Paylaş
Cevabından çok, sorulduğu için düşündürür insanı.
Türk tiyatrosunun usta isimlerinden Zihni Göktay’ın cenazesinde oğluna yöneltilen soru tam da öyleydi benim için.
“Aranızda bir dargınlık yoktu değil mi?”
Çünkü rahmetli son yıllarını huzurevinde geçirmişti.
Oğlu gülümsedi.
“Hayır” dedi. “Çok seviyorduk birbirimizi. Buradan iş çıkmaz size.”
Aslında o tek cümle, yıllardır taşıdığımız bir önyargıyı da yüzümüze vurdu.
Çünkü biz hâlâ huzurevini bakımın değil, sevgisizliğin adresi sanıyoruz.
Oysa hayat değişti.
İnsan ömrü uzadı.
Alzheimer ve demans arttı.
Çocuklar başka şehirlerde, hatta başka ülkelerde yaşamaya başladı.
Üç kuşağın aynı evde yaşadığı günler artık istisna.
Rahmetli Zihni Göktay, neden huzurevinde kaldığı sorulduğunda bunu tek cümleyle anlatmıştı:
“İnsan eti diğerine ağırdır.”
Acı...
Ama gerçek.
Yaşlı bakımı yalnızca sevgiyle yürümüyor.
Fiziksel güç, sabır, zaman, ilaç takibi, doktor, hemşire ve çoğu zaman profesyonel destek gerektiriyor.
Peki bunların hepsini tek başına üstlenemeyen evlat kötü mü oluyor gerçekten?
Bir başka örnek...
Gülben Ergen.
Annesi huzurevinde yaşıyor.
Mutlu.
Ama her paylaşımının altında aynı yorum: “Annesini huzurevine mi bırakmış?”
Kimse “Annesi mutlu mu?” diye sormamış.
Çünkü hükmü zaten en baştan vermişiz.
Elbette kötü huzurevleri var.
İhmal haberleri de okuyoruz, şiddet görüntüleri de izliyoruz.
Ama kötü insanlar var diye bütün insanlar kötü olmuyor.
Kötü bir huzurevi de bütün huzurevlerini mahkûm etmemeli.
Çünkü mesele kişinin adresi değildir...
Hayatının son yıllarını nasıl geçirdiğidir.
Çünkü bazen “El âlem ne der?” diye aynı evde kalıp her gün oğluna yük olduğunu hissederek, geliniyle tartışarak ya da fiziksel ve psikolojik şiddete uğrayarak yaşamak da “huzur” değildir.

BENİM GÖZÜMDEN NATO ZİRVESİ
NATO zirveleri dünyanın en ciddi organizasyonlarından biridir.
Savunma planları masaya yatırılır...
Saatler süren ikili görüşmeler yapılır...
Her kelimesi defalarca tartılmış ortak bildiriler yayımlanır.
Ama işin bir de haberin satır aralarında kalan kısımları var.
İşte Ankara’daki NATO Zirvesi, tam olarak böyle geçti benim için.
GÖZLÜKSÜZ ÇIKMAM ABİ
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron...
Çankaya sokaklarında koşuya çıktı.
Ankara’yı bilen bilir.
Seğmenler düz bir park değildir, insana kondisyonunu sorgulatır.
Fakat Macron da korumaları da ve hatta tercümanı da rahat.
O nasıl bir kondisyon öyle! Vallahi bravo.
Macron demişken güneş gözlüklerinden bahsetmeden geçemeyiz.
Sanırım son aylarda kendisini gözlüksüz görenlerin sayısı, NATO üyesi ülkelerden daha az.
Geçtiğimiz hafta Paris’te kapalı bir salondaki toplantıda bile güneş gözlüğü takıyordu.
Artık o gözlükler aksesuar olmaktan çıktı.
Macron’un diplomatik üniformasının bir parçasına dönüştü.
“Gözümde sıkıntı var” demişti daha önce. Fakat uçak kapısında eşi Brigitte Macron’dan yediği tokadı düşününce... İnsan ister istemez bir “acaba?” diyor yine.
Kaldı ki Brigitte Macron’un eşinden ayrı uçakla Türkiye’ye gelmesi de hayli konuşulanlar arasındaydı.

PARTNERİNİ GETİRMEDİ
Zirvenin perde arkası ayrıntılarından biri de Hollanda Başbakanı Rob Jetten’in Ankara programına tek başına katılmasıydı. Ülkesinin açık kimlikli ilk eşcinsel başbakanı kendisi.
Uzun süredir birlikte olduğu nişanlısı Nicolas Keenan resmî programda yer almadı.
Jetten’i Esenboğa’da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın karşılaması ise sosyal medyada en çok konuşulanlar arasındaydı.

TURKUAZ HALIDA DİPLOMASİ ŞIKLIĞI
“Turkuaz” halıya da gelin bakalım!
Ölçülü bir zarafet hâkimdi.
Siyah ve lacivert tonlar ağırlıktaydı.
Abartılı mücevherlerden çok sade çizgiler öne çıktı.
Kimse kıyafetiyle gündemin önüne geçmeye çalışmadı.
Diplomasi protokolünün en şık kuralı budur.
Kendinizi gösterirsiniz...
Ama kendinizi göstermeye çalıştığınız hiç belli olmaz.

Giorgia Meloni - Brigitte Macron
MEHTER TAKIMI DAMGA VURDU
“Turkuaz” halının bir yıldızı daha vardı.
Mehter Takımı.
Yüzyıllar boyunca Osmanlı ordusuna eşlik eden, dünyanın en eski askerî bandolarından biri...
Bugün ise NATO liderlerini karşıladı.
En dikkat çekici tepkiyi ABD Başkanı Donald Trump verdi.
Tam bir sosyal medya refleksi... Marşı dinlerken başparmağını kaldırıp, “like” işareti yaptı.
Sanki aklından “bir daha” demek geçiyor gibiydi.
“Ver mehteri...”
Akşamın en ironik anı ise Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in “Ceddin deden” marşıyla karşılanmasıydı.
“Ceddin deden, neslin baban
En kahraman Türk milleti...”
Bazen bir marş diplomatlardan daha iyi mesaj verebiliyor işte....

HER TABAKTA ANADOLU LEZZETİ
Gelelim yemeğe...
Trabzon tereyağı...
Denizli yanık yoğurdu...
Urla sakız enginarı...
Tokat yaprağı...
Anadolu adeta tabak tabak dolaştı masalarda.
Ve finalde, benim de favorim Sütlü Nuriye.
Baklava kadar iddialı değildir ama zarafeti tam da böyle davetlere yakışır.
First Lady Emine Erdoğan’ın gastro-diplomasiye verdiği önem düşünüldüğünde harika seçimler...
Çünkü bazen ülkeler kendilerini en iyi konuşarak değil, ikram ederek anlatırlar.

Paylaş