Paylaş
John Gray, çağımızın ufuk açıcı düşünürlerinden.
Dünyada olan biteni ana akım düşünce tarzlarından farklı yorumluyor.
Fikirlerini sağ ya da sol olarak tanımlamak pek mümkün değil.
Kısa süre önce Türkçeye de çevrilen kitabı Yeni Leviathanlar, bugün Batı’da yaşananları anlamak için önemli bir kaynak.
Geçen hafta sonu İspanya’nın Fas sınırındaki toprağı Ceuta’ya akın eden 70 bin kişi Avrupa Birliği’nin bütün ayarlarını bozmaya yetti.

Polis sokaklarda mülteci toplamaya çalışırken 22 AB üyesi anında İspanya’yı karşılarına alan bir bildiri yayınladı.
Sınırı geçenlerin büyük çoğunluğu kısa sürede yakalansa da bu insanlık testi AB içindeki çatırdamayı net biçimde gösterdi.
John Gray, bu gibi krizlerin tek bir şeyi kanıtladığını söylüyor.
Batı’nın kendisini muzaffer olarak gösterdiği sistemin artık tarih olduğunu iddia ediyor.

Soğuk Savaş’ın bitişiyle zaferini ilan eden Batı tipi liberal çağın büyük bir yanılsamaya yol açtığını, bu devletlerin kendi içinde dönüştüğünü söylüyor.
“Batı’da liberal değerlerin dünyaya yayılmasının işareti olarak selamlanan Sovyetlerin çöküşü, liberalizmin sonunun başlangıcıydı” diyor.
Gray, Rusya ya da Çin’deki sistemi diğerlerine tercih ediyor değil. Farklı bir noktayı işaret ediyor.
Bugün Avrupa devletlerinin özgürlüğü genişletme iddiasında bir kurum olmaktan çıkıp sadece “kaosa karşı sığınak” olmayı vaat ettiğini anlatıyor.

Yaşananın rakip grupların kendi kimlik politikaları üzerinden iktidarı ele geçirme savaşından ibaret olduğunu söylüyor.
Ceuta’ya kısa süreli bir göç akını, küresel sistemde büyük bir değişimin göstergesi sayılabilir.

Artık “kurallara dayandığı” iddia edilen ve kimilerine göre sonsuza dek süreceği iddia edilen o sistem çatırdıyor.
Gray, dünyada tek bir küresel düzen yerine birbirinden farklı rejimlerin yan yana yaşayacağı bir senaryonun gerçekçi olduğunu söylüyor.

BİR UÇAK DOLUSU MUTLU TURİST
HER şey dahil tatil sisteminden hoşlanmayanlardanım.
Kalabalık bir otelde havlu atıp şezlong tutma, açık büfede yemek bulma telaşı hiç bana göre değil.
Fakat bu sene son dakika kararıyla İngiliz bir tur şirketinden bir haftalık Türkiye tatili satın aldım.
İran savaşı nedeniyle uçak bilet fiyatları tüm Avrupa’da aşırı artınca yurtdışında yaşayanlar için paket turlar daha mantıklı bir seçim haline geldi.
Biz de öyle yaptık. Bir uçak dolusu turistle birlikte İzmir’e indik. Oradan hep birlikte tur otobüsüyle otele geçtik. İngiliz turistler gibi Türkiye tecrübesi yaşadık.
Ve anladım ki hayat turiste güzel.
Bir kere tur sistemi çok iyi işliyor. Türkiye’de turizm sektörü çalışanları genel olarak işlerini iyi yapıyor ve güler yüzlüler. Ayrıca yabancı turistlere biraz daha ihtimam gösterildiği açık.
Bu günlerde maalesef bir kısmını orman yangınlarına feda ettiğimiz doğal güzelliklerimize diyecek laf yok.
Ancak bence Türkiye’nin turizmde mukayeseli avantajı son dönemde iyiden iyiye kendini gösteren gastronomisi.
Akdeniz çanağındaki hemen her ülkede otel yemekleri ortalama bir Avrupa turistini memnun edecek bir formül üstüne kurulur.
Oysa Türk mutfağındaki çeşitliliğin herkesi ziyadesiyle mutlu etmesi mümkün. Bu konuda cesur adımlar atıldığını görmek memnuniyet verici.
Yerel ürünler, yerel şefler ve yerel yemekler. Sanırım sihirli formül bu.
İngiliz usulü Türkiye tatilinin bitişinde bir uçak dolusu mutlu turistle birlikte geri döndüm. Uçaktaki turistlerin biraz fazlaca bronzlaşmış tenleri yaşadıkları deniz keyfinin kanıtıydı.
Ama dönüş yolunda bile hâlâ tatilde yedikleri yemekleri anlatıyorlardı.

EKONOMİSTİN ÖFKE TUZAĞI
SOSYAL medya dilinde son zamanlarda sevilen bir tabir var: Öfke tuzağı (ragebait).
Tartışmalı bir konuda diğer tarafı kızdırmaya yönelik bir paylaşım yapmaya dayanıyor.
Bunun son örneklerinden biri dünyaca tanınan ekonomistlerden Robin Brooks’tan geldi.
Brooks, Goldman Sachs’ın eski baş döviz stratejisti. Şimdilerde Brookings Institution’da çalışan ciddi bir ekonomist.
Ancak bir süredir yaptığı yorumlarla Yunanistan’da tepki çekiyor. Çünkü Yunan armatörlerin Rus petrolünü taşıyan gölge filo için çalıştığını, Yunanistan’ın Rusya’ya karşı yaptırımları engellemek için AB’de lobi yaptığını iddia ediyor.
Bu yorumların üzerine Yunanistan’da Brooks’un Türkiye’ye çalıştığına yönelik alaycı ve hakaret içeren paylaşımlar yapıldı.
Ekonomist bu öfke tuzağına, yine aynı şekilde bir paylaşımla cevap verdi.
Arkasında Atina’daki Akropolis’in göründüğü, yapay zekâ vasıtasıyla yapılmış bir görsel paylaşan Brooks şöyle yazdı: “Atina’ya yeni indim; şehrin en sevdiğim mekânlarından birinde, güzel bir şişe kırmızı şarap eşliğinde nefis bir Türk salatasının tadını çıkarmak üzereyim.”
Tabii bir Yunan lokantasında, Türk salatası ve Türk şarabı sipariş ettiğini iddia etmesi üzerine beklenen oldu. Yunan kullanıcılar hücum ederken Türkler tebrik için sıraya girdi.
Yine de bu öfke tuzağına aldanmamak lazım çünkü Brooks’un yarın nereye döneceği belli olmaz.
En iyisi dostça bir uyarıda bulunmak: “Robin, zaten Doğu Akdeniz’de ortalık karışık. Bir de sen bizi kendi salatana malzeme yapma. Ayrıca biz ona Türk salatası değil, çoban salatası diyoruz.”

Paylaş