GeriFulya Soybaş Dünya Karatay'a karşı mı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dünya Karatay'a karşı mı

“Hamilelikte diyabet testi zararlı” dedi, aşıya karşı çıktı. Hakkında onlarca suç duyurusunda bulunuldu. “Tavuk döner büfelerinin önünden geçerken bile midem bulanıyor” diyerek bir sektörü karşısına aldı. Şimdi de koronavirüse karşı ‘kelle paça’ önerisi eleştiri oklarının hedefinde. Herkes mi ona karşı? İşte tıp dünyasında Prof. Dr. Canan Karatay polemiği...

Dünya Karataya karşı mı

50 YILLIK HEKİMİM İSTEDİĞİMİ SÖYLERİM

İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay “Polemik benim işim değil” diyor. Bilimsel verilerin ışığında konuştuğunun altını çizen Karatay, kendisine yöneltilen eleştirilere “Herkes kendi fikrini söylemekte özgürdür” diyerek yanıt veriyor.

Dünya Karataya karşı mı

REYTİNG İÇİN Mİ YOKSA TOPLUM İÇİN Mİ?

Koruyucu sağlık uzmanı Prof. Dr. Oğuz Özyaral bu konuda hayli sinirli. “Çıldırıyorum” diyerek açıyor telefonu. “Bizim ağzımızdan çıkan her söz çok önemli. ‘PR’ yapacağım, ‘reyting’ alacağım diye toplum sağlığına zarar getirecek laf duydunuz mu benden?” diye soruyor. Prof. Dr. Karatay’a yönelik en büyük eleştirisi, bilimsel gerçeklikten uzak oluşuna. Örnekliyor: “Ekmek yemeyin’ dedi, oysa dünya tıp literatürüne göre ‘ekmek yemezsen kaslarını yersin’. Bir profesör bunu söyleyebilir mi? ‘Sentetik malzeme koymayın, GDO’lu undan uzak durun’ demek başka, popülerlik için ‘Ekmek yeme’ demek başka! Bu yanlış yönlendirmedir.”

Dünya Karataya karşı mı

BİZ BUCKINGHAM’DA MI DOĞDUK

Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli sadece Prof. Dr. Canan Karatay’a değil, aykırı söylemleri ile gündem değiştirmeye çalışan birçok meslektaşına öfkeli. “Hekim, hastalarına ve insanlığa karşı sorumludur. Bilimsel olarak en son çıkan içtihatları uygular, pozitif bilimin ışığında hareket eder. Mesleğin etik kuralları vardır. Hekim olmak ağzına geleni söyleme hürriyeti vermez!” diyor. Tüm bu ‘ezber bozan’ açıklamaların toplum sağlığı yararına yapıldığı söylemine ise şöyle cevap veriyor. “Buckingham sarayında doğmadık, biz de bu halkın içinden geldik! Sen halk yararı gözetiyorsun da biz gözetmiyor muyuz?”

Dünya Karataya karşı mı

HER REÇETE KİŞİYE ÖZELDİR

Nörolog Prof. Dr. Derya Uludüz’ün de gündeminde “etik” ve “ahlaki” değerler var. Uludüz “Doktorlar, etik kurallara uygun şekilde, uluslararası camiada yayımlanan makaleler ve geniş katılımla yapılan çalışmaları referans vererek konuşabilirler. ‘Ben 3 kişiye uyguladım işe yaradı. Siz de deneyin’ demek etik değil” diyor. Uludüz, verilecek her reçete ancak kişiye özeldir diyerek şöyle devam etti: “Kılavuzunuz ‘Ayşe’ye uyguladım oldu, Fatma’ya da yarar’ olamaz. Verdiğiniz ‘genel reçeteler’ kişiden kişiye değişerek kolesterol, tansiyon, kalp problemlerine yol açabilir. Bir hekim verdiği bilginin ‘vereceği zararı’ mutlaka hesaplamalı.”

Dünya Karataya karşı mı

TOPLUMU AJİTE EDİYOR

Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TURES), Prof. Karatay’ın “Tavuk döner olan büfelerin önünden geçerken bile midem bulanıyor” sözleri için suç duyurusunda bulunmuştu. ‘Takipsizlik’ kararı çıktı. TURES Başkanı Ramazan Bingöl, Prof. Karatay’a tepkili. “Bu ülkede bir kişinin lafıyla bir sektör alaşağı edilemez” diyen Bingöl “Yediğimiz bir ürünün insan sağlığına zararlı olup olmadığının hükmünü devlet verir. Cumhurbaşkanlığı Sağlık Kurulu, Sağlık Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı var. Tıbbi altyapısı olmadan ‘Bunu yeme’ demek ne Canan Hanım’ın ne de bir başkasının hakkıdır. Toplumu bu şekilde ajite etmesini doğru bulmuyorum” diyor.

Dünya Karataya karşı mı

X

Geleneksel medyanın kralı fenomenlere karşı

Katıldığı bir programda sosyal medya fenomenleri ve influencer’lara “Hepsi çöp. Para kazanmaya çalışan zavallılar” diye ağır sözler sarf eden geleneksel medyanın ünlü ismi Okan Bayülgen sosyal medyanın gündemine oturdu. Bazı sosyal medya ünlüleri kendi mecralarından Bayülgen’e cevap verirken birkaçına da ben sordum. Problem ne? Neden sosyal medya geleneksel medyaya göre daha çok eleştiriliyor? Sosyal medya fenomenlerinin ‘çok’ para kazanması niye hep gündemde? İşte yanıtı...

BİRAZ İNSEN Mİ O YÜKSEK ATINDAN

Jahrein adıyla tanınan Ahmet Sonuç, çöp’ yorumuna sosyal medya hesabından “Yıllarca içerik olarak karşına ‘bimbo’ları (boş kadın diye çevrilebilir) çıkartıp dalga geçtin. Bunun üstünden eşek yüküyle para kazandın. Sonra çıkıp bu içeriğinden memnun olmadığını, pişman olduğunu açıkladın. Senin içeriğin de ego pornosuydu Okan’cığım. Biraz insen mi o yüksek atından?” yanıtını verdi.

YILLARCA KOLAY PARA KAZANDI

Sosyal medya fenomeni Aytuğ Ergen’in Instagram’da 3 milyon takipçisi var. Bayülgen’in ‘çöp’ ve ‘zavallılar’ sözlerine şu yanıtı veriyor: “Ulusal kanallarda yaptığı programlarla ahlaki değerlerimizi hiçe sayarak kolayca para kazandı. Şimdi sosyal medyada binbir emekle çekilen, her saniyesi emek kokan, bir şeyler yapıp bir şeyler kanıtlamaya çalışan gençliğe, ‘para kazanmaya çalışan zavallılar’ demesi son derece çirkin ve kabul edilemez. Sanırım bu çirkin yorumun altında eskisi gibi popüler olmayan programın ve kitlelerin sosyal medyaya kayması yatıyor.”

OKAN BAYÜLGEN HAKLI, PARA İÇİN PROFİLLERİNİ ÇÖPE ÇEVİRENLER VAR

Yazının Devamını Oku

Kostüm mü iç çamaşırı mı

JLO, Rihanna, Beyonce ve Madonna ile dünya sahnelerinde başlayan mayo-kostüm akımının Türkiye’deki en sıkı takip-çileri Hadise, Gülşen ve Hande Yener hiç şüphesiz. Ancak bir farkla. Yabancı şarkıcıların kostümleri alkış alıyor, bizimki-lerin kostümleriyse pek beğenilmiyor. Ünlü modacı Raşit Bağzıbağlı, ‘Onların giydiği kostüm, bizimkiler ise iç çamaşırına benziyor’ diyerek o farkı gündeme taşıdı. Bundan kastı ne? Yoksa biz çekememezlik mi yapıyoruz? Nerede o eski şaşa-alı sahne kostümleri? Sordum.

BİZİMKİLERİN KOSTÜMLERİ KALİTESİZ

PARİS Hilton, Doutzen Kroes, Petra Nemcova, Yolanthe Cabau gibi ünlü isimlere tasarımlarını giydiren ünlü modacı Raşit Bağzıbağlı, kimin ne giydiğinden ziyade giyilen kostümün kalitesi özelinde yorum yaptığını belirterek, “Önüme 2-3 kostüm fotoğrafı geldi. İç çamaşırı benzetmesini de o fotoğraflara bakarak yaptım çünkü bakınca ortada bir kostüm göremedim. Daha çok fantezi iç çamaşırına benziyordu. Beyonce, JLO gibi starların giydikleri daha ağır. Kaliteli kumaş-materyallerden yapılmış. Bizimkilerinki ise daha hafif. Aradaki en büyük fark bu. Belki de bütçe sıkıntısı yaşıyorlardır, bilemem ama giydikleri kostümler kalite algısını aşağı çekiyor. Buna saç, kıyafet uyumsuzluklarını da ekleyin. Benim sahne kostümü tasarlamak gibi bir iddiam yok, bu iş beni pek heyecanlandırmıyor ama olsa inan en kaliteli kumaşlar, materyaller kullanırdım. Hakkını verirdim. Bahsettiğimiz sanatçılarımız da sahneden iyi para kazanıyorlar. Yurtdışındaki bu trendleri uygulamak istiyorlarsa o sanatçıların modacıları ile çalışmalarını tavsiye ederim, tek başlarına değil” diyor.

İŞLEMEYE DOYDUK

Gönül Yazar, Ajda Pekkan, Bülent Ersoy gibi ünlülerin kostümleri düşünüldüğünde bugünkü sahne modasının bambaşka bir noktaya vardığı aşikâr. Bağzıbağlı bunun dünyada yeni bir akım olduğunu söylüyor ‘ama’ diyerek şöyle de bir parantez açıyor: “Yurtdışında çok fazla işleme giyiliyor. Kendall Jenner ve Jennifer Lopez daha yeni ful işlemeli kostüm giydiler. Tabii bizim sahneler yıllardır işlemeli kıyafetlere doydu! O nedenle bizim sanatçılar sahnede sadeleşmeye çalışıyor. Ama ABD’de durum tam tersi. Hem kırmızı halıda hem de sahnede işlemeler hâkim. Kullanılan kumaşlar ise çok kaliteli.”

ADRIANA LIMA İLE PİŞTİ

Yazının Devamını Oku

Doktorun ekranda göbek atması yasak mı

Seda Sayan’ın TV programına katılan Kalp ve Damar Cerrahı Banu Küçükpolat’ın program sonunda Roman havası eşliğinde göbek atması tam anlamıyla olay oldu! Doktor göbek de atar, gerdan da kırar, dövme de yaptırır, saçını maviye de boyatır. Bana göre ortada olaylık bir durum yok ama bazıları Dr. Küçükpolat’ı ‘Doktor, ağır olmalı’ diyerek sosyal medyada linç ediyor. Üzerine bir de TTB’nin doktor hakkında ‘göbek attığı için soruşturma açtığı’ iddiaları gelince ‘Ne oluyor?’ diye tarafları aradım. İşin aslını astarını sordum. İşte yanıtları...

RUHUMDA ROMANLIK VAR

KALP ve Damar Cerrahı Banu Küçükpolat’ı Bahçeşehir’deki muayenehanesinde yakalıyorum. Program bittikten sonra, telefonları da sosyal medyası da kilitlenmiş. ‘Sebebi ne?’ diye soruyorum. “Ne olacak? Bir göbek attım gündem değişti. İnan çok şaşkınım. Daha önce böyle bir şey hiç yaşamadım. Linç ettiler beni. İnsanlar ne kadar acımasız. Yazılanları okusan aklın durur” diyerek giriyor lafa. Duruma canı hayli sıkkın. Ne oldu da konu buralara kadar geldi, peki? Şöyle anlatıyor: “Programa davet aldım. Gittim. Soruları cevapladım. Yayın biterken de ‘Kapanışını beraber yapalım’ dedi Seda Hanım. Roman havası çaldı. Oynadım. Olay bu. ‘Vay! Doktor nasıl oynarmış?’ Nereyi açsam hakkımda konuşuluyor. Övenler de var tabii ama daha çok linç ediyorlar. Anlamıyorum ki hastan masada mı kalmış? Biri zarar mı görmüş? Bazı hekimler yazıyor özelden ‘Ayıp’ diye. Ruhumda var Romanlık. Ne olmuş yani?

TRAKYALIYIM BEN

“Ben böyleyim. Üniversitede de böyleydim, doktor oldum yine böyleyim. Tiktok hesabım var. Aç, bak! Orada da oynarım. Instagram’da da oynarım. Renkliyim. Hastam gelir asık suratlı. Onu da oynatırım. Trakyalıyım ben, Edirneli. Bilirsin bizim oraları. Gülmeyi, eğlenmeyi, oynamayı severiz ama yorumlar karşısında nutkum tutuldu. Tanımadığınız birine nasıl bu kadar nefret kusarsınız yahu. Kimin canını almışım? Kimin parasını gasp etmişim? Psikolojim altüst oldu. Normal hayatta nasılsam ekranda da öyle davrandım. Kimliğimi, ruhumu değiştirmedim.”

TOPLUM SAĞLIĞINI RİSKE EDENLERE BAKSINLAR

Soru: Türk Tabipleri Birliği’nin hakkınızda soruşturma açtığı iddia edildi? Henüz TTB ile konuşmadım, konuşacağım ama şu ana kadar elinize ulaşan bir bilgi, soruşturma ya da inceleme yazısı var mı?

Cevap:

Yazının Devamını Oku

Zeytin hasadı başladı

Yaşadığımız coğrafyanın bize sunduğu en büyük zenginliklerinden biri hiç şüphesiz bereketin simgesi zeytin ağacı. Ancak zeytini ne kadar sevsek, kahvaltılarımızdan eksik etmesek de iş zeytinyağına geldiğinde pek kıymetini bilmiyoruz. Yunanistan’da kişi başı tüketim yaklaşık 13 kiloyken Türkiye’de bu oran bir buçuk kilo ile sınırlı. Oysaki Türkiye’de sektörün lideri İspanya ve İtalya’daki kadar kaliteli zeytinyağları üretiliyor. Erken hasadın başladığı bugünlerde kaliteli zeytinyağı, önemi ve fiyatının izini sürdüm.

14 milyon zeytin ağacı ile Türkiye’nin sofralık zeytin üretim merkezi Manisa Akhisar’ın Ticaret Borsası Başkanı Alper Alhat, bölgede 7-8 yıldır kaliteli zeytinyağı üretimi için çalıştıklarını, 67 fabrikada 22 bin üretici ile soğuk sıkım zeytinyağı üretildiğini söylüyor, şöyle devam ediyor: “Pandemi ile dünyada herkes daha sağlıklı bir yaşam arayışına girdi. Yediğimiz, içtiğimiz de elbet bu işin bir parçası. Soğuk sıkım zeytinyağı da sağlıklı ve güvenilir gıda olarak tam da bu noktada öne çıkıyor. Bölge olarak Tarım Bakanlığı ile başlatılan ortak bir projenin de parçasıyız. 28 derecenin üzerinde zeytinyağı sıkan tek bir fabrikamız yok! Bu işe geç başladık ama en iyisini yapıyoruz. Türkiye’de sofralık zeytinin yüzde 70’ini üretiyoruz. Zeytinyağı ihracatı payımız ise yüzde 10-15 civarında. Hedefimiz, farklı kalite ve çeşit ile bu payı artırmak.”

VERGİ İNDİRİLSİN

Zeytinyağının üretici çıkış fiyatında geçtiğimiz yıldan bu yana yüzde 50’den fazla artış yaşandı. ‘Artış devam eder mi?’ sorusuna Alhat, “Sadece zeytinyağı fiyatlarında değil, tüm bitkisel yağ fiyatlarında bu sene yaklaşık yüzde 110’luk bir artış var. Dolar kuru, kuraklık, üretim azlığı (geçen seneye kıyasla yüzde 25’lik düşüş var) bu durumda etkili oldu. Buna rağmen zeytinyağı çiçek yağı ile kıyaslandığında daha az zamlandı ki üreticinin özverisi büyük. Bu dönemde devletten hiç destek göremedik. yüzde 70’i ithal olan çiçek yağı üreticisi için vergiler indirildi ancak zeytinciler destek alamadı. Bizler de zeytinyağı raf vergisinin 8’den 1’e indirilmesini talep ediyoruz” diyerek yanıt veriyor.

20 LİRAYA ZEYTİNYAĞI OLMAZ

Akhisar, Türkiye’nin en büyük zeytin bölgesi. Zeytinyağında ise markalaşma ve tanıtım atağındalar. Bu işi de ünlü bir isim, Ayhan Sicimoğlu üstlenmiş durumda. ‘Ne alaka?’ diyenler için yazayım Sicimoğlu İspanya ve İtalya’da butik zeytinyağcılığı üzerine araştırmalar, programlar yapmış da bir isim. Şimdilerde kendi adını taşıyan 3 ayrı -Klasik, Yeşil Altın, Kızıl Altın- zeytinyağı serisi çıkarıyor. Ertuğrul Özkök’e göre yeşil altın serisi İtalya’nın Puglia bölgesinde üretilenlerden daha güzel. Sicimoğlu’nu önlüğü giymiş, zeytin hasadı yaparken yakalıyorum. Şöyle anlatıyor: “Akhisar benim için Türkiye’nin Toskana’sı. Ayvalıklılar kızmasın ama denizden daha yüksekte, daha iyi rüzgâr alan bir bölge. Ben ‘butik’ zeytinyağı üretiyorum. Soğuk sıkım, sızma. Türkiye’de ise zeytinyağı hem sıcak hem soğuk yemeklerde kullanılır ama maalesef bizde zeytinyağı kültürü, farkındalığı pek yoktur. Anadolu’da bir restorana veya bir lokantaya gittiğinizde zeytinyağı isteyin ayçiçek yağı getirirler. Her ne kadar ülkemizde ‘zeytin yağlılar’ gibi bir kategori olsa da bu durum zeytinyağının kullanımını kısıtlamış ve gelişimini engellemiştir. Bir de Türkiye’de insanlar zeytinyağı diye bugüne kadar hep kötü yağ yemişler ve adı da acı yağ kalmış. O nedenle Ege, Akdeniz dışında yemeklerde pek tercih edilmiyor. Öyle ki zeytinyağı üretiminde 4. ülke olmamıza rağmen tüketimde 1.5 kilo ile sonuncuyuz.”

Yazının Devamını Oku

Salgın 1 yıl içerisinde bitecek mi

Amerikan mRNA aşısının üreticisi de olan ilaç firması Moderna’nın CEO’su Stéphane Bancel tarih verdi: Dünya genelinde vakaların yaklaşık 228, ölümlerin ise 5 milyona yaklaştığı koronavirüs salgınının 1 yıl içerisinde biteceğini söyledi. DSÖ, şubat ayında benzer bir açıklama yapmış 2022 yılının ortalarını işaret etmişti. Türkiye’de ise KLİMİK, 6-9 ay içinde pandemik dönemin sona erebileceğini duyurmuştu. Peki, nasıl? 1 yıl içerisinde ne değişecek de pandemi sona erecek? Sevinmek için erken mi? Sordum.

MODERNA CEO’SU TARİH VERDİ

İSVİÇRE’DE yayımlanan Zeitung gazetesine konuşan Moderna CEO’su Stéphane Bancel, pandeminin 1 yıl içerisinde biteceği öngörüsünü aşı üretim kapasitelerinin artmasına bağladı ve şunları söyledi: “Son 6 ayda aşı üretim kapasiteleri arttı. Bu kapasite ile gidersek önümüzdeki yılın ortasına kadar dünya üzerinde herkesin aşılanmasına yetecek kadar doza ulaşılır hale gelir. Bugünden itibaren, önümüzde pandeminin bitmesi için 1 yıl var gibi farz edebiliriz. Aşı olmayanlar ise kendiliğinden bağışıklık kazanacak.”

DAHA ÖLÜMCÜL OLMAZ

HALEN 182 ülkede kullanılan Oxford/AstraZeneca aşısını geliştiren bilim insanı Dame Sarah Gilbert de “Virüs tamamen mutasyona uğrayamaz çünkü spike proteini hücreye girmek için insan hücresindeki ACE2 reseptörü ile etkileşime girmek zorunda. Eğer spike proteini reseptörle etkileşime giremeyecek kadar değişirse zaten hücre içine giremez. Bu nedenle virüsün, bağışıklıktan kaçarak bulaşıcı bir virüs olabileceği çok fazla yer yok. Onun için COVID-19’un çok daha ölümcül bir varyanta dönüşmesi olası değil. Virüsler bir popülasyona yayıldıkça zamanla daha az öldürücü olma eğilimindelerdir” diyerek COVID-19’un zamanla soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan mevsimsel gribe döneceğini onaylıyor.

TÜNELİN UCUNDA IŞIK GÖRÜNÜYOR

TÜRK Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, ‘Pandeminin sonu ne zaman gelecek?’ başlığı ile düzenlenen toplantıda, tünelin ucunda ışık görüldüğünü söylemişti. Prof. Dr. Azap, “Aşıdan kaçan bir varyantın ortaya çıkmaması halinde, önümüzdeki 6-9 ay içerisinde pandemik dönemin sona ereceğini ve virüsün mevsimsel bir hastalığa dönüşeceğini düşünüyorum. ‘Bitmeyen pandemi’ diye bir şey yok tarihte. Tüm pandemiler biter. Bu da bitecek. Burada önemli olan daha fazla uzamaması. Hepimiz bunaldık ama çoğu gitti azı kaldı. Bir kere elimizde aşılar var ki koruyuculukları çok yüksek. Oldukça güvenli aşılar, yeterli miktarda da üretiliyor. Tabi tek başına aşı olması yetmez, aşılanmak da gerekir. Aşılanma ve beraberinde maske, mesafe gibi toplumsal önlemler ile bu işi halledebiliriz. Ayrıca, bu sene sonunda kullanıma girmesi beklenilen etkili ilaçlar da (hap şeklinde) geliştirilme aşamasında. Hastalığın başında verecek, bulaşı 1-2 gün içerisinde durdurabileceğiz. Aşılama, bireysel önlemler ve yeni ilaçlar ile durumu artık salgın olmaktan çıkarıp endemik bir virüs haline çevirebiliriz” diyor.

AŞIYA ULAŞABİLEN ÜLKELER ŞANSLI

Yazının Devamını Oku

Bilim karşıtı hekim olur mu

Sağlık Bakanlığı ve meslek örgütleri, COVID-19 ile mücadelede şu an elimizdeki tek silah olan aşının yaygınlaşması için çabalıyor. Ancak bazı hekimlerin aşı karşıtı açıklamaları o mücadeleye gölge düşürüyor. TTB de hem ekranlardan hem de sosyal medyadan aşı karşıtı açıklamalar yapan, bir yandan da kendi adını taşıyan bitkisel ilaçlar satan Dr. Ümit Aktaş için 1 ay meslekten men cezası verdi. Hem taraflarla konuştum hem de Avrupa’da aşı olmayan ve aşı karşıtı hekimlere ne gibi yaptırımlar uygulanıyor inceledim.

HEKİM AKLINA HER GELENİ SÖYLEYEMEZ

İSTANBUL Tabip Odası Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, Dr. Ümit Aktaş hakkında ‘reklam’ ve ‘etik ihlali’ gibi nedenlerle birden fazla soruşturma olduğunu söylüyor. Son alınan 1 aylık meslekten men kararı, Dr. Aktaş’ın bir programda dile getirdiği ‘Aşının faz çalışmaları tamamlanmadı. ABD’de ve Avrupa’da on binlerce insan aşı kaynaklı nedenlerle öldü’ gibi yanıltıcı, toplum sağlığını riske sokan açıklamalarının ardından geldi. Prof. Dr. Küçükosmanoğlu, “Ceza nihai değil. TTB yüksek onur kuruluna gidecek, itirazlar dinlenecek. Onaylanırsa karara bağlanacak ki bu süreçler biraz zaman alır” diyor. Bilimdışı açıklamaları nedeniyle 3-4 doktor hakkında daha soruşturmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Küçükosmanoğlu, “Biri çıkıyor, ‘Aşı yapan hekimler yargılanacaklar’ diyor. Öteki, yanıltıcı bilgiler ile kendi pazarını oluşturmaya çalışıyor. Bir başkası COVID-19’un varlığını inkâr ediyor. Bunlar gerçekdışı ve işi bilim olan bir biliminsanına yakışmayan beyanlar. Kişi, hekim diye aklına her geleni söyleyemez. ‘Bana göre’ diye bir tabir yoktur bilimde. ‘Bana göre aşı yanlıştır’ ya da ‘Bana göre COVID-19 yoktur’ demek bilimi inkârdır. Sağlık Bakanlığı, meslek odaları ve üniversiteler bünyesinde yürütülen çalışmalar, araştırmalar var. Belli aşamalardan geçmeyen hiçbir aşıya ruhsat verilmez, inanmayın” uyarısında bulunuyor.

KAMU SAĞLIĞI İLE OYNUYORLAR

TÜRK Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı da İTO Onur Kurulu kararının henüz kesinleşmediğini hatırlatarak, “İtirazlar olur, savunma alınır. Süreç böyle işler ama meslek odasının aldığı karar bazı hekim beyanlarının kamu sağlığını tehdit ettiğini topluma anlatmak açısından önemli” diyor ve şöyle devam ediyor: “Diyelim aşı tereddüdü yaşayan biri var. Bakıyor, bir hekim çıkmış, bilimsel dayanak olmadan, aşı karşıtlığı yapıyor. Toplum, bu hekimin açıklamalarının bilimsel olmadığını nereden bilecek? Neye göre değerlendirecek? Bunlara inananlar, ‘Ama bu hekim böyle söylüyor’ diyenler var. Bilimdışı bu söylemler kafa karışıklığına, sanki hekimler arasında bir anlaşmazlık varmış da ortada somut, bilimsel veriler yokmuş gibi algılanmasına da yol açıyor. Bu söylemlere inanıp aşı olmayanlar, 2 doz Sinovac olduğu halde hatırlatma dozunu yaptırmayanlar var. Risk grubundakiler, gebeler var. Hayatlarını kaybediyorlar. Vefat sayımız bir süredir 200’ün altına düşmüyor. Sağlık Bakanlığı da bu konuda bir adım atmalı. Açıklamaları ile toplum sağlığını riske eden bu hekimlerle ilgili -mesela açığa alma gibi- yaptırımlar uygulanırsa böyle durumlarla karşılaşmayız.”

‘YÖNETİMDE YER ALMAMI İSTEMİYORLAR’

Yazının Devamını Oku

Yıldızlara bakmadan adım atmayanlardan mısınız

Burçlardan ya da astrolojiden bahsedilirken hangimiz kulak kabartmadık? ‘Merkür geriliyor’ diyerek hangimiz yeni bir anlaşmayı imzalamaktan vazgeçmedik? Astroloji böyle işte! İsteseniz de istemeseniz de bir şekilde hayatımıza giriyor ama ortada hiçbir emare yokken 6 yıllık eşini doğum haritasına bakarak, ‘Aldatıyor’ diye kıskanmak, suçlamak ve akabinde boşamak! Bugüne kadar duyduğum en saçma gerekçe. Hayatını sadece yıldızlara göre yönlendirenler var mı? Öngörüler ne kadar gerçek? Astroloji konusundaki hatalı yaklaşımlar neler? Sordum.

ASTROLOJİDE KESİNLİK YOKTUR

ASTROLOG Aygül Aydın, ‘Astroloji 4 bin yıllık kadim bir bilgidir’ diyerek giriyor söze ve astrolojinin ne olmadığını şöyle anlatıyor: “Osmanlı’da doğum haritasına ‘feleğin çemberi’ denirdi. Doğum haritası dediğimiz şey de senin hangi yıldız ya da gökyüzü olayı altında doğduğunu gösterir. Buna bakarak da birtakım öngörüler ortaya koyar. Mesela ‘Venüs’ün aslan. Sen şöyle bir evlilik yapabilirsin’ ya da ‘Şu işe daha yatkınsındır’ deriz. Yani birtakım ihtimalleri konuşuruz. İlla bu ihtimaller gerçekleşecek gibi bir durum söz konusu değildir. Önemli olan kişinin iradesidir. İnsan iradesi gezegenlerden üstündür.

Bizler gökyüzüne bakarak belirli izleri takip eder, yaşadığımız zamanı anlamaya çalışırız. Yani astroloji gelecekten ya da şu andan haber vermez! Diyelim bir proje var elinizde ve ‘Acaba şimdi mi başlasam yarın mı?’ diye düşünüyorsunuz. Eskiden yıldızlar aynı konumdayken ne olmuş? Astroloji bunu söyler ki ders al. Ama kimseye ‘Kesin böyle olacak’ ya da ‘Olmuş’ demez, diyemez. Hiçbir astroloji haritası, hiçbir astrolog kader belirleyemez. ‘Doğum haritasına göre yaşamak’ gibi durum olamaz. Olsaydı bu işi yapan biri olarak ben yaşar, her şeye önlem alırdım. Astroloji sonuca giden yolda davranışlarımızın nasıl olması gerektiğini söyler ama kesinlik barındırmaz” diyor.

BOŞANMA SEBEBİ

ÖZGE Eğrikar’ın haberini okumuşsunuzdur. Futbolcu Özer Hurmacı, Trabzonspor’da oynadığı dönem evlendiği Mihriban Hurmacı ile ‘astroloji’ yüzünden boşanıyor. Boşanma dilekçesine de konu olan iddiaya göre Mihriban Hurmacı, astroloji haritasına bakarak eşini kıskandı, ‘Beni aldatıyorsun’ baskısı yapmaya başladı. Zaten var olan sorunlarına bir de bu eklenince çift soluğu mahkemede aldı.

YILDIZLARA BAKMADAN FİLM ÇEKMEZ

Yazının Devamını Oku

5 dakikalık ‘jet’ muayene sağlıkta şiddeti körükler mi

Hekim ve sağlık çalışanlarının gündeminde, COVID-19 ve aşılama kadar önemli bir konu daha var: ‘Merkezi Hekim Randevu Sistemi’ndeki randevu aralıklarının 5 dakikaya düşürülmesi. ’TTB, hastaya ayrılan beş dakikalık muayene süresinin hataları ve dolayısıyla da sağlıkta şiddet olaylarını arttıracağı kaygısı ile Sağlık Bakanlığı’na bir yazı gönderdi. Peki, 5 dakikalık ‘Jet’ muayene şiddeti neden, nasıl artırır? Ortalama muayene süresi ne olmalı? Hekimler anlatıyor...

ORTALAMA SÜRE 20 DAKİKA OLMALI

TTB Şiddet Çalışma Grubu üyesi Dr. Samet Mengüç, Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir muayenenin ortalama süresinin 20 dakika olarak belirlendiğini belirterek, “Bugün geriye dönüp baktığımızda, sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin ana problemlerinden biri bu işte: zamansızlık. Günde kaç hasta baktığınızdan ziyade hastaya ne kadar zaman ayırdığınız önemli. Neden biliyor musun? Çünkü bizim meslekte asıl olan iletişimdir. Doktorun hastası ile iyi bir diyalog kurması, hastanın rahatlaması lazım ki hasta en namahrem bilgiyi bile çekinmeden anlatsın, doktor-hasta arasında bir güven ilişkisi kurulsun. Takdir edersin ki bunun için de 5 dakika yetmez. Bir muayenenin temel unsuru, anamnez dediğimiz karşılıklı soru-cevap, yani işte bahsettiğim bu diyalogdur çünkü doktorların yüzde 80-90’ı bu noktada teşhisi koyar. Tahlil ve tetkikler tereddütte kaldığımız, ‘Aman, şunu atlamayayım’ dediğimiz noktada devreye girer. Tüm bunlar da ortalama 20-25 dakika süre alır” diyor.

SİSTEM REVİZE EDİLMELİ

Türkiye’de sistem, her 10 dakikaya bir randevu veriyor. Ancak sistem, hastanın randevusuna gelmeme ihtimalini de hesaba katarak aynı saate 2 randevu da verebiliyor. Bu da, muayene süresini 5 dakikaya düşürüyor. Buna ayaktan gelen hastaları da ekleyin! Muayene süresi kısaldıkça kısalıyor. Dr. Mengüç, “Sistem daha çok hasta bakmaya odaklı. O zaman da hekim-hasta ilişkisi yok oluyor. Hasta, ‘Doktor yüzüme bile bakmadı’ diyerek, tabi ki bilmediğinden, sistemi değil hekimi suçluyor. O an orada bir şiddet yaşanmasa da hastanın kafasında doktora karşı bir ön yargı oluşuyor, haliyle bunu çevresine yansıtıyor. Dolayısıyla bir sonraki karşılaşmada şiddet ihtimali artıyor. Tersinden bakalım: Hekim, kafasına göre muayene süresini uzatsın diyelim. Bu sefer de diğer hastalar kapıya vurmaya, ‘Hocam sıram geldi niye bekliyorum hala?’ demeye başlıyor. Nitelikli sağlık hizmeti sunmak ve almanın en önemli kuralı muayene sisteminin oturtulmasından geçer. Bu bile tek başına çözülse eminim şiddet büyük oranda yok olacaktır” diyerek randevu sistemimin yeniden düzenlenmesini talep ediyor.

MUAYENE SÜRELERİ TÜKENMİŞLİK HİSSİ YARATIYOR

ŞÜPHESİZ ki 20 milyonluk nüfusu ile sıkıntının en çok hissedildiği illerin başında İstanbul geliyor. İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, “Sistem ‘Hasta gelmezse’ diye aynı saate bir başka hasta daha atıyor ama neredeyse randevusuna gelmeyen hasta yok! Bu da 10 dakikalık süreyi beşe düşürüyor. Elbette bu, işin merkezi bir sitemden yürütülmesi, suistimalleri engellemesi, işi kolaylaştırması açısından önemli ancak bir yandan da meslek pratiğimizi kötü etkiliyor. Hastaya yeteri kadar zaman ayıramamak, kapıda bekleyen hastaların yarattığı baskı hekimleri tükenmişliğe itiyor ki bu da hem hizmetin kalitesini düşürüyor hem de genç hekimlerin ya daha kolay branşlar seçmesine ya da yurt dışına gidip orada çalışma arzusuna kapı açıyor” diyor.

Yazının Devamını Oku

Bir garip miting

Küreselcilerin oyunundan bahsediyorlar; argümanları da pankartları da başlarında miğfer ile ABD kongresini basan küresel komplo teorisyenleri, QAnon grubundan arak. ‘Aşı karşıtıyız’ diyorlar; içlerinde 2 doz aşılılar var. On binlerce kişi oldukları iddiasındalar; koskoca miting alanında hepi topu 3-4 bin kişiler. Türkiye’de aşı zorunlu olmamasına rağmen ‘Aşı karşıtı değil, aşı dayatmasına karşıyız’ diyenlerin Maltepe toplaşması bir kez daha kanıtladı ki argümanları gerçek değil. Peki, gerçek ne? Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Sarp Üner ile argümanlarını ve mitingi masaya yatırdık.

ARGÜMANLARI TEMELSİZ

MALTEPE’deki mitinge katılanlar neşeyle Türk bayrakları sallıyor, o sırada sahnedekilerden biri ‘Akın akın geliyorlar’ anonsları yapıyor; dönüp bakıyor, ‘Hani’ diyorsunuz içinizden. İnanmıyorsanız buyurun izleyin YouTube’a yükledikleri videoları. Toplasınız 3 hadi taş çatlasın 4 bin kişiler. Prof. Dr. Sarp Üner “Tamamen dışarıdan toplanıp, buraya getirilmiş bir grup. Bazı pankartlar ile o pankartları taşıyanların inandıkları arasında fark olduğu çok belli. Birileri önceden pankartları yazıp, ellerine tutuşturmuş sanki” diyerek bana katılıyor. Çoğunluğu muhafazakârlar oluşturuyor gibi gözükse de aslında heterojen bir grup. Kendini Atatürkçü olarak tanımlayanlara kadar geniş bir yelpazedeler.

KÜRESEL GÜÇLER

AKİT yazarı Abdurrahman Dilipak da konuşmacı. Komplo teorilerine dayandırıyor konuşmasını. mRNA aşısı için, ‘Aşı değil, gen terapisi. Ne idüğü belirsiz sıvı’ diyor, güvenli dünya çağrısı yapıyor. Konuşma bitince biri ‘Arkaya ses gelmiyor’ diye sesleniyor. Sunucu ‘Londra-ABD devreye girdi, engellediler’ diyerek topu yine ‘küreselcilere’ atıyor. Mitinge gelenlerin iddiaları benzer; alüminyum (Grafen Oksit) çip, 5g, Bill Gates, küresel çeteler, İllüminati gibi. ‘Büyük oyunu biz çözdük’ kafasındalar. Bunu aşı karşıtı bu insanları küçümsediğim için söylemiyorum çünkü iddialarının gerçek olmadığını biliyorum. Prof. Dr. Sarp Üner de “Söylediklerinin temeli yok. Sloganlarının altı boş! İddiaların hepsi çürütüldü ama ısrarla aynı söylemlerdeler. Amaç kafa karışıklığı yaratmak. Benim anladığım aşı karşıtlığından nemalanan bir grup var. Hem siyasal hem finansal anlamda. Siz ne derseniz deyin çıkarları uğruna aynı yalanı söylemeye devam edecekler. Küresel komplodan bahsediyorlar ama kendileri komplonun parçası. Aşı karşıtlarının argümanlarını aslında 12 kişinin uydurduğu ispatlandı” diyor.

KİM BU 12

Yeri gelmişken not düşeyim; yanıltıcı bilgilerle mücadele eden Dijital Nefretle Mücadele Merkezi ve Aşı Karşıtlığını İzleme Kurumu 1 Şubat-16 Mart 2021 tarihleri ​​arasında sosyal medyada tespit edilen 812 binden fazla gönderiyi analiz etti. Bulgulara göre Facebook ve Twitter’da paylaşılan tüm yanlış ve yanıltıcı bilgilerin yüzde 70’i 12 kişinin elinden çıkma. ‘Dezenformasyon düzinesi’ denilen ve aşı karşıtlığı üzerinden servet elde eden grubun içinde bitkisel hap satmaya çalışan doktorlar ile suikaste kurban giden ABD Başkanı John F. Kennedy’nin yeğeni Robert F. Kennedy de var.


Yazının Devamını Oku

11 Eylül’ün ardından uçuşlarda ne değişti

Bundan 20 yıl önce 11 Eylül’de San Francisco ve Los Angeles’a giden 4 yolcu uçağı kaçırıldı. O uçaklardan biri İkiz Kuleler’in kuzey, 17 dakika sonra ise ikincisi, hem de canlı yayında, güney kulesine çarptı. Yirmili yaşlarda genç bir muhabirken, tüm dünya ile aynı anda izlediğim bu görüntü aklımdan çıkmıyor. Saldırı sonrası ABD politikaları yeniden şekillenirken Afganistan ve Irak da o enkazın altında kaldı. Müslüman karşıtı ayrımcılık arttı, sansür yaygınlaştı. Ama değişen bir şey daha vardı! Uçak yolculukları...

UÇMANIN KEYFİ KAÇTI

YAZMAK istediğim konu hem havacılık hem de 11 Eylül olunca gazetenin bu konudaki en önemli ismi, Uğur Cebeci’yi aradım. Cebeci 20 yıl önce 11 Eylül’de New York’taydı ve İkiz Kuleler’in yıkılışına şahit oldu. Afganistan’daki askeri varlığın daha düne kadar kalıcı olması, Müslümanlara karşı önyargı, nefret, ırkçılığın artması, sınır dışıların çoğalması, ABD İçişleri Bakanlığı’nın kurulması hiç şüphesiz 11 Eylül’den sonraki önemli değişimlerden. Ancak havacılık da en az bu saydıklarım kadar değişti. Cebeci de aynı görüşte. “Eskiden uçmak rahat, keyifli bir işti. 11 Eylül havacılığın kimyasını değiştirdi. Alınan katı kararlar işin heyecanını da keyfini de kaçırdı. Şimdi uçmak daha çok bir eziyet!” diyor.



KUYRUKLAR YOKTU

Yazının Devamını Oku

Bilim insanları ayakta

COVID-19 aşısı karşıtları yarın İstanbul Maltepe’de Akit yazarı Abdurrahman Dilipak’ın da konuşmacı olarak katıldığı ‘Büyük Uyanış’ mitingi düzenliyor. İstanbul Valiliği’nin izin verdiği mitinge karşı bilim insanları sesini yükseltti. ‘Salgın zamanı aşısızların, maske-mesafesiz toplanması halk sağlığına meydan okumaktır’ diyen uzmanlar ‘Demokratik hak mıdır?’ sorusuna ise sadece Türkiye’de yaklaşık 60 bin kişinin öldüğünü hatırlatarak gönül rahatlığı ile evet diyemiyor.

TAAMMÜDEN İNSAN ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS

ANKARA Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Ünal aşı karşıtlarının her türlü girişiminin ‘topluma karşı işlenen suç’ kategorisinde olduğunu söylüyor ve “Mitingi organize edenlere karşı devletin tüm mekanizmaları harekete geçmeli, bunun başında yargı gelir, ağırlaştırılmış cezalar verilmeli. Tüm sivil toplum örgütleri ve kuruluşlar da tepkisini dile getirmeli, etik sorumluluğuna göre davranmalı. Çünkü aşı karşıtları yalan yanlış bilgilerle ‘taammüden insan öldürmeye teşvik suçu’ işlemektedirler. Toplumu yanlış etkileyecek girişimlere olanak verilmesi vatandaşı tehlikeye atar. Pandemi şartlarında, ‘Kanaryaları seviyorum. Kanaryalara özgürlük mitingi yapacağım’ desem bana izin verilir mi? Verilmez. Bu mitinge de izin verilmemeli. Ayrıca, bu insanlar aşı karşıtı ve mitingde de korunmayacaklar, salgının abartılı hale gelmesine neden olacaklar. ‘Birbirlerine bulaştırsınlar, bize ne’ demek Hipokrat yemini eden bizlere yakışmaz. Devlet müdahil olmalı” diyor.

RANT PEŞİNDELER

Prof. Dr. Ünal aşı karşıtlarının argümanlarının bilimsellikten uzak olduğunu hatırlatarak, “Bill Gates’in adamları soykırım yapıyorlar, Türk ırkını yok edecekler’ diyen kişileri ciddiye alıp bilim insanı olarak ne cevap vereyim, inan şaşırdım. Komedi artık bu! Ya gerçekten çok zekiler bizimle eğleniyorlar ya da gram akıl yok! En başından söyledim; aşı kararsızlarına saygı duyarım. Onları ikna etmek, bilimsel dayanaklar sunmak bizlerin görevi. Ama aşı
karşıtlığı bambaşka! Aşı karşıtı olup da bu işten rant elde eden, çıkar sağlamaya çalışan o kadar çok kişi var ki! Hekim kimliği altında aşılara karşı çıkan bazı kişilerin, kendi ürünlerini fahiş fiyata pazarlamaya çalıştıklarını biliyoruz” diyerek Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda bir adım atması gerektiğinin altını çiziyor.

DEMOKRATİK HAK DEĞİLDİR

HEMATOLOJİ Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner

Yazının Devamını Oku

Kripto para piyasası altüst... Bitcoin çakıldı

Daha birkaç yıl öncesine kadar birçoğumuzun yatırım aracı ya altın ya da dövizdi. Bu işlerden biraz daha iyi anlayanlar borsaya yönelirdi. Şimdilerde ise durum farklı. Gözümüz kulağımız kripto paralarda! Piyasanın lideri ise şüphesiz Bitcoin. Ancak Latin Amerika ülkesi El Salvador’un Bitcoin’i ‘yasal para’ kabul etmesiyle 52 bin 900 dolar seviyesine kadar yükselen Bitcoin’in dün bir anda yaklaşık yüzde 20’lik çöküş ile yatırımcıyı şoke etti. Binlerce dolar buhar oldu. Peki, olağandışı bu çöküşün nedeni ne? Daha da önemlisi piyasa toparlanır, yatırımcı yeniden kârâ geçebilir mi? Yıldızı parlayan kripto paralar hangisi? Huobi Global Araştırma Müdürü Beste Naz Süllü ile konuştum.

DÜŞÜŞÜN KAYNAĞI TWITTER’DA

HUOBİ Global Araştırma Müdürü Beste Naz Süllü sadece Bitcoin değil, neredeyse her coinin yüzde 20’ye yakın düşüş yaşadığını belirterek, düşüşün nedenini Twitter’dan öğrendiğini söylüyor. Bilmeyenler için konuyu şöyle özetleyeyim; ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) yüksek faizli kripto ürün planları yapan, (plan stabilcoin sahiplerine tasarrufları üzerinden yüzde 4 faiz vaat ediyor) Coinbase borsasını uyarıyor. Uygulamayı başlatırlarsa Coinbase’e dava açılacağı duyuruluyor. Bunun üzerine Coinbase Borsası’nın CEO’su Brian Armstrong da oturup SEC’e karşı hayal kırıklığını ve öfkesini dile getirdiği uzun bir tweet atıyor. Sonrasını Huobi Global Araştırma Müdürü Beste Naz Süllü anlatıyor:

SEC ELEŞTİRİSİ

“Düşüşün kaynağını Coinbase Borsası CEO’su Brian Armstrong’un tweetlerinden öğrendik. Borsa gecelik borç alıp verme işlemlerini gerçekleştirmek istiyor ancak SEC bunun dava konusu olabileceği yönünde sert bir karşılık veriyor. Armstrong ise karşılığında eleştirel bir tweet dizisi yayınlıyor. Diğer tarafta fon yönetim şirketi Grayscale CEO’su Michael Sonnenshein yine salı günü yaptığı açıklamada bu sefer spot ETF’lerden önce vadeli ETF’lere izin verilmesinin hata olacağı uyarısında bulunuyor. Bunlar iki farklı konu fakat aynı gün bu eleştirilerin SEC’e yöneltilmesi piyasayı karıştırıyor. Tüm bunlar ardı ardına gelen sert satışları tetikleyerek, hacimsiz bir saatte derin satışlara neden oluyor.”

TWITTER NE KADAR ETKİLİ

Burada araya giriyorum. Elon Musk’ın daha önce attığı tweetlerle piyasayı nasıl manipüle ettiğini ve adı bile duyulmayan kripto paraları överek, fiyatını yükselttiğini hatırlatıyorum. Kripto para piyasasını bir tweet ile etkilemek bu kadar kolay mı? Süllü şöyle yanıtlıyor:  “Katılmıyorum çünkü Elon Musk bir borsa CEO’su değil. Musk ya da piyasa tüyosu veren herhangi birini daha çok ‘influencer’ olarak kabul etmeli. Bu olayda ise CEO problemi özetliyor. O nedenle manipülasyon denilemez. Benzer bir durum hisselerde de oluyor. Biri bir toplantıdan fotoğraf paylaşıyor diyelim, hop! Hisseler bir an tavan. Buna benzer bir durum ancak burada övgü değil eleştiri var. Düşüşün bir kaynağı bu.”

ALTCOINLERİN HATIRINA TOPARLANIR

Yazının Devamını Oku

Türk mutfağını şampiyonlar ligine nasıl sokarız

Tarhanasından, karnıyarığına, zeytinyağlı enginarından, topiğine, sarmasından, tandırına kadar dünyanın belki de en geniş ve en kadim mutfaklarından biri Türk mutfağı. Bize göre dünya sıralamasında ilk 3’e rahat girer ama gerçek maalesef öyle değil. İspanyollar, Fransızlar, İtalyanlar, Japonlar ipi çoktan göğüslemiş. Hele de yurt dışında Türk mutfağı denilince akla genellikle ya kebap ya da döner geliyor. Peki, ne yapmalı da böylesi kadim bir mutfağı ‘şampiyonlar’ ligine sokmalı?

CİDDİ BİR GASTRONOMİ PLANI YAPILMALI

Şef Ali Ronay,Asırlık tariflerle Türk mutfağı’ kitabına en büyük katkıyı koyan isimlerden biri. “Biliyor musun? 20 sene önce işe ilk başladığımda da aynı şeyi konuşuyorduk, şimdi de. Şükür ki artık daha bilinçliyiz” sitemiyle giriyor söze, şöyle de devam ediyor: “Doğrudur; Türk mutfağı dünyanın en kadim mutfaklarından biri ama maalesef bir türlü hak ettiği yere gelemiyor. Neden? Bireysel çaba ile bunu başarmak mümkün değil de ondan. Sürdürülebilir, fark edilir, gelişimsel olması, devlet tarafından desteklenmesi lazım. Ali, Mehmet, Somer, Maksut, Didem ile olacak bir iş değil. Tek başımıza bizler ancak bu kadar fark yaratabiliyoruz. Gelecek nesillere Türk mutfağını doğru bir şekilde teslim edebilmek, sürdürülebilir politikalarla da bunun gelişimini sağlamak önemli. Devletin ciddi bir gastronomi planı olmalı, ki biz kitap ile bunun ilk adımını attık. Ancak günün sonunda bu işi herkes sahiplenmeli. Sadece yapanlar değil! Köşe başı tutma derdi olunca ortaya birliktelik çıkmıyor.”

MALZEME ZENGİNİYİZ

“Başka? Dünyadaki trendlerini takip etmek ve sürekli aynı mesajı vermek gerek. Bu sene yaptığınızı seneye de devam ettirmelisiniz, istikrar önemli. Her ne kadar hoyratça tüketiyor olsak da Anadolu inanılmaz bir hazine. Hem kültürel hem de malzemelerden gelen zenginliği var. Bunu işleyebilmeli ve doğru anlatmalıyız. Geçtiğimiz yıllarda dünyaca ünlü birçok şefi Türkiye’de ağırlama şansımız oldu. Birçok malzemeyi tanıttık, gittiler ülkelerinde bu malzemeleri uyguladılar. Mesela, Michelin yıldızlı İspanyol şef Elana Arzak ‘sumak’ diye bir baharatın varlığına hayret etti, üzerine çalıştı. Bizim sadece yemekte kullandığımız sumaktan dondurma yaptı. Farklı bakış açılarıyla yeni yaklaşımlar sergilemek mümkün. Yeter ki tanıtılsın. Ayrıca yurt dışına daha çok şef göndermeliyiz. Gençlerimizin önünü açıp, tecrübe sahibi ederek, yurt dışına gönderip, eğitim almaları sağlanarak bilinirlik yaratabiliriz.”

ASIRLIK TARİFLERLE TÜRK MUTFAĞI

Emine Erdoğan öncülüğünde, Cumhurbaşkanlığı himayesinde ünlü şef, akademisyen ve uzmanların katkılarıyla bir kitap hazırlandı. Adı, ‘Asırlık tariflerle Türk mutfağı.’ İçinde atıksız, fermante, yöresel, yerel ve glütensiz gibi sağlıklı- alternatif beslenmeye yönelik 218 tarif var. Daha da önemlisi kitap eski reçeteleri de kayıt altına alıyor. İngilizce, İspanyolca, Arapça başta birçok dile çevrilerek raflardaki yerini alacak. Amaç, Türk mutfağının zenginliğini uluslararası alanda tanıtmak, ki böylelikle Türk mutfağının ayaküstü yenilen, bol acılı- mayonezli kebap ve dönerden ibaret olmadığını anlatacağız yabancılara.

Yazının Devamını Oku

PCR testinin sahtesi mümkün mü

Pazartesi’den itibaren COVID-19 aşısı olmayan kişiler; konser, sinema, tiyatro gibi toplu etkinliklere katılmak, şehirlerarası uçak, tren, otobüs yolculuğu yapabilmek için ‘negatif sonuçlu PCR testi’ ibraz etmek zorunda. Uygulamanın aşıya olan ilgiyi arttırması bekleniyor. Kararı uygulayacak olanlar ‘Her şey bizim sağlımız’ için diyerek karardan memnuniyetlerini belirtse de kafamda deli bir soru var; ‘Bu testin sahtesini yapmak mümkün mü?’

VER PARAYI AL SONUCU

Çapa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, gözüyle görmediğini ancak benzer duyumlar aldığını doğruluyor ve “1.5 yıldır merdiven altı tabir edilen bazı yerlerde, sahte PCR raporları verildiğini duyuyoruz. Parasını veriyorsun, istediğin sonucu alıyorsun. Pazartesi’den itibaren başlayacak uygulama bu dolandırıcıların ekmeğine yağ sürebilir, çoğalabilirler. O nedenle bu işin bazı kriterleri olmalı. Bakanlığımızca akredite yerler belirlenebilir; ‘Devlet kurumları ile belirtilen yerler dışında alınan PCR testleri kabul edilmiyor’ denilebilir” önerisinde bulunuyor.



AŞISIZ ÖĞRENCİMİZ YOK

Yazının Devamını Oku

Hızla yayılıyor, belirtileri Covid ile aynı: Krup'a dikkat!

Baş-boğaz ağrısı, burun akıntısı, ateş ve sürekli öksürük! Çocuğunda bu belirtileri gören soluğu, ‘COVID-19’a yakalandı’ endişesi ile hastanede alıyor. PCR testi negatif çıktığında ise seviniyor ama şaşırıyor da. Oysa bir ihtimal daha var; Krup! Bu hastalık Delta-Delta Plus varyantlarının semptomları ile neredeyse aynı. Maske, mesafe, hijyen gibi kişisel önlemlerin azaldığı yaz aylarında ise artışa geçti. Hele de yüz yüze eğitimin yeniden başladığı bugünlerde daha da sık karşılaşacağız gibi. Uzmanlar anlatıyor...

KLİNİKTE GÖRMEYE BAŞLADIK

ÇOCUK Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hilal Kızıldağ Göktürk Krup’un kışın daha çok görüldüğünü ancak bu ara sıklıkla karşılaşmaya başladıklarını doğruluyor, “Geçtiğimiz kış daha az rastlamıştık. Tabii hijyen kurallarına uyum vardı, maske ve mesafe ile teması azaltmıştık. Yazın gelmesi, kısıtlamaların gevşemesiyle bizlerde de biraz rahatlama oldu. Temasın artması ile yeniden görmeye başladık. Hızlı yayılıyor ve son günlerde klinikte de sıklıkla görmeye başladık” diyerek uyarıyor. Bu uyarının aslında önemli bir sebebi de çocukların okula dönmesinden kaynaklı. Zira bu sıra veliler arasında ‘aşılı-aşısız’ tartışmaları alıp başını gitmiş durumda. Peki, Krup nedir? Koronavirüs ile bir bağlantısı var mı? Çocuğunuzun Krup mu alerji mi yoksa CovId-19 mu olduğunu nasıl anlarsınız? Dr. Göktürk şöyle anlatıyor:

KÖPEK HAVLAMASI GİBİ

“Üst solunum yolu hastalıkları genellikle; ateş, iştahsızlık, baş-boğaz ağrısı, kulakta tıkanma hissi, öksürük, burun akıntısı ve tıkanıklığı, halsizlik, kas eklem ağrıları gibi şikâyetlerle seyretmektedir. Krup da aslında koronavirüs gibi bir üst solunum yolu enfeksiyonudur ancak ses tellerinin hemen altında, soğuk algınlığının devamı şeklinde, ödem olarak ortaya çıkar. Buna bağlı olarak da nefes alma sırasında bir solunum güçlüğü yaşanır. Hastalığın en tipik bulgusu havlar biçimde boğuk bir öksürük, geceleri daha da belirginleşen soluk darlığıdır. Buna halk arasında ‘köpek öksürüğü’ de denir. Gürültülü, kuru, kolay kesilmeyen bir öksürüktür. Genellikle 3 ay-6 yaş aralığındaki çocukları tutar. Kreş, yuva, okul gibi kalabalık ortamlarda öpme, yakın pozisyonda konuşma, hapşırma, öksürme ile havaya saçılan damlacıklardaki virüslerin, ağız ve burundan alınmasıyla kolaylıkla bulaşır. En sık rastlanan etkenlerinden birisi de parainfluenza virüsüdür.”

PCR TESTİ YAPIYORUZ

“Normalde özel bir laboratuvar testi ya da test yapılmaksızın muayene ile Krup tanısı koyardık ancak bulaşıcılığının daha yoğun ve kolay olduğu, şu an Türkiye’de bulunma oranı yüzde 90’ı geçen Delta ve sayısı her geçen gün artan Delta Plus varyantının semptomları da neredeyse aynı; boğaz ağrısı, burun akıntısı, ateş ve öksürük. Bu semptomlarla baş vuran tüm hastalarımıza PCR testi yapıyoruz. Negatif ise Krup tedavine başlıyoruz. Soğuk buhar uygulanması, bol ılık sıvı içirilmesi, yüksek ateş varsa ateş düşürücü verilmesini öneriyoruz. Hastalık ağır geçiyorsa oksijen, kortikosteroid tedaviler yapılabilir. Bu hastalık sıcak sevmez! Ihlamur, adaçayı gibi bitki çaylarını da bu nedenle önermeyiz. Yerine soğuk uygulamalar yapılmasını, bolca dinlenmeyi, bol sıvı alımı ve C vitamini takviyesini önerebilirim. Bu hastalık, elbette Covıd-19 kadar olmasa da bulaşıcı. O yüzden hastaya fazla yaklaşılmamalı. Çocukları birbirinden uzak tutmak, hijyene dikkat etmek çok önemli. Böyle bir durumdan şüpheleniyorsanız ya da teşhis aldıysanız, hele de böyle bir salgın döneminde, çocuğu okula göndermemekte fayda var.

PANDEMİ ÖNCESİNE DÖNECEĞİZ

Yazının Devamını Oku

Ağlar balıkla doldu - Marmara'da durum ne

15 Nisan’da başlayan av yasağı sona erdi; Karadeniz, Marmara ve Ege’de aylar sonra ağlar balıkla doldu. Bu şüphesiz hem bizler hem de deniz salyası nedeniyle geçtiğimiz yıl zor bir sezon geçiren balıkçılar için harika haber! Peki, Marmara’da yaşanan kâbus bitti mi? Acil eylem planı ne kadar başarılı oldu? Müsilaj Bilim Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Mustafa Sarı ile Prof. Dr. Saadet Karakulak’a sordum.

YÜZEY TEMİZ DİPLERE DİKKAT

Bandırma 17 Eylül Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı:

Müsilaj tehlikesi geçti mi? Denizlerimiz güvende mi?

“Marmara denizi yüzeyinde şu an müsilaj yok. Yapılan çalışmalar kapsamında yüzey tamamen temizlendi. Ancak tehlike tam olarak geçmedi, diplerde devam ediyor. Dipte halen küme halinde büyük parçalar var. Bu parçaların olması tehlikenin geçmediğinin göstergesi. Karadeniz’den gelen suyun etkisiyle müsilajın etkisi kırıldı ancak kasım gibi yeniden ortaya çıkabilir. O nedenle ‘Kurtulduk’ diye düşünmemek, önlemleri almak, tam gaz uygulamaya devam etmek lazım.”

Peki, Marmara’dan güvenle balık yiyebilecek miyiz?

“Ben size sorayım; geçen sene piyasada satılan balıklar neredendi? Marmara’dan değil mi? Yedik mi? Yedik. Sağlık- Çevre ve Şehircilik- Tarım ve Orman Bakanlıklarımız var. Bunların teşkilatları var. Sürekli analizler yapılıyor. Balığın yenmeyeceğine dair bir kanaate ulaşılırsa zaten açıklayacaklardır. Sadece resmî kurumların açıklamalarını dinlemeli, uyarılarını dikkate almalıyız. Balık tüketirken önceden neye dikkat ediyorsak aynı hassasiyetlere devam! Böyle zamanlarda konunun uzmanı olmayan; gök bilimci, yer bilimci, yok efendim dahiliyeci herkes ahkam keser. Kulak asmayın.”

EYLEM PLANI UYGULANMALI

Yazının Devamını Oku

'Bağıran şefin yemeği yenmez'

Müzisyen ve TV programcısı Ayhan Sicimoğlu, bir programda ‘Bağıran şefin yemeği yenmez’ dedi. Aslında bu konuyu son yıllarda şefler de tartışıyor. Modern tabaklar yapıyorlar ama zihniyet pek de modern değil! Usta-çırak ilişkisi hâlâ bağırma üzerinden kuruluyor. Ayhan Sicimoğlu’na aslında ne demek istediğini, mutfağında ve programlarında azarlamaları ile tanınan Şef Rafet İnce’ye de neden bağırdığını sordum.

BAĞIRMA KÜLTÜRÜ BİZE AMERİKA’DAN İTHAL

Ayhan Sicimoğlu’nu yakından tanıyorsunuz aslında, anlatmaya gerek yok ama tekrar edelim. O bir müzisyen, gezgin, gurme, TV programcısı. Bir dünya vatandaşı. Tüm bunlara ‘jüri’ üyeliği vasfını da ekledi. Geçtiğimiz günlerde Aslıhan Doğan Turan’ın YouTube kanalına konuk oldu ve ‘Şef Akademi’ programını bir şartla kabul ettiğini açıkladı Sicimoğlu: “Bağıran şef istemiyorum.” Ve dedi ki ‘Bağıran şefin yemeği yenmez.’ Arıyorum. Her zamanki gibi kibar. Soruyorum. ‘Bağıran şefin yemeği yenmez ne demek?’ “Bizim kültürümüzde, Anadolu kültüründe bu bağırma işi yoktur. Bu kültür tamamen Amerika’dan ithal!” diyor ve başlıyor örnekleri ile anlatmaya.



CEHENNEMİN MUTFAĞI

Yazının Devamını Oku

Asıl risk aşı değil aşı olmamak

Bir yanda aşı olmadıkları için hayatını kaybeden iki hekim, diğer yanda koronavirüse yakalanan ve aşı oldukları için hastalığı kolay, ağrısız geçirdiklerini duyuran oyuncular Ezgi Mola, Enis Arıkan ve şarkıcı Mahsun Kırmızıgül. Örnekleri yan yana koyunca ortaya çıkan bu tablo bile aşının ne kadar önemli olduğunu anlamak için yeterli ama gelin görün ki aşı karşıtları toplumun kafasını karıştırmaya devam ediyor. Uzmanlar bir kez daha uyarıyor: “Aşılılar ile aşısızlar arasındaki fark gece ile gündüz kadar net!”

AŞILI-AŞISIZ FARKI GECE-GÜNDÜZ KADAR NET

HEMATOLOJİ Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner geçtiğimiz günlerde ‘Bilim bizi kandırıyor mu?’ isimli bir kitap çıkardı. Aslında son 1 yıldır, hele de aşıların gündeme gelmesiyle farklı kesimlerden birçok kişi aynı soruyu soruyor. Ben de Prof. Dr. Çetiner’e soruyorum. ‘Böyle bir şey mümkün mü?’ diyor, şöyle devam ediyor: “Son yıllarda bilim hurafeler ve safsatalar arasına sıkıştı. Bilimdışılığa övgü arttı. Eskiden insanları yönlendirmenin yolu onları bilgisiz bırakmaktı. Yeni yöntem; yarım yamalak bilgi bombardımanıyla kişileri sizin istediğiniz şekilde düşündürtebilmek. Aşı karşıtlarının yaptığı bu. Oysa aşılar üzerine onlarca bilimsel çalışma yanı sıra gördüklerimiz, tecrübe ettiklerimiz var. Hâlâ birileri ‘Bizi denek olarak kullanıyorlar’ ya da ‘Deneysel bir sıvı bu’ gibi ipe sapa gelmeyen bir argümanla aşı karşıtlığı yapıyorsa yanlış yoldadır. Aşılılar-aşısızlar arasındaki fark gece ile gündüz kadar nettir.

“Bir önerim var; Bakanlığımız yaşamını yitirenler ile yoğun bakımda yatan ağır hastalarımızın aşı dağılımlarını yayınlansın. Hayatını kaybedenlerin kaçı aşılı, kaçı değil? Yoğun bakımda yatanların kaçı ya aşısız ya da tek doz aşılı? Tüm bu verilerin derli toplu verilmesi aşı kararsızlığına son verilmesi adına önemli. Bir ikincisi de şu; aşı karşıtlığı hep vardı, koronavirüs ile yeni ortaya çıkmadı. Ancak bu süreçte o kadar keskin söylemlere girdiler ki bizler de karşılık olarak aşıları olduğundan fazla yücelttik, yanlış anlaşıldık. Mesela, ‘Aşılar yüzde yüz koruma sağlamaz’. O zaman neden aşı olmalıyız? Çünkü hastalığa yakalansak bile hafif atlatırız, ölüm riski azalır, yeni varyantlar oluşmasına engel olur. Aşı olanlar-olmayanlar arasında ağır hastalığa yakalanma, hastaneye yatış, vefat sayıları arasında uçurum var. (Sağlık Bakanlığı aşısızların hastaneye yatış oranının yüzde 90-95’lerde olduğunu açıklamıştı.)

HASTALIK, YAN ETKİSİNDEN DAHA TEHLİKELİ

VİROLOG Dr. Semih Tareen, dünyanın en eski ve prestijli tıp bilim dergilerinden, New England Journal of Medicine’de yer alan BioNTech aşısı ile ilgili bugüne kadar yapılan en kapsamlı güvenlik araştırmasının sonuçlarını yayınladı. Araştırma aşı karşıtlarının elindeki son argümanları da çürütecek türden.

BULGULAR

İsrail’

Yazının Devamını Oku

PCR testi 'zorunlu' tutabilir mi

6 Eylül’de başlayacak olan ‘zorunlu’ PCR testinin ücretli mi ücretsiz mi olması gerektiği tartışması, ‘Karar yasal mı değil mi? Kişiler PCR testine zorlanabilir mi?’ tartışmasına evrildi. Birçok sosyal medya kullanıcısı ‘zorunlu’ uygulama karşısında mahkemeye gideceğini duyururken hukukçular da kararın makul ve Avrupa’da örnekleri olmasına rağmen anayasaya aykırı olduğuna dikkat çekiyor.

ANAYASAYA AYKIRI

İstanbul Üniversitesi Anayasa Hukuku Ana Bilim dalı öğretim üyesi Dr. Volkan Aslan, zorunlu PCR ya da zorunlu aşı uygulamalarının makul, anlaşılır ve hatta karşılaştırmalı örneklere uygun olduğunu ancak anayasaya aykırı olduğunu söylüyor. Dr. Aslan “ABD ve Avrupa’da aynı tedbirler uygulanmakta. Hatta biz geç bile kaldık! Naçizane, çok daha sert tedbirler alınması gerektiğini düşünüyorum ancak bir hukukçu olarak tedbirlerin hukuka aykırı olduğunu söylemeliyim. Mart 2020’den yani pandeminin başından beri alınan sokağa çıkma, maske zorunluluğu, restoranların kapanması gibi her tür kısıtlama anayasaya aykırıydı. ‘Zorunlu’ PCR testi uygulaması da aynı nedenden anayasaya aykırıdır” diyor.

HUKUKTAN ÖDÜN VERİLMEMELİ

Nedir o nedenler? İç işleri Bakanlığı ‘zorunlu’ PCR testi uygulaması için bir genelge yayınladı. Yeterli değil mi? Dr. Aslan şöyle açıklıyor: “Hayır, değil. Sıkıntı prosedürde. 1982 anayasası ‘Temel hak ve özgürlükler sadece kanun ile kısıtlanabilir’ diyor. Bu şu demek; pandemi gibi olağanüstü bir durumda ‘zorunlu’ uygulamalar ancak OHAL ya da TBMM’nin bir pandemi yasası çıkarması ile mümkün. ‘Ha genelge ile uygulanmış ha kanun. Ne fark eder?’ diyenler var. Çok fark var. Yasal zemine oturmayan her kısıtlama hak ihlallerini meşrulaştırır, aşı karşıtlığını kuvvetlendirir. İç İşleri Bakanlığı genelgenin dayanağı olarak İl İdaresi Kanunu ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu gösteriyor ancak bu yeterli değil çünkü o kanunlarda (kolera- tifüs gibi hastalıklardan bahsediliyor) genelgelerle uygulanan tedbirlerden bahsedilmiyor. İtalya, Fransa, Belçika gibi ülkelerde de benzer uygulamalar var. Ancak bu ülkeler OHAL ya da pandemi yasası ile durumu yasal bir zemine oturttu. Bizde ise parlamento yasallık sorununu umursamıyor, yüksek mahkemeler de tedbirlerle ilgili tatmin edici kararlar vermiyor. Unutulmamalı ki hukuk devletinden verilen her ödün salgın hastalıklar kadar tehlikeli olabilir.

TOPLUM SAĞLIĞI ÖNEMLİDİR

Avukat Mahir Işıkay: “Birçok konuda olduğu gibi işin hukuki boyutunu sonradan tartışıyoruz. Kamu sağlığını korumak için şüphesiz her türlü önlem alınabilir. Elbette toplum sağlığı çok önemlidir ancak bunu yaparken bireyin vücut bütünlüğünün ihlalini nasıl engelleyeceğiz? Hak ihlallerinin önlenmesi, tıbbi tedbirler ve de zorunlu uygulamalar ile sonuçları bakımından daha açık, öngörülebilir, anlaşılabilir kanuni dayanağa ihtiyaç vardır. Eğitim hakkı, sağlık hakkı gibi kamusal hizmetlerde aşılı- aşısız vatandaş ayrımı yapılamaz ve kişinin PCR testi olup, olmayacağı ‘zorunlu’ kılınamaz. Zira bu konuda bir yasal düzenleme bugüne kadar yapılmamıştır.”

KANUN İLE MÜMKÜN

Yazının Devamını Oku

PCR testinin ücretini kim ödemeli

Genelge yayınlandı, 6 Eylül’de yeni dönem başlıyor! Yüz yüze eğitim verecek öğretmen, personel, üniversite öğrencileri ve çalışanları ile konser, sinema tiyatro gibi etkinlikler ve de uçak, şehirlerarası otobüs yolculuklarında aşı olmayanlardan PCR testi istenecek. Öğretmen, üniversite öğrencileri ile çalışanları ücretsiz PCR testi yaptırabilecek ancak itirazlar var. Biliminsanlarının birçoğu kamu sağlığını tehlikeye atan aşısızların PCR testinin ücretini, Avrupa’daki gibi cebinden ödemesi gerektiğini söylüyor.

DEVLETİN SIRTINA DAYANMAMALI

TARTIŞMANIN fitilini Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer ateşledi. Sosyal medyada ‘Aşı olmamayı hak sayan her öğretmen, personel ve öğrencinin, düzenli-zorunlu PCR test ücretlerinin, vergilerimle ödenmesine itiraz ediyorum’ yazdı. Prof. Dr. Başer’i arıyorum, ‘Durum vergilerimiz meselesinden çok öte. Burada amacımız caydırıcılık olmalı’ diyor, şöyle devam ediyor: “Fransa’da ya aşı ya da parasını verip PCR testi yaptırma zorunluluğu var. Bir gün geçerli hızlı test 20-25, 3 gün geçerli PCR testi 50 Euro. Birçok ülke de bu yönde adım atıyor. ‘Başkası aşı olsun da bir göreyim’ diyerek, bencilce bir tutumla bu ülkeyi zora sokuyorsan, eğitimin sekteye uğramasını göze alıyorsan zorunlu PCR testini de o zaman devletin sırtına dayamayacaksın. Bu haksızlık!

PARA İLE ZORUNLU KILMAK YANLIŞ

BİLİM Kurulu üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü öğretmenler ve okul çalışanlarına haftada 2 kez PCR testi zorunluluğu getirilmesinin makul olduğunu belirterek, “Virüsün bulaşma ve kuluçka süresi 3 gün kadar. Pazartesi günü bir şekilde virüs ile karşılaştığınızı varsayalım o gün testiniz negatif çıktı, 3 gün sonra, perşembe günü yapılan test pozitif çıkabilir. Böylelikle yeni enfekte olan kişi, virüsü etrafına yaymadan, hemen tespit edilip izole edilebilecek. Almanya’da sistem bu şekilde yürüyor. Başka türlü okulları açık tutmak da sosyal hayatı devam ettirmek de mümkün olmaz. PCR, salgın ile başa çıkmak için önemli ve etkili bir yöntem” diyor.

TEŞVİK EDEBİLİR

Yazının Devamını Oku