13 adet çok satanlara girmiş, her biri birbirinden ilginç kitapların yazarı Nevşah F. Karamehmet, aynı zamanda başarılı bir iş kadını, profesyonel bir yatırımcı. Dünya çapında büyüyen projeleri ve şirketleri ile tanınmış bir girişimci ve yatırımcı olan Karamehmet, son yıllarda teknoloji alanında da özellikle İngiltere’de isminden söz ettirmeye başladı.
İlki Londra’da, sonra İstanbul, Bursa ve İzmir’de gerçekleştirdiği, kendi hayatından kesitleri komik bir dille tek kişilik oyunu ile anlattığı Efsane Gösteri’si sonrası Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler için bir araya geldik.
Çok mu iddialı buldunuz? Yaşamı bir de kendisinden dinleyin!
VAKTİ GELİYOR VE OLUYOR!
- O kadar çok işi başarı ile gerçekleştirdin ki -giriş yazımda belirttim- ve şimdi de tek kişilik oyunun ile sahnedesin…. Sahne gösterisi oldukça emek isteyen ve aslında riskli bir iş. Bu girişimi neden istedin?
Her yiğidin harcı değildir yüreği ile konuşabilmek.
Zihnin berrak, hayatla kavgan bitmiş olacak.
Çook okuyup, çok sevmiş olacaksın,
ne yukarıdan ne aşağıdan, kalp hizasından göreceksin herkesi…
İşte o vakit KALBEN gibi yaşamı avuçlar, sözleri dökebilirsin müziğine…
Bir de özgürse ruhun, dans edebiliyorsan umursamadan sadece kendin için ve “Bedenim dansın içinde bir hareket alanı sadece” diyebilecek kadar kalıpları aşmış isen sohbet de başka oluyor, kalbimde yer eden her kelimesi de…
Her cümlesi duvarınıza asabilecek kadar incelikli, derin! KALBEN düşünen, seven, müziğe, yazıya, gençlere aşık bir sanatçı; gençler de ona aşık! Aşk hep olsun zaten öyle değil mi?
Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetlerde sizlere ilham olacağına yüzde yüz inandığım sanatçı KALBEN ile baş başa bırakıyorum ve her cümlenin keyfini çıkarın diyorum
Fotoğraflar HAGGAY BAYSEL
BABA PARASI İLE OKUMADIM
- Semir bey, Antakyalısınız ama yıllardır İzmir'de yaşıyorsunuz. İzmir hikayeniz nasıl başladı?
SEMİR RENDE: Üniversitede İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne gittim. Sonra baktım benden matematikçi olmaz, ekonomiye ilgiliyim, Dokuz Eylül Üniversitesi Maliye Bölümü’ne geçtim. O zamandan beri İzmir'deyim. Hiçbir zaman baba parasıyla okuyan biri olmadım. Hep ‘hem okuyacağım hem de çalışacağım’ dedim ve kendi hayatımı kazanmaya o yaşlarda başladım. Üniversite 3. sınıftayken işletmemi kurdum. Gıda işindeyim, tiny house yapıyorum. 74 yılından beri Uzakdoğu sporlarıyla ilgileniyorum. 50 yıldır karate-do, son 15 yıldır taichi yapıyorum. Bunları felsefi içerikleriyle ele alıyorum ve bu konularla ilgili kitap yazdım.
BİZİM DÖNEMDE TELEVİZYON
TİYATRO YAPAMAYANALARIN YERİYDİ…
- Yıllarca ‘televizyona çıkmam’ dediniz, televizyona çıktınız ve çok da başarılısınız… ‘Komedi yapmam’ dediniz, komedide seyirci sizi çok beğendi… Her yapmam dediğinizle sınanıyor musunuz acaba?
LEVENT ÜLGEN: Demek ki atalarımız doğru söylemiş... Televizyon bizim dönem oyuncuları için tiyatronun altında, yani tiyatroyu yapamayanların yapabileceği, çok da önemsenmeyen bir işmiş gibi algılanırdı. Tabii ki yapanları asla küçümsemem onları tenzih ediyorum… Ben tiyatroya Ankara Halk Tiyatrosu’nda Erkan Yücel'in yanında başladım. Oradan Ankara Sanat Tiyatrosu’na geçtim. ODTÜ Oyuncuları’nda ilk adımımı attım. ODTÜ Tiyatro Kulübü’ne gittiğimde hemen oynarım diye düşündüm ama ilk bir hafta orada okunanları, konuşulanları anlayamadım ve dedim ki ben bir yıl kendimi eğiteyim. Dolayısıyla bizim hocalarımızdan aldığımız eğitimler, konuşulanlar okunanlar yanında televizyon hafif kalıyordu. ‘Sinema bir sanat ama televizyon ne’ diye görürdük. Şu anda bana çok komik, çok hamasi gelen ‘Biz işimizi sahnede yaparız’ gibi bir sloganı kabullenmiştik. Daha sonra diziler başladı. Ankara'da bizim dizi yapmak gibi çok şansımız yoktu, zaten dizi de çok yoktu. O yüzden ben tiyatroya çok ağırlık verdim. Üniversitede fiziği okuduktan sonra tiyatro yapmaya karar verdim ve konservatuara gittim. Konservatuarda bizim seslendirme bile yapmamız yasaktı.
EĞER ÇEVREM MUTLU DEĞİLSE BEN DE MUTLU OLAMAM
- Zeynep hanım, yıllardır kaleminizle, sözünüzle anlatıyorsunuz. Günümüzde pek de önemsenmeyen bir kavram belki ama sizin davanız nedir?
ZEYNEP ORAL: Çok geniş ve kapsamlı bir soru... Şimdi benim davam şu: Bir hayatımız var ve bu hayatla ne yaptığımız seçimlerimize bağlı, bu hayat ile ne yapacağımız bize ait. Ben bu ülkede yaşıyorum. Bu ülkenin insanıyım. Bu ülke benim! Bu sorumluluğu içimde hissediyorum. Bu ülkeden ben sorumluyum. Her iyi şeyden sorumluyum ama her yanlıştan, her kötülükten de sorumluyum. O yüzden doğruları ve güzelliği çoğaltmayı görev belledim. Çocuk yaşlarımdan beri böyle hissettim. Mutlu olmak için çevremi mutlu kılmak zorundayım. Ancak o zaman mutlu olabiliyorum. Çevrem mutlu değilse ben de mutlu olamam.
- Yurt dışında okuyorsunuz. Fransızcanız olmadığı halde tek başınıza Fransızcayı öğreniyorsunuz ve aslında gazeteciliği sonradan okumuş olmanıza rağmen odağınız sanat öyle değil mi? Gazetecilik aslında buna bir vesile oluyor gibi…
Fotoğraf: Aykut Uslutekin
Yıllarca itina ile inşa ettiği ismi gibi seyircisine de ve eminim içinde yer aldığı ekibine de “güven” veren duayen sanatçıyla klişe sohbetlerin dışında, sorgulayan, analiz eden röportajımızdan keyif alacağınıza inanıyorum.
Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetlerde mesleğinin 40. yılında olan Güven Kıraç ile sizleri baş başa bırakıyorum.
İŞİMİZ GÜVEN KIRAÇ’I UNUTTURMAK
*Güven Bey insanların sizi hiç çaba sarf etmeseniz de sevmesi gibi bir durum var bunu neye bağlıyorsunuz?
GÜVEN KIRAÇ-
DERDİ DERT EDİNMEYİ ABİLERİMİZDEN ALDIK!
- Sizin jenerasyon oyuncuların hep bir meselesi oluyor. Sizin var mı bir davanız, meseleniz?
ERKAN CAN: Var tabii ki… Biz bu derdi dert edinmeyi bizim bir kuşak önceki abilerimizden aldık, babamızdan aldık. İdealler var. O idealler hiç bitmedi. Hala daha devam ediyor. Onlardan hiç taviz vermedik.
- Dertlerin savuşturulduğu dönemde hala daha bunun endişesini taşıyor olabilmek çok kıymetli…
YAŞITLARIM OYNARKEN, BEN DÜŞÜNÜRDÜM!
- Hakan bey, çok erken yaşlarda ney üflemeye başlıyorsunuz ve beraberinde sufizme, tasavvufa olan ilginiz başlıyor. Nasıl bir çocukluğunuz vardı? Ney üfleyebilecek kadar sabırlı ve iç dünyası dingin bir çocuk muydunuz? Yaşıtlarınızdan kendinizi farklı hisseder miydiniz?
HAKAN MENGÜÇ: Çocukluğumda her zaman biraz farklı olduğumu hissederdim. Yaşıtlarım oyun oynarken, ben çoğu zaman bir köşede oturur, izler ve düşünürdüm. Dünyayı, insanları, olayları anlamaya çalışırdım. İçsel bir yolculuk içindeydim belki de. Ney üflemek sabır gerektirir, evet ama benim içimde bu sabır doğuştan vardı diyemem. Ney, bana sabrı öğretti. O nefesi vermek, o sesi çıkarabilmek için sabrı ve teslimiyeti öğrendim. Ney, sadece bir enstrüman değil, aynı zamanda bir öğretmendi benim için. İlk başta zorlandım, ama sonra anladım ki ney üflemek, sadece fiziksel bir eylem değil, bir ruh hali. Neyin sesi, benim iç sesimdi aslında.