Uyandığınızda eliniz ilk telefona gidiyorsa dikkat

Gülben Ergen bu hafta “Çocukları Sanal Dünyada(n) Koruma Kılavuzu” kitabının yazarları Psikolog Dr. Mehmet Şakiroğlu ve Dr. Cansel Poyraz Akyol ile bir araya geldi. Sosyal medyanın tehlikelerinden nasıl korunmamız gerektiğinin ayrıntılarını konuştu.

7'den 77'ye artık hepimizin elinde akıllı telefon var. Twitter, Instagram, Youtube, Facebook en popüler olanları. Ama bunlarla bitmiyor. Sanal dünyada zararsız gibi gözüken ama aslında sonucu ölümlere kadar gidebilen ciddi tehlikeler var. Mesela Mavi Balina oyunu bunlardan biri. Ölüme götüren bir oyun. Peki biz çocuklarımızı bu tehlikelerden nasıl koruyacağız? İşte Psikolog Mehmet Şakiroğlu ve Dr. Cansel Poyraz Akyol buna yanıt vermiş “Çocukları Sanal Dünyada(n) Koruma Kılavuzu”nda...
Günümüzün vazgeçilmez alışkanlığına almamız gereken önlemler madde madde yazılmış. Hepimiz için sordum...

Uyandığınızda eliniz ilk telefona gidiyorsa dikkat

Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

Kitabınız için tebrik ederim… Hangi alanda çalışıyorsunuz?

- Cansel Poyraz Akyol: Ben CNN Türk’te haber programları müdürüyüm. Şu anda yardımcı doçent olarak bir üniversitede iletişim üzerine ders veriyorum.

- Mehmet Şakiroğlu: Ben uzman psikoloğum. Adnan Menderes Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim.

Nereden aklınıza geldi böyle bir kitap?

- Cansel Poyraz Akyol: Haber merkezinde özellikle çocukların sosyal medya ve sanal dünya bağımlılığıyla ilgili çok fazla negatif habere tanık oldum. Mesela çocuklarda en çok karşılaşılan problemler; güvenli olmayan insanlara fotoğraflarını göndermeleri, sonra şantaja maruz kalmaları ve bunun daha da ilerisi… Daha sonra Mehmet Hoca’yla bir araya geldik ve böyle bir kitap yazmaya karar verdik.

En riskli mecralar neler?

- Cansel Poyraz Akyol: Hepsi. Bana kalırsa WhatsApp da artık sosyal medya kategorisinde. Çocukların kontrolsüzce birileriyle temas edebildiği, tıpkı bir sosyal mecra gibi birbirleriyle bir şeyler paylaştıkları bir alan. Mesela intihara sebep olan Mavi Balina oyunu. Bu oyunu, online bir siteden oynayamıyorsunuz.

Peki nasıl oynanıyor?

- Cansel Poyraz Akyol: Bu oyun WhatsApp ya da başka sosyal medya hesaplarının direkt mesajlaşma bölümünden ilerliyor. Oradan bir link atılıyor çocuklara. Çünkü Google’a aradığınızda Mavi Balina çıkmıyor. Çocuklar linke tıklıyor ve oyuna başlıyorlar. Oyunu yöneten gerçek insanlar var. Bunlar çocuklara bazı görevler vermeye başlıyor. Mesela diyor ki ‘’Üç gün boyunca su içmeyeceksin ama bunu kimseye söylemeyeceksin’’

- Mehmet Şakiroğlu: Mavi Balina, şiddet üzerine kurgulanmış bir sistem. Erkek çocukları arasında daha çok yaygın ve şunu yapıyor: Sen, esasında akla yatkın olmayan böyle bir çılgınlık yaparsan, seni çok beğeneceğiz ve senin ne kadar güçlü bir erkek olduğunu kabul edeceğiz. Ne yapıyor? Kollara delikler açtırıyor. Vahşet videoları izlettiriyor.

Korkunç…

- Cansel Poyraz Akyol: Sonra, çocuk bu görevi yerine getirirse ondan bunu ispatlamasını isteyen şeyler yaptırıyorlar. Sürekli bu şiddeti artıyorlar. “Koluna M ve B harflerini kazıyacaksın jiletle’’ diyorlar. Bunun görüntüsünü bekliyorlar. Bunu yapan çocuk da onlara fotoğraf atıyor.

Bunu yaptıktan sonra çocuğu ödüllendiriyorlar mı?

- Cansel Poyraz Akyol: Hem ödüllendiriliyor hem de bir süre sonra tehdit başlıyor. Mesela, annesi ve babasıyla ilgili bilgi alıyorlar çocuktan. “Annene babana bir şey yaparız. Söyleriz vs.’’ diye… Mesela oyunun son etabında “Git kendini trenin önüne at” bile diyebiliyorlar.

- Mehmet Şakiroğlu: Yaptırdıkları şeylerin hiçbirinin anlamı yok ama şunu söylüyor sonunda: Aferin! Bunu yaptın ve puan kazandın.

Çocuk her etapta kendisinden beklenen belki de onu ölüme getirecek şeyi yapmak zorunda kalıyor. Çünkü orada sürekli devam eden bir kimliği var.

Bir insan neden böyle bir oyun yapar?

- Cansel Poyraz Akyol: Oyunun yöneticilerinden biri olduğu iddia edilen bir insan Rusya’da  tutuklandı ve şöyle bir ifade verdi: ‘’Böyle zayıf insanların bu dünyada yaşamaya hakkı yok. Ben bir çeşit sosyal eleyicilik yapıyorum. Kendi kendine karar alma yeteneği olmayan, zayıf çocukları daha büyümeden eliyorum toplumdan’’

Bu çok hastalıklı bir durum.

- Mehmet Şakiroğlu: Aslında ağır bir psikopat ile karşı karşıyayız. Hapse girmiş olmasına rağmen, sistem belirli birtakım yöneticiler tarafından hâlâ sürdürülmekte. Bitmedi maalesef.

Sosyal medya uygulamaları bu oyunla ilgili önlem alamıyor mu peki?

- Cansel Poyraz Akyol: Diyelim ki bir çocuk Instagram’da Mavi Balina kelimesinin İngilizcesini arattı. Instagram’dan hemen uyarı geliyor. “Bir sorunun varsa sana yardım edebiliriz. Bu kelimeleri aramak istediğine emin misin?’’ Instagram böyle bir güvenlik önlemi aldı.

 BİLGİSAYARA FİLTRE KOYMAK SORUNU ÇÖZMEZ

Biz çocuklarımızdan daha bağımlıyız bence.

- Cansel Poyraz Akyol: Zaten kitabı okuyan herkes “Biz çocuklar için aldık ama esas bağımlı bizmişiz’’ dedi.

İnternete filtre koyma konusunda ne düşünüyorsunuz?

- Cansel Poyraz Akyol: Mevcut önerilerin hepsi filtre koymak, çocukların şifrelerini bilmek üzerine. Biz de bu önerilere katılıyoruz.

Biz de kullandık bu önerileri ama bunlar bu sorunu çözmek için yeterli değil. Niye? Siz çocuğunuzun, bir adam söyledi diye kendini trenin önüne atmasının altındaki psikolojiyi anlamazsanız, bunu evde engellersiniz gider okuldan girer, elinden telefonunu alırsınız arkadaşının tabletinden girer. Sizin şunu anlamanız lazım. Örneğin, çocuğunuz Instagram’a bir şey koyduktan sonra neden ona dönüp bakıp da kaç beğeni aldığı ile ilgili bir heyecan yaşıyor? Bunun altında yatan psikolojik nedenler neler…

Onaylanma duygusu mu?

- Cansel Poyraz Akyol: Evet. Bunu anlamanız lazım. Bu duyguyu anne-baba olarak tatmin etmeniz lazım ki çocuk dışarıdan bunu başkalarıyla ya da Instagram’la çözmeye çalışmasın.

- Mehmet Şakiroğlu: WhatsApp üzerinden gelen bu gruplara ve oyunlara nasıl dahil oluyor? Burada ödül prensibini kullanıyorlar.

Özellikle henüz kendi kimliği olmayan bir çocuğa, “Sen ne kadar güzel yaptın bunu” dediğin anda onaylanmak üzerinden inanılmaz bir coşku yaşıyor çocuk. Çocuklar için onaylanmak ve beğenilmek ve bir birey olarak alkışlanmak çok değerli.

Oyun, önce seni sürekli alkışlıyor. Mesela 12 yaşındaki oğlunuza sık sık onun özel bir çocuk olduğunu, iyi bir çocuk olduğunu, ahlaklı ve vicdanlı bir çocuk olduğunu ve değerli biri olduğunu söylerseniz sosyal medyada beğenilme ihtiyacı duymaz.

Böylece, gündelik hayatta oradan satın aldığı şeyi zaten almış olur. Biz genelde onaylanması az, beğenilmesi az, biraz da ihmal edilmiş çocuklarda görüyoruz bu bağımlılıkları zaten.

Anne ve babalar WhatsApp tehlikesinin farkında değil mi?

- Cansel Poyraz Akyol: Sosyal medya kullanımının sorunlu alanlarına baktığımızda neleri görüyoruz? Mesela, zorba olmayı görüyoruz. Sizin evde, o tatlı ve masum çocuğunuz belki de sanal dünyada bir zorba. Arkadaşının telleriyle dalga geçen, resmin altına kilosuyla ilgili acımasız bir yorum yazan bir çocuk belki de. Evde görürsünüz çocuğunuzun böyle bir yorum yazdığını ama özellikle WhatsApp, anne-babaların çoğunlukla görmediği bir dünya. Birçok farklı grupta, başka şeylerin döndüğü bir dünya.  Siz belki akşam o uyuduktan sonra telefonunu alır bir bakarsınız. Ama o bütün yazışmaları, grup dinamiklerini silmese bile binlerce mesaj var bir grubun içinde. Anlamanız, yakalamanız çok zor.

Çocuğunuzun grubun dengeleri içindeki yerini çözmeniz en zor olan yer orası. WhatsApp aslında görünmeyen tehlike. Dolayısıyla da tıpkı bir sosyal medya alanı gibi anne-babaların WhatsApp’ı bir alarm olarak takip etmeleri gerekiyor.

ÇOCUĞUNUZUN NE YAPTIĞINI ÖĞRENMEYE ÇALIŞIN

Anne-babalar ne kadar kontrol ederse etsin bunun sonu var mı?

- Cansel Poyraz Akyol: Sonu yok. İşte zaten kitap da tam bunu anlatıyor. Siz çocuğunuza doğru değerleri, doğru şeyleri aşılarsanız, orada sizin istemediğiniz gibi davranmaz. Mesela şunu söylüyoruz: Sistem hepimize şunu aşılıyor, çocuklarımıza da. Mutlu ol. Her şey mutluluk üzerine. Başka hiçbir üzüntü, acı, sıkıntı duygu olarak hayatta önemli değil.

Tek şey mutlu olmak. Aileler çocuklarının ailenin üzüntülerine ortak olmasına müsaade etmiyor günümüzde. Çocukları hep mutlu olsun, aman o duymasın, bu evin ekonomik sorunlarını bilmesin, başka sorunlarını bilmesin. O zaman ne oluyor?

Çocuk şu algıyla hareket ediyor: Mutluluk hayatta her şeydir. O zaman ne oluyor? Evde en ufak bir mutsuzlukla karşılaştığında, okulda bir mutsuzlukla karşılaştığında, sanal dünyada mutluluk arıyor.  Mutsuzlukla başa çıkmayı bilmiyor. 

- Mehmet Şakiroğlu: Esasında sonu yok. Biz hepimiz bunun içine gireceğiz. İçine düşmek ya da atılmak yerine içine girelim istiyoruz.

O dünyanın içinde bir şekilde olacağız. Trafik kazaları oluyor diye arabayı yasaklamak nasıl olmayacaksa interneti çocukların hayatından çıkarmak da mümkün değil.

Peki, nasıl koruyacak ebeveynler çocuklarını?

- Mehmet Şakiroğlu: Çocuğun yanına oturup, onun ne yaptığını öğrenmeye çalışmalılar. Ama baskılamadan. Sadece bir arkadaş gibi ne yaptığını sormalılar. Bir de önemli olan kural koyarken, o kuralı neden koyduğumuzu bilmek. Yoksa çocuklar hiçbir kurala uymaz.

Uyandığınızda eliniz ilk telefona gidiyorsa dikkat

BİR ŞEY NE KADAR ÇEKİCİYSE BAĞIMLILIK AÇISINDAN O KADAR RİSKLİ

Kitapta Facebook’u açınca çıkan kırmızı renkteki bildirim uyarısına yer vermişsiniz. Psikolojik olarak o kırmızı bildiri uyarısını gördüğümüzde ne oluyor?

- Mehmet Şakiroğlu: O kırmızı butonu gördüğümüz anda, hemen zihnimize, o kırmızı butonla ilgili iyi senaryo geliyor. Mesela hoşlandığın bir kadın var diyelim. ''Kesin o işte'' diyoruz.

Ama sonra o bildirime tıkladığında, Muammer Abi'nin kahveden oyun talebi gönderdiğini görünce, bu sefer Muammer Abi'ye kızıyorsun. “Aman bu muydu?” diye. Sonra da ''Bana kimse bir daha oyun talebi göndermesin” diye trip atıyorsun sonra insanlara. Oradaki tema; bize iyi bir senaryo çizdirmesi. Facebook'a her girdiğimde amacım duygumu değiştirmek.

Mesela diyorum ki ''Şöyle bir şey ile karşılaşacağım. Şöyle bir haber alacağım. Fotoğrafım beğenilecek ya da Cafer'in nerede olduğunu merak edip ona bakacağım'' Hep zihnimizde iyi bir hayalle giriyoruz oraya. Bu hayal bizi bağımlı hale getiriyor zamanla. Çünkü Facebook'ta, Instagram'da, sosyal medyada her zaman bizi mutlu edecek bir şey var. Bu da bağımlılığı sağlıyor.

Çocuklarının oyunlarında şiddet içeren ve içinde cinsellik barındıran şeyler var. Bunlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Mehmet Şakiroğlu: Cinsellik ve saldırganlık her zaman iş yapar. Çünkü cinsellik ve saldırganlık bizi dürtüselleştirir.

Hayvan gibi davranmaya yol açar. Biz sadece iki yerde hayvan gibi davranırız. Bir, korktuğumuz zaman. Korktuğunuz zaman artık siz siz değilsinizdir. İnsanları dürtüsel davrandırmak için ya cinselliği kullanacağız ya da saldırganlığı kullanacağız.

Yani şiddeti kullanacağız. İşte zaten sosyal medyanın da normal bildiğimiz medyanın da çıkış prensibi bunlardır. Cinselliği ya direkt ya da biraz üstü örtük verir.

Bunları kullanmalarının nedeni; bunlarla karşılaştığında insanın sağduyusunun ortadan kalkmasıdır. İlkel zevkler, hazlar, hemen tüketilen kısa yollu zevkler interneti çekici kılıyor. Bir şey ne kadar çekiciyse bağımlılık açısından da o kadar risk oluyor tabii ki.

BUGÜN KAPATMAZSAK YARIN GEÇ OLACAK

İnternet bağımlılığının tehlikeleri neler?

Mehmet Şakiroğlu: Normal bağımlılık tedavisinde, sigara, alkol ya da maddeyle ilişkisini kesmek üzerine tedavi olunur. Sigara yanında olmadığı, görmediğin sürece bu bağımlılıktan kaçınma şansın vardır. Tedavi oranı yüksektir. Ama sosyal medya bağımlısı bir insanın, sosyal medyanın olmadığı bir ortamda olması mümkün değil.

Alkol bağımlısını alkolden uzak tutabilirsiniz ama sanal dünya bağımlısını sanal dünyadan uzak tutmak mümkün değil. En kötü ihtimalle mail kullanacak iş hayatında.

Bu bağımlılığı diğerlerinden daha tehlikeli yapan şey bu. Sigarayı bırakmaya karar veriyorsunuz ama her gün cebinizde sigara paketiyle dolaşıyorsunuz gibi. Böyle elbette bırakamazsınız.

Bizim buradaki zorluğumuz; her gün yanımızda taşıdığımız bir şeyi kullanmak zorundayız. Önerdiğimiz şey bırakmak değil azaltmak ya da doğru kullanmak.

Kitapta bağımlık testi var. Kimler bağımlılığa daha yatkın?

- Mehmet Şakiroğlu: Sabah uyandığınızda eliniz ilk telefona gidiyorsa sizin için tehlike çanları çalıyor demektir. Biz bir kit oluşturduk. Sosyal medya ile baş etme kiti.

Mesela onun içine bir tane çalar saat koyduk. Çocuklar diyor ki ‘’Ya anne tamam da alarmı kuruyorum. Onunla uyanıyorum. Mecbur olacak odamda telefon” Telefonu odaya sokmak çok tehlikeli bir şey.

Telefonları yatak odasına sokmamamız lazım. Onun yerine çalar saat alışkanlığını sağlamamız lazım.

- Cansel Poyraz Akyol: Bizim ana sloganımız şu: Bugün kapatmazsak yarın geç olacak. Biz kaybedeceğiz gençleri. Biz ülke olarak, trafik kazası oluyor diye arabaları yasaklamıyoruz ama bizim ülkemiz en çok trafik kazasını yapıyor. En çok trafikte ölümü var. Çünkü önlem almıyoruz. Burada da aynı şeyi yaşayacağız. Sosyal medyanın en büyük zararları bizim ülkemizdeki çocuklara olacak. Çünkü dürtüsel, agresif, saldırganız. Ortadoğu’nun temelinde var bu yapı zaten. O yüzden durdurmak lazım.

Avrupa önlemlerini alacak. Sonra bu iş tamamen bize geldiğinde, biz önlemsiz yakalanmış olacağız.

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Teşekkür ederim...

1987’de “Hürriyet Sinema Güzeli Yarışması”nın yıldızı seçilmemden sonra meslek hayatım boyunca yol arkadaşım olan Hürriyet, elime kalemi verip “Kelebek’te seni artık kaleminle görsünler” dedi...

İlk olarak 17 Şubat 2016 tarihinde Tarlabaşı’nda yaşayan çocukları yazmamla birlikte Hürriyet yolculuğum boyut değiştirdi. Onlarca şehir, köy ve kasaba gezdim. Kars’ta olağanüstü bir dostum var mesela, Zümran Ömür.

Tunceli’nin dağlarına çıkıp Pülümür’e vardığımda, Türkiye birincisi olup Robert Kolej’i burslu kazanan Mahir Gündoğdu ve ailesiyle tanıştım.

Şanlıurfa’nın Akçakale ve Harran ilçelerinde özel izinle girdiğim mülteci kamplarında, dünyanın gerçekleri ile tanıştım.

Mardin’den zırhlı bir araçla Nusaybin’e gidip Mehmetçik ile tabur yemeği yediğim günden hemen sonra Ankara’da, TBMM binasında röportaj kovalıyordum...

Pompalı tüfekle öldürülen lise öğrencisi kızı Helin’in acısını benimle paylaşan acılı baba Nihat Palandöken’i dinledim. Kalp nakli için bir gecede toplanan 2 milyon lirayla hayatı değişen Kartal bebeğin annesinin yanında, Frankfurt’taki hastane koridorlarında gözyaşlarına boğuldum.

Gaziantep’te yaşanan bombalı saldırının ertesi günü orada bulunup acıyı içime çektim.

Hakkari’de bir tiyatro sahnesinde genç oyuncularla sohbet ettim, onların imkansızlıklara karşı verdiği mücadelenin sırlarını dinledim. Aslan gibi bir yaşam felsefesine sahip bir editörüm vardı yanımda. Birlikte fikirler ürettik, uzun yollara gittik. Güldük, eğlendik ve gerçekten ağladık da...

2.5 yıl boyunca toplam 140 röportajla

Yazının Devamını Oku

'Bir fotoğraf için aylarca beklediğim oluyor'

Gülben Ergen bu hafta Deniz Kurbanzade ile bir araya geldi. Kurbanzade, çocukluğunun geçtiği Suadiye Oteli’ni, 45 yıllık evliliğini, fotoğraf tutkusunu ve kitaplarını anlattı.

Deniz Hanım’ı uzun yıllardır tanırım. Hem kendisi hem de eşi Firuz Bey ailem ve benim için çok değerlidir. Deniz Kurbanzade hem yazar hem de fotoğraf tutkunu. Öyle ki fotoğraf için neredeyse bütün dünyayı dolaşmış. Bir kelebeğin peşinde günlerini geçirmiş. Hâlâ da müthiş bir şevkle geçirmeye devam ediyor... Suadiye Oteli’nde geçen çocukluğundan başladık, açmayı planladığı sergiye kadar her şeyi konuştuk.

Önce Suadiye Oteli’nin sizdeki yeriyle başlayalım...

- Suadiye Oteli hayatımın geçtiği, geliştiği ve dünyayı yalnız o perspektiften gördüğüm bir yerdi. Suadiye o kadar benimle özdeşleşmişti ki bütün yaşantım orada olurdu.

Nasıl her şey orada olurdu?

- Aşkım orada olurdu, arkadaşım orada olurdu... Bunun dışında o dönemki hadiseler, film çekimleri, futbolcular... Mesela Hülya Koçyiğit ve Selim Soydan orada tanıştı. Bütün artistler o dönemde Suadiye Oteli’ne gelirdi. O zamanlar herkesin hayatıyla bir şekilde ilgili oluyorduk. Çünkü çok meşhur bir oteldi. Kulüp Reşat vardı.

Suadiye Oteli sizin ailenize mi aitti?

- Evet. Dedemindi. Daha sonra oğulları sattı. Otel satıldıktan sonra o kadar küstüm ki 6-7 sene Suadiye’ye gidemedim. Bir gün abim beni götürmek istedi. Abimle gittik. Karşı kaldırımdan otele bakarken dizlerim titredi. Başım döndü. Çok fena oldum. Oradaki her ağaçla konuşmuşumdur. Ağaçlarla bile hatıralarım vardı.

Yazının Devamını Oku

Çocuklarınızın mutsuz olmasına  izin verin

Gülben Ergen bu hafta “Beni Bu Kadar Sevme Anne” adlı kitabın yazarı, sosyal medyada ‘Rap’çi Öğretmen’ olarak tanınan sınıf öğretmeni Ahmet Naç ile bir araya geldi. Naç, kendi sınıfında uyguladığı yöntemleri, anne-babalarının yaptıkları yanlışları detaylarıyla anlattı.

Ahmet Naç’ı Twitter’da tanıdım. Renksiz bir sınıfı adeta masal evine çevirmişti... Ahmet genç bir öğretmen. Öğretmenlik onda baba mesleği. Ama o gelenekselin aksine yeni yöntemlerle okutuyor 44 öğrencisini. Çocuklar Gülsün Diye Derneği’nin Başkanı ve bu ülkeye 37 anaokulu armağan olmuş biri olarak çok etkilendim. 3 çocuk annesi olarak şunu söyleyebilirim; böyle öğretmenlere çok ihtiyacımız var...

 ◊ Yeni kitabınız “Beni Bu Kadar Sevme Anne” hayırlı olsun. Sevgi aynı zaman da zarar da veren bir şey olduğu için mi bu ismi koydunuz?

- Evet. Sevgiyle hiçbir problemimiz olamaz. Her anne-baba çocuğunu fazlasıyla sever. Mümkün olsa çocuklarımızı daha fazla sevebilmek de isterdik. Sonsuzluk böyle bir şey. Ama onları çok sevmek de sizi iyi bir anne yapmaya da yetmiyor ne yazık ki... Öğrencilerime olan sevginin beni asla iyi bir öğretmen yapmasına yetmeyeceği gibi.

◊ Onların ihtiyacı olan şey sevgi değil mi?

- Elbette ama sadece sevgiye mi ihtiyaçları var? Kendimize sormamız gereken soru “Ben onun başarılı ve mutlu olmasını istiyor muyum?” olmalıdır. Yaşamı boyunca ihtiyacı olan donanıma erişmiş, kendini gerçekleştirmiş bireyler yetiştiremezsek başarı ve mutluluktan söz edemeyiz. Onları daha çok severek mi bunu başaracağız yoksa akıl ve bilimin taçlandırdığı sevgimizle mi? Öyle olsaydı her çocuk kusursuz bir şekilde yetiştirilirdi. Ancak sevdiklerimize istemeden, farkında olmadan çok büyük zararlar verebiliyoruz. Hiçbir anne-baba çocuğuna zarar vermek istemez ama ne yazık ki biz onlara iyilik yapıyorum derken aslında ne kadar kötülük yaptığımızın farkında olamayabiliyoruz. Benim amacım da bunu gösterebilmek.

◊ Örnek verir misiniz?

- Çocuğunuz yere düştüğünde eminim içiniz cız eder. İçgüdüleriniz ve ona olan sevginizle o an tek istediğiniz şey onu ayağa kaldırmak ve varsa küçük yarasını temizleyip iyi olmasını sağlamaktır. Ülkemizde bunun en ileri noktası sanırım yarasını öpüp, ayağını çarptığı yere bağırmaktır. Peki ama ya bu yaptıklarınız yanlışsa? O an sakinliğinizi koruyup iyi misin diye sorsak, elimizi uzatıp bizden destek alarak ayağa kalkması için onu teşvik etsek, yarasını biz değil kendisinin kontrol etmesini sağlasak? Ona düşünme, problem çözme fırsatı vermezsek geleceğinde her tökezleyip düştüğünde ayağa kalkamayacak. Bu becerileri zamanında çocuklarına edindirmeyen aileler çocuklarına büyük kötülük yapıyorlar. İşte burada eğitimin en önce bir bilim olduğu akıllardan asla çıkmamalıdır.

ONUN YERİNE KARAR ALMAYIN

Yazının Devamını Oku

'Panik atak'ın nedeni gerginlik

Gülben Ergen bu hafta uzman psikolog Elif Özlük ile bir araya geldi. Özlük; uçuş, yükseklik, kapalı alan gibi korkuları tedavi eden sanal gerçeklik terapisinin detaylarını anlattı.

Uçak, yükseklik, kapalı alan gibi korkusu olan çok sayıda insan var. Elif Özlük de bu korkular için çıkmış yola... Çok genç bir psikolog. Yurtdışından getirdikleri sanal gerçeklik terapisi yöntemiyle başta uçak, yükseklik gibi çok yaygın olan korkuları tedavi ediyorlar.
Bir gözlük takıyorsunuz ve bir anda kendinizi uçakta buluyorsunuz.
Ya da bir gökdelenin en üst katından aşağıya bakıyorsunuz... Eğer sizin de böyle korkularınız varsa Elif’in söylediklerini dikkatle okuyun...

Elif Hanım, çok genç bir psikologsunuz. Neler yaptığınızı anlatır mısınız?

- 2011 yılında İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden mezun oldum. Ardından yüksek lisans yaptım. Uzman psikoloğum. Kaygı bozuklukları, psikoonkoloji ve sanal gerçeklik üzerine çalışıyorum.

Sanal gerçeklik terapisi nedir?

- Simülasyon ve psikoterapinin birlikte kullanımıyla oluşturulmuş bir teknik. Bilişsel davranışçı terapinin teknoloji sayesinde kuvvetli hale getirildiği bir uygulama diyebiliriz. En çok fobi tedavisinde yararlanıyoruz. Fobi tedavisinin en önemli aşamalarından biri kişinin kaçındığı nesneye, duruma ya da ortama aşamalı olarak maruz bırakılmasıdır.

Yazının Devamını Oku

Köpekler için kariyerinden vazgeçti

Gülben Ergen, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü öncesinde, uluslararası bir şirkette yönetici olarak çalışırken her şeyi bırakıp köpek eğitmeni olan ve yurtdışında eğitim alan Mustafa Karakoca ile buluştu.

Müthiş bir enerji. Sevdiği işi yaptığı için gözleri ışık saçıyor. Hayatla ve kendisiyle barışık, cesur ve sevgi dolu. Bambaşka bir kariyerden geçiş yapıyor.
Özel bir şirkette yöneticiyken her şeyi bırakıp köpek eğitmeni olmaya karar veriyor. Yurtdışına gidip eğitim alıyor. Tüm birikimini harcıyor...
Mustafa ile hayatını adadığı köpekleri ve toplumumuzun onlara bakış açısını konuştuk.

◊ Mustafa, kaç yaşındasın? Ne üzerine eğitim aldın?

- 28 yaşındayım, Bilkent Üniversitesi İşletme Bölümü mezunuyum.

◊ Köpeklerle kaç yaşında tanıştın?

- 13 yaşında. Dedem benim için çok önemliydi. Dedemi kaybettiğim hafta sokakta yürürken bir yavru köpek beni takip etmeye başladı. O kadar çok etkilendim ki onu yanıma aldım. Adını da Toprak koydum. Ev halkı sahiplenmeme karşı çıktı. Ama ben onu bırakmadım. Anneme ve babama fark ettirmeden annemin misafirlerini ağırladığı ve yılda birkaç kez açtığı salonda Toprak’a bakmaya başladım. Sürekli ona gizlice yemek götürüyordum.

Ders çalışma bahanesiyle kapımı kilitleyip saatlerce onunla oynuyordum. Bir gün ablamlardan biri bunu fark etti ve anneme söyledi. Bu arada Toprak küçük olduğu için annemin kıymetli eşyalarını birazcık eskitmişti. Annem o odaya girince hayatının şokunu yaşadı. Çok üzülse de bana destek oldu, Toprak’a bahçede bir yer yaptırdı. O günden bu yana da hayatımda hep köpekler var.

Yazının Devamını Oku

Bize binde bir ücret teklif ediyorlar

Gülben Ergen bu hafta usta oyuncu Selda Alkor’la bir araya geldi. Alkor, 54. sanat yılını, sektöre bakışını ve yarım asırlık evliliğinin sırlarını anlattı.

“Kartallar Yüksek Uçar” dizisinin Hanım Ağa’sı, hafızalarımızdan silinmeyen birçok dizinin, filmin unutulmayan ismi Selda Alkor... Zarafetle karşılıyor bizi... Nasıl kendinden emin, vakur, bir o kadar da alçakgönüllü...
Yıllara meydan okuyan güzelliğiyle kırgınlıklarını anlatırken bile zarif. Mesleğine adadığı 54 yılına, sessizce taşıdığı 50 yıllık evliliğine saygıyla, hürmetle ve derin bir sevgiyle...
Fotoğraflar: Levent KULU

Selda Hanım kaç senedir sektördesiniz?

- 54 sene oldu.

Kırılma noktanız hangi işinizdir? Benim için mesela “Kartallar Yüksek Uçar” diziniz...

-

Yazının Devamını Oku

Boşanma davasının kazananı olmaz

Gülben Ergen bu hafta Mirror Circle platformunun kurucusu avukat Beste Demir Keki ile bir araya geldi. Keki kurduğu platformu, avukatlığa uzanan hikayesini ve çekişmeli boşanma davalarının zorluklarını anlattı.

Işık saçan, umut veren bir kadın Beste. 34 yaşında ama yaptıkları ve
yapacakları yaşının çok üstünde... Kadın haklarıyla ilgili o kadar ihtiyacımız olan bir bilince sahip ki... Sadece bir avukat değil yani. Mirror
Circle platformunu kurdu. Başarılı, genç ve güçlü kadınları bir araya getirdi. Şimdi bu kadınlar hem kendileri hem de diğer kadınlar için umut verici projeler üretiyor. Onu gönülden destekliyorum ve gururla alkışlıyorum. Sana ve senin gibi dimdik duran kadınlara ihtiyacımız var Beste...

 ◊ Beste Hanım, avukatlığa uzanan hikayenizi anlatır mısınız? Nerede okudunuz?

- Zonguldak’ta büyüdüm. Liseyi okul derecesiyle tamamladım. Daha sonra AFS bursuyla Amerika’ya gittim. Bir sene Amerika’da yaşadım. Liseyi de orada bitirdim. Hiç tanımadığım bir ailenin yanında yaşadım. Hayatımı değiştiren şeylerden biri buydu.

◊ Kaç yaşındaydınız o zamanlar?

- 18 yaşındaydım. Bir sene boyunca annemi ve babamı hiç görmedim. Çünkü AFS’de aile ziyaretleri yasak. Programın bozulmaması için anne ve babanı hiç görmemen gerekiyor. Hayatımın hem en sert hem de en muhteşem deneyimlerinden biriydi.

◊ Aileniz nasıl karar verdi buna? Size duydukları güvenle mi alakalıydı? Mesela yaşadığınız aileyi gelip gördüler mi?

Yazının Devamını Oku

BaşlıksızEsenler'de çocukların hayali gerçek oldu

Gülben Ergen, Esenler Belediyesi’nin düzenlediği “365 Gün 365 Hayal 365 Çocuk” projesinin etkinliğine katıldı. Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu ile buluşan Ergen, belediyenin kadın ve çocuk projelerini dinledi.

Esenler Belediyesi’nin “365 Gün 365 Hayal 365 Çocuk” projesinin etkinliğine katıldım. Yıllar önce bir konser için gelmiştim bu ilçeye. O günden bu zamana ne kadar çok şeyin değiştiğini gördüm.

Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu ile konuşmaya başladığımızda duyduklarım beni çok heyecanlandırdı. Başkanın en büyük yatırımı insana olmuş. Çocuk Sokağı, Anne-Baba Üniversiteleri, Anne merkezleri...

Geri dönüşüm için yaptıkları ise her belediyeye örnek olmalı. Eskiden şiddet haberleriyle anılan Esenler şimdi gerçek bir yaşam alanı haline gelmiş.

Öyle ki anketlerde halkın en büyük talebi kütüphane olmuş. Heyecanla Esenler’de yapılacak olan kütüphaneyi bekliyorum...

◊ Esenler ilçesi geçmişte çok fazla olayla anılırdı. Şimdi hep iyi haberler duyuyoruz. Tebrik ederim. Öncelikle “Çocuk Sokağı” projenizi anlatır mısınız?

- “Çocuk Sokağı” ilk projelerimden biriydi. Esenler, İstanbul genelinde metrekareye en çok insan düşen ilçe. O nedenle çok yoğun bir nüfus hakim. Çocuklar da sokakta kabalıklar halinde oyun oynamak zorunda kalıyordu ve trafik olduğu için zaman zaman bu durum tehlike arz ediyordu. Ben de trafikten arındırılmış bir alan oluşturabilir miyim diye düşündüm. Burada aynı zamanda bir kültür merkezi olmasını ve geleneksel oyunların oynanmasını istedim. Mesela sek sek gibi, birdir bir gibi oyunlar oynanıyor.

◊ Anneler nasıl yararlanıyor bu sokaktan?

Yazının Devamını Oku

Anne-babaların eğitime ihtiyacı var

Gülben Ergen, ünlü psikiyatrist Prof. Dr. Özcan Köknel’i evinde ziyaret etti. Köknel; çocuk ruhunu anlamayı, artan şiddet olaylarını ve geçmişte açılan ana-baba okullarının faydalarını anlattı.

Özcan Köknel, İstanbul Tıp Fakültesi mezunu, yıllarını psikiyatriye vermiş bir isim... 1952’de mezun olduğu tıp fakültesine yıllar sonra bölüm başkanı olarak dönmüş. Bugüne kadar yaptığı sayısız araştırmayla birçok ödüle layık görüldü.

Onlarca kitap yazdı. Bugün 90 yaşında olan Özcan Hoca hâlâ araştırmaya ve bildiklerini aktarmaya devam ediyor...

Anlattıklarını dikkatle dinledim. Şiddetin temelinde yatan asıl nedenleri, anne-babaların çocuklarına davranma şekilleri, Türkiye’nin psikolojisi gibi birçok konuyu konuştuk...

  Özcan Hocam bu mesleği seçiş hikayenizden başlamak istiyorum... Nasıl bir ailede yetiştiniz? Neden psikiyatr olmak istediniz?

- Benim annem ve babam evvela öğretmenlik yapıyordu. Sonra İş Bankası’nda memur olarak çalışmaya başladılar. 1932 senesinde Tokat Zile’ye gittik. O zamanların Zile’si elektriği, suyu, yolu olmayan, evleri kerpiçten olan bir ilçeydi. Orada kerpiç dışında ev bulmak da zordu. Zar zor biz iki katlı bir ev bulduk. Alt katta ahır vardı. Üst katta da biz oturuyorduk.

Tek evlat mıydınız?

- Evet.

Yazının Devamını Oku

Vegan olduktan sonra sağlığıma kavuştum

Gülben Ergen, Bodrum’da vegan restoranı açan ünlü şarkıcı Zeynep Casalini ile buluştu. Casalini, veganlıktan restoran açmaya uzanan hikayesinin ayrıntılarını anlattı.

Bodrum’da minicik bir kafenin tüm detaylarıyla seve seve ilgilenen bir çift mavi göz, bir şahane ses, bir güzel kadın, bir tatlı anne... Zeynep Casalini ile semizotu yiyip kendi yaptığı pirinç yoğurdunu tüketmek, bir yandan hayvansal gıdalar ile topraktan gelen nimetin arasındaki farkları ondan dinlemek müthiş bir zevk. Benim fonumda onun sesi, onun unutulmaz şarkısı:
Ben o duvarlara çarpa
çarpa yosun tuttum / ağlaya ağlaya nasır tuttum...

“Annem Deniz Türkali, babam Ernesto Casalini, dedem Vedat Türkali, ben Zeynep Casalini” demeden, gülen yüzü, şen kahkahası
ile müşterilere servis yapan
bir küçük dev...

Annenden başlamak istiyorum... Deniz (Türkali) Hanım nasıl?- Anneciğim iyi. Kızlarla birlikte tatildeydi en son. Keyfi çok yerinde.

Yazının Devamını Oku

Emre'nin aşk haberini sunmam

Güzel, akıllı, marifetli, pratik ve çalışkan... Güzelliği ve fitliği malum dillere destan. İki şahane oğlu ile arı gibi bir anne. Sayfamıza bayram neşesi katan Çağla Şıkel ile konuştuk bu hafta...

YouTube kanalın çok iyi gidiyor... Memnun musun YouTube’da olmaktan? Ne kadar zamanını alıyor?

- Aslında haftada iki video koyuyoruz. Konuları ben ve ekibim buluyoruz. Herhangi bir şey bize bir konu yaratabiliyor. Hiç aklımızda olmayan şeyler ortaya çıkabiliyor.

Sen zaten gündüz kuşağında yaptığın televizyon programlarından aşinasın bu konulara değil mi?

- Aslında öyle ama YouTube izleyicisi çok farklı. Mesela bana diyorlar ki “Çağla, yeni başlayanlar için makyaj yapar mısın?” Ben “Saçmalama, 50 tane makyaj videosu yaptım” diyorum. “Hayır” diyor, yeni başlayanlar için olacak illa. Çünkü YouTube’daki kitle çok genç. 15-20 yaş arasında çoğunluk. Daha küçük yaştaki çocuklar bile girip “Çağla Abla” diye bakıyor. YouTube kanalı açtıktan sonra çok ilginç bir şey oldu. Aquapark’a gittik çocuklarla. Elimde botla yürüyordum. Yanıma 9-10 yaşlarında kız çocukları geldi. “Biz sizi çok seviyoruz. Sizin videolarınızı takip ediyoruz. Siz en sevdiğimiz YouTuber’sınız” dediler. “Çok teşekkür ederim” dedim. Kızlar beni asla tanımıyor. Asla Çağla olarak bilmiyor. Yüzde 100 eminim. Çünkü arkamı döndüğümde çığlık attı. Kaç senedir bu camiadayım kimse arkamdan çığlık atmadı. Bu çok güzel bir şey.

Çok güzel gerçekten...

- Orada yeni bir kitle edinmek, kimse yokmuş gibi kameraya konuşmak... Dışarıda neysem orada da oyum. Nasıl aynanın karşısında “Ne biçim eyeliner çektim, olmadı” diyorsam orada da bunları söylüyorum. Aslında kanal fikri bana sorulan sorularla ortaya çıktı. “Nasıl makyaj yapıyorsun? Saçını nasıl yapıyorsun? Farı nasıl sürüyorsun? Eyeliner nasıl oraya gitti?” gibi çok fazla soru geliyordu... 

Her şeyin doğal olması bence en büyük izlenme sebebi...

- Bence de... Mesela başta biraz sohbet ediyorum. “Ne yapıyorsunuz? İyi misiniz? Ben de iyiyim. Sağ olun. Çok teşekkür ederim. Yalnızım bugün” filan diyorum kendi kendime saçma sapan...

Yazının Devamını Oku

Bodrum kaçış değil, varış yeridir

Gülben Ergen, geçtiğimiz hafta Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’la bir araya geldi. Bodrum’da Ergen’in sorularını yanıtlayan Kocadon, ilçeye yapılması gereken yatırımları, trafik sorununu ve turizmde yaşanan gelişmeleri anlattı.

20 senedir Bodrum’un Belediye Başkanı Mehmet Kocadon...

Ailesi ve dostlarıyla mütevazı bir yaşam sürüyor. Ona derdinizi anlatmak için güvenlik görevlilerini aşmanız da gerekmiyor. O soğuk veya mesafeli değil, gözlerinizin içine bakarak sizi dinleyen, güleryüzlü bir başkan...  Dünyanın en değerli tatil beldelerinden Bodrum’da eğitimden sağlığa, spordan eğlenceye her türlü yatırımın başında olan, halkın nabzını bilen o başkanla buluştuk...

◊ Mehmet Bey kaç senedir Bodrum Belediye Başkanlığı görevini yürütüyorsunuz?

- Beş ay sonra 20’nci yılıma gireceğim. Dört dönem oldu. 1999’dan beri belediye başkanlığı yapıyorum.

◊ Belediye başkanı olmadan önce ne iş yapıyordunuz?

- Turizm ve hayvancılıkla uğraşıyordum. Ailemin geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktı. Bodrum, 1983 yılına kadar göç veren bir yerdi. Burada bir memurla evlenmek sınıf atlatırdı insanlara. Çünkü maaşı vardı. Bodrum, birinci derece sürgün yeriydi.Daha sonra bu sürgün yerinden dünya şehri yaratıldı. Bu dünya şehrini bizim büyüklerimiz yarattı.Onların misafirperverliği, hoşgörüsü sayesinde oldu. Nedensiz ölümlerin kol gezdiği Bodrum’dan bakın şimdi dünya markalarının ve Türkiye’nin en iyi hastanelerinin de olduğu bir Bodrum yaratıldı.Bu geçiş süreçlerini çok iyi analiz etmek lazım.

◊ Bütün dünya starları da Bodrum’a geliyor artık...

Yazının Devamını Oku

Mutlu aşk da var hayatta!

Gülben Ergen bu hafta ünlü iletişim danışmanı Özgür Aras’la bir araya geldi. Aras, yeni çıkan kitabı “Mutlu Aşk da Var!”ın yazılma hikayesini, aşka bakışını, Sezen Aksu ile ilişkisini ve mesleğinin detaylarını anlattı.

20 yıldır tanırım Özgür Aras’ı... Kendini geliştirmesini, yenilikleri sürekli araştırmasını, insanlara olan saygısını ve
gece hayatının göbeğinde çalışmasına rağmen kötü alışkanlıklardan kendini korumasını çok severim...
Son yıllarda ülkemizde marka olmak isteyen starlara ‘bilinçli algı yönetimi’ de veriyor.
Çalıştığı isimlere artı değer katan biri Özgür.
Ve son kitabı “Mutlu Aşk da Var!”da tecrübelerini bize anlatmaya devam ediyor.
Rahmetli anneciğinin kıymetli emanetine gözüm gibi bakarak yaptım bu sohbeti Özgür’le... Yeni kitabın hayırlı olsun… “Mutlu Aşk da Var!” ne anlatıyor bize?

- “Mutlu Aşk da Var!”, hepimizin özlem duyduğu bir cümle... Ben bu özlemden yola çıkarak aşkın aslında yanı başımızda olabileceğini, her ne yaşamış olursak olalım aşktan vazgeçmemek ve ona tüm kalbimizle inanmak gerektiğini anlatmak istedim.

Bunu yaparken de aynı zamanda deneyimlerimden, dinlediğim ve tanık olduğum hikayelerden ilham alarak aşkı bulma ve ona sahip çıkma ile ilgili püf noktaları verdim. Kitabım aşka inanmaktan vazgeçenlerin hislerini yeniden gözden geçirmesini sağlayacak.

Yazının Devamını Oku

Mezopotamyalı kadınlar dünyanın kaderini değiştirecek

Mardin ülkemizde en etkilendiğim toprakların başında geliyor... Ve o şahane toprakların bize hediyesi Ebru Baybara Demir..... Memleket ve başarı sevdalısı bu girişimci kadını tanıdıkça daha da saygı duyuyorum... Yaptıkları yapacaklarının habercisi. Titiz, akıllı, özenli bir anne, dünyalı bir şef, gurur duyulası bir eş ve evlat...

◊ Ebru Hanım, Mardin’de uzun yıllardır şefliğini yürüttüğünüz bir restoranınız var. Mutfağa uzanan hikayeniz nasıl başladı?

- Babamın Mardin özlemleriyle büyüdüm. İstanbul’da büyüdük. Babam bizi hiç Mardin’e getirmedi. Dört kardeşiz.Annem çok becerikli bir kadındır. Zaten babam çok aşık olmuş anneme. Ama annem çok güzel ve becerikli olduğundan dolayı gelin geldikten sonra babamın ailesi tarafından çok ezilmiş. Annemin bütün talihsizliği iki kız çocuğu doğurmasıyla devam etmiş. Çünkü o dönemlerde herkes erkek çocuk doğurmasını bekliyormuş.Annemi çok eziyorlar. Annemin ilk çocuğu da kız oluyor. Ondan sonra babam diyor ki “Benim üç kızım var ama hepsini erkek gibi yetiştireceğim”. Ardından da İstanbul’a taşınıyorlar.

◊ Diğer iki kız kardeşiniz ne iş yapıyor?

- Ablam Kanada’da ünlü bir firmanın pazarlama müdürü. Diğer ablamın da reklam ajansı var. Benden sonra bir de erkek kardeşimiz oldu. Görsel iletişim üzerine çalışıyor. Aslında tam bir mucit.

◊ Babanızın size olan yaklaşımı nasıldı?

- Babam hep gurur duydu bizimle. Evin erkeği gibi yetiştirdi gerçekten bizi. Her işi yapabilirim diye beni çok motive etti. Babamla birlikte hiç Mardin’e gitmedik.Bizi götürmedi. Ama memleketini özlediğini çok anlatırdı.

◊ Neden gitmedi?

- Anlamadık biz de. Marmara Üniversitesi Turizm ve Rehberlik bölümü mezunuyum. Turist rehberliği yapıyordum. 1998 yılında ilk evliliğimi yaptım. Eşim de rehberdi.1999 yılında depremden sonra turizm bitme noktasına gelmişti. İşsiz kaldık. Eşime ‘’Gel Mardin’e gidelim” dedim.Eşim de bana “Ne işimiz var orada?” dedi. “Ben çok merak ediyorum” dedim. Öyle gittik Mardin’e... Gittiğimde çok büyülendim. “Burada yaşayalım. Fark yaratalım. Turizm yaparız” dedim.  “Olur” dedi.

Yazının Devamını Oku

BANA UPGRADE KORELİ DEDİLER

Oyunculuğa sevdalı, bir o kadar da ailesine ve geri planda yaşamaya meraklı, esprili, sıcak bir genç Gökhan Alkan... Tiyatro kökenli olması, Müjdat Gezen ekolünden gelmesi de cabası. Bodrum’da yaptığımız sohbetten sonra anladım ki ekranda kendi tabiriyle “yarası olan” bir karakterle izleyeceğiz onu. İşte karşınızda sevenlerine, takipçilerine aşırı bağlı, dünya sinemasını takip eden, elinden kitabı düşmeyen, ustalara saygıda kusur etmeyen bir oyuncu...

◊ Geçen sene ilk kez Altın Kelebek (En İyi Çift) Ödülü’nü aldınız… Bekliyor muydun? Neler hissettin?
- Bekliyordum desem yalan olur. Çünkü çok sağlam rakiplerimiz vardı. Mesela benim de çok sevdiğim ve bitmesine üzüldüğüm “Vatanım Sensin” dizisindeki En İyi Çift adayı gibi. Bizim Altın Kelebek En İyi Çift Ödülü’nü alışımız, kamera arkasında çok samimi olmadan da çift enerjisini yansıtabileceğimizin kanıtı oldu. Savunduğum bir şeyin karşılığını görebilmek de beni onore etti.
◊ Neden set dışında bir iletişiminiz yoktu?
- İletişimimiz vardı ama bu benim şu anki oyunculuk anlayışımla ilgili bir durum. Ben karakteri yaşamayı seviyorum. O karakterin duygu ve düşüncelerini deneyimlemek hoşuma gidiyor. Böyle bir metot kullandığım için de Öykü Hanım ile tutkulu aşık çiftini seyirciye yansıtabildik.
◊ Bu işini iyi yapmak aslında…
-Teşekkür ederim. Karşılıklı çok güzel bir enerjiydi bence. Samimi ve inandırıcı bir çifttik. Senaryomuz iyiydi. Ayrıca, MF Yapım sahibi Faruk Bayhan ve ekibimiz bizim için elinden geleni yaptı. Biz de işine sarılan insanlarız. Sonuçta bizim ekmek kapımız orası. Ekmeğine ihanet etmeyen insanlar olarak da seyircimizin sevgisine nail olduk. Bu da benim kendi adıma en büyük gurur kaynağım.
◊ Öykü Karayel ile Can Bonomo geçenlerde evlendi. Düğünlerine gitmedin mi?

Yazının Devamını Oku

'Erkekler kendileriyle yüzleşmeli'

Gülben Ergen bu hafta “Adapsız Kadınlar Hayâsız Erkekler” kitabının yazarı, televizyoncu Yelda Kırçuval’la bir araya geldi. Ergen, kadın-erkek ilişkilerinden sanal mutluluklara, adabımuaşeretten toplumun kadına biçtiği değere kadar her şeyi konuştu.

İletişimin insan yaşamındaki yoksunluğu ve önemi üzerine araştırmalar yapan genç bir yazar Yelda Kırçuval. Instagram’da yaşanan, gerçeklerden uzak, yüreği, hissi olmayan sanal ilişkileri anlattı bana. Geçtiğimiz haftalarda kendi adıma uzaklaştığım, hayatı sadece kendim için yaşamaya başladığım bugünlerde iyi geldi bana anlattıkları. O beni yöneteceğine ben hükmetmek istedim sosyal medyaya. Yelda Hanım da yazdığı kitapta günümüz çağında yaşanan ilişkilerin gerçekliğine bu açıdan bakıyor...

 ◊ Yelda Hanım, ne iş yapıyorsunuz?

- Televizyoncuyum. 17 yıldır medya sektörünün içindeyim. 12 yıllık bir habercilik geçmişim var. TRT kökenliyim. Bir süre orada çalıştıktan sonra özel kanallarda programlar yaptım. Bir yandan da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi’nde, Sinema ve Televizyon bölüm başkanıyım. Sinema-TV, yapım-yönetim ve diksiyon dersleri veriyorum. Son olarak da kitap yazdım...

◊ Kitabınızın adı “Adapsız Kadınlar Hayâsız Erkekler”. Ne demek adapsız be hayâsız? Neden yola çıktınız bu ismi koyarken?

- Mesleğim gereği çok gözlem yapan bir insanım. Aslında adabımuaşaret üzerinden yola çıktım. Çünkü adabımuaşeret günümüzde yitirdiğimiz bir kavram. Siz istemeseniz de birileri sizi değiştirmeye ya da düzeltmeye çalışıyor. Ama o düzeltme sizi günden güne adapsızlığa itiyor.

◊ Adapsızlık biraz sert bir ifade değil mi?

- Evet sert ama günümüz ilişkileri değerden yoksun olduğu için beraberinde bu sertlik kaçınılmaz oluyor.

Yazının Devamını Oku

Sağlık olmadan güzellik olmaz

Gülben Ergen bu hafta güzellik uzmanı Suna Dumankaya ile bir araya geldi. Dumankaya yeni kitabı “Geçmişten Günümüze Sağlık ve Güzellik”i, anneannesinden öğrendiği tarifleri ve yaz aylarında dikkat etmemiz gerekenleri anlattı.

Bu hafta sayfamda, gündüz kuşağında yaptığım tüm TV programlarımın vazgeçilmez konuğu Suna Dumankaya var. Ailesinden öğrendiği bilgilerle yıllardır doğal tarifler hazırlayan dünya tatlısı, girişimci bir kadın o. Günümüz koşullarında tüm kozmetiklerde biliyoruz ki yapay, kimyevi ve doğal olmayan birçok madde bileşeni var. Ama Suna hazırladığı bitkisel tariflerle doğal güzelliğin mümkün olduğunu bize kanıtlıyor...

 ◊ Suna, senin en önemli özelliğin sahip olduğun bilgilerin çoğunu anneannenden öğrenmen değil mi?

- Anneannemin babaannesi Türkiye’nin ilk lokman hatunuydu. Türkiye’de seferberlik ve savaş varken, askerler yaralandığında tedavi edermiş. Doktorlar bacağına kurşun isabet eden askerlerin bacağını kesmek isterken, o doğadan topladığı otlardan macun yaparmış. Sonra onu askerlerin bacaklarına sararmış. O askerlerin bacakları kangren olmaktan kurtulurmuş. Seferberlik zamanında birçok insana deva olmuş. Ondan sonra anneanneme öğretmiş. Anneannemden de bana geçti. Rahmetli anneannem 105 yaşından fazla yaşadı.

◊ Anneannenizin ismi neydi?

- Fatma Öktem. Anneannem daha ilaç sektörü bu kadar gelişmeden önce, mesela çocuğu olmayana ilaç yapardı. Ama “Önce hekime gidin, sonra gelin” derdi. Hiçbir yaptığı ilacın parasını almazdı. Vakıf gibiydi. Diyelim ki birisinin çocuğu oldu. Ödül olarak hediyeler getirirdi. Mahallede kimin kızı evleniyorsa o hediyeler anneanneme giderdi. “Bilginin zekatını verin. Bilgiyi paylaşın ama bilgiyi paraya dönüştürmeyin, büyüsü bozulur” derdi. Anneannem cumhurbaşkanlarından başbakanlara, hatta Atatürk dahil herkese hizmet etti. Doğuya gelen bütün cumhurbaşkanlarına yemek yapardı, hastalıklarına çözüm bulurdu. Ama biz bunu hiçbir zaman reklam aracı olarak kullanmadık. Çünkü karşılık beklemeden yaptık. Tamamen sevgi ve saygı çerçevesinde...

◊ Peki senin el alman kaç yaşında oldu?

- Rahmetli anneannem köylere giderdi. “Bir kadın ters doğum yapıyor. Hadi gel” diye çağırırlardı. Ben de onun yanında giderdim. İlaç yapmasında ona yardım ederdim. Bazen “Hadi git şuradan otları al gel” derdi. Gider alırdım. Çok titiz bir kadındı. Acayip hijyene düşkündü. Rahmetli annem çok özel bir kadındı. Cenazesini çok büyük bürokratlar kaldırdı. Rahmetli Demirel de bana derdi ki “Suna, bu kadar öğretiyi öğrendin. Lütfen sen de bizim için kullan”...

Yazının Devamını Oku

Bitsin bu şiddet! Hapis cezası şart

Sapanca’da bacakları ve kuyruğu kesilmiş halde bulunan, çektiği acıya dayanamayıp ölen o yavru köpek Türkiye’nin içini yaktı. Gülben Ergen, vahşetin ardından hayvan hakları savunucularıyla bir araya geldi, hayvan hakları konusunda acil yapılması gerekenleri konuştu.

Bundan 5-6 ay önce buluşmuştum hayvanseverlerle... Fakat maalesef o günden bugüne yasalardaki boşluklarla ilgili hiçbir somut adım atılmadı.
Sapanca’da yavru köpeğin başına gelen o korkunç olay hepimizi üzüntüye boğdu... Aynı şekilde Eyüp’te tecavüze uğrayan yavru kedi de...
Sivil toplum örgütleri ve baroAlar geçen hafta 17 şehirde basın açıklaması yaptı. Açıklamadan hemen sonra onlarla bir araya geldim ve acilen neler yapılması gerektiğini konuştum.
Biz karıncayı bile incitmekten çekinirken nasıl bir ruh hali o masum canlara kıyar?
Hayatım boyunca bu köpeğin bakışlarını unutmayacağım. Siz de unutmayın...

 ◊ Geçen hafta, Türkiye’nin birçok ilinde öldürülen o yavru köpekle ilgili bir basın açıklaması yapıldı. Sesinizi yeteri kadar duyurabildiğinizi düşünüyor musunuz?

- İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Yasemin Babayiğit:

Yazının Devamını Oku

Yaşasın iyi müzik

Gülben Ergen bu hafta ünlü müzisyen Ercan Saatçi ve gitarist Ayhan Günyıl’la bir araya geldi. İkili, birlikte hazırladıkları “Sezen Şarkıları” albümünün ortaya çıkış hikayesinin detaylarını anlattı. 

Öyle bir gitar sesi ki, öyle bir dingin ve şahane ki... Kim bu çalan? Bu albümün adı ne? Dinledikçe kendimden geçiyorum. Tanımalıyım onu! “Yaşasın iyi müzik” diye haykırmalıyım. Albümün prodüktörü Ercan Saatçi 20 yıllık dostum. Ercan Saatçi Akademi’de albüme imza atan Ayhan Günyıl’la bir araya geliyoruz. Günyıl mütevazılık içerisinde anlatıyor hikayesini. Dinlemediyseniz çok şey kaçırdığınız bu albümün ana kahramanı ise Sezen Aksu... Üstelik Aksu, ömrümüze hediye ettiği şarkılarını bedelsiz veriyor, benim iyi müziğin peşini hiç bırakmayan gök gözlü arkadaşım Ercan ve Ayhan’a... Yeter ki iyi müzik olsun...


 ◊ “Sezen Şarkıları” albümü kimin fikriydi?

- Ercan Saatçi: Ayhan’ın fikriydi. Ama bu Ayhan’ın ilk albümü değil. Aslında üzülerek söylemek istiyorum, değeri bilinmemiş albümleri var. Bu ülkede enstrümantal müzik maalesef çok önemli bir gözükmüyor. Ülkede müzikle ilgili kalite kaygısı var ya, işte nedenlerinden biri bu. Ayhan beni arayıp “Abi böyle bir şey yapmak istiyorum” dediğinde “Yürü” dedim.

- Ayhan Günyıl: Aslında en başta “Perişan Şimdi”nin demo’sunu çalıp Ercan’a yolladım. Çok beğendi ve hemen bana geri döndü. Müzisyen ve prodüktör kafasıyla düşündüğü için “3-4 şarkı değil, 10-11 şarkı yapalım” dedi. O böyle söyleyince şaşırdım.

- Ercan Saatçi: Ayhan, “Sezen Aksu acaba bana şarkılarını verir mi?” diye bir kaygı duyuyordu. “Sen hiç merak etme” deyip hemen Sezen’i aradım. Ayhan’ın bana yolladığı şarkıyı da kendisine yolladım. Dinledikten sonra “Prodüktörü sensen, ne istiyorsan yap, yürüyün” dedi. Sezen’in hakkını verelim. Ondan sonra Ayhan’a “Sezen istediğin şarkıları kullanabileceğini söyledi” dedim.

◊ İyi ki Ercan’ı aramışsın...

- Ayhan Günyıl:

Yazının Devamını Oku

Yalnızlığı keyfe çeviren bir kadınIn hikayesi

Gülben Ergen, “Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim” kitabının yazarı, paylaşımlarıyla sosyal medyada beğeni toplayan Nilgün Bodur’la bir araya geldi. Ayrılıklardan yemek tariflerine, maskelerd en yeni ilişkilere kadar her şeyi konuştu.

Instagram’da takibe aldığım günden beri bayılıyorum Nilgün Bodur’a. Yüzüne kahve telveleri sürüp içine karbonat kattığı pratik yüz maskelerini ben de yapıyorum. Geçenlerde bir videosu çıktı karşıma... Kitabında da bunu paylaşmış:
“Hayat ilginç, gün gelir, içoğlanları padişah olur.
Gün gelir Kezban’lar Destan,
Onları destan yapanlar, Mestan olur.
Gün gelir hadsizlik özgüven,
Saygı yalan, sevgi dolan olur.
Gün gelir çivisi çıkar dünyanın.

Yazının Devamını Oku