Gözde Yener Birman

Gözde Yener Birman

gozde.yener1@gmail.com

Cezmi Baskın: İşçi çocuğu Cezmi!

Kimler ilham olabiliyor? Bu sorunun cevabı kişilerin, toplumların ihtiyacına, içinde bulunduğu koşullara, hayallerine, yaşadıklarına göre değişiyor ama şurası kesin: Kalıcılığı, güven uyandıran sürekliliği, yüreklere dokunuyor ve zihinlerde yer ediyor olması, hayatın tüm iniş çıkışlarına rağmen çizgisinin net olması, yaşamla kendi ritmini oluşturabilmiş ve dans edebilenler ilham olabiliyorlar. İşte Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de de sizlere bu detayları gözeterek ilham olmaya çalışıyoruz. Yüze yakın sohbette dikkate aldığımız ‘ünlü’ olması değil, seçtiği alandaki gösterdiği gayret ve sağladığı başarılar oldu. Bugün de ismini belki büyük harflerle değil ama içinde bulunduğu her projeye oyunculuğu ile kalite ve değer katan Cezmi Baskın’ı konuk aldım. Yılların oyuncusunu dinlerken ağırlığın, doygunluğun, kültürün tadına vardım. Bulmuşken bu kadar deneyimli bir oyuncuyu, ister istemez günümüz meslektaşlarını sordum… Çok güzel bir sohbet oldu. Bu hafta da Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler ile sizi mesleğinin saygın ismi Cezmi Baskın ile bir araya getirmekten mutluyuz. İlham almanız dileğiyle...

Haberin Devamı

Cezmi Baskın: İşçi çocuğu Cezmi
 

 

SANAT VE KÜLTÜR SEVİYE KAYBETTİ

 

- Hocam gelirken müzikte dilek tuttum; “bu şarkıdan Cezmi hocama soru çıkartacağım” dedim. Cem Karaca’nın Yorgunum şarkısı çıktı. Bu aralar yorgun musunuz, sizi neler yoruyor?

CEZMİ BASKIN: Yaş yoruyor artık. Biraz daha yavaşlamamız gerektiğine inanıyorum. Sosyolojik açıdan cahillik yoruyor. Paraya dayalı insan ilişkileri yoruyor. Mesleki anlamda ise yozlaşma yoruyor.

 

- Mesleki yozlaşma derken neyi kastediyorsunuz? Sizin dönemde “emekçi sanatçı” kavramı vardı. Bu kavram bugün nasıl bir form aldı?

Haberin Devamı

CEZMİ BASKIN: Günümüzde “sanatçıyım” diyenler ayrıcalıklı bir yapının içine girdiler. Kendilerini farklı görmeye, şımarıklıklarını hak gibi sunmaya başladılar. Oysa sanatçı toplumun içinde yaşayan bir bireydir; otobüse de binebilir, insanlarla sohbet de edebilir. Biz eskiden onların hisleriyle beslenirdik. Şimdi ise popüler kültür var. Sanatçılar kendilerini ayrıcalıklı bir sınıf gibi gördükleri için yaptıkları doğru kabul ediliyor. Bunun üstüne toplum da kültürsüzleşti. Sanat ve kültür seviye kaybetti. Sosyal medyadaki bayağılık moda oldu. Böyle olunca da toplum o seviyeyi kendisine “normal” sanıyor. Oysa sanatçı halkla beraber bir şey üretir, onların sorunlarını alır, dönüştürür, onların diliyle anlatır. Böyle olunca hem toplum hem sanatçı gelişir. Ama bugün maalesef tablo bu değil.

Cezmi Baskın: İşçi çocuğu Cezmi

 

- Oyuncunun, yaşadığı durumu kendi içinde dönüştürüp sunabilmesi gerekiyor, değil mi?

CEZMİ BASKIN: Evet, dönüştürebilenler var. Ama dönüştüremeyenler, kendi yanlışlarını bir ekol gibi sunuyor. Bayağılığı ve çirkinliği öne çıkarıyorlar. Popüler kültür cehalete dayandığı zaman toplumun seviyesi de yavaş yavaş deprem gibi yıkılıyor.

 

Haberin Devamı

- Sizce toplum mu sanatçıyı dönüştürüyor, sanatçı mı toplumu?

CEZMİ BASKIN: Birbirini tetikliyor. Bizim müziğimiz 60 yıl önce Araplaşmaya başladı. Yavaş yavaş bugünü hazırladı. Arap kültürü kutsallaştırıldı. Sanat basitleşti. Daha az düşünce, daha az okuma ile hayatı sürdürmek “yeterli” görülmeye başlandı. Toplumun kalitesi fark edilmeyecek hızda düştü. Düşüş arttıkça da kemikleşti, nasırlaştı.

 

SİNEMA ÖĞRENCİLERİN BİTİRME TEZLERİNDE OYNUYORUM

 

- Tiyatro yaşamım, sinema prestijim, diziler de ekonomim demişsiniz... Siz yıllardır sanatın içindesiniz, bugün bir prodüksiyonda kendinizi ifade etme çabanız hala daha oluyor mu?

CEZMİ BASKIN: Kesinlikle. Ama bunun iki yönü var. Yeni nesil yönetmenler de ikiye ayrılıyor: Popüler kültürden yana olanlar ve gerçekten sanata kafa yoranlar. Gençler daha okullu, dil bilen, dünya sinemasını takip eden insanlar. Bizim elimizde ekonomik sebepler olmasa, hep onlarla çalışmak isteriz. Mesela sinema öğrencilerinin bitirme filmlerinde oynuyorum. Çünkü onlar gelecekte meslektaşım olacaklar.

 

Haberin Devamı

- Ne güzel bir teşvik ve destek!

CEZMİ BASKIN: Evet, önemli buluyorum. Bir de menajerim Erbay Gül’ün de katkısı çoktur; tarzımı bilir, bana uygun yönetmenleri önerir. Ama bu seçiciliğin de dezavantajı var: Dizi dünyası ekonomiye dayalı olduğu için tekliflerin sayısı azalıyor.

 

BAZI YÖNETMENLER KENDİLERİNİ DÜNYANIN MERKEZİ SANIYOR

 

- Bu mesleğe başladığınızdan beri oyuncu–yönetmen ilişkisi hep vardı. Bugün kendinizi yönetmene yöntem gösteren tarafta görüyor musunuz?

CEZMİ BASKIN: Bazı yönetmenler kendilerini dünyanın merkezi sanıyor; onların istediğinin dışına çıkamazsınız. Bu benim için seçim sebebi. Ama özgür bırakanlarla çalışmayı seviyorum. Yıllardır tiyatro yapıyorum, senaryoya ne kadar bağlıyım bilirim. Özgürlüklerimi kullandığımda biriktirdiğim pratiği sunabiliyorum. Yönetmen benimle ilişki kurduğunda, düşüncelerimi aldığında hem filme katkı sağlıyorum hem de yeni yaratılana kafa yorabiliyorum.

Haberin Devamı

Cezmi Baskın: İşçi çocuğu Cezmi

 

- Neyi oynamak isterdiniz? Mesela bir trans bireyi ya da bir katili?

CEZMİ BASKIN: Kesinlikle isterim. Çünkü insanın diyalektik bir varlık olduğuna inanırım; iyilikleri ve kötülükleri birlikte taşır. Bunlar gün ışığına çıkmalı. İnsanları bu yönüyle gözlüyorum. Benim için rolden ziyade karakteri yaratmak önemli.

 

- Eski oyuncularda hep bir “dert” vardı; anlatma peşindeydiler. Bugün daha bireysel yaklaşımlar görüyorum. Sizce?

CEZMİ BASKIN: Evet, popülerleşmeyle beraber bireyselleşme de geldi. Bu da toplumsal iletişimden koparıyor.

 

- Siz kendinizi “alaylı” diyorsunuz ama o dönemde Bakırköy Halkevi'nde, Ankara Sanat Tiyatrosu ve Devlet Tiyatroları'nda çalıştınız. O dönem oralardan çıkmış çok kıymetli sanatçılar oldu…

Haberin Devamı

CEZMİ BASKIN: Hepsi öldü… Bizim o dönemde tiyatrolarımızı kendimiz yönetiyorduk. Büyük bir grev sonrası patron gitti, tiyatro çalışanların ortaklığına geçti. Daha politik oyunlar oynuyorduk. Senede 4–5 oyun sahneliyorduk, salonlar doluyordu. İzmir’e geldiğimizde en az bir ay kalıyorduk ve her gün ful oynuyorduk. Çünkü bir derdimiz vardı, anlatmak istiyorduk. Bugün ise derdimizi dinleyecek toplum kalmadı.

 

- Aynı yolları tekrar geçseniz bugün nasıl bakardınız?

CEZMİ BASKIN: Hayatta hatalar var, önemli olan onları bir daha yaşamamak. Benim için mesele, “bir daha yaşamamak için ne yapmalıyım”ı düşünmek gerek.

Cezmi Baskın: İşçi çocuğu Cezmi

 

ÇOK ROMANTİKTİK YA…

 

- Aileler için oyunculuk o dönemde kabul edilmesi zor bir seçimdi. Sizin için nasıl oldu?

CEZMİ BASKIN: Eskiden de şimdi de herkes çocuğunu üniversitede okutmak, sigortalı meslek sahibi yapmak ister. Sanat ise bir üstyapı kurumudur; kaygısız sürmek gerekir. Bu da genelde burjuvazinin alanıdır. Benim gibi, arkadaşlarım gibi ayrıkçı otlar çıkmaya başladı yani burjuvazinin hakkı olan şeylere biz de karışmaya başladık. Senin neyine, işçi çocuğusun Cezmi! Git otur bir yerde, memur ol, kravatını tak, aydan aya maaşını getir… Ama biz radikal düşüncelerimizi hayatımıza uyguladık. Açtık, helva–ekmek yiyorduk ama şikâyet etmiyorduk. Çok romantiktik ya…

 

- Yüksek fiyatlı biletler konusunda ne düşünüyorsunuz?

CEZMİ BASKIN: Orada da popüler kültürün etkisi var. Büyük sahne, büyük prodüksiyon, büyük masraf, büyük bilet fiyatı… Şimdi 3–5 bin liraya çıkan biletler var. İnsanlar bunu nasıl ödeyecek?

 

- Sanatçı düşüncelerini açıkça söylemeli mi?

CEZMİ BASKIN: Kesinlikle. Söylemeyen sanatçılara biz “tavşan b…” deriz. Fikrin varsa söyleyeceksin.

 

- Hayatta en çok istediğiniz şey?

CEZMİ BASKIN: Yaptığım bir oyunu seyreden insanların kapıdan çıktığında düşünmeye devam etmesi. Bizim sanat anlayışımız dünyayı tanımak, değiştirmek üzerine. İnsanların kafasında sorular bırakmak isterim.

 

 

 

SOHBETTEN İZLENİMLERİM

 

- Su gibi akan, derinlikli, aralarda esprili bir sohbet oldu.

- Çok iyi bir dinleyici.

- Beyefendi.

- İnce zevkleri olan biri.

- Kendiyle, hayatla barışık.

 

 

 

 

İKİLİ SEÇENEKLERDEN BİRİNİ SEÇİN

 

- Sıkılmak-Sabretmek: Sıkılgan

- Susmak-Konuşmak: Hala o dengeyi bulamadım.

- Dans Etmek-Oturmak: Dans etmeyi severdim ama artık bizim dönemin dans müzikleri yok.

- Klasik-Modern: Neoklasik.
- Dobra-Politik: Dobra.

- Samimi-Mesafeli: Yerine göre...

- Uykucu-Uykusuz: Uykucu.

- Sakin-Heyecanlı: Heyecanlı.

- Doğa-Konfor: Doğada konfor.
- Kedi-Köpek: Köpek.

- Et-Ot: İkisi de.

- Disiplinli-Rahat: Rahat.

- Unutur-Affetmez: Genellikle unuturum ama affetmeyeceğim şeyler de var.

- Tatlı-Tuzlu: Ekşi.
- Çin Yemeği-İtalyan Yemeği: İkisi de.

- Şarap-Rakı: Şarap.

- Esprili-Ciddi: Esprili.

 

 

 

KİMLİK

 

- Burcu: Balık

Okuduğu okullar: İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler AkademisindeLCC Language and Culture Center

- Bekar-aile: Evli

 

 

 

YÜZDE YÜZ

 

- Senin için yüzde yüz tek gerçeklik nedir?: Dostluk

- Yüzde yüz olmak istediğin yer neresi?: Kırsal bir köy

- Yüzde yüz güvendiğin kişi?: Arkadaşlarım onları güvendiğim için seçiyorum

- Yüzde yüz bilmek istediğin şey? (kimsenin bilmediği ve senin öğrenmek istediğin bir şey): Türkiye nereye gidiyor onu öğrenmek isterdim

 

 

 

NOKTALI YERLERİ DOLDUR

 

- ….. çok iyi yaparım: Yemek yapmayı.

- ….. hiç beceremem: Para kazanmayı, ticareti.

- Çevrem beni ….. biri olarak tanımlar: Kimseye kötülük etmediğim için severler, “içi dışı bir” derler.

- Oyuncu olmasan ne olmak isterdin?: Çiftçi. Bağcılığı çok severim. Şarap da yaptım ama olmadı. Bağcılık beni sevmedi.

 

Fotoğraflar AYKUT USLUTEKİN

Yazarın Tüm Yazıları