Gözde Hatunoğlu

Gözde Hatunoğlu

ghatunoglu@hurriyet.com.tr

Festivalden aklıma takılanlar | İsimsiz Eserler Mezarlığı: Keşke yazılım okusaydık!

45.⁠ ⁠İstanbul Film Festivali’nin Yeni Bakışlar bölümünde gösterilen İsimsiz Eserler Mezarlığı günümüz gerçeğine, o gerçeğin içinde genç olmaya, sanat dünyasına tüm bunların kesişim kümesindeki umutsuzluklara bakan bir film.

Haberin Devamı

Ve bir ilk film olmasına rağmen bunu beklenmedik bir olgunlukla yapmayı da başarıyor.

Olgunluk demişken; filmin siyah beyaz dokusuyla gayet uyumlu bir kara mizah damarı olduğunu ve alışılagelmiş festival filmi kalıplarından da uzakta durduğunu hemen belirtmiş olalım.

Dünya prömiyerini 29.Talinn Black Nights Film Festivali’nde yapan Melik Kuru’nun bu ilk filmi İstanbul seyircisiyle de ilk kez 45.⁠ ⁠İstanbul Film Festivali’nde buluştu.

İstanbul’da ev arkadaşlığı yapan fotoğrafçılık öğrencisi Aslı (Manolya Maya) ve kimya mezunu olduğu halde henüz iş bulamamış Murat (Ekremcan Arslandağ) bizi galeri galeri gezdiren bir maceraya sürüklenirken bir yandan sanat dünyasının görünmeyen yüzünü, bir yandan da kendi benlikleri etrafında şekillenen genel bir varoluş mücadelesini ortaya koyuyorlar.

Haberin Devamı

Festivalden aklıma takılanlar | İsimsiz Eserler Mezarlığı: Keşke yazılım okusaydık

Güzel sanatlar fakültesini bitirmeye uğraşan, bir yandan da elinden düşürmediği makinesiyle fotoğraflar çeken Aslı ve iş bulamadığı için kendini bilgisayar oyunlarına veren Murat kiralarını ödeyemedikleri evlerinden atılma durumuna gelirler.

Aslı’nın fotoğraflarını satabilmek için galerilerle anlaşmanın, sergi açabilmenin ya da açılacak sergilere dahil olabilmenin yolunu arayan iki arkadaş argo tabiriyle “sanat sepet” dünyasında işlerin nasıl yürüdüğünü de böyle öğrenirler.

Aslı’nın sanatını satmakla yüzleşmesi ve önlerine çıkan engeller iki kahramanımızı beklemedikleri gerilimli olayların içine atacak, bu sayede kendi gerçekleriyle de karşılaşınca aralarındaki ilişkinin doğası hakkında beklemedikleri sorular ve cevaplarla karşılaşacaklar…

Festivalden aklıma takılanlar | İsimsiz Eserler Mezarlığı: Keşke yazılım okusaydık

İstanbul’un insanı yutuveren gerçekliğinin içinde bir de kendi gelecek kaygıları, güvencesizlik, belirsizlik ve ekonomik sıkıntıların arasında sıkışıp kalan 20’li yaşlarının sonuna yaklaşan iki genç. Sinemamızda temsili (ne yazık ki) az olan Aslı ve Murat yollarını çizerken ne kadar da tanıdık duvarlara tosluyorlar!

Haberin Devamı

Bunun bir ilk film olduğunu düşünürsek Melik Kuru’nun hikâyeye otobiyografik bir şeyler kattığını söylemek çok da temelsiz bir sav olmayacaktır. Zaten film final bloğunda meta bir anlatıya dönüşüyor ve karakteri fotoğrafçı Aslı ile yönetmeni Melik Kuru’yu aynı noktaya getirerek döngüsünü tamamlıyor.

Festivalden aklıma takılanlar | İsimsiz Eserler Mezarlığı: Keşke yazılım okusaydık

İlk sergisini açmaya çalışan bir fotoğrafçı, resimlerini satmak isteyen bir ressam, besteleri insanlara ulaşsın isteyen bir müzisyen, film çekme hayallerini gerçekleştirmek isteyen bir yönetmen…

Sanatı üreten ve pazarlayıp satan taraflar arasındaki bitmez gibi görünen bir savaş var. Sanat dünyasına girebilmenin koşulu nedir peki? Eserlerin değerini biçenlerin değerini kim ölçer?

Haberin Devamı

Vincent van Gogh kulağını kesmeseydi şayet van Gogh olamaz mıydı? Belki de sanatın peşine düşmeyip yazılım okusaydık her şey daha kolay olurdu! Ya da kapitalist sömürü düzeninde düzenin parçası olmaktır belki çözüm? O zaman eserler isimlenir mi? Ya da asıl o zaman mı o isimler mermer mezar taşlarına kazınmış gibi hisseder eseri yaratanlar?

Festivalden aklıma takılanlar | İsimsiz Eserler Mezarlığı: Keşke yazılım okusaydık

Aslı ve Murat nihayetinde bir karar alırlar; öyle görünür ya da. Bu bir zafer midir yoksa bir vazgeçiş mi? Son kertede sistem sanatı kendi çarklarına alıp döndürür, sanatı da yeniden doğurur. Müesses nizam ellerini ovuşturur. Kimi eserler kesilmemiş kulaklarda isimsiz küpeler olarak kalır.

 

Yazarın Tüm Yazıları