Paylaş
HER SEFERİNDE KENDİMLE YARIŞIYORUM
- Bugüne kadar 30 eseriniz var, değil mi?
AHMET ÜMİT: Evet, çizgi romanlarla birlikte toplamda 30 eserim oldu. 15 romanım, bir şiir kitabım, bir destanım, üç masal kitabım, bir deneme kitabım ve beş hikaye kitabım var. Ayrıca çizgi romanlarım da bu sayıya dahil.
- Sanatçı, geldiği noktada, özellikle zirveye çıktığında, kendisiyle bir çatışmaya girmez mi ya da girmeli mi?
AHMET ÜMİT: Geçenlerde Çin’den bir televizyon programı için geldiler. Kitaplarım şu ana kadar 37 ülkede yayımlandı. Orada bana benzer bir soru sordular: “Bir yazar olarak amacınıza ulaştınız mı?" Ben de şöyle dedim: “Yazarlığı bir yürüyüş olarak görüyorum. Bir menzile ulaşılması gereken bir yol değil bu, hayat gibi. Her seferinde kendimle yarışıyorum. Daha iyisini yapmaya çalışarak ilerliyorum. Aslında baktığınızda çok şanslı bir yazarım. Türkiye gibi bir ülkede sadece yazarak geçiniyorum. Eserlerimden filmler yapıldı, diziler, operalar, tiyatrolar üretildi. 37 farklı ülkede 150’ye yakın kitabım yayımlandı. Bunlara bakınca “artık tamam” denilebilir. Ama değil. Çünkü ben yazmayı seviyorum. Hala enerjim, iştahım, hevesim var.
KAYGILAR SİZİ CANLI TUTAR
- Peki, bu üretme arzunuzu nasıl koruyorsunuz?
AHMET ÜMİT: Bu arzuyu korumak gerçekten zor. Buradaki esas mesele, amatör ruhu, o ilk günkü acemiliği koruyabilmek. Profesyonelleşip "Ben artık her yazdığımı mükemmel yazarım" dediğiniz an, kaybedersiniz. Ama yazarken kaygılarınızı içten içe taşırsanız, bu kaygılar sizi canlı tutar. İşte o zaman amatörlüğünüzü kaybetmezsiniz. Başyapıtların hepsi kusurludur. Kusursuz olan eser, sanatsal değildir. O otomatik bir iştir, yapay zeka da yapabilir. Ama o zaman da vasat olur. Sanatta (ister resim, ister tiyatro, ister roman olsun) mutlaka bir tarafı kusurlu kalır. Çünkü o kusur, sanatçının izidir. Okuyucuya sanatçıyı tanıma fırsatı sunar. Hedefiniz sadece para kazanmaksa, eserleriniz başka dillere çevrilsin istiyorsanız ve bunu başardıysanız… O zaman bitmiştir. Ama benim için yazmak, yaşamakla eşdeğer. Yazmak benim en büyük mutluluk kaynağım.
- Bu tutkuyu hiç kaybetmiyor musunuz?
AHMET ÜMİT: Geçen mayıs ve haziran aylarında Amerika’ya 24 günlük bir seyahat yaptım. Çok güzel bir yolculuktu ama inanın 24 gün boyunca aklım yeni başladığım romandaydı. Bu tutkuyu kaybetmediğim sürece yazmaya devam ederim. Kaybedersem, bırakırım.

SANAT SİZDEN HER ŞEYİNİZİ İSTER
- Eser üretiminde inişler çıkışlar mutlaka oluyordur. O inişleri yaşadığınızda, yeniden yükselme motivasyonunuzu nasıl buluyorsunuz?
AHMET ÜMİT: Ben en başından beri şöyle düşünürüm: Sanat, hayattan daha önemli değildir. Hayat birincil değerdir. Yazarken bazen tıkanırım. O zaman hayatın içine dönerim. Dostlarımla görüşürüm, film izlerim, torunumla oynarım. Hayata ait ne varsa… Ve bir süre sonra romanımla ilgili gerekli kıvılcım zaten gelir. Sanatta ilhamı hayattan alırız. Ama bir noktada da hayattan kopmamız gerekir. Harika bir manzara karşısında şair olamazsınız. O güzellikten soyutlanmanız gerekir. Eser yaratmak için, yeni bir dünya kurmanız gerekir. Bu da büyük bir yoğunlaşma ister. Sanat yalapşaplığı kaldırmaz. Sanat sizden her şeyinizi ister. Ruhunuzu, duygunuzu, bilginizi… Benim romanlarım tarihi içerdiği için ayrıca çok çalışmam gerekir. Başka yazarlar için bu geçerli olmayabilir. Ama ben bilgiye dayalı yazarım.
- Sanatçı dışarıdan bakıldığında çok rahat görünür. Oysa ortaya çıkan eserler büyük bir disiplinin ürünü. Katılıyor musunuz?
AHMET ÜMİT: Kesinlikle. Bütün büyük sanatçılar (Picasso, Mozart, Dostoyevski, Yaşar Kemal) büyük bir disiplinle çalışmıştır. Öyle bohem yaşayıp ertesi gün şaheser çıkaramazsınız. Sanatçı da ağır bir işçi gibi, her gün oturup çalışmak zorundadır. Bazen hiçbir şey yazamazsınız ama o masaya oturmanız gerekir. Düşünmek de çalışmanın bir parçasıdır.
- Aynı anda iki kitap yazmanız mümkün mü?
AHMET ÜMİT: Hayır, mümkün değil. Ama aklıma gelen hikayeleri mutlaka not alırım. Şu an Roma İmparatorluğu üzerine bir roman yazıyorum. Bu nedenle Roma’ya gidip geliyorum, Anadolu’daki izlerini araştırıyorum. Aynı zamanda bir sonraki romanım için de notlar alıyorum. Diyelim ki Cumhuriyet sonrası, Kurtuluş Savaşı öncesi bir dönem… O döneme dair kitaplar toplarım. Ama şu anda tüm zihinsel enerjim Roma İmparatorluğu’na odaklı.
- Polisiyenin yanı sıra, eserlerinizde sosyolojik analizler de yoğun. Bu sizin için ne kadar önemli?
AHMET ÜMİT: Ben işimi ciddiye almazsam, okuyucu da beni ciddiye almaz. "Yazmış olmak için yazmak" en tehlikeli şeydir. Her yeni eseri potansiyel bir başyapıt olarak görmeliyiz. Elbette olmayabilir. Ama bu hedefle yola çıkmamız gerekir.
ÜSLUP ZAMANLA HAPİSHANEYE DÖNÜŞEBİLİR
- Sizce yazarın imzasını oluşturan değerler nelerdir?
AHMET ÜMİT: Okuyucu benim adımı bilmeden bile kitabı okurken “Bu Ahmet Ümit’in romanı” diyebiliyorsa, işte o zaman bir üslup oluşmuş demektir. Ahmet Ümit üslubu diye bir şey var. Ama bu üslup zamanla bir hapishaneye dönüşebilir.
- Peki, başka bir tür denemek isteseniz mesela dark edebiyatı türünde yazmak isteseniz kendi üslubunuz sizi sınırlamaz mı?
AHMET ÜMİT: İstersem dark edebiyat da yazarım. Hatta farklı türlerde yazdım da… Mesela masal kitabı çıkardım. Ama bunu sadece okurum istedi diye yapmadım. Okurun isteğine göre yazarsam vasatlaşırım. Ortalama bir yazar olurum. Beni ben yapan şey, kendi yazarlık yolumda risk alabilmem. Kendimi tekrar etmektense kendimi gerçekleştirmeyi tercih ederim. Kendini gerçekleştirmekle kendini tekrar etmek başka şeylerdir. Kendini tekrar etmek hapsolmaktır, kendini gerçekleştirmek ise risk alabilmektir. Aynı patikada yürümek beni sıkıyor. Bu sıkıntı yüzüme yansır. Yüzüm düştüğünde, kitap da düşer. Okuyucu bunu hemen anlar.
- Yayınevi size ne kadar müdahale edebilir?
AHMET ÜMİT: Şu anda bana karışamazlar. Öneri sunabilirler ama baskı yapamazlar. Eğer sadece ticari bakışla bana yön vermeye çalışırlarsa, bırakır giderim.
- Bazı kitaplar aynı anda birkaç kitleyi hedefliyor gibi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
AHMET ÜMİT: Bir eserin değerli olmasını sağlayan şey, onun biricik olmasıdır. Biricik olan şey, yazarın ruhsal ve zihinsel dünyasından süzülerek yaratılır. Eğer genelin beklentisiyle yazarsanız, yapay zekaya yazdırabilirsiniz. O da benzer şeyleri üretir.
YAPAY ZEKA YILMADI, YORULMADI…
- Ama yapay zeka duygu eklemeyi de öğreniyor… Bu sizce bir tehdit mi?
AHMET ÜMİT: Olmaz. Çünkü yapay zeka acı çekmedi. Mutlu olmadı. İhanet etmedi, ihanete uğramadı. Yılmadı, yorulmadı. Bunları taklit edebilir ama yerine geçemez ve aslının yerini asla tutamaz. Roman demek karakter demektir. Don Kişot, Raskolnikov, Başkomiser Nevzat, İnce Memed gibi karakterleri yaratamaz. Yapsa da bize geçmez.
- Belki de yaşadığımız çaresizlikler, sanata açılan çare oluyor…
AHMET ÜMİT: Kesinlikle. İnsan olmak demek, duygularla var olmak demek. Öfke, kıskançlık, aşk… Yapay zeka bunları hissedemez. Cinayet işlememiş bir insan bile bir katili yazabilir çünkü bu duygulara dair bilgisi ve sezgisi vardır. Ama yapay zeka sadece veriye dayanır. O, soğukkanlılıkla "öldürdü" der ama neden öldürdüğünü, içsel çatışmayı aktaramaz.
YENİ ROMAN MAYIS 2026’DA
- Yeni romanınızda Roma İmparatorluğu üzerine çalıştığınızı söylediniz. Bu konuyu seçme sebebiniz neydi?
AHMET ÜMİT: Bilmediğim konuları seçiyorum ki öğreneyim. Mesela Fatih Sultan Mehmet’i çok merak ediyordum. Bu yüzden "Sultanı Öldürmek" romanını yazdım. Bunun için Edirne’ye, Manisa’ya, Topkapı Sarayı’na gittim, profesörlerle konuştum, yüzlerce kitap okudum. Antik Yunan’ı anlatmak istedim, "Peri Kızı ile Kayıp Tanrılar Ülkesi"ni yazdım. İttihat ve Terakki’yi merak ettim, "Elveda Güzel Vatanım"ı kaleme aldım. Şimdi ise Roma İmparatorluğu’nu çalışıyorum. Anadolu’daki Roma mirasını araştırıyorum. İstanbul, Antalya, Antakya... Bunlar büyük Roma şehirleri. Roma’nın ilk imparatorlarının kökenleri Anadolu’ya kadar uzanıyor. Roma İmparatorluğu'nun birinci imparatoru Augustus “bizim köklerimiz Anadolu'dur” der. Bu hikayeyi anlatmak istiyorum. Roman günümüzde başlayacak, cinayetlerle gelişecek ve Roma tarihine doğru bir yolculuk olacak. Gelecek mayısta yayımlamayı planlıyorum.
- Yazarken nasıl bir teknikle çalışıyorsunuz?
AHMET ÜMİT: Bir film yönetmeni gibi çalışırım. Önce bir senaryo çıkar, karakterler, mekanlar belirlenir. Bu işin yüzde ellisidir. Şu anda çekim aşamasındayım diyebilirim.
- Yazma süreci çok katmanlı ve dinamik bir süreç. En çok hangi aşamasından keyif alıyorsunuz?
AHMET ÜMİT: En çok araştırma kısmından. Sonra yazma kısmı geliyor, bu da işçiliğin ve zanaatçılığın birleştiği yer. Hitchcock da böyle çalışırdı. Önce filmi kafasında çekerdi, sonra o filmi sahne sahne inşa ederdi. Ben de kafamda inşa ederim.

HAKİKATİ GÖREBİLMEK İÇİN MESAFE GEREKİR
- O zaman hayatı da izleyici gözüyle mi izliyorsunuz?
AHMET ÜMİT: Evet, yüzde yüz. Hayat bir armağan. Bu mavi gezegende, düşünen bir canlı olarak yaşamak büyük bir şans. Elbette bir gün öleceğiz. Ama yaşamasaydık zaten bu da olmazdı. Bu yüzden bize verilen bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Yaşam, kaybetmeyi öğrenmektir. Kaybedeceğiz... Çocukluğu, gençliği kaybedeceğiz; sağlığı, anneyi, babayı kaybedeceğiz; aşık olacağız kaybedeceğiz, arkadaşlarımızı kaybedeceğiz ve sonunda hayatı kaybedeceğiz… Bunun için iki şey yapılabilir: Ben yaşamayayım diyebilirsin ya da yaşayacağım diyorsan o zaman güzel, anlamlı, namuslu yaşamaya çalışacaksın.
- Mutluluk kavramı günümüzde çok parlatılıyor. Sizce bu kadar yüceltilmeli mi?
AHMET ÜMİT: Mutluluğu hayatın amacı haline getirmek, mutsuzluğu garanti etmektir. Hayat sadece mutlulukla sınırlı değildir. Mutsuzluk da gerekir ki, mutluluğun değeri bilinsin. Hayatın amacı sadece mutluluk, başarı ya da ahlak da olamaz. Hepsi birlikte bir denge oluşturur. Hakikati görebilmek için mesafe gerekir. Çok mutluluğa odaklandığınızda, onu kaybedersiniz. O yüzden hayatı biraz akışına bırakmak gerekir. Doğru insan olmak daha anlamlı geliyor bana. Başarısız olduğunuzda yıkılmamak, başka insanlara yardım edebilmek, kötüleşmemek… Bunlar daha kıymetli. Çünkü iyilik yaptığınızda çoğu zaman kötülük görürsünüz. Ama güçlü kalıp iyi olmaya devam ederseniz, işte o zaman gerçekten kazanırsınız.
- Politikaya girmek için Moskova’ya gitmişsiniz. O nasıl bir süreçti?
AHMET ÜMİT: Orada yazmaya başladım. Sonra politikayı bıraktım. Çünkü artık başkasının değil, kendi sözlerimi söylemek istiyordum. Kendi görüşlerimi ifade ettikçe insanlar beni dinlemeye başladı. Bugün muhtemelen birçok siyasi partiden daha fazla okurum var.
SOHBETTEN İZLENİMLERİM
- Zorlamasız, su gibi akan bir yapısı var.
- Hızlı ve çarpıcı konuşuyor.
- Hoş sohbet.
- Yaşama iştahı olan bir yazar. Bence yazarlık onun bu iştahını en iyi doyuran bir araç ve bu araç uzunca süre başarıyla yol alacak görünüyor.
- O sadece yazmıyor… Müthiş bir araştırmacı, değişime açık, yenilikçi, zinde bir zihne ve açık bir yüreğe sahip.
- Esprili.

İKİLİ SEÇENEKLERDEN BİRİNİ SEÇİN
- Yürüyüş-Koşu: Yürüyüş
- Sıkılmak-Sabretmek: Sıkılmak
- Susmak-Konuşmak: Konuşmak
- Dans Etmek-Oturmak: Dans etmek
- Klasik-Modern: Klasik
- Dobra-Politik: Politik
- Samimi-Mesafeli: Samimi
- Uykucu-Uykusuz: Uykucu
- Sakin-Heyecanlı: Heyecanlı
- Kitap-Dergi: Kitap
- Doğa-Konfor: Doğa
- Kedi-Köpek: Kedi
- Güneş-Yağmur: Güneş
- Çay-Kahve: Çay
- Et-Ot: Ot
- Disiplinli-Rahat: Disiplinli
- Unutur-Affetmez: Unutur
- Tatlı-Tuzlu: Tatlı
- Çin Yemeği-İtalyan Yemeği: İtalyan yemeği
- Şarap-Rakı: Rakı
- Esprili-Ciddi: Esprili
KİMLİK
- Burcu: Terazi
- Okuduğu okullar: Gaziantep Atatürk Lisesi, Marmara Üniversitesi, Moskova Sosyal Bilimler Akademisi
- Bekar-aile: Evli, bir kızı, bir torunu var.
% YÜZDE
- Senin için %100 tek gerçeklik nedir?:Ölüm.
- %100 Olmak istediğin yer neresi?: İstanbul.
- %100 Güvendiğin kişi?: Öyle biri yok.
- %100 bilmek istediğin şey?:Evren, ama mümkün mü emin değilim.
KİMSİN?
- Kimin beyninde olmak isterdin?: Ahmet Ümit'in.
- Kimin gözleriyle dünyayı görüp, algılamak isterdin?:Ahmet Ümit.
- Bir yemek olsan hangisi olurdun?: Şiveydiz. Yoğurtlu bir tencere yemeği.
NOKTALI YERLERİ DOLDUR
- ….. çok iyi yaparım: Ali Nazik yemeğini
- ….. olmayı hiç beceremem: Sabırlı olmayı
- Çevrem beni ….. biri olarak tanımlar: Cömert
- Az kişi bilir ben ….. biriyim: Çok aceleci
MANEVİ ANLAMDA YAŞAMDAN
- Kazandıklarım: Kaybetmeyi öğrenmek.
- Yatırımlarım: Kitaplarım.
SANA DAİR KISA KISA
- Yazar olmasan ne olmak isterdin?: Klasik müzik bestecisi.
- 30 yıl önceki haline döndün, ona ne öğüt verirdin?: Biraz yavaşla.
- Hayat motton varsa nedir?: Tevekkül.
İYİ Kİ…
- İyi ki yapmışım: Kızım
- İyi ki kabul etmişim: İstanbul'da kalmayı
- İyi ki başladım: Yazmaya...
- İyi ki yapmamaışım: Reklamcılık
Fotoğraflar: Aykut Uslutekin
Paylaş