Paylaş
BOĞAZ’DAKİ RENK DEĞİŞİMİNİN SEBEBİ ALG PATLAMASIDIR
- İzlemesi pek keyifli olsa da Boğaz’da ne oluyor?
“İstanbul Boğazı’nda yaşanan bu renk değişiminin temel nedeni “Coccolithophore” dediğimiz, Emiliania Huxley çeşidi alglerin yoğun şekilde çoğalmasından kaynaklı. Daha detay verecek olursak; fitoplankton dediğimiz bu yapılar fotosentez yapan mikroskobik canlılardır. Karbondioksit, güneş ışığı ve belirli minerallere (nitrat, fosfat, kalsiyum, silikat, demir vs.) ihtiyaç duyarlar. Bu sene Afrika’dan havalanan çöl tozları gerekli demir ve diğer mineralleri bol yağmurla birlikte Karadeniz’e bıraktı. Böylece yukarıda bahsettiğimiz parametreler bir araya gelmiş oldu ve alg patlaması yaşandı. Algler hücre çeperlerinde, güneş ışığını yansıtabilen kalsiyum karbonat taşırlar. Bu yapı su ile temas edince de ortaya turkuaz ve açık mavi tonlar çıktı.

- Boğaz’daki canlılığa bir zararı var mı?
Normal şartlar altında ve normal seyrinde devam ettiği sürece bir zararı yok. Ama aşırı bir artış olursa; özellikle de sığ kıyılar, kirliliğin çok yüksek olduğu bölgelerde, sıcaklıkların da yükselmesiyle beraber “ötrofikasyon” yaşanabilir. Göl- deniz gibi su ekosistemlerinde azot ve fosfor gibi besin maddelerinin aşırı artması sonucu alglerin hızla çoğalması durumudur bu. Bu süreç, suyun oksijenini tüketerek su canlılarının ölümüne ve ekosistemin çökmesine yol açabilir. O zaman da suyun rengi turuncu- kızıl renge döner. Kötü kokular ortaya çıkar. Şu an İstanbul Boğazı kartpostallık... Ancak Tekirdağ-Silivri arasında, İzmit Körfezi›nin belli bölgelerinde suyun rengi kızıla dönmüş durumda. Bu da bir alg patlaması aslında ama gördüğünüz üzere kirlilik, deniz suyu sıcaklığı ve sığ kıyılarda olması 2 farklı görüntüye yol açıyor.”

İzmit Körfezi’nin şu anki hali.
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞ… BOĞAZ TURKUAZA DÖNÜNCE ÇOK BALIK OLUR
- Balıkçılar, “Boğaz turkuaz renge dönünce balık sezonu bereketli geçer” diyorlar.
Doğru mu?
“Marmara Denizi’nde alg patlamasının balığın daha çok olmasına neden olduğu seneler yaşadık. Fakat Marmara gibi kirli denizler için alg artışı her zaman balık artışıyla doğru orantılı değildir. Çünkü kirliliğin yüksek olduğu bölgelerde algler saldıkları birtakım maddeler ile yüzeyde müsilaj benzeri film tabakası oluşturur. Bu da yumurtaların oksijen almasını engeller. Hatta yumurtaları yüzeye taşıyabilir. Bu yüzden ikisi arasında doğrusal bir ilişki yoktur. Yanlış avlanma ile balıkları tüketmezsek önümüzdeki yıllar daha bereketli olabilir aslında.”

Mustafa Sarı
MARMARA DİRENİYOR: DENİZ ÇAYIRLARI DENİZLERİMİZİN AKCİĞERİDİR
- Müsilaj tehlikesi geçti mi? Deniz çayırı ve pinalarla verilen mücadele nasıl gidiyor?
“Daha arife günü, yeni dalışlar yaptık. Marmara Denizi genelinde, 8 farklı istasyonda, Çevre Bakanlığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü desteğiyle, Çayır-İz ve Pina-İz isimli 2 proje yürütüyoruz. Düzenli aralıklarla bu bölgelere dalışlar yaparak hem pina hem deniz çayırlarını takip ediyoruz.
Son yıllarda, hele de yaşadığımız müsilaj felaketleri sonrası, deniz çayırlarının ekosisteme faydasına dair bir farkındalık oluştuğunu söyleyebilirim. İşletmeci de vatandaş da artık denize karşı daha hassas. Çeşitli kurum ve kuruluşlar deniz çayırı ekimi, transplantasyonu için bütçe ayırıyorlar, bunlar çok olumlu gelişmeler. En büyük şikâyetimiz deniz çayırlarının sökülüyor olmasıydı. Özellikle kıyılarımızda, ‘vatandaşın ayağına deniz çayırı değiyor’ diye turizm tesisleri söküyorlardı bunları. Son 3 yıldır bu sökümün azaldığını gözlüyoruz. Ama tamamen bitmedi! Yanı sıra denizlerimizdeki kirlilik oranı azalmadığı için deniz çayırı artışından da henüz ne yazık ki bahsedemiyoruz. Kirlilik azalacak ki askıdaki katı yükü azalmış, ışık daha derine inmiş, deniz çayırları da kıyıdan derinlere doğru uzamaya başlamış olacak. Acil olarak kıyı tahribini durdurmamız lazım.

YAKIN TAKİP ALTINDA
Ocak’tan beri Tuzla bölgesinde daha yoğun çalışıyorum. Ve daha önce hiç görmediğimiz 3-4 noktada çok sağlıklı, küçük de olsa çayır alanları tespit ettik. Şimdi oraları genişletip, korumak gibi bir çaba içindeyiz. Turizm sezonu açılmışken; işletmecileri, tatilcileri, yerel ve merkezi yönetimleri... Hepsini yeniden uyarmış olalım: ‘Deniz çayırı, denizlerin akciğeridir.’ Bunlara zarar verdiğimizde aslında geleceğimize zarar verdiğimizi unutmayalım.”
Paylaş