Fulya Soybaş

Fulya Soybaş

fsoybas@hurriyet.com.tr

Ölünce mi kıymetliyiz

“Ağla Gözbebeğim”, “Sen de Gittin”, “Kime Bu İnat”...

Haberin Devamı

90’lı yılları yaşayanların sesini ilk notada tanıyacağı Cansever’i çok genç bir yaşta; 59’unda kaybettik.

Zor bir hayatı olmuştu.

12 yaşındayken yaşıtlarının attığı bir odun parçası sebebiyle bir gözünü kaybetti. Yıllarca ciddi sağlık sorunlarıyla mücadele etti. Son 1 yıldır da Almanya’da lösemi tedavisi görüyordu.

Ölünce mi kıymetliyiz

Geçtiğimiz mart ayında ilik nakli olmuştu ama olmadı!

Ölüm haberinin ardından, birçok sanatçının arkasından olduğu gibi, sosyal medya Cansever’in fotoğrafları, şarkıları ve “Çok üzgünüm”, “Mekânın cennet olsun” mesajlarıyla doldu.

Cansever’in 20 yıllık dostu şarkıcı Mehtap Yılmaz da gözyaşları içinde tam da buradaki “ikiyüzlülüğe” dokundu. Hayattayken Cansever’i aramayanlara, sormayanlara, sahnesine gitmeyenlere isyan etti.

Haberin Devamı

Ölünce mi kıymetliyiz

“Şimdi mi kıymetli oldu?” diye sordu.

Kaldı ki Cansever denilince aklıma 1997 yılında İbrahim Tatlıses’in “İbo Show” programındaki o acı ve bir o kadar da çaresiz itirafı gelir.

“Açım... Otel paramı dahi ödeyemiyorum.”

Demem o ki zaten maddi sıkıntılar içinde olduğu belliydi, üstüne hastalıklar, manevi yalnızlıklar ve de yorgunluklar eklendi.

Popstar Mehtap Yılmaz’ın dikkat çektiği nokta maalesef bu sebeple çok tanıdık.

Sevgimizi göstermek için çoğumuz o kişinin ölmesini bekliyoruz maalesef.

Aramak için...

“İyi misin?” diye hâl hatır sormak için...

Yanında olduğumuzu hissettirmek için...

Oysa hiçbiri zor değil.

Ama yapmıyoruz işte.

Siz deyin zamansızlıktan...

Ben diyeyim vefasızlıktan...

Cansever’e rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun.

Bu vesileyle bize de ders olsun.

Seviyorsak hayattayken söyleyelim.

Çünkü insan öldükten sonra hakkında yazılan o güzel cümlelerin hiçbirini okuyamıyor.

ERKEKLER ‘OLGUNLAŞIYOR’ İSE KADINLAR NEDEN ‘YAŞLANIYOR’

Oyuncu Selin Şekerci 37 yaşında.

Haberin Devamı

Hafta sonu yayımlanan, Binnaz Saktanber’e verdiği röportajda, kendisinden büyük bir erkek oyuncu ile oynayacağı rol için adının önerildiğini ve fakat yapımcının kendisini “çok yaşlı” bulduğunu anlattı.

Peki yerine kim istenmiş?

23-24 yaşlarında bir kadın.

Daha da tuhafı, oyuncu kendisine gelen anne rolleri içinse “fazla genç” bulunduğunu söylüyor ve haklı olarak soruyor:

“Tam olarak ne yapmam gerekiyor?”

Çok iyi soru.

Yıllarca ana akımda muhabirlik ve spikerlik yapmış bir kadın olarak benzerlerini çok yaşadım. Onu çok iyi anlıyorum.

Zira sinema ve televizyon dünyasında yıllardır konuşulan ama bir türlü aşılamayan yaş ve cinsiyet ayrımcılığının duvarları çok yüksek.

Haberin Devamı

Türkiye’de benzer bir çalışmaya rastlamadım. Ancak San Diego Üniversitesi’nin kadınların ekran temsiline ilişkin yaptığı araştırma da beni doğruluyor. Amerika’da kadın oyuncuların 30’lu yaşlarda majör rollerdeki temsil oranı yüzde 41 iken, bu oran 40’lı yaşlarında yüzde 16’ya düşüyor. 60 ve üzerindeki kadın oyuncu ve sunucuların ekranlardaki oranı ise yüzde 3.

Erkek oyuncularda ise tablo tam tersi. 60’larındaki bir erkek oyuncu ya da sunucunun ekranda temsil oranı kadınların en az 3 katı. Yüzde 9-10 civarı.

Anlayacağınız erkekler yaş aldıkça “olgunlaşıyor”, kadınlar ise “yaşlanıyor.”

Bu sadece sinema ve medya sektörüne ait bir sorun da değil.

Toplum olarak yıllardır kadınlardan tam olarak ne istendiğine bir türlü karar veremedik.

Haberin Devamı

Genç kalsın ama çocuk gibi görünmesin.

Anne olsun. Ama “anne gibi” görünmesin.

Kırışıklığı olmasın.

Kilosu olmasın.

Göbeği olmasın.

Saçı beyazlamasın.

Erkekler içinse kurallar çok daha esnek.

Erkek oyuncular 50’li, 60’lı yaşlarında kendilerinden 20-25 yaş küçük kadınların karşısında rahatlıkla başrol olabildiği gibi, erkekler gerçek hayatta da kendilerinden 20-25 yaş küçük kadınlarla romantik bir ilişki yaşayabiliyor ve hiç yargılanmıyorlar.

Beyazlayan saçları “karizma”, yüzdeki çizgileri “olgunluk” sayılıyor.

Dolayısıyla Selin Şekerci’nin “Tam olarak ne yapmam gerekiyor?” sorusunun cevabı basit:

Hiçbir şey.

Çünkü sorun yaşta değil, kadını yaşlandırıp erkeği olgunlaştıran bakış açımızda.

Haberin Devamı

Ölünce mi kıymetliyiz

BEYOĞLU’NA NE OLDU

İstanbul’un simgelerinden Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki 150 yıllık tarihi Çiçek Pasajı’nın girişine açılan dondurmacının rengârenk tabelaları tartışma yaratmış.

Fotoğrafa baktım. Evet, böylesine tarihi bir yapıya büyük haksızlık.

Fakat şunu da belirtmeliyim, Beyoğlu’nu bu hale bir dondurmacı getirmedi herhalde.

Yıllardır adım adım değişiyor İstiklal.

Bir zamanların sinemaları, tiyatroları, kitapçıları, pastaneleri, kafeleri, meyhaneleri birer birer kaybolurken yerlerini zincir mağazalar, baklavacılar, dönerciler, kahveciler aldı. İstiklal Caddesi bugün tüketim odaklı işletmelerin kalesi.

Üstelik bu bahsettiğim sadece “Ah nerede o eski Beyoğlu” nostaljisi de değil.

Yıllar içindeki bu büyük değişim akademik çalışmalara dahi konu oldu. Caddenin fiziksel mirasıyla birlikte sosyal- kültürel çeşitliliği ve özgün kimliğinin korunması gerektiği konusunda uyarılar yapıldı.

Şimdi 150 yıllık Çiçek Pasajı önündeki rengârenk dondurma tabelasını tartışıyoruz.

Tartışalım.

Fakat bir ara başımızı kaldırıp caddenin tamamına da bakalım.

Çünkü 1950’lerin, 60’ların o zarif, kozmopolit Beyoğlu’sundan geriye ne kaldığı sorusunun cevabı, tek bir tabeladan çok daha can sıkıcı.

Ölünce mi kıymetliyiz

Yazarın Tüm Yazıları