Paylaş
Amerikan tarafı 28 maddelik plan konusunda masaya oturması için Zelenski’ye tam saha baskı uyguladı.
Trump “Anlaştın anlaştın, yoksa desteği çekerim” derken bu durumu lehine çevirmeye çalışan Rusya sahada son ana kadar Ukrayna’ya olabildiğince zarar vermeye çalışıyor.
Köşeye sıkışmış durumdaki Ukrayna da buna karşılık verince çatışmalar müzakerelerle beraber tekrar alevlendi.
Masadaki taraflar tarihi bir tezatlık içinde cepheleşmiş durumda.
Bir tarafta ABD ve Rusya “kendi planlarının” hayata geçmesini istiyor.
Diğer tarafta ise İngiltere, Fransa ve Almanya’nın desteğiyle Ukrayna bir alternatif üretmeye çalışıyor.
İşin başka bir ilginç yanı 28 maddelik planın Trump’a değil Ruslara ait olduğu iddiası.
Metindeki dilin Rusçadan İngilizceye çeviri olduğu spekülasyonu bu planın ABD’den değil Ruslardan geldiğinin kanıtı olarak gösteriliyor.
Planı Putin’in özel temsilcisi Dmitriev’in kaleme aldığı, Trump’ın danışmanı Witkoff ile yapılan görüşmelerden sonra Amerikan tarafının metne son halini verdiği iddia ediliyor.

Ukrayna ise Avrupalı müttefiklerinin desteğiyle revize edilmiş planla masaya oturdu.
Çünkü ilk haliyle Rusya-ABD planı Ukrayna için bir teslimiyet, Avrupa için ise “Rus yayılmacılığının” meşruiyet kazanması anlamına geliyor.
Ukrayna tarafı dün itibarıyla masada kendi seslerinin duyulmasını sağlamış görünüyor. Şimdi Amerikalıların Rus tarafını ikna etmesi gerekecek.
Rusya ve Ukrayna liderleriyle çözüm için görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın G20 toplantısı dönüşündeki “Plan, tarafların meşru beklentilerini, güvenlik ihtiyaçlarını yeni istikrarsızlıklar doğurmayacak şekilde karşılarsa anlaşma mümkün olur” açıklaması bu bakımdan önemli.
İlk plana göre Ukrayna cephede henüz vermediği topraklardan feragat edecek, NATO’ya üye olamayacak, ordusunu 600 bine indirecekti.
Revize plana göre toprak paylaşımı sahadaki duruma göre yapılacak, Ukrayna ordusunun 800 bin kişilik rezervi korunacak.
Zaporijya nükleer santralının da Uluslararası Atom Enerji Ajansı’na devredilip Rusya ile Ukrayna arasında yarı yarıya kullanılması gündemde.
Rus tarafı 28 maddelik planın yeterince adil olduğunu ve değiştirilmemesi gerektiği görüşünde.
Amerikalıların zor görevi şimdi Rusları plandaki revizyonlara ikna etmek.
Muhtemelen Rusya’dan da farklı talepler gelecek.
Özetle, Ukrayna’da barış Trump’ın hedeflediği Şükran Günü’ne yetişeceğe benzemiyor.

MUTFAĞIMIZDAKİ DÜŞMAN
Beslenme konusunda takıntılı bir insan değilim. Genel olarak rahmetli dedemin “Bana yemediklerim dokunuyor” şiarını benimserim.
Buna rağmen işlenmiş gıdalara yönelik son bilimsel çalışmaya kayıtsız kalamadım.
Geçen hafta ünlü bilim dergisi Lancet’te uzun vadeli 104 çalışmanın sonucu yayımlandı.
Buna göre ultra işlenmiş gıdaların neredeyse bütün organlara zarar verdiği, erken ölüm riskini artırdığı ve kronik hastalıkları tetiklediği ispatlandı.
Peki neymiş bu ultra-işlenmiş gıdalar? Özetle içinde bir “aroma” barındıran hemen her paketli ürün.
Çalışma özetle diyor ki “İçine aroma ya da koruyucu giren besin, besin değildir.”
Ekmekten yoğurda, çikolatadan içeceklere hepsini aynı kategoriye koyuyorlar.
Dünyada kakao fiyatlarının artmasıyla artık çikolataların çoğunda kakao değil, “kakao aroması” kullanılıyor.
Uzun süre dayanan dilimli ekmeklerin de bundan farkının olmadığı belirtiliyor. Hatta biliminsanları işlenmiş et paketlerinin üzerine tıpkı sigaralardaki gibi uyarı etiketi kullanılmasını öneriyor.
Günümüzde ortalama bir insanın tükettiği besinlerin yarısından fazlası ultra-işlenmiş gıdalardan oluşuyormuş. Çocuklar ve gençlerde bu oran yüzde 80’e ulaşıyor.
Sanırım en zoru çocukları paketli ürünlerden uzak tutmak.
Biliminsanları “Çözüm kendi elinizde” diyor.
“Meyve ve sebze tüketin, yemeğinizi kendiniz yapın.”

MI6’İN LONDRA’DA KEBAP-SUCUK KEYFİ
Birleşik Krallık’ın Türkiye Büyükelçiliği görevinin ardından İngiliz istihbaratının başına geçen ve yakın zamanda emekli olan Richard Moore, geçtiğimiz günlerde İngiliz gazetesi Financial Times’a (FT) bir söyleşi verdi.
Moore, emeklilik toplantısını İstanbul’da yapmıştı. Hatta o toplantıda muhbir ya da İngiliz ajanı olmak isteyenler için bir web sitesi bile tanıtmıştı.
Bu kez Londra’da FT’nin yayın yönetmeniyle bir Türk restoranında buluşmuşlar. Sucuk ve köfte yiyip istihbarat dünyasını konuşmuşlar. Restoranın Maraşlı sahibi ile Türkiye sohbeti yapmışlar.
Moore, Türkiye hakkındaki soruya “Ben oynadıkları rolle ilgileniyorum. Türkiye’nin uluslararası kattığı dengeye olumlu bakıyorum” demiş.
Anladığım kadarıyla Moore, Londra’da bile Türkiye’den uzaklaşamıyor. Ve galiba sanılandan daha aktif bir emeklilik yaşıyor.

BABALAR, OĞULLAR VE FRANKENSTEIN’LAR
Hollywood’un en sevdiği işlerden biri Frankenstein filmi çekmek. 1910’dan bu yana içeriğinde Frankenstein bulunan 400’ün üzerinde film yapılmış.
Guillermo del Toro’nun çektiği görselliğiyle, atmosferiyle iddialı son filmi izledim.
Hikâyeyi baba-oğul ilişkisi ekseninde, bol aksiyona dayalı risksiz bir biçimde özetlemiş.
Doktor Frankenstein’in “karanlık tarafa” geçiş hikâyesini biraz yavan bulmama rağmen filme kötü diyemem.
Fakat filmin en büyük sorunu bana göre süresi. İki buçuk saat süre insanı bayıyor. Sanırım artık kimsenin bir filme konsantre olabilecek iki buçuk saati yok.
Sinema sektörünün karşısındaki en büyük sorunlardan biri bu.

Paylaş