Paylaş
Aynı şey her zaman öyle olmak zorunda olmasa da o filmi yazan ve/veya yöneten kişi için de geçerli. Emine Emel Balcı’nın ilk uzun metrajlı filmi Nefesim Kesilene Kadar’dan sonra yazıp yönettiği ikinci filmi “Buradayım, iyiyim” İstanbul Film Festivali ve Adana Altın Koza’nın ardından 36. Ankara Film Festivali’nde izleyicisiyle buluştu.
Emine Emel Balcı uzun bir aradan sonra gelen bu filmini kendi annelik deneyimlerinden (de) yola çıkarak yarattığını verdiği söyleşilerde belirtmişti. Buradayım, İyiyim, yukarıda bahsettiğim, izlerken kişisel deneyimlerimizin devreye daha çok girebildiği türden bir yapım.

Yeni anne olmuş, bir yandan çalışmaya devam eden, bir yandan da annelikle birlikte gelen fiziksel ve ruhsal değişimleri deneyimleyen Filiz’in hikâyesini izlediğimiz film için bir kadın filmi demek, izleme deneyiminin de anne olmuş/olamamış/olmayı tercih etmemiş her kadın için diğer seyircilerden daha farklı ve derin olduğunu söylemek mümkün.
Balcı’nın kamerası filmin başından sonuna kadar neredeyse her an Filiz’in peşinde hatta onun yüzü seyirciden hiç ayrılmadan filmin en işlevsel uzvu haline geliyor. Filiz’i evde bebeği, kocası ve eve çat kapı gelmekten imtina etmeyen birçok akrabasıyla gördüğümüz anlar var. Bir de çalışırken, doğum izninden yeni dönmüş bir kadın olarak kimi zaman zorlanıp bocaladığı kısımlar, dışarıdaki hayatından kesitler…
Ülkedeki pek çok kadından ve anneden şanslı bir kadını izliyoruz. Görece orta/orta üst sınıftan, kentsoylu bir kadın Filiz. Evde ona bebek bakımı konusunda destek olan hatta işinden ayrılıp o çalışırken çocuğuna bakan, anlayışlı bir eş var. Belki de eşi “mümkünlerin en iyisi” diyebiliriz. Ona yardımcı olma niyetiyle yola çıkan ama ruh halini dikkate almayı unutan annesi, halası, kadın akrabaları da hep peşinde.

E hal böyleyken pek de sorun yok gibi sanki? Diyemiyoruz… Çünkü bize hep belletilen “Doğum yapar yapmaz annelikle ilgili her şey kadına otomatik yüklenir ve zaten her kadın içinde annelik duygusu taşıyarak dünyaya gelir” söylemi bir yalan.
Emine Emel Balcı da bunu çok iyi biliyor ve bir kadın ve anne olarak bunu masaya yatırıyor ve aslında bir kadının kendi bedeni ve kimliğinin bu süreçte etrafı tarafından nasıl hiçe sayılabileceğini söylüyor bize. Filiz’in zaten kendi bedensel dönüşümüyle yaşadıkları var bir de.
Filmde belki kimi seyirciye zorlayıcı gelecek sahneler var. Memelerinden sürekli süt akan, bunu “insan içinde” saklamak zorunda kalan, hep canı yanan, bir yanda kendi varoluşunu yaşamaya bir yandan hâlâ anne bedeninin bir parçası olan bebeğiyle ilişkisini anlamlandırmaya çalışan Filiz.

Hikâyenin çatısı bu kadınlık deneyiminden yola çıkarak filmin ikinci yarısıyla birlikte bir başka kadının, Şule’nin devreye girişiyle bir başka düzleme kayıyor. Filiz kendine bir araba almak istiyor. Bunun için biriktirdiği, kenara ayırdığı bir miktar parası var.
Filiz eşinin evde bebeklerine bakarken ona ödünç verdiği arabayı kullanıyor. Kendi arabasını istiyor ama. Çünkü bu onun için özgürleşebilmek, kendi seçtiği gibi yola düşebilmek demek biraz da.
İşte bu araç satışında tanıştığı Şule, Filiz’den daha şanssız diyebileceğimiz bir kadın. Ondan gizlice yardım istiyor, kendini tehlikede hissediyor, bir erkeğin ona zarar vermesinden korkuyor.

Buradayım, İyiyim, bu noktadan sonra iki kadının dayanışması, hangi sınıftan gelirse gelsin aynı kaygı ve korkuları taşıyışının yansıması haline geliyor. Filiz’in lohusalık, anneliği öğrenme/kabullenme ve bedensel sıkıntıları arasında daha karanlık bir tonda ilerleyen hikâyesi Şule’nin gelişiyle bir taraftan kriminal bir yana bir yandan da ortak kadınlık deneyimlerinin birleştirdiği iki farklı kadının kurtuluşu birbirlerinde bulma hikâyesine evriliyor.
Filmin ilk yarısı daha derli toplu ve tempoluyken yan hikâyenin devreye girişi filmin akışını biraz aksatıyor, kimi yerlerde sarkmalarla birlikte inandırıcılık sorunları da yaşıyoruz. Filiz Şule’yle kurduğu ilişki sayesinde bir “iyileşme” sürecine giriyor. Şule de başta (bir kadın olarak haklı şekilde) korksa da sonra ona en büyük dayanak olan Filiz sayesinde kurtuluyor, bir umuda tutunup kendi hayatı için yola çıkabiliyor.
Filiz ve Şule’nin yolu kesilince kötüden iyiye, karanlıktan aydınlığa yürümeye başladığımız bu yolculuğun başlangıç ve olgunlaşma süreci biraz hızlı, dönüşümler biraz fazla kolayca olduğu için finale doğru tökezliyor Buradayım, İyiyim.

Ele aldığı temaları, kadına toplumsal, psikolojik ve politik açıdan bakışıyla totalde bu sorunlara rağmen iyi işleyen, söyleyecek sözleri olan ve bunu da oldukça dürüst ve gerçekçi şekilde yapabilen bir film var karşımızda.
Başroldeki iki kadının, Bige Önal ve Elit İşcan’ın varlığı filmi güçlendiriyor. Özellikle Bige Önal’ın Adana’da ödül alan oyunculuğu çok etkileyici. Emine Emel Balcı’nın kalemi de gözü de filmin bütününe bakınca eksiklerinden çok ortaya koyduğu dürüstlük ve cesaretiyle anılacaktır diye düşünüyorum.

Filmi yazının başında bahsettiği şekilde sadece sinema yazarı ve gazeteci kimliğimle değil, iki çocuklu bir kadın kimliğim ve deneyimimle izlediğimi, bunun da deneyimimi çok daha özel kıldığını belirtmeyi unutmamalıyım.
Daha da çok yazmak, filme sadece profesyonel şekilde bakmak değil kişisel duygularımı anlatabilmek istiyorum ama bu da yazı için çok olası değil. Filmi kadınlarla paylaşmak, onlarla konuşmak lazım. Her şeyi zaten, tüm bu halleri, acıları, kaygıları ve güzellikleri de. Her zaman…
Bige Önal’ın Adana Altın Koza Film Festivali’nde yaptığı ödül konuşmasıyla sonlansın bu yazı. Filmi izleyenlerin ve izleyeceklerin ya da film hakkında bir fikri olmasa bile duyan kadınların hafızasından silinmeyen o konuşma…

“Kadını yalnızca doğururken kutsayan bu düzen, onu yaşarken unutuyor. Ben bu ödülü, bu düzende hayatını yitiren bütün kadınlar ve sessizliğe mahkûm edilmeyi reddeden kadınlar için almak istiyorum.”
Paylaş