Paylaş

“8 YILDA, MAHKEME KARARIYLA MEZUN OLDUM!”
- Kahkahan ve neşenle tanındın ama bence az kişi gazetecilik mezunu olduğunu biliyor. Temellerin çok sağlam başlamışsın…
SABA TÜMER: Evet, mesleğim gazetecilik. “Kahkaha” güzel bir lakap ama tek kimliğim değil ama bunu seviyorlar. Gazeteciliği adeta tıp okur gibi okudum; sekiz yıl sürdü. (Gülüyor.)
- Neden?
SABA TÜMER: Gençlik, gezmeler, sınav kaçırmalar… O dönemde cep telefonu yok, birini beğenip peşinden koşuyorsun; “fiziksel stalk” diyelim. Derken bir hukuk dersi yüzünden kaldım. Hocamız çok zorluyordu, genel olarak zaten kimseyi geçirmiyordu. En sonunda dekan, “Kağıdını mahkemeye ver” dedi. Verdim. Kağıdım 40’tan 99 puanla döndü; hocanın itirazı da reddedildi. Sekiz yılın sonunda mahkeme kararıyla mezun oldum. O zaman zordu; bugün gülümseten tatlı bir anı. Epey sindire sindire okudum.

- Aaa, bu öğrencilere yeni bir bakış açısı kazandıracak gibi… Dışarıdan “içi dışı bir” birisiniz. İnsanları çok iyi okuduğunuz belli; binlerce insanla tanıştınız. Bu sizi “insan sarrafı” yaptı mı?
SABA TÜMER: Maalesef…. Kimseyi fazla tanımak istemiyorum. Çok tanıyınca bir bakıştan, bir sesten niyetini anlarsın ve soğursun. Ben mesafemi korurum. Göründüğüm kadar mıçmıç değilim; aşırı yakın ilişkileri sevmem. Eski arkadaşlarımla devam; çevrenin içindeyim ama dışında gibiyim.
- Konuklarla ilgili zorlandığın anlar oldu mu?
SABA TÜMER: Profesyonel bakıyorum ve herhangi bir hayal kırıklığına uğratacak bir durum olmuyor. Canlı yayında tutulup cevap veremeyen konuğum olmuştu. Bir programda üç saat yayın yapıyoruz ve konuğum hiç açılamadı. En sonunda “Sen sor, ben cevaplayayım” noktasına geldim. Ama profesyonelim; işin sonunda düzgün bir yayın çıkarmaya bakarım.

- Bir dönem ara verdin. Neden ara verdin ve merak ettiğim bir diğer konu da çok şeyi ciddiye alan ve espriye pek de yer vermeyen toplumumuzda kahkahan nasıl yer buldu?
SABA TÜMER: Çok yorulmuştum. Sürekli ekranda olmak yıpratıyor. Ara iyi geldi. “Ciddiyet” meselesine gelince: Mesleğe 1995’te başladım; haber sunduğum yıllarda –NTV, Show TV– bayağı ciddiydim. Kahkahamın öne çıkması 2004’lere doğru oldu.
KARİYERİMİ KİMSEYE “EMANET” ETMEDİM
- Dokuz yıl kendini iyi tutmuşsun Destek veren biri oldu mu?
SABA TÜMER: (Gülüyoruz) “Kahkahayla kal” diyen de oldu, “olma” diyen de. Köstekleyen çok oldu, destekleyen hiç olmadı, Rabbim vardı bir tek. Ben hiçbir zaman “arkamda biri olsun” kafasında olmadım; kendi yolumu kendim açtım. Okan Bayülgen’i anmalıyım. “Rahat ol, gül” diye teşvik ederdi. Kariyerimi kimseye “emanet” etmedim. Kimsenin adamı olmadım, kimseye “yalakalık” yapmadım. Hediyeler, torpiller üzerinden yürüyen ilişkilere hiç girmedim. Yine de oldum; çünkü disiplinle oldu ve sınırlarım var.

- “Dişil yaratım” gücün yüksek. Hayal edip hayata geçiren bir enerjin var. “21 Günde Mutluluk” kitabın da bunun parçası mı?
SABA TÜMER: Evet. Spiritüel konulara eskiden çok giderdim; seminer seminer dolaşırdım. Sonra iş ticarete dökülünce uzaklaştım. Kendime gerekeni aldım. Kitap, içe dönüş dönemimin ürünü. Bugün hala fayda görenler olduğunu duydukça seviniyorum.
SAHADAKİLER ve TRİBÜNDEKİLER
- Milyonlara hitap ediyorsun. Sevenin çok; eleştirenler de... Nasıl karşılıyorsun?
SABA TÜMER: Okumuyorum demeyeyim ama görüyorum ve gülüyorum. Sahadakiler ve tribündekiler var. Tribündeki “şöyle pas ver, böyle sür” der; kolaysa sahaya insin. Ben oradayım ve profesyonelim. Bu kadar ara verdim, benden “daha iyi”si çıktı mı? Hayır. İzleyici karar verir. Gerektiğinde “bilmiyorum” demeyi de bilirim. Her konuda uzman olmak zorunda değiliz.
- Magazinle aran neden mesafeli?
SABA TÜMER: Çünkü magazin önünde yaşamayı sevmiyorum. Pandemiden sonra daha da sakinledim. Öncesinde çok gezer, sokaklardan beslenirdim. Hala öyleyim: Dışarıda, kalabalığın içinde, kulak kesilerek ilham toplarım. Ama özel hayatı görünür kılmak zorunda değilim. Özellikle ilişkinin başında ortalarda görünmek dengesiz rekabet doğurabiliyor; duygular oturmadan “el ele” pozlarına gerek yok.

- Sence sektörde profesyonellik nasıl olmalı?
SABA TÜMER: Netlik, saygı, şeffaflık. Örneğin menejer “kraldan çok kralcı” olursa sorun çıkıyor. Sanatçının da menejerinin kurduğu dili bilmesi önemli. Herkes görevini bilirse işler su gibi akar. Ben çoğu zaman doğrudan iletişim kurmayı tercih ederim.
- Konuklarınızın kitaplarını mutlaka okur musun?
SABA TÜMER: Eskiden tamamını yetiştirirdim. Uzun kitaplarda ekipçe bölüşürdük: İlk 150 sayfa sende, sonrası bende gibi. Konuğa saygı bunu gerektiriyor; kitap tanıtmaya gelmişse hazırlıksız çıkamazsın.
- Mesleğim gereği dikkatle izliyorum, sohbeti çok güzel yönetiyorsun… Nelere dikkat ediyorsun?
SABA TÜMER: Ben sıkılgan bir tipim. Aynı konu üzerinde saatlerce konuşarak zaten önce kendim sıkılıyorum. Ben sıkılıyorsam, konsantrasyonum dağılıyorsa izleyicinin de dağılır diye düşünüp konuyu değiştiriyorum. O yüzden beni izlerken genelde zap yapmazlar.
- Soru sormayı sevdiğin aşikar, peki sana sorulsun sever misin?
SABA TÜMER: Çok sevmem… Ben istersem anlatabilirim ama “neredeydin” gibi sorular beni sıkıyor.
SAHNEDE ŞARKI SÖYLEMEK
- Sahnede şarkı söyleme hayalin olmuş. Hatta Harbiye’de sahneye çıktın. Nasıl gelişti?
SABA TÜMER: Çocukluk hayalimdi. Bir doğum günümde bir mekanı kapatıp birkaç şarkı söylemek isterdim. Yıllarca “yapacağım” dedim, kısmet olmadı. Geçen yıl İstanbul’da bir gece Türkçe müzik çalan bir yerde o şarkıyı duydum, “Budur!” dedim. Ertesi gün “Söyleyebilir miyim?” diye konuştuk, Serdar Ortaç da “Umurumda Değil” şarkısına izin verdi, hatta “hediye” etti. Birkaç şan dersiyle sahneye taşıdım. İddiam yok; maksat eğlenmek, izleyiciyi eğlendirmek.

- Hayatta en çok anlam yüklediğin şey nedir?
SABA TÜMER: Açık konuşayım: Hayatta her şey bizim yüklediğimiz anlamdan ibaret. Her şey çok saçma. Şöhret hırsı da para hırsı da… O yüzden hiçbir şeye aşırı bağlanmamak lazım. Elbette aile önemli; ama herkesin ailesi aynı değil. Her şey değişiyor; ben bile sabahtan akşama dönüşebiliyorum. Bir saat öncemle sonrası birbirine uymuyor, ben de kendime şaşırıyorum. Ne kadar iyi kalktım hangi ara tırlattım diyorum (gülüyoruz)... En doğrusu “gelişine” yaşamak ve önce kendin olabilmek!
GÜVEN SORUNUM VAR
- Güven meselesi?
SABA TÜMER: Güven sorunum vardır. En çok kardeşime güvenirim; en yakın çevrem yeter. Diğer herkes –çok yakın arkadaş da olsa– içimde bir testten geçer. Bu tecrübeyle sabit. Bir insanı çok tanıyınca bir mimik, bir bakış çok şey anlatır; görmek istemediğin şeyleri de gösterir. O yüzden mesafe lazım.
- Ekranda rahatlığın dikkat çekiyor. “Yanlış da yapsam devam ederim” tavrın seyirciye güven veriyor.
SABA TÜMER: Çünkü insanız. Her şeyi bilemeyiz, her yayında kusursuz olamayız. Önemli olan hatayı taşıyışın. Aşırı entelektüel görünme derdinde değilim; olduğum gibiyim. Bilmediğim yerde sorarım, öğrenirim. İlgi alanıma girmeyen konuda program yap deseler, çalışır, sorarım; mesele merak ve hazırlık.
- Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’le yaptığın sohbetler yıllarca konuşuldu, çok kıymetli bir seri oldu…
SABA TÜMER: Evet, ilgi alanıma giren konulardı. Yaşar Hoca çok değerli biriydi, Allah rahmet eylesin. Çok güzel atışmalarımız olurdu (Gülüyor). Enerjisinden beslenirdim. İzleyici sevdi, biz keyif aldık.
- “Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler” bizim için de bir gönül işi…
SABA TÜMER: Çok güzel bir iş yapıyorsunuz ve çok iyi konuklarınız oluyor. İlham olabilmek kıymetli, çünkü kimin, nereden, hangi cümleyi çekip hayatına yerleştireceğini bilemezsin. Bazen bir anekdot, bazen bir tebessüm, bazen bir itiraf… Birinin yönünü değiştirebilir. O yüzden samimiyetle anlatmak kıymetli.
- Son olarak, “magazinsiz” kalabilen ender isimlerden biri olarak neye dikkat edersin?
SABA TÜMER: Seçim. Çok gezdim, çok gördüm; ama her görüneni görünür kılmak zorunda değilsin. İlişkilerde de öyle; iki kişinin dinamiği, üçüncü kişilerin merakıyla sınanmamalı. Kendini de, karşı tarafı da korumak gerek. Eğlenelim, neşeyi kaybetmeyelim, birbirimizi besleyen işler yapalım. Gerisi gerçekten “anlam yükü”.
SABA’DAN SEÇME CÜMLELER!
- “Hayatta her şey bizim yüklediğimiz anlamdan ibaret; o yüzden hiçbir şeye fazla bağlanmamak lazım.”
- “Ben sahadayım; tribünden konuşanların sesi sadece vızıltıdır.”
- “Kimsenin adamı olmadım, kimseye yaslanmadım; yavaş yürüdüm ama kendim kalarak yürüdüm.”
- “Bir cümle, bir an, bir tebessüm… Birinin hayatının yönünü değiştirebilir.”
- “Benim için mesafe sevgisizlik değil; kendine saygı ve enerjiyi koruma biçimidir.”
- “Hayat gelişine akar; biz de gerektiği yerde eşlik ederiz, gerektiği yerde kenara çekiliriz.”
- “İnsanları çok tanımaya gerek yok; bazen fazla bilgi fazladan yük getirir.”
SOHBETTEN İZLENİMLERİM
- Doğal ve filtrelenmemiş bir samimiyeti var.
- Sohbeti yönetirken herhangi bir sahne personasına bürünmüyor; olduğu gibi.
- Yüksek sezgi ve insan okuma gücü ile insanların mimiklerinden, enerjisinden ne hissettiğini hızlıca okuyor.
- Güçlü bir sınır bilinci var. Ne kadar sıcak görünse de özel alanına kimseyi kolay almıyor.
- Bu özelliği sanırım onun yıllarca medyada “temiz kalabilmiş” nadir isimlerden biri olmasını sağlıyor.
- Kahkahası bir maske değil; tam tersine kendi özü. Ciddiyeti ve mizahı aynı anda taşıyabilen nadir kişilerden.
- “Hayatta hiçbir şey çok anlamlı değil, anlamı biz veriyoruz.” tavrı ön planda ve tam da bu yüzden aslında ciddi bir yaşam felsefesi. Bu felsefe, onun neşesini anlamlandırıyor.
- Mesleğine saygılı, hazırlıklı, profesyonel.
İKİLİ SEÇENEKLERDEN BİRİNİ SEÇİN
- Yürüyüş-Koşu: Yürüyüş
- Sıkılmak-Sabretmek: Sıkılmak
- Susmak-Konuşmak: Konuşmak
- Dans Etmek-Oturmak: Dans Etmek
- Klasik-Modern: Neo-klasik
- Dobra-Politik: Dobra
- Samimi-Mesafeli: Mesafeli
- Uykucu-Uykusuz: Uykucu
- Sakin-Heyecanlı: Heyecanlı
- Kitap-Dergi: Kitap
- Doğa-Konfor: İkisi de
- Kedi-Köpek: Köpek
- Güneş-Yağmur: Güneş
- Çay-Kahve: İkisi de
- Et-Ot: Et
- Disiplinli-Rahat: İkisi de
- Unutur-Affetmez: Affederim ama unutmam
- Tatlı-Tuzlu: İkisi de
- Çin Yemeği-İtalyan Yemeği: Günüme göre
- Şarap-Rakı: Yerine göre
- Esprili-Ciddi: Esprili
YÜZDE YÜZ
- Yüzde yüz olmak istediğin yer neresi?: An’dan memnuniyet.
- Yüzde yüz bilmek istediğin şey? (kimsenin bilmediği ve senin öğrenmek istediğin bir şey): İnsanları anlıyorsun ama bir de zihinlerine girip teyit etmek isterdim, düşüncelerini okumak isterdim.
KİMSİN?
- Kimin beyninde olmak isterdin?-düşüncelerini merak ettiğin-: Hoşlandığım biri olursa gerçek hislerini merak ederdim.
- Kimin gözleriyle dünyayı görüp algılamak isterdin?: Kendi gözlerimle.
NOKTALI YERLERİ DOLDUR
- ….. çok iyi yaparım: Kalbimden geçen işi çok iyi yaparım.
- ….. hiç beceremem: İstiyorsam beceririm zaten beceremeyeceksem o işe girmem.
- Çevrem beni ….. biri olarak tanımlar: Eğlenceli biri olarak tanımlar.
- Az kişi bilir ben ….. biriyim: Sınırları olan biriyim.
Fotoğraflar: Aykut Uslutekin
Paylaş