GeriHande Can Ben evden çıkmaya hiç hazır değilim!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ben evden çıkmaya hiç hazır değilim!

Bitmek bilmeyen son sürat hayatımdan şikayet edip “evden çıkmak” istemiyorum dedim, evren bana “sırf seni değil hepinizi evde tutacağım” dedi.


Sonra topluca “zorunlu” evde kalmak fikrinden rahatsız olduk.
Aradan aylar geçti bu düzene alıştık mı alıştık.
Şimdi “yeni normale dönüş” zamanı ve eski tempoma dönmeye hiç hazır değilim.
Biraz daha kalaydık iyiydi aslında.
Bu sakinlik bana ve gözlemlediğim kadarıyla birçok kişiye çok iyi geldi.
Yeni normale hazır mıyız peki? Hiç sanmıyorum.
Şu an bana değil toplantılar, erken kalkmak için alarm kurmak bile zor geliyor.
Biz insan oğlu gerçekten ilginç yaratıklarız, alışmayacağımız hiçbir şey yok.
Normalleşme başladığı zaman, insanların korunmayı ve virüsü unutup hiçbir şey yokmuş gibi hareket edeceklerine inanlardanım ve sonra karşılaşacağımız tablodan çok ürküyorum.
Gelelim yeni normale. Ne olacak şimdi merak ediyor musunuz?
Tüm bildiklerimizi unutup, yepyeni bir sayfanın başlayacağını söylüyorlar.
Eski sayfa neydi, şimdiki sayfa ne olacak yaşayıp göreceğiz ama sanırım daha rahat bir yaşam biçimini seçmek istediğimiz ve bunu elde etmek içinde korkmadan sesimizi yükselteceğimiz bir döneme adım atıyoruz.
Mesela ben geçtiğimiz 1.5 aylık süre zarfında taşındım ve evin içine aldığım tüm malzemeleri online olarak aldım.
Hiçbir malzemeyi görmedim ve hiçbirine dokunmadım.
İlk başta “Eyvah nasıl acaba, fotoğrafta göründüğü gibi mi, yazdıkları ölçüler gerçek mi?” diye endişeliydim ama sonra oturduğum yerden ev yapma fikri çok hoşuma gitmeye başladı.
Aynı pandemi önce ve sonrası geçtiğimiz süreç gibi...
Alın size yeni normal.
Bundan sonra orası senin, burası benim dolaşıp zamanımı harcayıp kendimi yaptırır mıyım, hayır.
Kendimi harap edercesine çalışıp, dinlenmeye vakit ayırmamak gibi bir şey yapar mıyım, kesinlikle hayır.
Yani benim yeni normalim bu, hepimizin yeni normalinin bu olması gerektiği gibi.
Şuursuz bir hızla akan, tüketim hırsından başka gözü hiçbir şey görmeyen, maddiyatçı, agresif, herkesin üstüne basıp yukarı çıkmaktan zevk alan bir dünyayı geride bırakıp, olması gereken yere gelmesine şahitlik edeceğimiz yani “geri giderek ilerleyeceğimiz” yeni hayatımıza “hoş geldin” diyelim ve yeni normali en güzel şekilde karşılayalım.

Ne olacak

◊ Online satış ve e-ticaret siteleri bundan sonraki hayatımızın en önemi unsurlarından biri olacak. Kolay, hızlı, iyi tasarlanmış ve online destekte en iyi hizmeti sunan firmalar tercih sebebi olup, bunun gerisinde kalan firmalar maalesef kaybetmeye mahkum olacaklar.
◊ Satış yapmanın kilit noktası verdikleri hizmet olacak. Güven vermeyen hiçbir marka ve firmaya itibar edilmeyecek.
◊ Yeni tüketiciler sadece çevreye ve doğaya duyarlı markalara talep görecekler. Şeffaf olmayan, eski sistemde kalan firmalara tüketici tarafından bireysel boykotlar başlayacak. Sonuçta bir bireyin ne kadar önemli olduğunu tüm dünya görmüş oldu öyle değil mi?
◊ Yeni sisteme adapte olmayanlar için ciddi örgütlenmeler başlayacak. Artık tüm dünyada kötü giden her şeye “YETER ARTIK!” diyen kitlelerin sayısında ciddi oranda artışlar başladı. Sessizliğin sesi olan bu topluluklar yeni normale yön vermeye başlıyor.
◊ Markaların pandemi sırasında nasıl hareket ettiğine çok dikkat ediliyor. Bu süreçte tüketiciyi rahatsız edecek davranışta bulunan, gücü olduğu halde, bu sürece seyirci kalan markalara güle güle denilecek.

X

Birlikte çok iyiyiz

Marka olarak Türkiye’nin global temsilcilerinden biri olan Mavi’nin sahiplenici tarafını çok seviyorum.


İstediği her isimle çalışmak için her türlü potansiyel, vizyon ve güce sahip olduğu halde, sezonlardır Kıvanç Tatlıtuğ ve Serenay Sarıkaya ile yola devam etmeyi tercih etmesi marka yüzünden çok, takım arkadaşlığına benziyor.
Şimdi bu takım arkadaşlığına Juventus ve A Milli Futbol Takımı’nın yıldız oyuncusu Merih Demiral’ı da dahil ettiler.
“Birlikte çok iyiyiz” diyerek takım olmanın gücünü anlattıkları reklam filmini, filmin enerjisini çok sevdim. Bence Mavi’nin başarısı yol arkadaşlarını doğru seçip, onları sonuna kadar sahiplenmesinden geçiyor.

Bulgari’den ihtişama övgü

Pandemiden beri duran hayat yavaş yavaş normale dönmeye başlıyor. Pandemiden beri duran hayat yavaş yavaş normale dönmeye başlıyor. Çok uzun bir aradan beri ilk kez Bulgari, yüksek mücevher ve saat koleksiyonu “Magnifica”yı sunmak üzere İtalya’nın moda başkenti Milano’da hasretini çektiğimiz bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Bulgari’nin ilham perisi Roma olsa da, etkinlik Milano’da yapıldı. Milano’nun pandemiden sıyrılıp eski günlere dönmesini kutlamak amacıyla uluslararası ünlü isimler, basın ve müşteriler sayesinde dikkatler bu şehre çekildi.  Chiara Ferragni, Lily Aldridge, Ester Expósito gibi marka elçilerinin yanı sıra markanın ilk Türk marka elçisi olan Serenay Sarıkaya da ünlü yıldızlarla Milano’da davete katılanlar arasındaydı.Romalı mücevher evi Bulgari, 2 gün süren etkinlikler eşliğinde Milano Belediyesi’ne cömert bir bağışta da bulundu. Zor günleri geride bırakmaya çalışırken böylesine köklü marka ve ailelerin desteğine her şehrin ihtiyacı olacak bence. Darısı bizim belediyelerin başına. 

Toga Archives x H&M

H&M, yeni işbirliğini sonunda duyurdu.

Yazının Devamını Oku

Giyinme yetimizi kaybettik

Uzun süren evde kalma süreci sonunda hayatımıza giren “Athleisure” trendi hayatımızdan kolay kolay çıkacak mı zaman içinde göreceğiz.


Gardırobumuzun en ön sırasında bulunan eşofman, tişört ve sınırsız tayt skalası arasında boğulmuş durumdayız.
Beklediğimiz kısıtlı normalleşmeye geçiş sonunda başladı. Sosyalleşebileceğimiz, oturup yemek yiyebileceğimiz kafe ve restoranlara kavuşmanın mutluluğu, sudan çıkmış balık gibi ne yapacağımızı bilemez halimizin hissiyle gölgede kalmış durumda.
Fark ettim ki giyinme yetimizi kaybetmişiz.
Bir yemek uğruna saatlerce ayna karşısında kıyafet değişikliği yapıp sonunda sığınak olarak eşofmanlarımıza geri dönmek isteyen kaç kişiyiz?
Ruh halimiz değişti.
Kiminle konuşsam aynı dertten muzdarip.

Yazının Devamını Oku

Bodrum bu sezona damgasını vuruyor

Zorunlu kapanmalar doğaya olan özlemi, açık hava aktivitelerini, şehirden kaçış isteğini iliklerimize kadar hissettiriyor.


Dolayısıyla yaz tatilinden beklentilerimiz ve lüks anlayışımız da hızla değişiyor.
Huzur bulacağımız, ruhumuzu ve gustomuzu besleyen yeni mekan arayışlarına başladık bile.
Gözlemlediğim kadarıyla söyleyebilirim ki Bodrum bu yaz zarafet ve huzuru lezzetli tatlarla buluşturacak yeni restoranları, yeni mekanları ile ilk tercihler arasına girecek gibi.
Dünya devi üst segment markalar Bodrum’un birçok noktasında mağazalarını açmaya başladılar bile.
Chanel, Dior, Prada, Missoni bu yaz yeni mağazaları ile Bodrum’da şov yapacak.
Özellikle Mandarin Oriental Serena Uziyel, Raisa Vanessa, Nedo by Nedret Taciroğlu ve Beymen ile bu sezona çok hızlı bir giriş yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Bu yazın trendleri neler olacak

Geçmiş yıllarda demode sayılan kroşe, diğer adıyla “tığ işi” bu yaz bomba gibi döndü.


Zamanında annelerimizin hatta anne-annelerimizin özenle sakladığı, giyelim diye verdiğinde burun kıvırdığımız el örgüsü elbiseler de şu an hiç olmadığı kadar değerli.
Saklamayıp birilerine verdiyseniz büyük bir hayal kırıklığı sizi bekliyor demektir. Gucci’den Dior’a, Valentino’dan Missoni’ye birçok moda evi, kroşeyi koleksiyonlarına dahil etmiş durumda.
Özellikle plaj çantası veya bikini olarak bu yaz sıklıkla karşımızda olacaklar. Eğer eliniz tığ işine yatkınsa şimdiden tarzınızı yansıtacak parçaları örmeye başlamanızı tavsiye ederim.
Değilse de örgü örmeyi bilen tanıdıklarınızın kapısını çalmanın tam zamanı. Ben anneme çanta siparişi verdim bile.

RENKLİ BONCUKLU KOLYELER

Yazının Devamını Oku

Güçlü kadın güçlü toplum

Birçok sektör erkek hegemonyası altında. Bunlardan biri de tarım...

Aslında kadınlar tarım ve kırsal kalkınmanın, yeni dünya düzenindeki kaçınılmaz değişiminde kilit role sahip.

Tarımdaki iş gücünün hemen hemen yarısını kadınlar oluşturduğu halde, maalesef emeklerinin karşılığını erkekler karşısında eşit alamıyor.

Bunun farkına varan Tekfen Vakfı, kadının tarımdaki yerini güçlendirmek için “Kadın Çiftçi Kredisi” projesini hayata geçiriyor.

İlk yıllarında Ege Bölgesi’ndeki dar gelirli kadınlara destek sağlayacaklar.

Hatta bununla da kalmayıp ziraat mühendisleri tarafından temel tarım eğitimi de sunacaklar.

Bu mükemmel bir haber...

Elinin değdiği her şeyi güzelleştiren kadınların, tarımda da harikalar yaratacağından kuşkum yok.

Çalışkanlıkları, düzen, disiplin ve zekalarıyla alışılagelmiş düzene farklılık katacakları kesin.

Yazının Devamını Oku

Skinny jean tarih oldu

Son 2 sezondur Celine, Valentino, Saint Laurent, Dior gibi markaların podyum-larında denim kullanmaları bir tesadüf değildi.

Her ne kadar bu markaların DNA’sına jean yakıştıramıyor olsam da Z kuşağı yine dengeleri değiştirmeyi başardı.
Eşofman altı dönemi şimdilik rafa kalktı, tahtını da jean pantolonlara bıraktı. Ama soru şu: “Şimdi hangi model trend?”
Buna cevap vermek çok zor ama bildiğimiz bir şey var ki bunun kesinlikle skinny jean olmadığı...
Hatta skinny’nin bir 10 sene daha hayatımızda olmayacağı.
Jean, Amerikan işçi kıyafetinden doğdu ve 1950’lerin ortalarından itibaren genç baş kaldırısının sembolü oldu. Bu ikonik parçalar, birçok markada kendine yer edindi ve erkeklik ile kadınlık arasındaki oyunla özelleştirildi ya da kişiselleştirildi.
Dünya üzerinde moda dünyasına damga vuran öyle jean’ler vardır ki üzerinden kaç sene geçerse geçsin asla eskimiyor.
Yani artık klasikleşmiş bir hal alıyor.

Yazının Devamını Oku

Kendimize döneceğimiz 17 gün

Geçen sene bu zamanlar tam kapanma şaşkınlığı içinde ne yapacağımızı bilemez vaziyette debelendik durduk.


Evlerde yeni kuracağımız sisteme alışmak, psikolojik olarak hepimizi etkiledi ama bu seferki farklı.
Artık nasıl neler yapıp neler yapmamamız gerektiğini bilecek kadar profesyonelleştik.
Mesela artık ekmek yapmayacağımızı, kilo alıp evlerimizden çıkmayacağımızı, salonda bile sporsuz bir anımızın olmayacağını gayet iyi biliyoruz.
Fakat düzelme ümidi beklerken, yine tam kapanmaya girmekten ve kapanma kaynaklı ekonomik sıkıntıların verdiği yılgınlıktan dolayı artık sabrımızın da son demlerinde olduğumuz doğru.
Bazı ülkelerde maske zorunluluğu yavaş yavaş ortadan kalkmışken, yeniden sosyal hayata, konserlere, toplu organizasyonlara dönmeye başlamışlarken bizdeki bu durum sinir sistemimizi altüst etti.
Ama bu yılgın bakış açısından çıkmak için yapılacak çok fazla şey var. Uzun zamandır evlerimizin içinde kala kala dekorasyonumuzda değişiklik yaptık, gözümüze batan her yeri sıcak yaşam alanlarına çevirdik.

Yazının Devamını Oku

Sanat eseri rujlar

Rujlar için estetik algısı değişti.

Hatta yeni nesil rujlar arzu nesnesi haline dönüşmüş durumda. Kusursuz formüllerinin yanı sıra estetik algısı çok kuvvetlendi.
Makyaj çantanızda kullanmak için değil sadece sahip olmak için aldığınız rujlar ön plana çıkmaya başladıysa güzellik dünyasının etkisi altına girmeye başlamışsınız demektir.
Dünyanın en köklü markalarından biri olan, statü sembolü ikonik Kelly ve Birkin’in yaratıcısı Hermès, geçen yıl geniş renk skalasına sahip rujlarıyla kozmetik dünyasına giriş yapmıştı.
Markanın mücevher ve ayakkabı bölümlerinin kreatif direktörü Pierre Hardy, kadın departmanının vizyoneri Bali Barret, Hermès Beauty’nin kreatif direktörü Jerome Touron ve Hermès’in koku direktörü Christine Nagel’ın bir araya gelerek hazırladığı ‘dudak’ koleksiyonu makyaj ve moda severlerden büyük ilgi gördü.
Güzellik ve yüksek modayı bir araya getiren, stil dozu yüksek ve en önemlisi yeniden doldurulabilir ambalajlarıyla arzu nesnesi haline gelen Hermès Beauty, bu baharda yeni üyeleriyle genişlemeye devam ediyor. Hatta bu sefer koleksiyona dahil edilen allık ve allık fırçalarıyla daha da genişliyor.
İlk koleksiyonda kırmızıya odaklanılmıştı ama bu koleksiyonla pembe tonlarından ilham alınmış. Güllerden ve Hermès’in kendi koleksiyonunda kullandığı tüm pembe tonlarından ilham alan yüz makyajının tamamlayıcısı 8 tondaki allık ve fırçalarıyla yeni Hermès Beauty, vazgeçilmez listesine girebilir.
Köklü markaların Ar-Ge çalışması hikayelerini okumaya bayılıyorum. 8 tonun ortaya çıkma şekli ise şu şekilde ilerlemiş:

Yazının Devamını Oku

Hayat normale dönmeye başlıyor mu?

Moda dünya-sının Oscar’ları sayılan ve yılın en önemli organizasyonu olarak kabul edilen Met Gala’nın bu sene pandemiye rağmen yapılacağı açıklandı.


İkonik Vogue dergisinin genel yayın yönetmeni ve Met Gala’nın başkanı Anna Wintour’un host ettiği gecenin konusu da belli: “Amerikan modası.” Geçen seneki gala pandemi sebebiyle iptal edildiği için bu sene iki farklı aşamada kutlama yapılacak.
Daha önce hiç “co-host’luğu” yapılmayan gecede ilk kez Amanda Gorman’ın co-host’luk yapacağı dedikodular arasında...
Met Gala’nın bağlı olduğu Kostüm Enstitüsü dedikoduları yalanlamıyor ama tam olarak kabul etmiş de değil.
Pandemi, ekonomik kriz, modanın durağanlaşması, sürdürülebilirliğin önemi ve Amerikan modası bir araya gelince tasarımcıları zorlayıcı bir tema ortaya çıkmış gibi gözüküyor. Ama uzun zamandır böyle event’lere hasret kalındığı için kocaman bir şaşaa ile karşı karşıya kalacağımız kesin.
Oscar de la Renta, Ralph Lauren, Tommy Hilfiger, Tom Ford ve Vera Wang gibi Amerika kökenli markaların şov yapacağından hiç şüphem yok.
Eylül ayında New York’ta bulunan Metropolitan Museum of Art’ta gerçekleşecek gece için şimdiden heyecan dorukta.

Geri dönüşümü ileri dönüştürecek kumaşlar

Yazının Devamını Oku

Doğa ile yeniden bağ kurduranların dönemi

Lüksün tanımının yalnızca fiziksel değil, ruhumuzu da beseleyen deneyimlere göre değişmeye başladığını daha önceki yazımda bahsetmiştim.


Gerçekten lüksü sağlık ve konforda arar olduk. Betûl Mardin’in çocukluğunun geçtiği tarihi iki yalıda hizmet vermeye başlayan Six Senses Kocataş Mansions bunun en iyi örneklerinden.
Kendi kristal su rafinerisini yöneten, karbon ayak izini düşük tutup plastik şişe kullanmadan yüksek kaliteli içme suyu üreten bir otelden bahsediyorum.
Organik sebze bahçesi ile çevresel ayak izini daha da azaltma amacını destekleyip ambalaj ve atıkları minimumda tutup yeniden kullanmayı hedefliyorlar.
İşte yeni lüks anlayışı bu ve bunun gibi felsefelerden oluşuyor.
Misafirlerini yeniden doğa ile buluşturan, bağ kurmasına yardımcı olan her otel, marka, restoran veya hizmet bundan sonra tercih sebebi olacak.
Six Senses’i beğenmemin sebeplerinin büyük bir bölümü bunlar olsa da asıl sebebi farklı.

Yazının Devamını Oku

Lüksün tanımı değişti

1 senedir hayatımızın merkezine yerleşen pandemi sayesinde lüksü sağlık ve konforda arar olduk. 2021, hatta 2022 ve sonrasında yeni lüksten beklentimiz, bize iyi gelen, sakinleştiren deneyimlerin çoğalması... Yalnızca fiziksel değil ruhumuzu da beslediğimiz deneyimlerden bahsediyorum.


Onun için doğaya olan özlem, içsel sorgularımız, anda kalmak isteği lüksün tanımını değiştirmeye başladı.
Bain&Company’nin yayınladığı rapora göre tüketicilerin yüzde 79’u sağlıklı olmayı, zengin olmaya tercih ediyor.
Yani şehirden kaçış, açık hava aktiviteleri, kişiselleştirilmiş sağlık, spor bu senenin ve hatta sonrasının yükselen eğilimlerinden olacak. Bunu moda tarafında da görmüyor muyuz zaten?
Rahatlığın ön planda
olduğu, pandemi zamanı hayatımıza giren “athleisure” trendine uygun koleksiyon yapan markalar, spor markalarıyla işbirliği yapmak için neredeyse sıraya girmiş durumda.
Bu değişimin yakın zamanda iş dünyasının kodlarına da gireceğine inanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Denim altın çağını yaşıyor

Pandemi döneminde evde geçirdiğimiz günlerde edindiğimiz alışkanlıklar baharın yaklaşması ve kısıtlamaların sınırlan-dırılmasıyla yavaş yavaş dışarıya çıkma eğiliminde artış gösterdi. 

Dışarıya çıkmak istiyoruz ancak ne eşofmanlarımızı ne de rahat terliklerimizi terk etmeye niyetimiz var. Bunun farkında olan moda evleri son bir senedir üzerinde yaşadığımız parçaları yaz koleksiyonlarına taşıdı. Rahatlık ve konforu bir araya getirip buna eş olabilecek markalarla işbirliği yapan moda evlerinin başında Valentino geliyor. Gardıroplarımızın vazgeçilmez jean’i Levi’s 501’i defilesine taşıyan Valentino, günlük hayatımıza dokunuyor.

Yüksek modayı ikonik modellerle birleştirmek bu dönem için çok akıllıca bir çözüm. Sonuçta sokaklar yeniden ele geçirilecek ama alıştığımız konfordan eskiye dönüş olacak mı? işte onu zaman gösterecek.

Denim demişken mevsim geçişlerini kolaylaştıran ‘denim on denim’ trendinin tam zamanı. Spor ayakkabı ve tişörtle cool’luğun kitabını yazmış olan bu ikili, uzun zaman sonra ilk defa aynı ton yerine farklı tonlar ile karşımızda olacak.

Mesela siyahtan beyaza doğru bir geçiş yapabilirsiniz. Hatta bu geçişte cesur davranarak stilinizde farklılık yaratabilirsiniz. Birçok şey gibi denim de kendini nostaljiye teslim etti.

70’lerin İspanyol paçası, bot kesimler ve 90’ların yırtık jean’leri bu yaz yeniden gardırobumuzun olacaklar.

GEÇMİŞLE GÜNÜMÜZÜ HARMANLAYIN

Trend değiştikçe eskilerle bağı olup, her şeyi saklamayı sevenler için bir güzel haber daha. Sandıklardan bu jean’lerinizle beraber denim elbiselerinizi de gönül rahatlığı ile çıkartabilirsiniz.

Hatta modellerin üzerinde oynama yapıp günümüze uyarlayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Bu yılın ana teması “umut”

Butik otellerin gastronomi etkinliklerine ev sahipliği yapmasını çok seviyorum.


Kaz Dağları’na komşu olan, zamanın durduğu Adatepe köyünün gizli cenneti İda Blue, çok sevdiğim şeflerden biri olan Murat Deniz Temel ve ekibi ile geçen günlerde nefis bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.
Ege Bölgesi’nin zengin ot çeşitleriyle yapılan yemeklerinin lezzeti ve İstanbul’dan kısa bir süre uzaklaşmanın verdiği huzur ile yaz özlemimizi bir nebze de olsa giderebildik.
Sağlıklı yaşam trendlerini takip eden Chef Seasons markası ile Alaf Restaurant’ın ikonik tatları bir araya gelince 2021 lezzet trendleri raporuna göz atmadan geçemedim.
Bu yılın öngörülerine göre, 2021’in mega trendi “mutlu günler”, ana teması ise “umut” olarak belirlenmiş.
Yani bilimsel yönden de kanıtlanan bazı yiyeceklerin mutlu ettiği bilgisinden hareketle, 2021’de psikolojik ve duygusal sağlığı ön planda tutan, vitamin ve mineral içeriği yoğun, depresyonu ve yorgunluğu azaltan, stres atmaya yardımcı yiyecek ve içeceklere ilgi artacakmış.
Veganlık, doğal ve organik gıdalar, sezgisel beslenme ve şekersiz içerikler 2021’de insanların vazgeçilmezleri haline gelecekmiş.

Yazının Devamını Oku

Her adım bir yardım

Yurtdışında yaygın olan sağlık ve sağduyu uygulamaları ülkemizde de çoğalmaya başladı.

Bunların en güzellerinden bir tanesi ise Help Steps.

Uygulama, kullanıcılarını hem yürümeye hem de yardım etmeye teşvik ediyor. Gün içinde attığınız her adım, kullandığınız işletim sistemine göre Apple Health veya Google Fit verileri üzerinden alınıp Help Steps ekranına aktarılıyor.

Ne kadar çok adım atarsanız o kadar fazla yardım etme imkanına sahip oluyorsunuz.

Önemli olan gece 00.00’dan önce attığınız adımları bir reklam izleme karşılığında dönüştürmeyi unutmamanız.

İzlediğiniz reklamlar sayesinde adımların maddi değeri oluyor ve böylece yardım kuruluşlarına bağış yapma imkanına sahip oluyorsunuz.

Sağlıklı ve fit kalabilmek için her gün ortalama 10 bin adım atmak gerekirken ve yaz geliyor diye sahiller yürüyüş yapan insanlarla dolup taşmışken bu attığınız adımların kendi bedeniniz haricinde ihtiyaç sahiplerine de gideceğini bilmek sizi daha fazla motive etmez mi?

Ben sırf bunun için ekstradan bir tur daha atmaya gönüllü olabilirim. Mesela 21 yaşında Cerebral Palsy hastası Umut Özer için tekerlekli sandalyeye ihtiyaç var.

HAÇİKO, TEMA, TOG, UNICEF gibi dernekler olmasına rağmen ben şimdilik adımlarımı Umut için dönüştürüyorum. Sizleri de yürüyüşe beklerim.

Yazının Devamını Oku

En doğa dostu kıyafet markası

Uzun zamandır sürdürülebilirliği destekleyen ve kurumsal kimliklerini bu çerçeve doğrultusunda değiştiren markaları inceliyorum.

Sürdürülebilirlik için kim ne aksiyon almış, bundan sonraki marka planlamaları için ne gibi adımlar atmayı ön görmüş hepsini tek tek radarıma alıyorum.

Geçen gün bir sohbet sırasında doğa dostu kıyafet markasının ilk sıralarında Jack Wolfskin olduğunu öğrendim.

Hatta sürdürülebilirilik konusunda sessiz bir lider olmaları daha da dikkatimi çekti.

Dünya çapında birçok mağazası olan Alman asıllı marka, çevreye verdiği sözlerle kendini en tepeye çıkarması gerekirken bunu dillendirmiyor olması ise beni çok şaşırttı.

Tedarik zinciri şeffaflığı, Fair Wear Vakfı (Adil Giyim) üyeliği, organik pamuk, geri dönüştürülmüş polyester ve kürke karşı duruşuyla sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarını ve duruşlarını duyurmamaları mütevazılıktan öte bence bu dönem için büyük bir hata niteliğinde.

Çevreye en çok zarar veren sektörlerin başında tekstil sektörünün olduğunu düşünürsek, Jack Wolfskin gibi
oyunun kurallarını değiştirmede öncülük edecek markaların daha çok ses çıkarması ve diğerlerine  rol model olması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’de Spx mağazalarında satılan Jack Wolfskin’in sadece cool modelleri için değil sadece bu duruşu için bile gardırobumuzun baş köşesinde olması gerek.

Yazının Devamını Oku

Fiziksel ve dijitalin harmanı: “Fijital alışveriş”

Mağazalar pandemi sonrası müşterilerine temassız, hızlı ve kolay alışveriş deneyimi sağlamak için dijital dünyanın kolaylığı ve hızını birleştirerek müşteri memnuniyeti adına çok ciddi yatırımlar yapıyorlar.

Tekstil markaları için online alışveriş siteleri ile bu nispeten daha kolay ama iş market alışverişine gelince benim gibi sebze ve meyveyi kendi gözüyle görmeden alamayanlar için durum biraz daha farklı.

Geçen gün Metro’ya gittim ve ilk defa giriş kapısından çıkışına kadar “fijital” alışverişin deneyimini yaşadım.

Metro Fast adı altında yeni bir sistem kurmuşlar.

Hiç kimseye temas etmeden, tüm alışverişimi tamamlayıp çıktım.

İnanın o kalabalık kasa kuyruğunda beklemeden rahat ve sorunsuz bir şekilde çıkmak gerçekten çok güzel bir deneyim oldu. Bu hizmetin tam olarak ne olduğunu deneyimlediğinizde daha iyi anlayacaksınız ve o noktadan sonra hizmete olan bakışınız gerçekten çok değişecek.

En azından benim için öyle oldu. Galiba pandemi sonrası içime sinmeyen ve bir türlü istediğim hizmetin ne olduğunu tanımlayamadığım, hatta bire bir alışverişten kaçma içgüdüsünü yenmemi sağlayan formülün ne olduğunu sonunda buldum.

Dışarıya adım attıktan sonra içimden geçenler ise şöyle oldu:

“İşte bu! Neden bu sistem diğer mağazalarda yok?”

Yazının Devamını Oku

Kabarık etekler geri döndü

En sevdiğimiz pijamalarımız ve eşofmanlarımızdan vazgeçtiğimiz noktada içinde en rahat hissedeceğimiz kıyafet hangisi olacak düşündünüz mü?

Ya da şöyle sorayım...

Bahar ayına yavaş yavaş yaklaşırken üzerinize yapışmış eşofmanlardan sizi ne vazgeçirecek?

Hemen söyleyeyim:

Kabarık etekler.

1947’de, savaş sonrası Christian Dior’un kum saati elbiseleri ve dar belli kabarık etekleri geri geldi, hem de hiç olmadığı kadar modernize edilmiş bir şekide.

Dior’un ikonik bar kostümünün modern yorumlarını Prada’dan Miu Miu’ya, Fendi’den Chloe’ye kadar birçok markanın defilesinde gördük.

Bu sezon kabarık etekler, basic tişörtler, ipek bluzlar, rahat trikolar, hatta biker ceketlerle kombinlenecek.

İlkbahar/yaz podyumlarına pandemi ile hayatımızın odak noktası haline gelen sayısız konfor trendleri devam etse de özlediğimiz zarif ve minimal en kadınsı parçalar mağazalarda yerlerini almaya başladı bile. Gerçi bunları giymek kolay, yeter ki gidebilecek yerimiz olsun...

Yazının Devamını Oku

18 Şubat’ı kaçırmayın

H&M’in senede iki defa sunulan Studio koleksiyonu,  “Sonsuz Hazine” temalı koleksiyonuyla karşımızda.

Günü yakala ruhuyla oluşturulan koleksiyon tuhaf ve umursamaz fantezi ve masallara saygı duruşunda bulunmuş.

Pandeminin etkisinden olsa gerek, bu saygı duruşunu son dönemlerde birçok markada hissediyoruz.

H&M’in Studio parçaları, değer verme mantığıyla tasarlandığı için yıllar geçtikçe daha da özel ve dikkat çeken parçalar haline geliyorlar.

Birkaç sezon sonra giydiğinizde bile “Üzerindekini nereden aldın?” sorusu ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Bu sene ilk defa Studio müşterileri, geçmiş koleksiyonlardan değerli parçaları keşfetmeye davet ediliyor.

Maalesef özel arşiv parçalarından oluşan seçki sadece Berlin’deki Mitte ve Stockholm’deki Sergels Torg’da satışa sunulacak.

Sürdürülebilir kaynaklı malzemelerden üretilen koleksiyonun kilit parçaları siyah saçaklı kadife elbise, vega derisi diz üstü siyah çizme ve pantolonlar.

Bej ve siyah ağırlıklı koleksiyon, mercan turuncusu ve neon sarılardan oluşan elektrikli renk paletleriyle dengelenmiş.

Yazının Devamını Oku

Sezonun trend kodu “athleisure”

Pandemi ile birlikte pik yapan ve günlük hayatımızın vazgeçilmezi olan eşofman takımlar, maske ile birlikte hayatımızın vazgeçilmezi oldular.

Spor yaptığımızda giydiğimiz kıyafetlerin gündelik hayatımıza sızmasını ifade eden “athleisure” akımının, özellikle yaşadığımız süreci ve kısıtlamalardan dolayı sokakla ev arasında mekik dokuduğumuzu da göz önünde bulundurursak yeniden popüler olması hiç şaşırtıcı değil.
Aslında bizi bu akımla ilk tanıştıran Lady Diana olmuştu.
Oversize sweatshirt’leri, renkli taytlar ve aksesuvarlarla birleştirerek kullanan Diana’nın favori görünümlerinden biri olan athleisure, modanın rahatlamasına en büyük etken.
Hollywood starlarından, influencer’lara, sokak modasından, moda çekimlerine kadar her yerde gördüğümüz bu akım, zahmetsiz, bol ve marshmallow tonlarında olduğu sürece 2021 yazının yükselen trendleri arasında olmaya devam edecek.
Farklı stillerde, farklı desen ve renklere ev sahipliği yaparak defilelerde kendini gösteren bu akıma karşılık moda tasarımcıları “İnsanlara eşofman takımlardan başka ne verebiliriz?” sorusu ile baş başa kalmış durumdalar.
Nefes alan kumaşlar, sürdürülebilir tasarımlar, bakımı hızlı ve kolay kullanılan parçalar derken athleisure’ın aslında gelip geçici bir akım olmadığı hatta ilerleyen zamanlarda pandemi akımı diye adlandırılacağı kesin.
Peki, topuklu giymeyi özlemediniz mi? Her ne kadar eşofmanları şıklaştırmaya devam etsek ve athleisure’a kolay kolay sırtımızı dönemeyecek olsak da benim eşofmana karşı olan toleransım bitmiş durumda.

Yazının Devamını Oku

Kadın modası tamam da peki ya erkek modası?

Kadın modası deyince aksesuvar dahil yurtdışında kendini kanıtlamış birçok yerli markamızı sayabiliriz ama konu erkek modasına gelince globalde bizi temsil edebilecek marka bulmak oldukça güç.

Büyük markalar ve zincir mağazalar haricinde erkeklerin kaliteli, sürdürülebilir kumaşlarla üretilen, tasarım odaklı, iddialı modellere sahip olması hiç kolay değil, özellikle Türkiye’de.

O yüzden ister algıda seçicilik deyin, ister mesleki deformasyon deyin erkeklerin ne giydiğine kadınlardan daha çok dikkat ediyorum.

Eğer güzel bir model görüyorsam da muhakkak nereden olduğunu soruyorum.

Son zamanlarda birkaç farklı ismin üzerinde çok güzel parçalar gördüm ve hepsi en beğendiğim kadın markalarından da biri olan Yasemin Özeri koleksiyonuna ait çıktı.

Vegan ve çevre dostu kumaşlardan oluşturduğu koleksiyonuyla benim favori markalarımdan birisidir aslında. Özellikle minimal, vücuda uyum gösteren, basit ve güçlü formları, kalitesi ve zamansız güzellik anlayışına hitap etmesi ile gardırobumun demirbaşlarındandır ama Museum by Yasemin Özeri adı altındaki erkek koleksiyonu inanın ayrı bir güzel.

Hele ki bazı parçalar var ki bizler için bile zamansız. Günümüzün hızlı tüketimi hedefleyen moda anlayışına karşı, yavaş ve etik bir moda anlayışını benimsemek istiyor ve cinsiyetsiz tasarımları beğeniyorsanız hem kadın, hem erkek koleksiyonundan çok özel parçaları gardırobunuza ekleyebilirsiniz. 

Ayrıca Yasemin’in çok yakın zamanda yurtdışında çok iyi yerlere geleceğine eminim. Hatta yabancı dergilerin radarına girmeyi başarmış bile.

Bir sonraki adım yurtdışı satış noktaları olsun da göğsümü kabartacak bir markanın daha haklı gururunu yaşayalım.

Yazının Devamını Oku