Gözde Yener Birman

Gözde Yener Birman

gozde.yener1@gmail.com

Geçmişle konuşan adam: Gökhan Akçura

Bazı insanlar geçmişi anlatır. Bazılarıysa geçmişin kaybolmasına izin vermez. Gökhan Akçura, yıllardır Türkiye’nin kültürel hafızasının peşinden giden; eski bir afişten, unutulmuş bir gazete ilanından, sararmış bir kartpostaldan koskoca bir dönemin ruhunu çıkarabilen ender isimlerden biri. Yazarlık, yayıncılık, reklamcılık, radyo programcılığı, senaryo üretimi, sahafsever, efemerist, dramatrug… Onun dünyasında bütün yollar aynı yere çıkıyor: İnsan hikayelerine ve hafızaya.

Haberin Devamı

Geçmişle konuşan adam: Gökhan Akçura

“Ivır Zıvır Tarihi” serileriyle gündelik hayatın görünmez ayrıntılarını görünür hale getiren Akçura, aslında bize şunu hatırlatıyor: Bir toplumun gerçek tarihi bazen büyük olaylarda değil, küçük ayrıntılarda saklıdır.
Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de profesyonelliği ve çalışma tarzı olarak ülkemizin değerli sosyal tarih araştırmacısı olan Gökhan Akçura ile unutmanın çağında hafızayı korumayı, arşivlerin büyüsünü, geçmişin dedektifliğini, Türkiye’nin eğlence kültürünü, kaybolan şehir hafızasını ve yeni çıkan kitapları “Geçmiş Zaman Sesleri” ile “Hafıza Dedektifi”ni konuştuk.

Geçmişle konuşan adam: Gökhan Akçura

Haberin Devamı

GEÇMİŞİN İZİNİ SÜREN MERAK

- Ivır Zıvır Tarihi serinizle, araştırmalarınız, arşiviniz ile Türkiye’nin ender sayılı yazarlarındansınız. Sadece yazar değilsiniz ve aslında bence yazarlığınız, senarist, programcı, reklamcı, yayıncı yönünüz kendinizi adadığınız merak odağınızla ilgili… Başa dönsek, tarihe, bu ufak parçalardan çıkan merak nasıl başladı?

GÖKHAN AKÇURA: Biriktirme huyu belki çocukluğuma kadar gider, ama bilinçli bir çaba değildi bu. Benim merakımı, araştırmacı yönümü geliştiren öge üniversite eğitimim. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Tiyatro Kürsüsü’nde okudum. Bölümde “dramaturji” kavramı ile tanıştım. Ele alınan bir oyunun geçmişini, içeriğini, sözlerini araştıran bir bilim dramaturji. Sahneye konacak oyunun arka planını, gizlenmiş bilgileri, sözlerin ardındaki dünyayı araştıran bir bilim. Oyunun konusu Amerika’da 19. yüzyılda da geçebilir, destanlar çağı Anadolu’sunda da… Araştırıp öğrenmek zorundasınız. Bu disiplin daha sonraki yıllarda da devam etti. İzmir’de Güzel Sanatlar Fakültesi’nde asistan oldum, araştırmacı sorumluluğum daha da arttı elbette. Ama esas olarak 12 Eylül’den sonra üniversiteyi bırakıp İstanbul’a gelmem bakış açımı değiştirdi. Dergilere, gazetelere yazmaya başladım. Az bilinen, ya da hiç bilinmeyen konuların peşine düşerek. Kütüphaneler, arşivler, sahaflar o zaman hayatıma girdi. Bir daha da çıkmadı elbette...

Haberin Devamı

- Siz tarihin büyük olaylarından çok, gündelik hayatın izlerini araştırıyorsunuz. Bir toplumun karakterini anlamak için neden bazen bir gazete ilanı, eski bir afiş ya da bir kartpostal daha çok şey anlatır? “Ivır zıvır” olarak görülen bu şeylerin aslında kültürel hafızanın en önemli parçaları olduğunu ne zaman fark ettiniz?
GÖKHAN AKÇURA: Yazarlık yaşamımın başında “ben değişik bir şey yapmalıyım” diye düşünerek başladım işe. Yazın dünyasında kendime özgü bir yer yaratmaya çalıştım. Bunun yolu da ellenmemiş, keşfedilmemiş konuların peşine düşmekti. Evet bir anlamda yeni bir yazım dünyasına girmeme kolaylık sağlıyordu bu tür konular. Ama öte yandan da çok çalışmak, derinlemesine araştırmak zorundaydım. Ne demiştik: Bilinmeyen, unutulmuş konulardı bunlar. Zahmetli konular...

Haberin Devamı

Geçmişle konuşan adam: Gökhan Akçura

BİR GAZETE İLANINDAN ÇIKAN KOCA BİR DÜNYA

- Yeni bir konuya, onun içerdiği bir arşiv belgesine ilk kez dokunduğunuzda ne hissediyorsunuz? Sizce o duygu biraz dedektiflik hissine benziyor mu?
GÖKHAN AKÇURA: Elbette kayıp bilgilerin peşine düşmek her zaman heyecan vericidir. Örneğin 1939 yılına ait gazeteler arasında tarama yaparken karşınıza bir ilan çıkıverir. Şehzadebaşı Turan Tiyatrosu’nda Naşit’in topluluğu bir vodvil oynamaktadır. Ama aynı yerde aynı zamanda “Gregor ve 12 Swing Men” topluluğu caz yapmaktadır. İki farklı unsurun yanyana olması da ilginç ama, kimdir bu Gregor diye merak ediyorsun. İşte dedektiflik bu aşamada devreye giriyor. İstanbullu bir Ermeni olan Gregor’un ailesinin kim olduğu, onun Fransa’ya gidip Fransız caz tarihinde yer alacak bir topluluk kurması, sonra Türkiye’ye dönüp ilginç geceler düzenlemesi. O küçük ilan bir anda canlanıp müzik tarihimizde unutulmuş bir sayfayı önümüze getiriyor.

Haberin Devamı

- Türkiye’nin geçmişine baktığınızda en hızlı unutulan şey sizce nedir?
GÖKHAN AKÇURA: Her şey... Bugünün hareketlililği, yaşadığımız sorunları, dünyanın sonuna yaklaştığımız gerçeği hafızamızı köreltiyor. Bugün daha önemli çünkü. Öte yandan, her ne kadar gerçekliği tartışılsa da, bilgiler internet sayesinde elimizin atında. Araştırmaya gerek yok. Tıklayınca aradığın bilgilere ulaşıyorsun. Hap halinde, sayfadan sayfaya tekrarlanan bilgiler bunlar. Geriye dönüp birinci kaynaklarla, ayrıntılı bilgilerle kim uğraşacak? Hafıza zaten körelmiş durumda. Ezberimizde bir telefon numarası bile yok. Unutmak normal bir günlük eylem artık...

- Koleksiyonculuk sizin için biriktirmek mi, korumak mı, yoksa hikâye anlatmak mı?
GÖKHAN AKÇURA: Önce şunu söylemeliyim. Ben koleksiyoncu değilim. Koleksiyoncu -artık neyin koleksiyonunu yapıyorsa- ele aldığı konunun, objenin, şeyin peşindeki bir avcıdır. Topladığı şeyin öncesini sonrasını tümünü ele geçirmek zorundadır. Yani koleksiyon onun için bir amaçtır. Ben de araştırdığım konularla ilgili bilgi, foto, efemera peşinde koşarım elbette. Ama yazıma eşlik ettiği kadarı bana yeter. Yani topladığım şeyler bir araçtır benim için. Kullandıktan sonra da özel bir değeri kalmaz.

Haberin Devamı

UNUTMANIN ÇAĞINDA HAFIZA

- Bugün dijital çağda her şey kayıt altına alınıyor gibi görünüyor. Sizce geleceğin tarihçileri bizim dönemimiz hakkında yeterince malzeme bulabilecek mi?
GÖKHAN AKÇURA: Bu görüntü ne kadar gerçek, kuşkuluyum. İnternet, sayfaları, bulutlarıyla her şeyi depoluyor gibi görünse de bunun aldatıcı bir manzara olduğunu düşünüyorum. Zaman aşımı, silinme, depolama yetersizliği toplananların bir anda çöpe gitmesine neden olabiliyor. Bu nedenle bilginin kitaplaşmasının esas çözüm olduğunu düşünüyorum. Geçmişte yaptığım bir çok iş, özellikle sergiler kitaplaşmadığı için uçup gitti...

- Geçmişe dair sizi hala şaşırtan bir keşfiniz oldu mu?
GÖKHAN AKÇURA: Hangisini sayayım? Birkaç örnek vereyim mesela... İlk ve hala aşılamamış caz şarkıcımız Sevinç Tevs ben yazıncaya kadar sadece 10 satırlık bir ansiklopedi maddesiydi. Operet yıldızımız Cemal Sahir de öylesine unutulmuştu ki, adını bile hatırlamıyor yeni nesil. Yıldızların Altında kitabımda ele aldığım eğlence tarihinin ayrıntıları da ilk kez gün ışığına çıkmıştı. Geçmişim keşif dolu, bugünüm ve geleceğim de...

- Reklamcılık, senaryo yazarlığı, yayıncılık, radyo programcılığı… Bu kadar farklı alanın ortak noktası sizce ne?
GÖKHAN AKÇURA: Yıllar önce Murat Belge bir röportajında günümüz dünyasında artık tek bir konuya odaklamanın anlamsızlığına değiniyordu. Dünya o kadar geniş ve zengin ki... Bu nedenle yapabileceğin her şeyi yapmalı, araştırabileceğin her şeyi araştırmalı ve yazmalısın. Biraz maymun iştahlılık da var bunda elbette. Ama iyi yaptığına inanırsan neden olmasın? Evet reklamcılığı para kazanmak için yaptım. Ama yazarlığımın gelişmesine, daha çarpıcı ve farklı yazmama etkisi oldu. Senaryo yazarlığını da yan bir meslek olarak bir dönem yaptım. Yaratıcılığıma katkısı olduğuna inanıyorum. Yayıncılık dünyamın genişlemesini sağladı. Müzik tutkum ve sevgim de radyo programcılığına sürükledi beni. İçinden geçtiğim tüm dünyaların benim gelişimime katkısı olduğunu düşünüyorum.

Geçmişle konuşan adam: Gökhan Akçura

SIRADANLIĞIN KUŞATTIĞI KÜLTÜR

- Bir kültür tarihçisi olarak Türkiye’nin eğlence anlayışındaki en büyük dönüşüm sizce neydi?
GÖKHAN AKÇURA: Yalnız eğlence anlayışında değil hemen hemen tüm konularda en önemli sorunumuz “sıradanlık”. Siyasete bakışımız, çevre sorunlarına yaklaşımız da bunun içinde. Televizyon dizilerine bakın, meydanlarda verilen konserlere bakın, gazetelere bakın. Pop kültürü, sıradan beğeni her şeye hakim. Sen “şunlar şunlar da var” ya da “bu da popüler ama çok daha kaliteli” dediğin zaman lüzumsuz adam oluyorsun. Kitleler eğlence kültürünün sıradanlığı içinde yaşayıp büyüyünce önemli konular da da aynı tür sıradanlığın esiri oluyorlar.

- Arşivinizde kaybetmeyi göze alamayacağınız üç şey ne olurdu?
GÖKHAN AKÇURA: Bundan altı, yedi yıl önce eğlence tarihimizi araştırırken 1938-39 yıllarında çıkmış bir dergi koleksiyonu geçti elime. Reflector adlı bu dergi Koço Petridis adlı İstanbullu bir emprezaryo tarafından İstanbul’da çıkarılıyor. Her sayı İngilizce, Almanca ve ve Fransızca dillerinde haberler ve ilanlar içeriyor. Alt başlığından “varyete, kabare, sirk, müzik” konularını işlediğini anlıyorsunuz. İkinci Dünya Savaşı’nın en hararetli günlerinde haftalık bir eğlence sektörü dergisi! Sanırım sayılarının bir bölümü bende, bir diğer bölümü arşivci bir arkadaşımda, bir de Salt Arşivi’nde. “Kaybetmeyi göze alamadığım şeylerin” bu birincisi. İkincisi orjinali olmasa da pdf olarak bilgisayarımda yaşayan Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi. Ele aldığım her konuda bu ansiklopedide bir şeyler bulabilirim mutlaka. Üç ve sonrası da var ama sütunlarımız sınırlı ne de olsa...

- Sizin için iyi bir araştırmacıyı diğerlerinden ayıran özellik nedir?
GÖKHAN AKÇURA: İyi bir araştırmacı üç bilgi kaynağına hakim olmalıdır: Kütüphaneler, internet arşivleri ve arkadaşlar. Kütüphaneler giderek dijitalleşiyorlar, işin bu yanı kolaylaşıyor. İnternetteki bilgilere ulaşmanın da karmaşık yolları var. Örneğin bir özel isim konusunda tarama yapacaksınız. O ismin birkaç şekilde yazılmış olabileceğini unutmamalı. Kısaltılmış, yabancı bir dile uyarlanmış, farklı söyleyişlerde kullanılmış adları olabilir. Hepsinin peşine düşeceksin. Ama en zoru arkadaş ağını oluşturmak. Bu ancak uzun seneler çalışmanın sonunda mümkün olabiliyor. Araştırdığın konuyu arkadaşlarınla paylaşacaksın (tabii arkadaşların da araştırmacı vasfına uygun olacak). Onlardan “şuraya da bak”, “şu kitabı gördün mü’,’ “bende şöyle bir fotoğraf var bu konuda” gibi dönüşler olacak ve seni zenginleştirecek. Tabii paylaşmayı da bilen bir araştırmacı isen bu mümkün...

HAFIZA DEDEKTİFİ’NİN YENİ DOSYALARI

- Son iki kitabınız “Geçmiş Zaman Sesleri” ve “Hafıza Dedektifi” adlarını taşıyor. Bunlardan söz edebilir misiniz?
GÖKHAN AKÇURA: Bu iki kitabımın yayıncısı da Oğlak Yayınevi. “Geçmiş Zaman Sesleri”nin alt başlığı “müzik yazıları”. Yıllar içinde birikmiş olan müzik konulu yazıları bir araya getirdim. Sokak müzisyenlerinden başlayıp ilk operetçilerimizden Cemal Sahir’e uzanan; eski müzik yarışmalarını aktarıp, 1930’larda İstanbul’a gelen müzik insanlarının peşine düştük. Müzikle ilgili onlarca konu yani... “Hafıza Dedektifi” ise oldukça farkı bir kitap oldu. 90 civarında fotoğraf, görsel, efemera yer alıyor bu kitapta. Her resmin gizli bir hikayesi var aslında. Örneğin bir palyaço fotosu. Kim bu diye araştırıyorsunuz, bir zamanların tiyatro ve sinema oyucusu Altan Erbulak olduğunu öğreniyorsunuz. Bir filmden mi acaba? Hayır İstanbul’a gelen Medrano Sirki’nde sahneye çıkmış Erbulak. Neden? Gazeteye röportaj yapmak için. Bunun gibi dedektif maceraları dolu bir kitap bu...

- Şu aralar ne üzerinde çalışıyorsunuz?
GÖKHAN AKÇURA: İstanbul konulu yazılarım iyice birikti. İki yeni kitap çıkar bunlardan. Yemek yazılarımı toplayan “Arşivden Lezzetler” kitabımın ikinci cildi de tezgahta. Nesneler, şeyler üzerine yazdığım yazıları bir araya getiren “Deli Kızın Çeyizi” adlı kitabım da hazır. Bu yıl pek verimli geçiyor anlayacağınız gibi...

 

- Senin için yüzde yüz tek gerçeklik nedir?: Yaşadığım an.

- Yüzde yüz olmak istediğin yer neresi?: Yaşadığım yer.

- Yüzde yüz güvendiğin kişi?: Hayat arkadaşım.

- Yüzde yüz bilmek istediğin şey? (kimsenin bilmediği ve senin öğrenmek istediğin bir şey): Bir mi? O da ne? Binlerce şey.

- Kimin beyninde olmak isterdin? -düşüncelerini merak ettiğin-: Bob Dylan’ın.

- Kimin gözleriyle dünyayı görüp, algılamak isterdin?: Reşat Ekrem Koçu’nun.

 

Yazarın Tüm Yazıları