Sahnesi, sadece güçlü sesi ve şarkıları ile değil, ev sahibi şefkatiyle kurulmuş, hüzünle tatlandırılmış, seyircinin nefesini de içine katan ortak bir alan sanki.
Hekimlikten gelen iyileştirme refleksini müziğin hafızasıyla birleştirince şarkılar zamana yayılan bir tesir kazanıyor.
Onun dünyasında ‘beyefendilik’ bir etiket değil, aile terbiyesi ve sahicilik üzerine inşa edilmiş bir duruş. Sahneden indikten sonra bütün ışıltı ya sıcak bir çorbanın buharında sönüp sade bir sohbete dönüşüyor ya da evin sessizliğinde kedilerin mırıltısına karışıyor.
O, samimi yanıtlarıyla bizlere ışık tutarak, ‘Yeter ki bir kişiye iyi gelsin’ yaklaşımıyla sanatını icra ediyor.
Ferhat Göçer için müzik, hayatında meslekten çok bir emanet, yaşayan, çoğalan ve tesir bırakan bir miras.
SAHNE: İYİLEŞTTİREN BİR MEKAN
* Dinleyiciyle kurduğunuz güven, sevgi ve saygı yıllardır hiç bozulmadı. Bu bir karakter meselesi mi, yoksa mesleki bir strateji mi?
KURUMSAL HAYATIN İLK YILLARI
- Beyaz yakalı hayatında çok başarılı bir kariyer hayatın olmuş, nasıl başladın?
DUYGU ALPTEKİN GÜRSU: Üniversiteden mezun olunca ilk durağım Unilever oldu. Önceden staj yaptığım için büyük umutlarla girdim. Açıkçası “Buradan emekli olurum” diye düşünüyordum. İlk yıllarda hepimizin hayal ettiği o güvenli kariyer yolunu arıyordum. Fakat daha bir yıl dolmadan telefonum çaldı. Bir headhunter arıyordu ve Coca-Cola Company Orta Asya için pazarlama ekibi kuruyordu. İlk başta inanmadım; “Bu kadar junior birini neden arasınlar” dedim. Ama teklif gerçekti. Coca-Cola, pazarlama alanında bir hayaldi. Normalde yeni mezunları hiç almıyorlardı. Bir yıllık tecrübeyle kabul edilmek büyük bir fırsattı. Böylece hayatımı değiştiren yeni bir yola çıktım.
Yılların usta oyuncusu Nurseli İdiz ile uzun uğraşlar sonunda bir araya gelebildik. Yanlış anlaşılmasın, görüşmemizin bu kadar uzamasının nedeni sanatçı kibri falan değil, bildiğiniz aradaki insanların aksaklıkları yüzünden oldu. Kendisi o kadar mütevazı, içten ve olduğu gibi ki sanatçı zekasını ve derinliğini hemen algılayabiliyorsunuz. Yedinci sezona giren Etekler ve Pantolonlar’ı kaçırmayın derim. Yüzde Yüz İlham Veren Sohbetler’de sizleri yine çok özel bir isim Nurseli İdiz ile bir araya getirmekten mutluluk duyarız. İlham olmaya ve ilham almaya devam!
SAHNE İKİNCİ BİR VAROLUŞ
- Nurseli hanım, oyunculuğunuzla içinde yer aldığınız her projeyi dolduruyorsunuz. Çok doğal bir oyunculuğunuz var. Tiyatro kökenli bir sanatçı olarak tiyatro sizin için ne ifade ediyor? Sahnede olmanın size kattığı en güçlü duygu nedir?
NURSELİ İDİZ: İkinci bir varoluş diyebilirim sahnede olmak. Hep şunu sorarlar bize tiyatroda: Her gece aynı oyunu oynamaktan sıkılmıyor musunuz? Bu çok yanlış bir sorudur. Çünkü her seferinde değişik seyirciyle değişik duygular yaşarız ve bir kez daha hayatımızı yenilemiş oluruz. Bir kez daha var olmuş oluruz. Kısaca böyle özetleyebilirim.
TROMPET BANA FARKLI KAPILAR AÇTI
- Trompet, caz… İnsanımıza uzak gibi görünen iki alan. Bununla ilgili ilk olarak senin hayatına önce hangisi girdi? Sonrası nasıl devam etti?
TOLGA BİLGİN: Önce trompet girdi hayatıma, çocukluğumda enstrümana dokunduğum an, onunla kurduğum bağ, beni caz müziği ile tanıştırdı. Trompet bana farklı kapılar açtı, ardında uçsuz bucaksız bir dünyayı tanıttı. Hayatımda birbirini besledi ve hep yan yana ilerledi.
- Birçok albümde yer aldığını görüyorum. Müzik piyasasında ne gibi çalışmalarda yer aldın?
SANAT VE KÜLTÜR SEVİYE KAYBETTİ
- Hocam gelirken müzikte dilek tuttum; “bu şarkıdan Cezmi hocama soru çıkartacağım” dedim. Cem Karaca’nın Yorgunum şarkısı çıktı. Bu aralar yorgun musunuz, sizi neler yoruyor?
CEZMİ BASKIN: Yaş yoruyor artık. Biraz daha yavaşlamamız gerektiğine inanıyorum. Sosyolojik açıdan cahillik yoruyor. Paraya dayalı insan ilişkileri yoruyor. Mesleki anlamda ise yozlaşma yoruyor.
HER SEFERİNDE KENDİMLE YARIŞIYORUM
- Bugüne kadar 30 eseriniz var, değil mi?
AHMET ÜMİT: Evet, çizgi romanlarla birlikte toplamda 30 eserim oldu. 15 romanım, bir şiir kitabım, bir destanım, üç masal kitabım, bir deneme kitabım ve beş hikaye kitabım var. Ayrıca çizgi romanlarım da bu sayıya dahil.
- Sanatçı, geldiği noktada, özellikle zirveye çıktığında, kendisiyle bir çatışmaya girmez mi ya da girmeli mi?
- Aslıhan hanım, duru, sade ve zorlamasız bir güzelliğe sahipsiniz. Tavrınızda aile ve çevre etkenleri vardır diye düşünüyorum. Güzelliğin ve kalitenin sizdeki karşılığı nedir?
ASLIHAN KORUYAN SABANCI: Hayatta kazandığımız değerlerin arkasında önce ailemizin sonra da içinde bulunduğumuz çevrenin önemli bir etkisi olduğuna inanıyorum. Sevgi, anlayış ve maneviyatla dolu bir ailede büyüdüm. Ailemizde güzellik, dış görünüşten çok, içtenlik, çalışkanlık, nezaket, yardımlaşma, güven ve yaşam sevinciyle bütünleşirdi. Ailem beni asla başkalarıyla kıyaslamadı. Önemli olan, kendi iç yolculuğumda neleri öğrenip nasıl geliştirdiğimdi. Ailem benim tercihlerime hep saygı gösterdi, destekledi ve cesaretlendirdi. Kendime hep ailemi rol modeli olarak aldım, 68 kuşağı Mülkiyeli ve üst düzey bürokrat ve pek çok sosyal sorumluluk projesine imza atan bir anne ve babanın tek çocuğuyum. Çocukluğumdan beri hayallerim hep eğitim, kariyer ve topluma faydalı olabilmek üzerineydi. Üniversite yıllarımda da ailemle birlikte pek çok projede gönüllü olarak çalıştım. Gençlik ve güzellik geçicidir, yıllar içerisinde biz istesek de istemesek de yaş alır, deneyim ve farkındalıklarımızla değerleniriz. Kariyer, kişisel gelişim, deneyim yıllar geçtikçe değerlenen kazanımlardır. Benim için güzel insan değerleriyle, davranışlarıyla, ürettikleriyle, hayatına dokundukları ile ışığını yayar. Kalite kavramının karşılığı ise bireyin kendisine ve çevresine duyduğu zarafet ve saygının bir yansımasıdır.
MISS TURKEY YARIŞMASI
- Boğaziçi Üniversitesi’nde moleküler biyoloji ve genetik gibi zor bir bölümde okurken güzellik yarışmasına katılma fikri nasıl gelişti?
ASTROLOJİ BENİM İÇİN BİR HATIRLAYIŞ
- Aygül hanım, istikrarlı ve güven veren yapınızla mesleğinizi saygın bir şekilde sürdürüyorsunuz. Astrolojiye başlama ve mesleğiniz haline dönüşme aşamalarından bahsedebilir misiniz lütfen?
AYGÜL AYDIN: Öncelikle güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Çünkü işimi yaparken en çok dikkat ettiğim iki cümleyi siz bana direkt söylediniz. İstikrar ve güvenilir olmak. Hayat bazen insanı kendi içindeki en eski bilgiye doğru çeker. Benim için astroloji bir meslekten çok, bir hatırlayış oldu. Çok küçük yaşlarda hep ilgim vardı bu tarz şeylere. Ama ailevi ilişkiler, gelecekle ilgili kaygılarım artmaya başladığında, özellikle 14-15 yaşlarımda Metin Kiraz'ın bir kitabını okumam hayatımda büyük bir dönüşüm yarattı. Güneş ve Plüton karşıtlığından söz ediyordu. Kitapta, otorite figürleriyle zorlanacağım, babayla ilgili baskılı bir dönem yaşayacağım, ama bunun benim hayatımı dönüştüreceği ve beni ben yapan şey olacağı yazıyordu. O dönemde babam gerçekten baskıcıydı ve bu bilgi, içimdeki korkuyla ilk defa anlam kazandı. "Bu hayatın bir parçası bu. Kabul etmem gereken bir şey bu" dedim. Kabul ettikçe iyileşme geldi. Ve bu ağır ama İlahi bir yolculuktu. Astrolojiye olan ilgim hep vardı ama resmi olarak bilgisayar bilgi teknolojileri bölümü mezunuyum. Yüksek lisansımı siber güvenlik uzmanlığı alanında tamamladım. Üniversite sonrasında kamuda IT biriminde çalışmaya başladım. Belediyede yoğun çalıştığım bir dönemde teknik personel ihtiyacı doğrultusunda, tamamen torpilsiz bir şekilde sözleşmeliden kadroya geçtim ve devlet memuru oldum. O yıllarda astrolojiyle mesafemi korumaya çalıştım. Ama çekim gücü o kadar kuvvetliydi ki, kendimi Öner Döşer’in astroloji okulunda buldum. Metin Kiraz, Rezzan Kiraz, Yasemin Boran gibi isimlerle tanıştım. Allah rahmet eylesin, sevgili hocam Hülya Çilingiroğlu’ndan da dersler almıştım. Bu işi hep reddettim. Çünkü daha önemli şeyler yapabileceğimi düşünüyordum. Hatta belediyecilik yaptığım zamanlarda belediye başkanı olmak, belediye başkan yardımcısı olmak gibi bir sürü hayallerim vardı. Halka yardım etmek, onların yanına inmek sorunlarına daha hızlı çözüm bulmak gibi bir heyecanım vardı. O dönemlerde sürekli yöneticilerim görevden alınıyordu. Ben de o kadar büyük şanssızlıkla yaşıyordum ki anlatamam. Uranüs koç burcundaydı. Bende koç burcuyum. Haritama göre bunlara tahammül etmem ve hayatın beni burada istemediği kararını aldım.