl oldu. Aynı Mevlana’nın “Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol.

Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.

Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.

Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” sözüne benzetiyorum.

Evet enerjisel olarak çok derin bir yılı geride bıraktık.

Hayatımızı tam anlamıyla altına üstüne getirdi ama kendi adıma şunu söyleyebilirim ki tüm zorluklara rağmen en son gününe kadar hayatıma katkısı    çok oldu.

Yazının Devamını Oku

Yılın son işbirliği: The North Face x Gucci

2020’yi uğurlamaya sayılı günler kala, moda dünyası yepyeni bir işbirliği ile hepimize umut oldu.

Outdoor markası olan The North Face ile İtalyan moda devi Gucci, 70’lerin ruhunu yansıtan, maksimalist desenlerden oluşan oldukça keyifli ve ikonik bir koleksiyona imza attı. Retro desenlerin hakimiyetindeki tasarımlar, outdoor parçalara farklı gözle bakmamızı sağlıyor.
Gucci’nin kreatif direktörü Alessandro Michele daha önce outdoor ürünlere karşı olan sevgisini “Off The Grid” adlı kapsül koleksiyonunda belli etmişti.
Sonrasında 2020 Pre-Fall için de aynı yolu izleyerek “So Deer To Me” koleksiyonunda da hayvan desenlerine geniş yer ayırmıştı.
Daha önce Supreme ve Maison Margiela gibi dev isimlerle işbirliği yapan The North Face, tam da doğaya daha fazla yüzümüzü dönmüşken, çiçekleri içimize sokması mükemmel bir zamanlama oldu.
Maalesef pandemi dolayısıyla seyahat engelimiz olduğu için bu muhteşem koleksiyona sahip olma şansımız çok az.
4 Ocak’ta Londra’da, 9 Ocak’ta ise Gucci’nin Berlin, Paris, Londra ve Milano’daki mağazalarında satışta olacak. 22 Ocak’ta ise hem Gucci, hem de The North Face ortaklaşa olarak web sitelerinde satışa sunacak.
MODADA GÜÇ BİRLİĞİ

Yazının Devamını Oku