Gözde Yener Birman

Gözde Yener Birman

gozde.yener1@gmail.com

Ayşe Kulin: Avrupalılar beni hayal kırıklığına uğrattılar

8 Şubat 2025
Bir kadın düşünün. Dimdik, yazdıkları ile, söyledikleri ile... Kendine misyon edindiği Kardelen’ler… Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin burslu okuttuğu kız çocukları için hiç bir karşılık beklemeden çalışan, hakkaniyetli, sözü doğru, tavrı net, 40 kitabın yazarı Ayşe Kulin’in zarafeti ve güzelliğini müthiş zekası, bilgisi ve yüreği ile her cümlesinden kalitesini göreceğiniz bir sohbet gerçekleştirdim.

 

Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de yüzyılımızın kıymetli yazarlarından Ayşe Kulin’in yaşama bakışının hepimize ilham olması dileğiyle, keyifli okumalar.

 

KARDELEN İLE BAŞLAYAN MİSYON

 

- Ayşe hanım, duruşunuzla, kalitenizle tam bir Cumhuriyet kadınsınız. Kendinizde böyle bir misyon hissediyor musunuz?

AYŞE KULİN: Açıkçası misyonumu bana Türkan Saylan ilham etti. ‘Kardelen’ kitabını yazmam için bana başvurdular. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kızları okutmaya başladığında kendini yeni duyuruyordu. Beni bir hanım aradı ve benden böyle bir kitap yazmamı bir rica etti. Özür dileyerek bu tarz çalışmadığımı belirttim. Bu konuşma ve ısrar bir iki ay boyunca devam etti. Tabii, o ana kadar ben bir yazardım. Vatanı seven, Cumhuriyetçi, Atatürkçü bir kadınım. Onlar bana bu taleple geldiklerinde çok direndim ‘çünkü ben roman yazıyorum’ ısmarlama yazamam diye... Israr eden hanım bana İstanbul'a geldiğimde sadece bir saat ayırmamı rica etti ve ‘size, hayatlarını yazmanızı istediğim çocukları göstereceğim’ dedi. Ben de söz verdim ve gittim. O çocukları gördüm. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Türkan hoca tarafından cüzzamlı ailelerin kızlarını okullara sokabilmek için kurulmuş. Halk hastalıktan korkuyor, geçer diye. Halbuki hiç ilgisi yok! Bu çocuklara burs buluyor. Sonra Pervari Kaymakamı kendisini arıyor ve ‘burada yedi kız çocuğu var, ilkokulu bitirdiler, ortaokula devam etmek istiyorlar ama imkanları yok. Çünkü köyde okul yok. Kasabaya gitmeleri için yol parası, ayakkabı gerekiyor. Onlara da acaba bir burs verebilir miyiz’ diye soruyor. Türkan hoca araştırıyor ve o yedi kız çocuğuna burs buluyor. İşte bu dernek o fikrin genişlemesiyle oluyor. Sonra gidip bir bakıyorlar ki yoksul aileler çocuklarını okutmak istiyor ama para yok. Bunları karşılayabilmek için böyle bir çalışma başlatıyor Türkan Saylan. Sonra bu genişliyor.

Yazının Devamını Oku

Raşel Rakella Asal: Yazılarım benim otoportremdir

18 Ocak 2025
Hayatını dönüştüren, kendinden çoğalıp etrafına ilham olan, arkeoloji, sanat, sanat tarihi, moda gibi bir çok konuyu derinlemesine inceleyip 10 kitap çıkaran; kalitesiyle, duruşuyla, zekası ve samimiyeti ile İzmir’in örnek yazarlarından olan Raşel Rakella Asal ile Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de bir araya geldik. Ben okudum size de tavsiye ederim: Kitapları o kadar dolu ki bitirdiğinizde bir çok kitabı bitirmiş gibi oluyorsunuz. Modadan sanata tadı damağınızda kalacak bir röportaj, keyifli okumalar…

 

HİÇ AKLIMDA YOKKEN BİR KİTAP ORTAYA ÇIKMIŞ OLDU

 

- Hayatınızda aldığınız bir karar ile yepyeni yollara açıldınız. Bu serüveninizden ve yazarlık sürecinizden bahsedebilir misiniz?

RAŞEL RAKELLA ASAL: Sanat ve edebiyat benim hayatımda her zaman paralel ilerledi. İzmir Amerikan Kız Koleji’nde okuduğum yıllarda edebiyatla tanışmam, bu yolculuğun başlangıcıydı. Edebiyata duyduğum ilgi beni edebi eserleri anlamaya yöneltti. Bu dönemde özellikle edebiyat dilindeki estetik derinlik ve anlam oyunları beni sanata doğru yönlendiren ilk adımlar oldu. Öğrencilik yıllarımda sadece iyi bir edebiyat okuru olmaya çalışıyordum. Her şey 1989 yılında Ülkesel Turist Rehberliği sertifikamı almamla başladı. Fransızcamı geliştirmek için 1989-1992 tarihleri arasında Fransa’da dil kurslarına katıldığım senelerde oradaki Açık Öğretim Üniversitesi'nin gece eğitim programında sanat tarihi derslerine, Paris'te Louvre Müzesi'nin sanat tarihi seminerlerine katıldım. Bu seminerler sanat tarihi hakkında bilgilendirici olduğu kadar bana yeni bakış açıları kazandırdı. Turistlere yönelik Osmanlı mimarisini tanıtan bir kitap yazmak fikriyle Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın açtığı yaratıcı yazarlık seminerine katıldığımda, tarih 1997’yi gösteriyordu. Edebiyat yolculuğum böylece başlamış oldu. Orada derslerine katıldığım Mehmet Eroğlu’nun yönlendirmesiyle edebiyat dünyasının içinde buldum kendimi.

 

- Rehberlik, yabancı diller, moda, yazarlık, mitoloji, arkeoloji… Sizi en çok besleyen hangisi?

Yazının Devamını Oku

Jozi Zalma - Bay Geveze: Hayatımı hep sevilmek üzerine kurguladım

4 Ocak 2025
Yıllardır yolları onunla paylaştım. Su gibi aktı, onunla öğrendim, eğlendim. Radyoda 33 yıldır dostumuz haline gelen Bay Geveze olarak hayatlarımızda yer eden Jozi Zalma, her gün Power FM’de akşam 18.00-21.00 arası bizlerle oluyor. Bunca meslek hayatımda bir kez daha gördüm ki insanın yüreği güzelse mutlaka kitlesi ile buluşuyor. Jozi Zalma gibi… Milyonlarca dinleyicisi ile sesin, sözün önemini bizlere yaşatıyor. Dile kolay her gün üç saat anlatmak, anlaşılır olmak ve bu kadar çok sevilmek…

Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de Bay Geveze Jozi Zalma ile bir araya geldim. Hiç bitmesini istemediğim dolu dolu bir sohbet oldu. Bazı insanlar yaptığı meslekten dolayı değil, o mesleğe hayat verdikleri için, kendi öz varlıklarından dolayı çok kıymetliler. Jozi Zalma da o insanlardan. Keyifli okumalar!

 

 

DJ’LİĞE İLK ADIMLAR… UFAK MUCİT

YÜZÜNDEN BABA TUTUKLANIYOR

 

- DJ olma kararını verme aşamanız nasıl oldu?

Yazının Devamını Oku

Dr. Süreyya Şahinoğlu: "Uzun yaşam için şükret

21 Aralık 2024
Klinik Biyokimya Uzmanı ve Sağlıklı Yaşam Danışmanı Dr. Süreyya Şahinoğlu, uzun yıllar yurt içi ve yurt dışında yapmış olduğu araştırmaları hayatımızda kolaylıkla uygulayabileceği bilgiler halinde bizlere sunuyor. İstanbul Birûni Laboratuvarı’nda arkadaşı Dr. Semra Temel Levent ile birlikte sağlıklı yaşam laboratuvarını kuran Dr. Süreyya Şahinoğlu, sağlıklı yaşam test danışmanlığı yapıyor.

 

İnflamatuvar hastalıklardan mikrobiyataya. ikinci beynimiz olan bağırsaklardan uzun yaşamın sırlarına kadar ilgilenebileceğimiz bir çok konuya değindik.

Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de bugün sağlıklı yaşama dair bir çok sorumuzun cevabını aldığımız Dr. Süreyya Şahinoğlu ile sizlere ilham olmayı umuyoruz.

- Süreyya hanım gerçekleştirdiğiniz sohbetten çok etkilendim. Duyduğumuz ve sıkça unuttuğumuz bilgileri etraflıca ve bilimsel olarak o kadar net şekilde verdiniz ki aklımda unutmayacağım anekdotlar kaldı. Tıpçıların öğrenimleri hiç bitmiyor gibi… Mesleğe başlamanız, süreçleriniz ve bugün geldiğiniz uzmanlık alanınızdan bahsedebilir misiniz lütfen?

SÜREYYA ŞAHİNOĞLU: Sağlıklı yaşamla hem ilgili hem katılımcı hem de enerjik bir grupla birlikte olmak benim için çok keyifliydi. 1988 yılında 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra klinik biyokimya alanında uzmanlığımı aldım. 8 yıl devlet hizmetinden sonra 18 yıl Alman Hastanesi, 2 yıl İtalyan Hastanesi’nde biyokimya laboratuvar sorumlu hekimi olarak çalıştım. Ardından bir Avrupa laboratuvarında 4 yıl İstanbul şubeler medikal direktörü olarak çalıştım. Son 10 yıldır sağlıklı yaşamın sürdürülmesi adına yapılabilecek testleri incelemeye başladım. Dünyanın kullandığı fakat Türkiye’de çalışılmayan testlerle ilgili eğitimler aldım, bu testlerin ülkemizde çalışılması için çalıştım. Beş yıl önce 42 yıllık geçmişi olan İstanbul Birûni Laboratuvarı’nda arkadaşım Dr. Semra Temel Levent ile birlikte sağlıklı yaşam laboratuvarını kurdum. Bu süre başından beri sağlıklı yaşam test danışmanlığı yapıyorum Yüzyılımızın en büyük sorunu kronik inflamatuvar hastalıklar. Bu hastalıklara neden olan tetikleyici faktörlerin bulunması ile ilgili, sağlığın sürdürülmesi, mikrobiyata, toksik metaller, mineraller vitaminler, stres, hormon metabolizması başta olmak üzere bir çok konuda doktorlara veya halka seminerler eğitimler verdim.

- Mikrobiyotanın yaşamımızdaki etkisi nedir?

Yazının Devamını Oku

Selçuk Yöntem: "Çaresiz kalacağım hiçbir işi kabul etmem"

30 Kasım 2024
Kimi insanlar vardır sadece isimleri yeterlidir. Güven uyandırırlar. Yılların istikrarı, emeği, disiplini, yaşamın tüm iniş ve çıkışları karşısında mesleklerini avuçlarının içlerinde, başlarının üstünde tutarak ayakta durmalarının sadece ufak bir sonucudur güven. Türkiye’nin en güvenilen, sevilen, sayılan başarılı oyuncusu Selçuk Yöntem ile bir araya geldim. Unutulmayan dizilerden Aşk-ı Memnu’ya “Adnan” karakteri ile hayat veren, 6 yıldır aralıksız sahnelenen Amadeus’ta oynayan, içinde yer aldığı her projeyi sırtlanarak başarıyı garantileyen sanatçı-oyuncu Selçuk Yöntem ile Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de tüm merak ettiklerimi sizler için sordum. İlham almanız dileğiyle...

 

SADECE İŞİMİ YAPIYORUM

- Selçuk bey, gördüğüm kadarıyla bir menejeriniz yok ve hiç PR (tanıtım) çalışması içinde görmedik sizi… Öyle değil mi?

SELÇUK YÖNTEM: Yok, hiç öyle şeylere başvurmadım. Sadece işimi yapmaya çalıştım. Bu herkes için geçerli. İşinizi doğru ve disiplinli yaparsanız muhakkak iyi bir sonuca ulaşırsınız. Tabii, yaşamın bazı engelleri, talihsizlikleri olabilir ama siz işinizde kararlıysanız, çalışmaya, işinizi sonlandırmaya niyetliyseniz, bu sirkülasyon beraberinde hem saygıyı hem sevgiye hem de ekonomiyi getirir. Onun için benim öyle bir PR (tanıtım) çalışmam hiçbir zaman olmadı. Sadece işimi yaptım.

- Mental olgunluk seviyesi yükseldikçe kibrin yok olduğunu gözlemledim. Sizin ise hep alçak gönüllü bir tavrınız oldu...

SELÇUK YÖNTEM: Ukalalık, kibirlilik gençliğin, yaşanmamışlığın, tecrübesizliğin getirdiği bir şeydir ve karakteristik kavramlardır bunlar. Ama bir seviyeye geldikten, halk sizi bir yere getirdikten sonra orada sorumluluk yükleniyorsunuz. Daha alçak gönüllü, samimi ve sade olmanız gerekiyor çünkü onlar sayesinde siz bir yere geliyorsunuz, onlar ile bir alışverişte bulunuyorsunuz. O saygıyı suistimal etmemek lazım. ‘Ben neymişim’ diye yaşarsanız, yaşam size tokadı çakıverir. Bu yüzden yürekten gelen o samimiyetten hiçbir zaman kopmamak gerekiyor. Her şey böyle olsa zaten dünya çok mutlu, sakin, rahat ve huzurlu olurdu.

Yazının Devamını Oku

Türk halkının yarısı tembel: İlber Ortaylı

16 Kasım 2024
İlber Ortaylı’yı bilmeyen yok ve sanırım bu kadar geniş bir kitle tarafından tanınan ender tarihçilerden kendisi. Seviliyor ve sayılıyor olması boşuna değil. Sadece ülkemizde değil dünya çapında saygın bir yere sahip olan Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın yazdığı onlarca kitap, verdiği yüzlerce seminer, konferans, ana dili gibi konuştuğu beş dil ve bir çok diğer diller, durmadan anlattığı Türkiye’nin tarihi ve dünya tarihi ile olan o muazzam bilgi haritasından bizlere sunduğu perspektif ile bambaşka vizyonlar sunan çok değerli bir isim ile bir araya gelmekten mutluluk duydum. Çok kısa bir zaman diliminde, olabildiğince merak ettiklerimizi sormaya çalıştım. Ama her soruya kısa cevaplar yerine engin bilgi deryasından iç içe geçmiş onlarca sorunun yanıtları içinde buldum kendimi. Müthiş keyifliydi… Sınırlı zamanda, kısa bir sohbet oldu ama daha detaylı ve uzun bir röportaj için hem kendime hem sizlere buradan söz vereyim. Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de kıymetlimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı ile sizleri baş başa bırakıyorum.

 

GENÇLERE CİDDİ OLMALARINI TAVSİYE EDİYORUM

- Hocam hiç durmuyorsunuz. Çalışkanlığınız ve disiplinlininiz çocukluğunuzdan mı geliyor?

İLBER ORTAYLI: Annem ve babam bu konuda disiplinliydiler. Bilgiliydiler. Çok zengin bir aile zaten olamazdık, mülteci idik ama görgü ve bilgi vardı. Daha evvelden gelip yerleşen, bize destek olan iyi akrabalarımız vardı. Ama bu konuda en önemli desteği annemden babamdan eğitim konusunda aldım. Yüksek tahsilli, Avrupa bilimini bilen, lisanlar bilen ebeveynler çok çıkmıyor. Zengin insan çıkıyor ama bu tarz insan çok çıkmıyor.

- Evet kültür, tahsil çok önemli ve bunlar maalesef eskisi gibi verilmiyor…

İLBER ORTAYLI: Onu bilemem ama çocuklarımıza ciddi olmayı tavsiye ediyorum. Çalışkan olmaları, yaptıkları işi ciddiye almalarını tavsiye ediyorum. Şimdiki aileler bu konuda çocuklarını yeterince teşvik edemiyorlar. O bakımdan ben talihliydim. “Self made man”, yani “kendini yaratan adam” denir. Benim öyle bir durumum olmadı. Ortamım buna müsaitti. Çoğu zaman çok varlıklı ortamlarda bile bu ruh hali verilemeyebiliyor. O tarz insanlar var. Çocuk kendi kendine birçok dili öğreniyor. Ben o kadar dili kendi kendime öğrenmedim. Bir diplomatın çocuğu gibi yurt dışında büyüyüp, öğrenmedim. O insanlar öyle çevrede büyüyüp okula gidiyorlar.

BALIK YEMEYİ SEVMEM

Yazının Devamını Oku

Ercan Kesal: Artist değil, oyuncuyum

2 Kasım 2024
İlk, geçtiğimiz yıl oyuncu eşi Nazan Kesal ile birlikte kurdukları Urla Dam’da gördüm kendisini. Zaten izlediğim filmleri ve dizilerinden beğenerek takip ettiğim bir sanatçıydı. Etrafı sevenleri tarafından çevrilmiş; her birine aynı özen, dikkat ve nezaketle ilgileniyordu oyuncu-yazar-yönetmen Ercan Kesal. Seveni çok olan usta oyuncunun kendi anlatımı ile karakterin içine girmek yerine onu içine alıyor ve bu yaklaşımıyla farkını ortaya koyuyor. Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de duruşu, karakteri ve her tavrı buram buram sanat kokan Ercan Kesal ile bir araya geldik.

 

TIPTAN HİÇ VAZGEÇMEDİM

 

- Ercan Bey tıp okuyorsunuz ve yıllarca bu alanda emek veriyorsunuz. Tıp rastgele seçilip kolayca değişiklik yapabileceğiniz bir meslek olmasa gerek. Geçiş süreciniz nasıl oldu?

ERCAN KESAL: Tıptan vazgeçmedim hiç. Hekimlik ölünceye kadar yapacağınız, bazen de yapmak zorunda olduğunuz bir meslek. 48 yaşımda kameranın önündeydim, ama 51 yaşımda hekimlikten sosyal güvenlik anlamında emekli oldum. Hatta şunu söylemeliyim ki sinemada bu kadar kolay yol almamın sebebi iyi senaryoları, iyi projeleri maddi kaygı olmadan seçebilme özgürlüğümdür ki bunu ekmek paramı kazandığım hekimlik mesleği sağladı.

- Çok doğru bir tespit. Peki tayinlerle beraber gelişen sanat ağırlıklı sosyal çevrenin bu dönüşümde etkisi oldu mu?

ERCAN KESAL: 

Yazının Devamını Oku

Kürşat Başar: Sonsuz aşka inanmam, gerekli de değil!

19 Ekim 2024
Yaptığı her işe kalitesini katan, onlarca kitabı olan, yaptığı her televizyon programı ile milyonlarca seyircinin beğenisini kazanan, müziği ile kemikleşmiş bir dinleyici kitlesi bulunan, sanatın her alanının hakkını veren, tam bir sanatçı Kürşat Başar ile bir aradaydım. Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de Kürşat Başar’ın televizyona ilginç başlangıcından felsefe tabanlı yazarlık sürecine, aşktan ve kadın-erkek mevzularına kadar bir çok konuyu konuştuk.

İlham olmaya devam…

 

TELEVİZYONA İLK GİRİŞ

 

- Felsefe temelli eğitimden gelen bir yazar ve müzisyensiniz. Dergilerle başlayan yazı hikayenizin devamında TRT1’de ilk canlı yayında fark edilip program yapmaya başlamanızla devam ediyor. İlginç bir başlangıç hikayesi, okuyucularımızla paylaşabilir misiniz lütfen?

KÜRŞAT BAŞAR: İlk kitabım ‘Kış İkindisinin Evinde’ yayınlandığında o zamanlar çok izlenen ‘İyi Akşamlar’ adlı bir programa davet edildim. Canlı yayını o akşam asıl sunucu gelemediği için nöbetçi bir spiker sunuyordu. Ama bu kişi ünlü bir spor spikeriydi ve edebiyatla da benimle de ilgili pek bir fikri de bilgisi de yoktu. Yayından önce “Bana soruları verdiler ama ben hiçbir şey bilmiyorum, siz artık sırayla cevap verin yayını kazasız bitirelim” dedi. Tek kanal olduğu için o sırada çok izleniyor program. Ben de hayatımda ilk kez televizyona çıkıyorum. O dönemde canlı yayına davet edilmek genç bir yazar için çok özel bir durum. Neyse çıktık, program başladı, sorular ardı ardına geldi. Ben de cevap veriyorum ama bir soruda “Buna kitabımdan bir cümleyle cevap vereyim” dedim ve o anda cümleyi unuttum. Tiyatrocuların “trak geldi” dedikleri gibi kalakaldım. Spiker kızarıp bozarıyor ama bir şey söyleyemiyor çünkü konudan haberi yok. Canlı yayında 10 saniyelik sessizlik 10 dakika gibi gelir. Sonunda ben güldüm, “Gördünüz mü bu yazar milleti böyledir, kendi yazdığını unutur” diyerek öteki soruya geçtim. Bunu izleyen genel müdür yapımcıları arayıp “bizim kırk yıllık spiker kurtaramadı, adam ilk kez çıktığı yayında durumu toparladı, bu arkadaşa bir teklif yapalım” demiş. Sanıyorum o dönemde dışarıdan bu kadar genç birine yaptırılan ilk program olmuştu. İki yıl kadar sürdü.

 

Yazının Devamını Oku